ICT
SANAYİNİN DİJİTAL DÖNÜŞÜMÜNÜ ‘TÜRKİYE PROJESİ’ OLARAK GÖRÜYORUZ

SANAYİNİN DİJİTAL DÖNÜŞÜMÜNÜ ‘TÜRKİYE PROJESİ’ OLARAK GÖRÜYORUZ

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, ICT Media'nın 100. sayısına özel açıklamalarda bulundu. Türk sanayisinin dijital dönüşümünü ICT Media'ya anlatan Bilecik, sanayinin dijital dönüşüm sürecini bir ‘Türkiye Projesi’ olarak kabul ettkilerini vurgulayarak, "Türkiye ekonomisi ve Türkiye sanayisi teknolojiyle büyüyecektir” dedi.

ICT MEDIA: Dünya Ekonomi Forumu Kurucusu Klaus Schwab “Yeni dünyada büyük balık küçük balığı değil; hızlı balık yavaş balığı yutacak” diyor. Türkiye dijital dönüşüm çalışmalarında yeterince hızlı davranabiliyor mu? Ülke olarak özel bir dijital dönüşüm modeli geliştirmeye ihtiyaç var mıdır?

EROL BİLECİK: Dijital dönüşüme ayak uydurmanın şirketler ve hatta ülkeler açısından küresel rekabet ortamında ne kadar kritik olduğunu her fırsatta vurguluyoruz. Bununla birlikte, uygulamada, dijitalleşmenin, teknoloji kullanımının artırılmasıyla sağlanabileceği yanılgısı oluşabiliyor. Oysa dijitalleşme teknoloji kullanımını içeren ancak onunla sınırlı olmayan bir kavram. Dijital değişim, yeni teknolojilerin kullanımıyla rekabet avantajı sağlayacak, verimlilik ve büyüme getirecek inovatif iş modelleri, ürünler, hizmetler ve müşteri deneyimleri yaratmaktan geçiyor.

Bu nedenle, güçlü bir dijital stratejinin olması ve inovatif bakışın ülke ekonomilerine yerleştirilmesi gerekli. Artık tüm dünyada, ülke ekonomilerini dijital değişim sürecine dahil edecek “dijital vizyona sahip liderler” kilit önemde. Dijital dönüşüm süreçleri ekonomi politikalarında kritik rol oynamaktadır.

ICT MEDIA: Sanayi 4.0, IoT, yapay zekâ… Son yıllarda en fazla gündeme gelen konular. Türkiye ve sanayisi dijital dönüşüme hazır mı? Dijital dönüşüm, Türk sanayisi ve ekonomisi için ne tür bir potansiyel ve fırsatlar taşıyor?

EROL BİLECİK: Sanayiyi bir kenara bırakın, hayatın kendisi her geçen gün daha fazla dijitalleşiyor. Böyle bir çağda, Türkiye olarak değişimin dışında kalmak gibi bir lüksümüz olamaz. Sanayinin dijital dönüşümünü, küresel rekabet gücünün korunmasında temel parametre olarak görüyoruz.

TÜSİAD olarak bu süreci hem ekonomik hem sosyal boyutları ile önceliklendiriyoruz. Bu nedenle Türkiye’nin önümüzdeki döneme yönelik kalkınma modelinin merkezinde de bu dönüşüm sürecinin belirleyici olması gerektiğine inanıyoruz. Sanayinin dijital dönüşüm sürecini bir ‘Türkiye Projesi’ olarak kabul ediyoruz. Aralık 2017 tarihli, yayınlamış olduğumuz son raporumuzda bu süreçte en önemli gördüğümüz konulara odaklandık.

Bunlardan en kritik önemde olanı: Sanayide sürdürülebilir bir dijital dönüşüm ekosistemi yaratmak. Bunun etkili bir şekilde inşası; kamu, özel sektör ve akademi işbirliğinde sanayide dijital teknolojilerin yurtiçinde geliştirilmesidir. Bunun gerçekleşebilmesi için ulusal strateji ve uygulama yol haritasının oluşturulması şarttır. Bu alanda hep birlikte hareket etmezsek başarılı olamayız. Önümüzdeki dönemde tüm çalışmalarımızın odağında şunlar olacak:

  • Sanayide katma değeri yüksek üretime geçilmesi,
  • Bunun için de hem dijital teknolojilerin üretim ekosistemine entegre edilmesi ve hem de bu teknolojilerin ülkemizde geliştirilmesi.

ICT MEDIA: Türkiye’nin teknolojik dönüşümü, merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’la birlikte başladı. Turgut Özal’ın temel sloganı çağ atlatmaktı. Bugün geldiğimiz noktada dijital dönüşümde Türkiye çağa ayak uydurabildi mi? Çağın gerisin de mi kaldı?

EROL BİLECİK: Geçen yıl yayınladığımız “Türkiye’nin Sanayide Dijital Dönüşüm Yetkinliği” çalışmamızda, şirketlerin, sanayide dijital dönüşümün rekabetçilik açısından taşıdığı önemin farkında olduğunu gördük. Fakat şirketlerin teknoloji kullanım seviyeleri incelendiğinde yolun başında olduğumuz da bir gerçek.

Bununla birlikte, şirketlerin dijital teknolojileri üretim sistemlerinde uygulama yetkinlikleri oldukça düşük. Türkiye’de sanayide dijital dönüşümün başarıyla gerçekleştirilmesi için kamu, özel sektör ve akademi dahil tüm paydaşların aktif olarak rol oynayabileceği sürdürülebilir bir ekosistem şart. Bu bağlamda, şirketler strateji ve yönetişim yetkinliklerini geliştirmeli ve sanayide dijital dönüşüm konusunda yapacakları yatırımları stratejik hedeflere göre önceliklendirmeliler. “Hep birlikte geleceği iyi hesap etmeliyiz, çünkü ömrümüzün geri kalan kısmı gelecekte geçecek.”

ICT MEDIA: Hükümet her alanda “yerli ve milli” vurgusu yapıyor. Küreselleşen dünyada yerli ve millik nasıl olabilir? Türkiye yerli ve milli teknolojiler üretebilmesi için neler yapılması gerekir? Uygulanan teşvik ve modeller doğru ve yeterli midir?

EROL BİLECİK: Geçtiğimiz yıl Türkiye’deki teknoloji uygulayıcısı şirketlerin sanayide dijital dönüşüm yetkinliklerini analiz ettiğimiz ve kamuoyu ile de paylaştığımız raporumuzda şu sonuçlara ulaşılmıştır:

  • Altyapı konusunda Türkiye’deki şirketler, dönüşüm teknolojilerini sisteme kolayca entegre edebilecek kadar yüksek yetkinliğe sahiptir.
  • Sanayide dijital dönüşüm konusunda alınacak tedbirlerin, gelişmiş ülkelerde görülen ağ altyapısı, bağlantı standartları konularındaki zorlukların ve kısıtların önceden tespit edilmesiyle şekillenmesi kritik önem taşımaktadır.
  • Sanayide başarılı bir dijital dönüşüm için kamunun enerji ve ağ altyapısı ile ilgili mevcut sorunları ivedilikle çözmesi; ileride karşılaşabilecek problemlere karşı şimdiden önlemler alması elzemdir.
  • Yatırımların geri dönüşünün sağlanması açısından, yatırım noktasında şirketlerin dijital stratejilerini belirleyerek sanayide dijital dönüşüm yol haritalarını bu stratejilere paralel olarak şekillendirmeleri son derece önemlidir.
  • Yatırımların sürekliliğinin sağlanması için şirketlerin yaratılan ek karı yeni yatırım finansmanlarına yönlendirmeleri ve şirkette bir “inovasyon döngüsü” oluşturmaları kıymetli görülmektedir.
  • Şirketlerin yanı sıra Türkiye’de ilgili kamu kuruluşları da çeşitli vergi düzenlemeleri, teşvik mekanizmaları ve risk sermayesi fonları kurulması yoluyla dijital dönüşüm yatırımlarını cazip hale getirmekle yükümlüdür.

Öte yandan, yapay zeka, büyük veri gibi teknolojiler, ülkemizin küresel rekabetçiliğinde kaldıraç etkisi yapacaktır. Ülkemizde bu teknolojilerin üretilme yetkinliğinin artırılmasını ve yatırım ortamını geliştirici düzenlemelerin hayata geçirilmesini önemsiyoruz.

ICT MEDIA: TÜSİAD yaptığı açıkmalarda 4. Sanayi Devrimi konusunu, ülke gündeminin öncelikleri arasında gördüğünü belirtiyor. Ülke olarak “Sanayide Dijital Dönüşüm” yarışında başarılı olabilmek için neler yapılmalı? Dijital dönüşüm yolculuğunda “riske düşmemek” için şirkeler ne tür adımlar atmalı?

EROL BİLECİK: TÜSİAD olarak uzun yıllardır teknoloji ve inovasyon, son dönemlerde de dijital dönüşüm ve Sanayi 4.0 konularını, ülkemiz ve iş dünyamızın gündeminde üst sıralara taşımaya çalışıyoruz. 4. Sanayi Devrimi’nin yaratacağı fırsatları ve ülkemizin potansiyelini, 2016 yılında yayınladığımız “Türkiye’nin Küresel Rekabetçiliği için Bir Gereklilik Olarak Sanayi 4.0” raporunda ele aldık.

Ülkemizde 4. Sanayi Devrimi’nin başarılı olması durumunda %5 ile %15 arasında bir verimlilik artışı olabileceğini öngördük. Sanayi üretiminde yıllık yaklaşık %3’lük büyümenin meydana gelebileceğini belirttik. Bu da Türkiye ekonomisinin yıllık %1 ve üzerinde büyümesine tekabül ediyor. Ülke ekonomisinde meydana gelecek ek büyümenin hem istihdamı hem de yatırımı tetikleyeceği aşikar. Türkiye ekonomisi ve Türkiye sanayisi teknolojiyle büyüyecektir. Artık “Ne kadar teknoloji, o kadar kalkınma” diyebiliriz.

Dijitalleşme için sadece teknoloji yeterli değil. 4. Sanayi Devrimi olarak adlandırılan dijital dönüşüm aslında topyekûn toplumsal bir devrim ve temelinde “insan” var. Günümüzde bilgiyi üretecek ve kullanacak bireylerin gerekli donanıma ve becerilere sahip olması çok önemli. Bugün giderek artan sayıda iş dünyası yöneticisi, aradığı niteliklere sahip eleman bulmakta sıkıntı çektiğinden söz ediyor. Bu da bize gösteriyor ki; dijitalleşmenin yolu insana yatırımdan geçiyor.

Dijital dönüşümü gerçekleştirebilmek için yaratıcı, yenilikçi, disiplinlerarası düşünebilen bireylere ihtiyacımız olduğu aşikâr. Genç nüfusumuza analitik ve eleştirel düşünme yeteneğini kazandırmak, onların problem çözme becerilerini geliştirmek ve girişimcilik ruhuna sahip olmalarını sağlamak bu nedenle çok önemli. Bu bakışla STEM+A eğitiminin, yani fen, teknoloji, mühendislik, matematik, sanat disiplinlerinin “birbiriyle bağlantılı şekilde” ele alındığı eğitim yaklaşımının yaygınlaşmasını çok önemsiyoruz.

Sadece yeni nesillerin değil, mevcut işgücünün eğitimi de bu dönüşüme uyum sağlamak için bir o kadar önemli. Çalışanların artık neredeyse 6 ayda bir yeniden eğitim yoluyla yeni bir beceri edinmesi gerekliliğinden söz ediliyor. Bir araştırmaya göre, 2030 yılına kadar, 75 milyondan 375 milyona kadar değişen sayıda çalışanın meslek kategorisini değiştirmesi ve yeni beceriler kazanması gerekeceği öngörülüyor. İş piyasasında bu denli büyük ölçekli bir değişim, dünya tarihinde bir 1900'lü yılların başında Amerika ve Avrupa’da, bir de yakın zamanda Çin’de gördüğümüz tarım sektöründen büyük işgücü geçişi ile karşılaştırılabilecek nitelikte. Bugün birçok meslek, teknolojinin hızlı ilerlemesi nedeniyle istihdam sahnesinden çekiliyor veya yepyeni meslekler doğuyor.

Değinmemiz gereken bir diğer konu ise hep vurguladığımız üzere, akademi ile işbirliği içerisinde Ar-Ge ve inovasyon altyapısının geliştirilmesidir. Türkiye’de de akademi ile sanayi arasında bir köprü görevi görebilecek, fikri mülkiyeti ticarileştirmeyi amaçlayan Japonya ve Almanya gibi ülkelerde de başarılı örnekleri bulunan bir yüksek teknoloji enstitüsü kurulması gereğini kritik önemde görüyoruz. Bu yolla bilimsel araştırmaların yenilikçi ürünlere dönüştürülmesinin gerek ülkemizde ekonomik değer yaratılması gerekse üniversite-sanayi işbirliğini geliştirmesi bağlamında çok önemli olduğunu düşünüyoruz