ICT
SAP Türkiye Genel Müdürü Uğur Candan:  Müşteriye dokunan çözümlerimizle bir numara olduk

SAP Türkiye Genel Müdürü Uğur Candan: Müşteriye dokunan çözümlerimizle bir numara olduk

SAP Türkiye Genel Müdürü Uğur Candan, SAP'ın 20 yıldan fazla bir süredir Türkiye’de bulunduğuna dikkat çekerek, “Bu dijital dönüşüm dünyasında, SAP ürünleriyle kendi derdine çözüm arayan yüzbinlerce çalışanın ve son noktada temas ettiğimiz milyonlarca insanın yaşamsal problemlerini masaya yatırıp, çözüm sunuyoruz.” dedi. İstanbul Teknopark’ta SAP Geliştirme Merkezi açtıklarını belirten Candan, “Biz SAP olarak, müşterilerimiz hangi istikamette çözüm istiyorsa o tarafta yürüyen, yazılım repertuarını geliştiren, 378 binin üzerinde müşterimizin gündelik iş problemlerine, “Benim sorunumdur” diyerek çözüm üretmekle kendimizi mükellef hisseden bir markayız.” diye konuştu. ICT Media’nın sorularını cevaplandıran Candan şunları söyledi:

ICT MEDIA: Uğur Bey, SAP’de uzun yıllardır çalışıyorsunuz, muhtelif görevleriniz vardı ama 1 yıldır SAP Türkiye’nin başındasınız. Bu 1 yılda SAP’de neler oldu? Sizin vizyonunuz nedir ve Türkiye’de ne tür projeler yürütüyorsunuz?

UĞUR CANDAN: Bizim için en önemli gurur, Türkiye’de yaptığımız projelerin global alanda ödül alması; kendimize koyduğumuz en önemli hedef bu ve her yaptığımız projede bir öncekinden daha iyisini yapmayı hedefliyoruz. SAP uzun yıllardır, 96’lardan beri Türkiye’de hizmet veriyor. O günden bugüne kurumsal uygulamalar ve yazılım alanındaki öncülüğümüzü ve liderliğimizi hep kendimize bir kutup yıldızı olarak aldık, onun peşinden gittik. Daima kendimizi aşmaya çalışıyoruz. Benim iyi dememle iyi olmaz, mühim olan liderliğimizin ulusal ve uluslararası ödüllerle perçinlenmesi, mükâfatlandırılmasıdır.

Bilgi birikimi anlamında, adeta bir bilgi evi, bir kütüphane gibi ve kaynak ülke olduğumuza inanıyorum. Bu yüzden de müşteriye dokunan çözümlerimizde, (müşteri ilişkileri yönetimi demek istemiyorum, çünkü bu daha çok bir önceki kuşağın terminolojisinde kullanılan bir terimdir) yani daha çok müşteri deneyimi dediğimiz, e-ticaret uygulamalarının tamamına verilen isim olan çoklu kanallı yönetim felsefesini ortaya koyduğumuz çözümlerde, bir numara olduk.

İş ağlarıyla tedarik zinciri çözümlerimizi zenginleştirdik, ödül aldığımız projeler hayata geçirdik. Analitik ve büyük veride tekrar liderliğimizi perçinledik ve son olarak da bulut teknolojisinin özellikle insan kaynakları yönetimi alanında 4 ödülün 4’ünü de alıp geldik ülkemize. Dolayısıyla bundan gurur duyuyoruz. Önemli olan yaptığınız projelerle bir danışmanlık sermayesi yaratmak ve bunu lokal iş ortaklarınız, lokal çalışanlar, lokal mühendislik kadrolarınızda da yeşertme, büyütme etkinliğinizdir. SAP, 20 yıldan fazla bir süredir Türkiye’de. Bu dijital dönüşüm dünyasında, SAP ürünleriyle kendi derdine çözüm arayan yüzbinlerce çalışanın ve son noktada temas ettiğimiz milyonlarca insanın yaşamsal problemlerini masaya yatırıp, çözüm sunuyoruz.

ICT MEDIA: İstanbul’da büyük bir Ar-Ge merkeziniz var. Bu Ar-Ge merkezinizde ne kadar mühendisiniz var, ne tür çalışmalar yapıyorsunuz? Türkiye’de Ar-Ge merkezlerini teşvik eden pek çok uygulama var aslında, siz bu teşviklerden yararlanabiliyor musunuz?

UĞUR CANDAN: Şuradan başlayalım; SAP’de 1990’larda çalışmaya başladım. Bu, benim hayalimdi. Hatta sadece benim değil, bizim hayalimizdi: Şu ürünü geliştiren arkadaşla bir sohbet edebilsem, daha fırından çıkacak neler var, en uç noktada insanlar neler tartışıyor, merak ediyordum.

Ürün olduktan sonra değil, daha fikir aşamasındayken değerlendirme yapabilsek diye çıktığımız yolculukta, bugün herhangi bir kurumsal çalışana bugünkü dijital dönüşüm dünyasında ne iz bırakıyor, teknoloji anlamında ne damga vuruyor diye sorsam, herhalde ya büyük veri der ya öğrenen algoritmalar der, akıllanan nesneler ya da akıllanan bilgisayar sistemleri der. Dediklerinin hepsinin kalbinde olan çözümün ismi, SAP’de yeni tasarlanan bir çözüm olan SAP “Data Hub”. Bu ürünün yazıldığı 3 coğrafya var. İşte, bu 3 coğrafyadan bir tanesi Teknopark İstanbul. Yani 110 milyar dolar pazar değeri olan bir şirketin, en önemli yatırımını yaptığı ve bu alanda başarılı olmalıyım dediği alanın en büyük bileşenlerinden biri. 180’den fazla ülkede faaliyetimiz var, bu faaliyet alanı içerisinde bu ürünlerin yazıldığı 3 ülke var, onlardan birinin Türkiye olması ve bu bilgi birikiminin bu topraklardaki mühendis arkadaşlar tarafından şekillendirilip, dünyaya açılıyor olması, bizim çok farklı bir noktada olduğumuzu gösteriyor.

Bu bilgiyi sadece SAP çalışanlarıyla paylaşmıyoruz; Teknopark’ta yer alan SAP Geliştirme Merkezimiz, iş ortaklarımız ve büyüklü küçüklü müşterilerimizden ilgi duyanları ağırlama şansına sahip olduğumuz bir merkez oldu ve bu etkileşimin bizi bilgi birikimi olarak çok farklı bir yere getireceğine inanıyorum. Çünkü yenidünyanın bilgi birikiminin mühendislerin sahada teknolojilerle çözdüklerinden geldiğini düşünüyorum. İnanılanın aksine değer teknolojinin kendisi değil, o teknolojiyi kullanarak yarattığımız çözüm. Dolayısıyla yakın coğrafyada mühendis ve uzman sayısına baktığımız zaman, bu anlamda Türkiye’de ciddi bir fark yarattığımıza inanıyorum.

ICT MEDIA: Türkiye’de Ar-Ge ve inovasyon konusunda henüz arzu edilen noktaya gelinmiş değil. AR-Ge’ye ayrılan kaynaklarımız da sınırlı. Türkiye’de Ar-Ge ve inovasyon konusunda yanlış yapılan şey nedir, doğruları sizce nedir? Ar-Ge ve inovasyon için Türkiye’de neler yapılması gerekir?

UĞUR CANDAN: Tabii ki Ar-Ge ve inovasyona ayrılan payın artması lazım. Bu pay artarken, faaliyet gösterilecek alanların Türkiye’nin kendi farkını ortaya koyabileceği başlıklardan seçilmesi çok önemli. Çünkü Ar-Ge dediğimiz şey, bugünün modern dünyasında bir kurumun kendi çatısı altında yapabileceği bir şey değil. Sadece Ar-Ge için de geçerli değil bu. Artık üretim ya da tasarım bile sadece kendi çatınız altında olmuyor. Dolayısıyla, “Network ekonomi” dediğimiz ağ ekonomisinde, Ar-Ge de aynı şekilde bir ağ üzerinde gerçekleşiyor. Bu ekosistemin topyekûn birbirini destekler şekilde kalkınabilmesi gerekli. Kendi işimizden örnek vereyim, SAP bir marka bir şirket olarak Türkiye’de 250 çalışanımız var ama 67 tane de iş ortağımız var. Bunların en azından 6 tanesindeki toplam çalışan sayısı SAP’nin çalışan sayısından fazla. Dolasıyla mühim olan bu ağ ekonomisini iş ortaklarımızla kurabilmek, gerek danışmanlık bilgi birikimi anlamında gerekse te örneğin bulut hizmeti sunarken birlikte bir ekosistem olabilmek. Ar-Ge’de de bu oyunu kurgulamamız lazım. Uzunca süredir bu konuda dezavantajlı istatistikler sergiliyoruz. Evet, sergiliyoruz ama bu da bir avantaja dönüştürülebilir. Yani bardak dolu mu, boş mu? Bence bardağın dolu tarafına bakmak lazım. Çünkü, teknoloji de kurbağa gibi sıçrama yapıyor. Üstelik telekomünikasyon sektöründe yaşadığımız gibi bir değil iki kuşak sıçrama yapmak da mümkün. Örneğin Afrika coğrafyası şebeke hatlarıyla telefon deneyimini yaşamadan mobille tanıştı. Dolasıyla bugün dünya coğrafyasında mobilitenin en ucuz olduğu bankacılık örneklerinden, mobilitenin en uçta olduğu medya örneklerine kadar hepsi Afrika coğrafyasından çıkıyor. Bunun şans olması mümkün değil. Olumsuz durumlarını, telekomünikasyon şebekesiyle sonradan ve geç tanışma kültürlerini çok farklı bir avantaja çeviriyorlar. Dolasıyla, her avantaj beraberinde dezavantajını, her dezavantaj da beraberinde avantajını getiriyor. Bu madalyonun iki yüzü gibi bir şey. Bunları hem tasarlamamız hem de bu tasarımları hayata geçirmemiz lazım.

SAP olarak İstanbul Teknopark’ta yer alan Ar-Ge Merkezimiz SAP Geliştirme Merkezi Türkiye (SAP Development Center Turkey) ile bizim de bu çorbada tuzumuz var. Burada uzmanlık ve bilgi birikimini yerleştirip daha da geliştirmek için ekosistemimiz ile açık bir iletişim halindeyiz ve onları da bu üretime katılmaya sürekli teşvik ediyoruz. Fakat bence daha önemlisi, bu ekosistemden gelir nasıl üretilir sorusu… SAP olarak birçok BT kuruluşu ile birlikte çalışa çalışa bu oyunu, yani bir ekosistem olmayı bu ülke topraklarına kazandırdığımızı düşünüyorum. Ne demek istiyorum; mühendislik bilgi birikimi de bir sermayedir, bu da bir üründür, bu da bir hizmettir. Biz ekosistemimizdeki 60’ın üzerinde iş ortağımızla birlikte verdiğimiz danışmanlık hizmetleri ile bu üründen en çok gelir üreten ekosisteme sahip olduğumuzu düşünüyorum. İster TL, ister USD olsun ne ile ölçersek ölçelim, bugün bizim oluşturduğumuz ve yurtdışına gönderdiğimiz bu uzmanlık ve bilgi birikiminin bu danışmanlık hizmetinin, Türkiye’nin kasasında bire dört oranında artı değer yarattığını söyleyebiliriz ve bu anlamda dış ticaret dengesinde pozitif denge sağlayan bir kurumuz. Bunu da sağlayan yazılımın kendisi değil, bu network, bu ekosistem. Bu ağ şeklindeki yetkinliğe, uzmanlığa sahip olmuş 20-25 senedir otomotivin derdini, tüketici ürünlerinin derdini, perakendeciliğin derdini dert edinip; müşterisinin derdini dert edinip, platform üzerinde derman olmaya çalışan mühendis arkadaşım burada çok önemli bir değer.

ICT MEDIA: Türkiye’nin de yazılım konusunda öteden beri bir söylem olarak, iyi olduğu ifade edilir. Genç bir nüfusunun bu anlamda bir avantaj olduğu, iyi eğitildiğinde yazılım sektöründe Türkiye’nin çok önemli potansiyele sahip olduğu söyleniyor. Bunlara katılır mısınız?

UĞUR CANDAN: Herkes kendi evinin önünü süpürürse, sokaklar pırıl pırıl olur. SAP dünyasından baktığım zaman, iş ortaklarımızdan herhangi bir tanesini dünya coğrafyasında bir karar verici ile tanıştırdığınız zaman, direkt farkını yaratmaya başlıyor. Dolayısıyla, en ufak iş ortağımız bile uluslararası arenada dev projelerin içinde görev alma noktasında. Bugün birçok uluslararası şirketin, uluslararası yaygınlaştırma projelerinin başında şimdi Türk arkadaşlar var. Şimdi buna şans diyebilir miyiz? Bunlar şans olamaz. SAP olarak, gelişmekte olan pazarın dinamiği ve esnekliği içinde, gelişmiş toplumlar gibi iş disiplinine sahip mühendisleri Türkiye’de yetiştirme şansımız oldu. Kendimizi de eleştirip bu konuda daha da iyileşmeye çalışıyoruz. Ekosistemimizde büyüyen şirketleri değerlendirdiğimiz zaman Uluslararası arenada değerlemesi yüksek şirketlerden, en iyilerden biriyiz. Çünkü asıl sermayemiz, asıl varlığımız bu insan kaynağı. Beyin gücünün değerini bulduğu yapılarda, daha çok uluslararası deneyime sahip olan iş ortağı yaratma çabamız da var. Gerek yabancı sermaye girişi olsun gerek başka coğrafyaya gidip iş yapma kültürü olsun… İşin bu merkezinde olmayan ama çevresindeki önemli bileşenlerden olan bu konuda da topyekûn bir seferberlik oluşturmaya çalışıyoruz.

ICT MEDIA: Son demler o sanal paralar çok revaçta. Blockchain konusunda neler yapıyorsunuz?

UĞUR CANDAN: Kalbimdeki en büyük acı. Geçen gün bir IT seminerine gittim. Katılanların yüzde 99.9’u kod yazan, kendi kodunu üreten, teknolojiyle uğraşan mühendis arkadaşlar. 300’e yakın arkadaşız, ara ara toplanıp dertleşiyoruz. Ara oldu, sohbetlerde sürekli bu sanal paralardan konuşuluyor. Aradan hemen sonraki sunum da benimkiydi. Çıktım sahneye dedim ki, “Benim en büyük rakibim bu sanal paralar”. Niye dediler, SAP sanal para işine mi girdi? Alakası yok, zihnimizi meşgul ediyor. Yani yazılım geliştiren insanın, kendisine kutup yıldızı gibi hedef seçeceği bir sanal para olamaz ki. “Örnek mi istiyorsunuz?” dedim, SAP’nin desteklediği, desteklediği gün de bıyık altından kendisine gülünen öyle bir şey yazalım ki, data center üzerinden çalışsın. Düne kadar yazılım yapıyorduk; veri tabanlarından, işletim sistemlerinden bağımsız çalışıyorduk. Bugünün dünyasında bir sistem geliştiriyorsanız, veri merkezleri üzerinde durabilmesi lazım. 20 sene önce işletim sistemi veri tabanı seviyesinde yaptığımız şey, ilk uygulaması da yine SAP’nin “Data Hub” ürünü. Bu ürünün bir kısmını Türkiye’de geliştirdiğimizi söyledim. Bunu sağlayan “Docker” diye bir marka seçtik biz. Güvendik. Bu platform dünyada standart olacak dedik, dediğimiz zaman herkes güldü. Bugün bakıyoruz, geçen yıl toplamda 1 milyon dolar ciro yapmış bu şirket. Şimdi, herkese bu soruyu soralım; Mücadelemiz işte oradaki sanal para biriminin 1 iken 10 olması mı? 1 lira ciro yaparken, 1000 lira değerlemesi olan bir yazılım şirketi olabilmek mi? Rekabette kendine yüzde 5, 10, 15 değer kazanan şeyi kendine düstur almak mı olmalı öncelik? Burada böyle örnekler varken, nicedir bizim halimiz? Dolasıyla, tercihlerimiz bizi farklılaştırır. Ticari olarak bu değeri karşılayabilecek ve adeta bir kaldıraç gibi kullanıp dünyayı değiştirebileceğimiz işler varken, zihnimizi başka şeylere veriyoruz. Blockchain, aracıyı ortadan kaldırır. Blockchain, Hyperledger topluluğunun bir parçasıdır. SAP de burada herkesle beraber ürün ve hizmet geliştirir; herkes alsın, kullansın diye.

Bunun herkese avantajı vardır. Blockchain yolculuğu bundan ibarettir. Daha şu anda emekleme aşamasında. İşin daha A, B, C’sinde sadece A harfini yazdık. Daha alfabeyi keşfedeceğiz, kelimeleri bulacağız, bundan cümleler yapacağız, sonra edebi eserler ortaya çıkacak. Yolculuk çok uzun ama hızlı gideceğiz. Bir an önce kurbağa gibi sıçrayacağız, bir basamak değil, iki basamak atlayacağız. İşte iki basamağı biz burada atlayacağız.

ICT MEDIA: Bulut, büyük veri, IoT, yapay zekâ diyoruz… Almanya, Endüstiri 4.0 diyor. Japonlar Toplum 5.0 diyor. Dijitalleşme konusu trend topic bir konu. Bir taraftan da bir kısım insanların endişeleri var, otonom sistemler geliştikçe acaba insan faktörü daha da mı aşağıya inecek, işsizlik daha mı artacak diye. Dijitalleşme konusunu değerlendirebilir misiniz?

UĞUR CANDAN: SAP’nin CEO’su Bill McDermott, geçenlerde bir blogda yazdı. Bill McDermott, uzunca yıllardır SAP’nin başında. Kendisini şahsen de tanıma şansım olduğu için düşüncelerini net ve berrak değerlendirebiliyorum. SAP’nin bu konudaki inancı şöyle; biz bunu insanlığın ileri gitmesi olarak görüyoruz ve buna insanın yetkinliğinin artırılması diyoruz.

Ben bunu 5 parçaya bölüyorum. Müşterinizin gücünü kullanıyor musunuz? Çalışanın gücünü kullanıyor musunuz? Merkezi sistemlerinizin, hem analitik, hem işlemsel hem de biraz önce blockchain’de ifade ettiğim gücünden faydalanıyor musunuz? Akıllanan nesnelerin ve iş ağlarının gücünden faydalanıyor musunuz? Bu 5 parçanın 5’inden bir tanesine dokunmayan dönüşüm projesi yapıyorsanız -inanılanın aksine - ciddi problem var diyorum. Neden? Dijital dönüşümden önceki dönüşüm programlarında bu 5’in 3’ü vardı. Yeni olan büyük veri ve nesnelerin interneti ya da akıllanan nesneler… Bu ikisi eklenince, yani üç boyuttan beş boyuta gelince sanki yeni bir şeymiş gibi ele alıyoruz ama o gün de aynı şeyi söylüyorduk SAP olarak: 3 bacağı varken 3 bacağındaki en zayıf bacak kadar zayıfsınız ve o tarafa doğru biri ittiği zaman illa ki devrileceksiniz. Aynı şeyi bu 5 bacak varken de söylüyoruz. Yani buradaki bir bacağınız, örneğin merkezi sistemlerdeki gücünüz zayıf olup da dünyanın en iyi müşteri deneyimini sağlamak için internet tabanlı proje yapıyor olsanız, stoğunuzda mal olmadığı için doğru fiyata satamazsınız, müşterinizi memnun edemezsiniz, kanalınız varsa yok satar, canı sıkılır, teslimatı zamanında alamayan müşteriniz sıkıntı çeker ve illa ki istikameti belli bir yolda yürürsünüz. Dolayısıyla dijital dönüşüm, bu beşin beşini yapmaktır. Evet, yapılış şekli dünden farklıdır. Hızlı, maliyetlerde avantajlı, farklılaşmayı, yeni iş süreçleriyle iş yapma kültürünü tetiklediğimiz bir dönüşüm programı bu. Eskiden 7-8 yılda bir entegrasyon ile dönüşüm vardı. Pazar müşteri ile büyüyordu. Sonra pazar biraz daralmaya, sallamaya başlayınca satın alma ve tasarruf ekonomisi ve tedarik zinciri dönüşüm projeleri başladı. Şimdi de dijital rüzgâr bu iki bacağı, maliyeti çok uygun bir şekilde hayatımıza soktuğu için, bunun dönüşümünü tartışıyoruz. Blockchain daha tartışılmaya başlanmadı bile. Belki altıncı bacak olacak. Belki o iki bacağı birleştirip diğer bacak şeklinde bu gibi yapıları paylaşacağız. Mühim olan bugünden hazır olmaktır. Biz SAP olarak, müşterilerimiz hangi istikamette çözüm istiyorsa o tarafta yürüyen, yazılım repertuarını geliştiren, 378 binin üzerinde müşterimizin gündelik iş problemlerine, “Benim sorunumdur” diyerek çözüm üretmekle kendimizi mükellef hisseden bir markayız.