Yeni teknolojiler sağlık hizmet standartlarının yükselmesine yardımcı olacak

Yeni teknolojiler sağlık hizmet standartlarının yükselmesine yardımcı olacak

Tüm dünyayı etkisi altına alan pandemiyle mücadelede iki unsur ön plana çıktı: Sağlık çalışanları ve dijital teknolojiler. Salgınla mücadelenin ruhsal ve fiziksel tüm ağırlığını sağlık çalışanları yüklenirken, dijital teknolojiler gündelik hayatın devamını sağladı. Sağlık-Sen Başkanı Semih Durmuş ile pandemi sürecinde sağlık çalı- şanlarının mücadelesini ve sağlıkta dijitalleşmeyi konuştuk. Dijitalleşme sürecinin tüm sektörler gibi sağlık sektörünü de etkilediğini belirten Durmuş, “Sağlıkta dijitalleşme, sağlık sektörü, içerisinde barındırdığı veri yükü göz önüne alındığında devrim niteliğin- dedir.” dedi. Durmuş, sağlık çalışanlarının mevcut ağır çalışma koşullarının pandemi ile birlikte katlanarak arttığına dikkat çekerek çözüm önerilerini ICT MEDIA ile paylaştı.
 

ICT MEDIA: Kovid-19 salgınıyla mücadelede ön safta sağlık çalışanları yer alıyor. Sağlık çalışanları bu zorlu mücadeleden nasıl etkilendi? Sağlık çalışanlarının korona virüsle savaşta karşılaştıkları sorunlar nelerdir? Bu sorunlara karşı sendika olarak ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Semih DURMUŞ: Olağanüstü bir süreç- ten geçiyoruz. Bu süreçte bir taraftan tüm dünya ile birlikte millet ve devlet olarak sosyal yaşamı, ekonomimizi derinden etkileyen pandemi sürecinin getirdiği zorlukları aşmanın gayretini gösterirken; diğer taraftan hem iş yükü hem de ek öde- meler anlamında “bölüşümde adaleti” gözetmenin mücadelesini veriyoruz.

Sağlığın ve insanlığın korunması amacıyla alınan ve uygulanan tedbirler kapsamında sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının tüm zor koşullara rağmen insanımıza, ülkemize, devletimize hizmet noktasında olağanüstü bir gayret gösterdiğini, göstermeye devam ettiğini millet olarak hep birlikte müşahede ediyoruz.

Türkiye’de COVID-19 vakasının ilk çık- tığı tarih olan 11 Mart kuşkusuz sağlık çalışanları için bir dönüm noktası niteliğindedir. Bu süreçte sağlık çalışanları en önde yer almış, pandeminin ruhsal ve fiziksel tüm ağırlığını yüklenmişlerdir.

Sağlık-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi Türkiye’de ilk COVID-19 vakasının çıkmasıyla birlikte yoğun ve kaygılı çalışma ortamına giren sağlık çalışanlarının durumlarını analiz etmiş ve yapılması gerekenleri ortaya koymuştur. Sağlık-Sen olarak bu çalışma sonuçlarını ilgili kurumlar ile ve sosyal medya yoluyla toplumla paylaşarak kamuoyunu bilgilendirdik.

Kuşkusuz pandemi sürecinden en fazla etkilenen meslek grubu en önde savaş veren sağlık çalışanları olmuştur. Çalışma şartlarına yeni ve sert kurallar eklenen sağlık çalışanlarının iş ve aile hayatı da sekteye uğramış gerek uyku gerek dinlenme ve hatta evlerine gidememe gibi durumlar yaşamış ve ayrıca bu süreçte hayati risklerle karşı karşıya kalmışlardır.

Haftalık 40 saatin üzerinde çalışanların oranı pandemi öncesi %22’iken, pandemi sonrası %75,8’e yükselmiştir. (1)

Pandemi öncesi nöbet tutma oranı %43,2 iken pandemi sürecinde bu oran %64,3 olmuştur. (2)

Araştırma kapsamında sağlık çalışanlarının;

  • %93,8’inin yorgun veya çok yorgun oldukları ortaya çıkmıştır.
  • %63’ünün günlük ortalama uyku süresi 6 saat veya daha azdır. Ve uyku kalitesini iyi olarak tanımlayan sağlık çalışanı oranı ise yalnızca %9,2’dir.(3)

Bu süreçte küçük çocuğu olan sağlık çalışanları çocuklarının bakımıyla ilgili çözülmesi zor sorunlar yaşamışlar ve yaşamaktadırlar. Bulaş riskini ortadan kaldırmak için evine gidemeyen sağlık çalışanlarının bakmakla yükümlü bulundukları aile büyük ya da küçüklerinin bakımını kimin üstleneceği konusunda büyük bir çıkmaza girmişlerdir. Özellikle eşi de sağlık sektöründe olan sağlık çalı- şanları bu konuda daha da büyük sorunlar yaşamışlardır ki eşi sağlıkçı olanların oranı %36’dır.

  • Araştırma kapsamında sağlık çalışanlarının %60,6’sının 18 yaş altı çocuğu vardır. 18 yaş altı çocuğunun bakımıyla ilgili kısmen veya tamamen sorun yaşadığını belirten sağlık çalışanı oranı %67,1’dir. (4)
  • Benzer şekilde salgın süresince 65 yaş üstü yakını olup, bakımlarıyla ilgili sorun yaşadığını belirtenlerin oranı da %32,8’dir.

Pandemi öncesi sağlık çalışanlarının %70,9’u ailesiyle yeterince vakit geçiremediğini belirtirken, bugün bir ya da daha fazla haftadır evine gidemediğini belirten sağlık çalışanı oranımız %12,4’tür.

Araştırma kapsamındaki sağlık çalışanlarının %97,8’i ateş ve öksürüğü olan bir hastaya yaklaşırken kişisel koruyucu önlemler aldıklarını belirtmişlerdir. %45,2’si COVID-19’lu hastaya doğrudan bakım sağlamıştır. Pozitif hastayla birebir etkileşimde olmaları, sağlık çalışanlarının virüsü kapma ve bulaştırma oranlarını yukarı çekmektedir. Nitekim, araştırmada yer alan sağlık çalışanlarının %3,9’una CO- VID-19 teşhisi konmuştur. (5)

Bu oran dünyada sağlık çalışanlarına bulaş oranı olan %10’dan düşük olmakla birlikte Türkiye genelindeki bulaş oranı olan binde 2,9’dan ise oldukça yüksektir. (*Araştırmanın yapıldığı tarihteki oran baz alınmıştır.)

Ayrıca sağlık çalışanlarımızın pandemi sürecini nasıl değerlendirdiklerine yönelik araştırmalar da yapıldı. Sağlık çalı- şanlarımız, salgın süresince oluşan sağlık çalışanı algısının olumlu yönde değiştiğini %54,8 oranında düşünmektedir. Hükü- metin COVID-19 ile ilgili aldığı tedbirleri başarısız ya da çok başarısız bulanların oranı %4,6’de kalmaktadır. Bu rakamlar- dan da anlaşılacağı gibi sağlık çalışanları, Hükümetin ve Sağlık Bakanlığı’nın COVID-19 ile mücadelesini yüksek oranlarda başarılı bulmaktadırlar.

Bilindiği gibi salgın sürecinin başlamasıyla ek ödemelerle ilgili bir düzenlemeye gidilerek, Covid-19 hastasıyla ilgilenen bütün hekim ve sağlık çalışanlarının tavandan performans ücreti alması sağlandı.

  • Sağlık Çalışanları, Hükümetin bu kararını %60,9 oranında olumlu bulmakla birlikte neredeyse tamamı ek ödemelerin yetersiz olduğunu düşünmekte, pandemi süreci dışında bu konuda genel bir düzenleme yapılmasını istemektedirler.
  • Sağlık çalışanlarının %46,2’si pandemi den önce aldığı ek ödemenin daha azını veya aynı oranında pandemi döneminde de almıştır.

Sağlık-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezimizin yaptığı araştırmaların sonuçlarından da anlaşılacağı gibi, sağlık çalı- şanlarımız sadece COVID-19 virüsüyle mücadele etmemektedirler. Ancak her şeye rağmen sağlık ordumuz, sadece meslekleri olduğundan değil, büyük bir sos- yal fedakârlıkla ve farkındalıkla salgınla mücadelede ön cephede savaşmaktadır. Sağlık çalışanlarımız Sağlık Bakanlığının çalışmalarının da motivasyonuyla yüksek düzeyde dayanışma ve mücadele göstermektedirler. Hasta bakıcısından hekimine kadar tüm sağlık çalışanları bu zorlu sürece yüksek sorumluluk bilinçleriyle çok önemli katkılar sağlamışlardır.

ICT MEDIA: Sendika olarak sağlık çalışanlarının hak ve hukukunu korumaya yönelik ne tür faaliyetler yürütüyorsunuz. Sağlık çalışanlarının yaşadığı temel sorunlar nelerdir? Bu sorunların çözümüne yönelik olarak teklifleriniz ve önerileriniz nelerdir? Bakanlık ve kamu bürokrasisi vermiş olduğunuz mücadelede yeterince size katkı sağlıyor mu?

Semih DURMUŞ: Sendika ve yönetimi olarak sağlık çalışanlarının hak ve hukuklarını korumak bizim asli vazifemiz. Sendika yönetimi olarak öncelikle sorunları tespit ediyor ve çözüm önerilerini ortaya koyuyoruz. Biz sorunların çatışma ile değil diyalog yoluyla çözüleceğine inanıyoruz. Birçok sorunumuzda bu yöntemle çözüldü. Zaman zaman bürokratik sıkıntılar yaşamıyoruz diyemem ama bu bizim için bir engel değil. Belirlediğimiz hedef doğrultusunda ve ilkelerimizden taviz vermeden sorunları çözmekteyiz ve çöz- meye devam edeceğiz.

Sendika olarak tespit ettiğimiz sorunlara gelince;

İlk zamanlarda sağlık çalışanlarının en önemli motivasyon kaynaklarından biri olan döner sermaye sistemi, son yıllarda hem sağlık çalışanları için hem de sağlık tesisleri için teşvik mekanizması ve motive edici özelliğini kaybetmiştir. Sağlık çalışanları üstlendiği sorumluluğun ve gösterdiği özverili hizmetin karşılığında insan onuruna yaraşır daha adil bir ücret dağılımını hak etmektedir. Kamunun ücret politikasında eşit işe eşit ücret ilkesi benimsenirken, sağlıkta aynı işi yapan sağlık çalışanlarının farklı ücret alması kabul edilemez. Bunun için öncelikle he- kim ve hekim dışı sağlık çalışanlarının döner sermaye bütçeleri ayrılmalı, hekimler için performans uygulaması revize edilerek devam edilmeli ve hekim dışı sağlık çalışanlarının aynı unvan ve derecenin karşılığında aynı ek ödemeyi alabildiği bir sistem kurgulanmalıdır.

İkinci büyük sorunumuz, genel idari hizmetler sınıfı ve yardımcı hizmetler sınıfı çalışanlarının yönetmelik ile belirlenen döner sermaye katsayıları ve hesaplamaları nedeniyle tavan ek ödeme oranları, almakta oldukları sabit ek ödemelerinin üzerine çıkamamaktadır. Pandemi sürecinde her ne kadar ek ödemelerin 3 ay süreyle tavandan ödenmesine ilişkin düzenleme yapılmış olsa da bu hizmet sınıflarında görev yapanlar herhangi bir artı gelir elde edememiştir. Sağlık sisteminin bir parçası olan, sağlık tesislerinde risk altında çalışan genel idari hizmetler sınıfı ve yardımcı hizmetler sınıfı çalışanlarının ek ödemelerinin iyileştirilmesi suretiyle, sabit ek ödemenin üzerinde döner sermaye alabilmesi sağlanmalıdır.

Bir diğer sorunumuz ise, kamudaki kadrolu-sözleşmeli personel ayrımının yanı sıra, son yıllarda sözleşmeliler arasında da farklı istihdam türleri ortaya çıkmış- tır. Bir taraftan Sağlık Bakanlığı, MEB ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nda uygulanan

3+1 sözleşmeli personel sistemi ile 3 yıl çalışma şartını tamamlayan sözleşmeli personelin talebi halinde devlet memurluğu kadrosuna geçebilmesine imkân tanıyan sözleşmeli statü, bir taraftan da bu düzenlemeden evvel atanmış olan süresiz 4/B sözleşmeli statüde istihdam edilenler. 3+1 sözleşmeli istihdamının uygulanmasından evvel istihdam edilmiş ve bugün sayısı 11 bin 500 olan 4/B sözleşmeli statüde görev yapanların, 3+1 sisteme entegre edilerek devlet memurluğu kadrosuna geçirilmesi sağlanmalıdır. Ayrıca bugün sayısı 863 olan vekil ebe-hemşire, sayıları 3 bin civarında olan kamu görevlisi olma- yan aile sağlığı çalışanları ve ek ders karşı- lığı görev yapan meslek elemanlarının da 3+1 sistemine benzer şekilde devlet memurluğu kadrosuna geçmesi sağlanarak farklı statüler ve farklı istihdam modellerinin son bulması gerekmektedir.

Sağlık Bakanlığı’nda uzun süredir mücadelesini verdiğimiz görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavının 5 yıl aradan sonra açılmış olması yerinde bir karar olmuş ve çalışanlar arasında memnuniyetle karşılanmıştır. Ancak sınav için belirlenmiş kadro sayıları talebi karşılamaya yetersiz kalmaktadır. Sınavların düzenli yapılmasıyla ve kadroların artırılması suretiyle halihazırda bekleyen 9 bin kişinin fiilen yaptıkları görevlere atanması sağlanacaktır.

Hazine ve Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğünün 2016 tarihli yazısı üzerine icap nöbeti tutan uzman hekim dışı sağlık çalışanları, icap nöbet ücreti alamamaktadır. Oysaki 657 sayılı Kanunun ek 33. maddesinde icap nöbet ücreti tüm sağlık çalışanları için tanımlanmıştır. Sağlıkta hizmetin devamlılığı için icap nöbeti tutan hekim dışı sağlık çalışanları, tuttukları nöbetin karşılığında ücret alamamaktadır. Bu konuda Türkiye de uygulama birliği de yoktur. Türkiye’de- ki sağlık tesislerinin yarısında icap nöbet ücreti ödenirken, kalan yarısında ödeme yapılmamaktadır. Bu konuda icap nöbeti tutanlara, icap nöbet ücreti ödenerek uygulama birliği sağlanmalıdır. Kovid-19 salgınına karşı mücadelede en ön saflar- da yer alan sağlık çalışanlarına moral ve motivasyonlarının artırılması için ilk 3 ay boyunca ek ödemeleri tavan oranları üzerinden verilmiştir. Ancak birinci basamak sağlık hizmeti sunumunda görev yapan aile sağlığı merkezi çalışanları, hastalarla birebir yakın temas ile çalışmalarına ve yoğun olarak görev yapmalarına rağmen ek ödeme adı altında ücret almamıştır.

Filyasyon ekipleri ise doğrudan risk al- tında kalıyor olmalarına rağmen, döner sermaye ek ödemelerini özellik arz eden birim katsayısı üzerinden alamamıştır.

Cumhurbaşkanımız tarafından 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde öğretmen, polis, hemşire ve din görevlilerinin ek göstergelerinin 3600 olacağı belirtilmişti. Ancak hemşire unvanına 3600 ek gösterge verildiğinde meslek icrasında ve eğitiminde hiçbir fark olmayan ebe, sağlık memuru ve benzeri unvanlarda çalışanların yararlandırılmayacak olması hakkaniyete aykırı olacak ve çalışanların motivasyonunu düşürecektir.

6283 sayılı Hemşirelik Kanununa 2007 yılında eklenen Geçici 2. maddeye göre “Hemşirelik eğitimine eşdeğer sağlık memurluğu programlarından mezun olanlar hemşire olarak çalışırlar.” ÖSYM’nin yerleştirme kılavuzlarına göre de; Hemşire olarak atanabilmek için Hemşirelik, Hemşirelik ve Sağlık Hizmetleri ve Sağlık Memurluğu programlarından mezun olmak gerekmektedir.

Nasıl ki polisler asayiş polisi-emniyet polisi olarak, öğretmenler matematik öğretmeni-fizik öğretmeni olarak ayrılamıyor farklı özlük ve mali haklara tabi tutulmuyorsa, hemşire, ebe, sağlık memuru vb. unvanlarda olan sağlık çalışanları da bir- birinden ayrı tutulmamalıdır. Bu nedenle yapılacak olan düzenleme eşdeğer unvandaki tüm sağlık çalışanlarını kapsayacak nitelikte olmalıdır.

Sosyal Güvenlik Kurumu Yönetim Kurulu’nda Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Temsilcisi, Hazine ve Maliye Bakanlığı temsilcisi, İşveren Sendikaları temsilcisi, İşçi Sendikaları temsilcisi, Kamu Görevlileri Sendikaları temsilcisi gibi bazı bakanlıkların ve sendikaların temsilcilerine yer verilmiştir.

Sağlık Bakanlığı’nın bütçesinin en büyük kalemlerinden birinin görüşüldüğü bu alanda Sağlık Bakanlığı’nın da bir temsilcisinin olması gerekmektedir. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’nın organizasyonu ile Şehir hastanelerinde gündüz bakım evi ve kreş açılması için gerekli çalışmalar bir an evvel yapılmalıdır.

Görüldüğü üzere büyüklüğümüzle orantılı sorunumuz da çok fazla. Fakat biz yılmadan, çözüm yollarını sunarak, ilkelerimizden ödün vermeden görevimizin bize getirdiği sorumluluğun bilincinde olarak daha iyi yarınlar hazırlamak için çalışma- ya devam edeceğiz.

ICT MEDIA: Dünyada nüfusa oranla sağlık çalışanlarının sayısını değerlendirdiğinizde Türkiye’yi nasıl buluyorsunuz? Sağlık personeli sayısı yeterli mi? Yeni personel alımları konusunda çalışmalarınız var mı?

Semih DURMUŞ: Şu an da 4 hemşirenin yapması gereken görevi 1 hemşire arkadaşımız yapmaktadır. Buda ne yazık ki yoğun iş gücü ve yorgunluğu beraberinde getirmektedir. Dünya Sağlık Örgütünün açıkladığı istihdam raporlarına bakacak olursak;

OECD Raporlarına göre; 1000 kişiye düşen hemşire oranı ortalama 8,8’dir. Örneğin: Norveç 17,7, Almanya 12,9, Japonya 11,3 , İsrail 5,1 Yunanistan 3,3 Çin 2,7 ortalamayla bizim üstümüzde bir istihdam sağlamışlardır. Peki, bu oran Ülkemizde kaç biliyor musunuz? 2,1. Bu durum sadece hemşire için geçerli değil. Sağlık personeli sayısının arttırılması gerekmekte. Pandeminin ne zaman biteceğini henüz bilmiyoruz. Henüz zaman öngörüleri çok net değil. Artık yorgun düşen sağlık savaşçılarımızın yanına taze kan gerekmektedir. Fakat süreç uzadıkça her bir sağlık çalışanımızın yorgunluğu sadece kendilerini değil tüm toplumu etkiler. Bu konuda hızlı adımlar atılması gerekiyor.

4.Sağlık personeli vatandaşların sorunlarını çözerken, kendileri de çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalıyor. Bunların başında fiziki ve sözlü şiddet geliyor. Sağlık personeline yönelik şiddetin önlenmesi konusunda Türkiye’nin geldiği durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yasal düzenlemeler yeterli mi? Sağlık çalışanlarının yaşadığı stres ve tükenmişlik sendromu konusundaki değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

Şiddetle başa çıkma yöntemlerini kısa orta ve uzun vadeli olarak ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. Bugün daha çok şiddet meydana geldikten sonra alınacak çare bulucu tedbirler ve izlenecek yollar üzerinde duruyoruz. Bunlar olaya dönük ve çok kısa vadeli çalışmalar. Faydalı ancak yeterli değil. Nisan 2020’de yapılan sağlıkta şiddet düzenlemesi caydırıcı etki- si zayıf bir kanun olmuştur. Alınan tedbirler de çalışanlar için maalesef yeterli değil. Pandemi sürecinde bile uğradıkları şiddet ve yaşadıkları tükenmişlik bunun en açık göstergesidir.

Son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de şiddet olaylarında artış gözlenmektedir. Şiddet, yaş, cinsiyet, ırk, din, dil, eğitim düzeyi ayırt etmeksizin toplumdaki tüm bireyleri etkilemektedir.

Tüm alanlarda şiddetin artış göstermesiyle birlikte, sağlık sektöründe yaşanan şiddet olaylarının önemli oranda artış gösterdiği, sağlık çalışanlarının işyerinde meydana gelen şiddet olaylarının en önemli hedefi ve kurbanı olduğu bir gerçektir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Uluslararası Hemşireler Birliği (ICN)’nin 2002 yılı “Sağlık Sektöründe İşyeri Şiddeti” başlıklı ortak raporuna göre; sağlık çalışanlarının %50’sinden fazlası, mesleklerini uyguladıkları herhangi bir zamanda şiddete maruz kaldıklarını bildirmektedir. Rapora göre, sağlık alanında hizmet verenler diğer iş alanlarında çalışanlara göre 16 kez daha fazla saldırıya uğramaktadırlar. Gardiyan, polis ve banka çalışanlarından daha fazla saldırıya uğradıkları belirlenen sağlık çalışanları arasında, hemşirelerin diğerlerine göre 3 kat daha fazla risk altında bulunduklarına da dik- kat çekilmektedir.

Yine Sağlık-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezimizce yapılan şiddet araştırmasının çarpıcı sonuçlarından biri, sağlık çalışanlarının görevlerini yerine getirirken şiddetle karşı karşıya gelme konusunda endişe yaşıyor olmalarıdır. Katılımcıların %81,9’u görevlerini yerine getirirken şiddetle karşı karşıya gelme konusunda endişe yaşadıklarını belirtmişlerdir. Bu yüksek oran, sağlık sektöründe yaşanan şiddet olaylarını çalışan gözüyle yansıtmaktadır. Sağlık çalışanları, şiddete daha önce maruz kalmamış da olsa, sektördeki şiddet olaylarının yaşanma sıklığı, kendisinin de şiddete maruz kalacağını düşündürtmektedir.

Elbette ki bu kaygılı durum, çalışma barışından motivasyona kadar pek çok konuda sağlık çalışanlarına olumsuz olarak yansımaktadır.

Örneğin, nöbet tutanlarda şiddetle karşı karşıya kalma endişesi, şiddete maruz kalma durumu, fiziksel şiddete maruz kalma durumu nöbet tutmayanlara göre anlamlı düzeyde yüksek olarak bulunmuştur. Haftalık 40 saatten fazla çalışanlar, şiddetle karşı karşıya kalma endişesi, şiddete maruz kalma durumu, fiziksel şiddete maruz kalma durumu haftada 40 saat çalışanlara göre anlamlı düzeyde yüksektir.

Hizmet sınıflarına göre incelendiğinde, sağlık hizmetleri sınıfında çalışanların şiddet endişesi ve şiddete maruz kalma durumları diğer hizmet sınıflarından anlamlı düzeyde daha yüksektir. Kurum bazında ele alındığında, yataklı tedavi kurumunda çalışanlar şiddet endişesini ve şiddete maruz kalmayı ilk sırada yaşarken, bunu üniversite hastaneleri çalışanları izlemektedir. Şiddet uygulamalarının toplumsal etkileri ise, mağdurlarının sağlık bakımları ve uzun dönemli rehabilitasyon maliyetlerine, işini kaybedenlerin, malulen emekli olanların ve engelliliklerin maliyetleri olarak belirtilebilir.

Peki, maddi ve manevi götürüsünün bu kadar ağır olduğu bilinen şiddet olaylarını önlemede hangi çözüm yollarına gidilmelidir? Şiddeti önlemede ne tür tedbirler alınabileceği konusunda sağlık çalışanlarının görüşlerini araştırma sonuçlarına göre 6 ana başlıkta toplamak mümkündür. Bunlar; Güvenlik önlemleri ile ilgili öneriler, eğitim ve sosyal hizmetler ile ilgili öneriler, çalışma şartlarıyla ilgili düzenlemeler, yasal düzenlemeler ile ilgili öneriler, sağlık uygulamaları ile ilgili düzenlemeler ve kitle iletişim araçlarının kullanılmasıdır.

Sağlıkta şiddet sorununun çözümü için bakanlık, sağlık kurumları, sivil toplum kuruluşları, sağlık çalışanları, hastalar ve medya kuruluşları birlikte çalışmalı, birlikte önlem almalıdır.

Halkın sağlık okuryazarlık seviyesinin yükseltilmesi gerekmektedir. Bu noktada bütün bakanlıklara, ilgili sivil toplum kuruluşlarına ve ilgili kurumlara çok ciddi görevler düşmektedir. 2014 yılında yapılan Sağlık Okuryazarlığı çalışmamızın 15 yaş üstü 54 milyon nüfusumuz sağlık okuryazarlığı haritasını çıkararak elde ettiğimiz sonuçlara göre; her üç yetişkinden ikisi yetersiz veya sorunlu sağlık okur-yazarlığı düzeyindedir. Çalışmayı AB’ye üye 8 ülke üzerinde de gerçekleştirilmiş verilerle kıyasladığımızda, yetersiz sağlık okuryazarlığı düzeyi ülkemizde iki kat fazladır.

Şiddeti engellemeye yönelik hazırlanan kamu spotlarının etkinliği ve toplumun her kesimine hitap ettiğinden emin olunmalı ve bu konuda gerekli çalışmalar yapılarak topluma sunulmalıdır. Medya kuruluşları, yayınlarını kamu yararını gözeterek tarafsızlık ve nesnellik çerçevesinde yerine getirmelidir. Şiddetin çözümü- ne yönelik orta ve uzun vadeli çalışmalar sürerken, kalıcı, caydırıcı önlemler alınmalıdır.

ICT MEDIA: Dijitalleşmeyle ilgili sağlık alanında ne tür faaliyetler yapıyor dijitalleşmeyi hangi alanlarda kullanıyorsunuz? Sağlıkta Dijital Dönüşümün, sağlık çalışanları üzerindeki etkisi ne olur?

Semih DURMUŞ: Dijitalleşme süreci tüm sektörleri etkilediği gibi sağlık sektörü de bu konudan etkilenmiştir. Biz sendika olarak dijitalleşmeye çok önem veriyoruz. Özellikle pandemi sürecinde yeni iletişim teknolojilerini çok kullandık. Tüm Türkiye’deki sağlık alanında yaşanılan sıkıntılarla ilgili Whatsapp grubu oluşturarak tüm şubelerimizden bilgiler aldık ve çözüm yollarıyla birlikte ilgili kurumlara rapor halinde ilettik. Şubelerimiz ile yapılacak tüm toplantılar dijital alana kaydırıldı. Zoom ve Meet gibi toplantı yapabilme platformlarında alan uzmanlarıyla görüşmeler yaptık. Sosyal medyayı kamuoyunu bilgilendirme amacıyla sıklıkla kullandık. Elde edilen kazanımlar, yapılan toplantılar, tespit edilen sorunlar ve çözüm yolları tüm kamuoyuna sosyal medya yoluyla sunuldu. Tabii bu arada:

-Sendikamızda iş yükünün azalması, evrak işlerinin azalması, çalışma saatlerinin ve çalışma yerlerinin esnekleşmesi, 7/24 etkileşimli görüşebilme imkânı gibi çok büyük kazanımlar elde edildi bu dijitalleşme ile.

Biz sağlık alanında çalışan memurların sendikasıyız. Alanımızdaki gelişmeler doğrudan bizi etkiler. Bu sebeple sağlık sektöründeki dijitalleşmenin kolaylıklarından da bahsetmek istiyorum.

Bilgiye kolay erişim, kıt kaynaklardan ve zamandan tasarruf sağlanmasıyla birlikte sağlık çalışanlarının emeğinin daha doğru yerlerde ve doğru zamanda kullanılması, iş akışı açısından önemlidir. Dijitalleşme bu konuda önemli katkılar sağlamaktadır.

Verilerin dijital ortamda bulunması, has- tanın geçmişini okuma ve tanıda, hız ve kolaylık sağlamakta, hekimin veriye ulaşımını hızlandırarak, yine iş yükünü ve bürokrasiyi azaltmaktadır. Bu bilgilerin hasta tarafından e-nabız gibi sistemlerle görülmesi de kişinin kendisi ile ilgili bilgiye anında ulaşımını kolaylaştırırken, hastanın bu iş için hastaneye gitmesine gerek kalmamaktadır.

Dijitalleşme ile Kronik hastalığı olan kişilerin sadece ilaç yazdırmak için gittikleri aile hekimlikleri ve hastanelerdeki yoğunluğu azalmıştır.

Her ülke, kendi sağlık sisteminin başarısını tanımlamak, ölçmek ve yapılan ölçümleri hem başka ülkeler ile hem de kendi geçmişi ile kıyaslayarak nerede olduğunu ne kadar yol aldığını ya da alamadığını olabildiğince objektif kriterlere dayanarak görmek ister. Bu nedenle Hem var olan kaynakların verimli ve etkin kullanımı, hem de sağlık sistemlerinin geliştirilmesi amacıyla ihtiyaç duyulan politikaların belirlenmesi için, dijital ölçüm ve değerlendirmeler önem taşımaktadır. Sağlık enformasyon sisteminin, sağlık hizmetlerinin kullanımı, sağlık harcamalarının miktarı ve dağılımı, hasta beklentilerinin sürekli artması, küreselleşmenin her alandaki etkileri, toplum ve hasta memnuniyeti, hasta memnuniyeti ölçümleri, sağlık kuruluşlarının özellikleri gibi sistem değerlendirmesi açısından önemli olan pek çok konuda rutin ve “güvenilir” veri dijitalleş- me ile sağlanmaktadır. Aynı zamanda pek çok konuda geçmişe ilişkin güvenilir bilgi ve gelecek projeksiyonuna da bu yeni teknolojiler ışık tutmaktadır. Daha önce hizmete ihtiyacı olduğu halde çeşitli engeller nedeniyle sağlık hizmetlerine ulaşamayan insanların yeni düzenlemeler sayesinde artık rahatlıkla ulaşabilmesi mümkün olmaktadır.

Sağlıkta dijitalleşme, sağlık sektörü, içerisinde barındırdığı veri yükü göz önüne alındığında devrim niteliğindedir. Bilim ve teknoloji dünyasında meydana gelen gelişmeler sağlık hizmet standartlarının da giderek yükselmesine yardımcı olacak- tır. Tüm bu iyileştirmeler kanayan bir yara olan sağlıkta şiddeti dahi azaltacaktır.