"Teknoket firmalarımızın toplam cirosu 25 milyar TL'yi buldu"

"Teknoket firmalarımızın toplam cirosu 25 milyar TL'yi buldu"

İTÜ ARI Teknokent, İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Maslak Yerleşkesinde faaliyet gösteriyor. Temelleri 1999 yılında atılan teknokentte kanserin teşhisini kolaylaştırıcı ürününü MIT’ye satan firma da bulunuyor; maker dikeyinde teknoloji geliştirip 45 farklı ülkeye ihracat eden de… İTÜ ARI Teknokent Genel Müdürü Prof. Dr. Attila Dikbaş, ticarileşmeyen bir araştırmanın başarı şansı olmadığına dikkat çekiyor. Prof. Dr. Dikbaş, ARI Teknokentteki firmaların toplam cirosunun 25 milyar TL; toplam ihracatının ise 780 milyon dolara ulaştığını bildirdi. 2008-2010 yılları arasında Sanayi Bakanlığı’na Türkiye Bilişim Vadisi Fizibilite Raporunu da hazırlayan Dikbaş, ICT MEDIA’nın sorularını cevaplandırdı.

ICT MEDIA: Sayın Dikbaş, İstanbul Teknik Üniversitesi ülkemizin en köklü üniversitelerinden. Kuruluşu 1773 yılına dayanan bir devlet üniversitesi. 1773 yılında Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyûn, III. Mustafa döneminde askeri bir okul olarak mühendislik eğitimi vermek için kuruldu. Her ne kadar teknokentler süreci yakın bir tarih olsa da İTÜ ARI Teknokent’te ülkemizin öncü teknokentlerinden birisi. Bu bağlamda ARI Teknokent’in Türkiye’deki Teknokent kültürünün gelişmesi ve yerleşmesindeki misyonunu nasıl tanımlarsınız?

Prof. Dr. Attila DİKBAŞ: Aslında sözlerime, Türkiye’deki yenilikçilik ekosisteminin ve teknolojiye dayalı kalkınma seferberliğinin giderek geliştiğini ve küresel ölçekte çok önemli projeler ve oyuncular geliştirdiğimizi söyleyerek başlamak isterim.

ARI Teknokent kuruluş çalışmalarına 1999 yılında başladık. Bu çalışmaların başından beri içinde olmaktan ayrıca çok gurur duyduğumu belirmek isterim. 2001 yılında yürürlüğe konan 4691 sayılı Teknoloji geliştirme Bölgeleri Kanunu’da ülkemizde teknoloji gelişimi için önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu kanun önemli değişikliklerle de değişen ve gelişen ekosisteme gerekli desteği vermektedir. ARI Teknokent kurulduğu 2002 yılından itibaren ülkemizin ve bölgenin en önemli teknokentlerinden biri olmuştur. Bizler, başarının kültür ve değer üretmekten geçtiğine inanarak, firmalarımızla birlikte ülkemizin ekonomisine katkı sunmak, uluslararası arenada rekabet gücümüzü artırmak adına var gücümüzle çalışıyoruz. Bu bakış açısı ile de bünyemizdeki 300’den fazla teknoloji şirketimiz, 8.000’den fazla personelimiz ve yılda 600’den fazla proje üreten yapımızla ülkemiz adına değer üretiyoruz. İTÜ Maslak kampüsünde 10 binamızla Türkiye’nin girişimcilik ve inovasyon üssünü oluşturuyoruz. 2001’den bu yana aynı inanç ve çalışkanlıkla yürüttüğümüz çalışmalar sayesinde firmalarımızın toplam cirosu 25 milyar TL; toplam ihracatı ise 780 milyon dolara ulaşmış durumda.

Farklı girişim ve firma ölçeğine göre kurguladığımız İTÜ Çekirdek Kuluçka Merkezimiz, İTÜ Magnet İleri Aşama Girişimcilik Merkezimiz ve Innogate Uluslararası Hızlandırma Programımızla teknoloji girişimcilerine bir ekosistem sunuyoruz. Değişen şartlar ve girişimcilerimizin ihtiyaçlarını göz önüne alarak farklı programlar ve iş birlikleri yapmayı sürdürüyoruz.

Teknoloji üretiminde ve yaygınlaşmasında Teknokentlerimizin yadsınamaz bir görev sorumluluğu var ve ne mutlu ki ülkemizde teknoloji üretimi, ihracatı için çalışan firmalara değer sağlayan 80’den fazla Teknoloji Geliştirme Bölgesi bulunuyor. Biz de İTÜ ARI Teknokent olarak sahip olduğumuz bilgi birikimi ve deneyimlerimizi çeşitli iş birliği içinde olduğumuz farklı TGB’lere ve partnerlerimize aktararak, onlarla bilgi alışverişinde bulunuyoruz.

ICT MEDIA: Türkiye’de uzun zamandır Üniversite-sanayi iş birliği konusunda yeterli iş birlikleri olmadığı yönünde eleştiriler söz konusu. Sizin bu iş birliklerine dönük uyguladığınız özgün bir yöntem var mı?

Prof. Dr. Attila DİKBAŞ: Teknokentlerin temel kuruluşundaki amaçlardan biri üniversite-sanayi iş birliğini desteklemek, biliyorsunuz. ARI Teknokent olarak üniversite-sanayi iş birliğini desteklemek bizim de önemli odak alanlarımızdan bir tanesi. Bu noktada, üniversitedeki akademik bilginin sanayiye aktarılması sürecinde en doğru çözüm akademisyenlerin kendi projelerini ticari hayata döndürmek için akademik firma kurarak bu alanda başarı sağlamalarından geçiyor. İTÜ ARI Teknokent’te yer alan 72 akademik firmamız da bu anlamda oldukça başarılı işler ortaya koyuyor. Buna ek olarak akademisyenlerimizin firmalarımızla ortak projeler geliştirmelerini destekleyici kontak çalışmaları yürütüyoruz. Bu kapsamda şimdiye kadar 2.151 iş birliği projesi geliştirildi. Yaptığımız bu çalışmalarımıza ek olarak ise önümüzdeki süreçte akademisyenlerin projelerinin ticarileşmesi ile ilgili ek destekler sağlayacağız ve Akademik Kuluçka Merkezimizi hayata geçireceğiz.

ICT MEDIA: Türkiye özellikle son yıllarda teknoloji ihraç eden bir ülke konumuna geldi. ARI Teknokent bünyesinde geliştirilen ürün-hizmetin yurt dışına ihracatı odağında neler söylersiniz? İhracat özelinde öne çıkan sektörler hangileri oldu?

Prof. Dr. Attila DİKBAŞ: İTÜ ARI Teknokent’te ne mutlu ki yalnızca 2020 yılında 66 milyon TL’yi aşkın Ar-Ge ihracatı gerçekleştirildi. Birçok farklı sektörden ihracat yapan firmalarımız arasında kanserin teşhisini kolaylaştırıcı ürününü MIT’ye satan da var; maker dikeyinde teknoloji geliştirip 45 farklı ülkeye ihracat eden de yapay doku ve organ üreterek dünyanın her kıtasında distribütörlük ağını kuran da… Tabii bu örnekleri çoğalmak mümkün ve hepsi göğsümüzü kabartıyor.

Buna ek olarak 2014 yılında teknoloji firmalarının global pazara açılmasını kolaylaştırmak adına hayata geçirdiğimiz Innogate Uluslararası Hızlandırma Programımız ile sadece İTÜ ARI Teknokent’teki değil, tüm Türkiye’deki teknoloji şirketlerine bu olanağı sağlıyoruz. Innogate sayesinde de bugüne kadar onlarca başarı hikayesine şahit olduk. Bugüne kadar programın globalleşme ayağına 105 firma katıldı ve bu firmaların yüzde 65’i global arenada çalışmalarını başlattı. Programa katılan firmaların ihracatı ise 4 kat arttı.

ICT MEDIA: Pandemi sürecinde birçok firma mali konuda zorluk yaşadı. Buna istinaden bazı teknokentlerimiz destek mekanizmaları kurguladı. ARI Teknokent olarak siz neler yaptınız? Teknokentlerde yer alan firmaların en büyük sorunlarından biri ticarileşme gelmekte. Bu noktada firmalarınıza herhangi bir katkıda bulunuyor musunuz?

Prof. Dr. Attila DİKBAŞ: Pandeminin ülkemizde görüldüğü ilk günden bu yana programlarımız, firmalarımız ve girişimcilerimizle Koronavirüs mücadelesi için seferber durumdayız. Özetlemek gerekirse; İTÜ ARI Teknokent’te bulunan teknoloji firmalarımız çok hızlı olarak bu virüs ile mücadele için çalışmaya başladılar. Bu arada biz de ARI Teknokent olarak firmalarımızın kişi ve kurumlarca duyulup, ticarileşme süreçlerini hızlandırmak için çeşitli çalışmalar yürütüyoruz. Çünkü bildiğiniz gibi ticarileşemeyen bir araştırmanın başarı şansı yoktur. Sırf bu yüzden dünyada her yıl yüz binlerce Ar-Ge projesi uygulama alanı bulamadan ortadan kayboluyor. Bu nedenle biz bünyemizdeki firmaların çalışmalarının ticarileştirilmesine büyük önem veriyoruz ve bunların başarıya ulaşması için iş birliği görüşmeleri, pazarlama çalışmaları gibi süreçlerine katkı sunuyoruz.

Firmalarımızın yaptıklarına ek olarak; İTÜ Çekirdek Kuluçka Merkezimizde akaryakıt sektörünün önde gelen kurumlarından birinin desteğiyle #FightCOVID19 dikeyini açtık. Tespit yöntemleri, respiratör teknolojileri, sterilizasyon çözümleri gibi birçok boyutu olan bu problemin çözümüne benim de katkı sağlayacak bir ürünüm var diyorsan ‘İTÜ Çekirdek’te Geliştir, Dünyayı İyileştir’ diyerek, destek olmaya başladık. Kısa bir sürede yüzlerce başvuru aldık. Şu an geldiğimiz noktada 10’dan fazla koronavirüs alanında çalışan girişime destek olundu ve girişimler teknolojilerini hayata geçirmeye başladı.
ICT MEDIA: Big Bang StartUp Challenge önemli girişimcilik etkinliklerinden biri. Big Bang süresince girişimci grupların içinde bulundukları rekabet ortamı, sinerji nasıl yansımalar oluşturuyor? Big Bang etkinliği ile bünyenize dahil olan girişimcilerin gelişim seyrini nasıl değerlendiriyorsunuz, Etkinliğin yarattığı katma değer hakkında neler söylersiniz?

Prof. Dr. Attila DİKBAŞ: Big Bang Start-up Challenge, İTÜ Çekirdek’e yıl boyunca aldığımız girişimlerin en iyilerinin yer aldığı ve ödül, nakit, yatırım destekleriyle buluştukları ve birçok özelliği ile ekosistemin en büyük etkinliği unvanını taşıyan bir gün biliyorsunuz. Yalnızca geçtiğimiz yıl Big Bang 2020’de 54 milyon TL’lik kaynağın ulaştırıldığına şahit olduk.

Big Bang’in sahip olduğu rekabet ortamı, vizyonumuzun bir yansıması. İTÜ ARI Teknokent olarak olumlu rekabeti her zaman teşvik ediyoruz, katma değer yarattığına inanıyoruz. Tabii, serbest piyasalardaki rekabetin her alanda rekabeti tetiklediği aşikâr. Big Bang’in aşıladığı rekabet kültürü de girişimlerin kısa sürede teknolojilerine odaklanarak, geliştirmeleri ve ticarileştirmelerine olanak sağlıyor. Tabii bu sıkıştırılmış süreç sinerjiyi de birlikte getiriyor. Aynı yolculuktan geçen girişimler düzenlediğimiz çözüm atölyelerinde birbirlerine önerilerde bulunuyor; sunumlarında destek oluyor, bağlantılarını birbirleriyle tanıştırıyor veya potansiyel müşteri bulabiliyorlar.

Son olarak, girişimlere can suyu sağlayan, ekosistemin yatırım açığını önemli ölçüde kapatan ve ekosistemin gelişmesine katkı sunan Big Bang’in yolun sonu olmadığını da belirtmek isterim. Big Bang’te ödül, yatırım, nakit almış ve potansiyel vaat eden girişimlerimizi İTÜ Çekirdek Kuluçka Programımıza alıyor, yıl boyunca desteklerimizi sürdürüyor ve birebir KPI takiplerini yapıyoruz. Umarız şahit olduğumuz yüzlerce başarı hikayesi artarak çoğalır. Biz İTÜ ARI Teknokent olarak her zaman “birlikte ileriye” mottomuz ile çalışmalarımızı yürütmeye devam edeceğiz.

ICT MEDIA: Siz 2008-2010 yılları arasında Sanayi Bakanlığı’na Türkiye Bilişim Vadisi Fizibilite Raporunu hazırladınız. Bu çok önemli bir rapordu. ARI Teknokent’in kuruluş çalışmalarını yürütmüş biri olarak bu çalışmayı nasıl yürüttünüz ve ICT/BIT sektörünü nasıl tanımladınız ve Bilişi Vadisi’nin misyonunu nasıl belirlediniz?

Prof. Dr. Attila DİKBAŞ: Murat Bey, bu çalışma aslında 3 yıl süren yoğun bir süreç ile tamamlandı. Ankara’da dönemin Sanayi Bakanlığı ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından oluşan iç ve dış paydaşlara 2 haftada bir toplantı yaptı. Ben de proje yürütücüsü ve çalışmanın sorumlu organizasyonu olan TechnoBee olarak konuyla ilgili 20 kişilik bir ekip kurdum. Bu ekibin içinde yurt içinden ve dışından öenmli akademisyenler ve uzmanlar vardı. Çalışmada biz projeyi şu şekilde yorumladık;

Bilişim Vadisi Projesi, Türkiye’nin Dünya ülkeleri ile her alanda rekabet edebilirliğini maksimum hale getirmek için gereksinim duyduğu tüm sektörlere yönelik inovasyon ve girişimciliği tetikleyecek olan ekosistemi yaratmak amacıyla, BİT sektörünün, Üniversite ve Ar-Ge kuruluşlarının, ilgili özel şirketler ile devlet kurumlarının ve bahsedilen amaca katkısı olabilecek tüm kurum ve kuruluşların toplamından oluşacak; ne bir organize sanayi bölgesi, ne bir teknopark ne de bir Ar-Ge merkezi olmayan, bunların tümünün toplamından daha da fazlası olan bir yapılanma modeli olmalıdır. Bilişim Vadisi, BIT odaklı iş ve Ar-Ge faaliyetlerinin beraber çalışmasını sağlayarak cazibe bölgeleri yaratacak, bu amaçla Türkiye’nin potansiyel bölgeleri ile başlayarak dağıtık bir sistem mimarisi ile gelişecek ve küresel ölçekte markalaşması hedeflenen bir proje olmalıdır.

Diğer yandan;

Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT) sektörü, tüm sektörlere hizmet veren, hizmet verdiği sektörlerdeki farklı teknolojilerle bütünleşik bir sektördür. BİT sektörü her alanda hizmet verdiği için, diğer sektörlerin ihtiyaçlarına odaklanmak zorundadır. Bu nedenle, kendi sektöründeki diğer BİT kurumları ile bilgi ve fikir paylaşmak kadar, hizmet verdiği sektörlerle de birlikteliği önemli ve gereklidir. Aynı zamanda, BİT ağırlıklı olarak yazılım ve telekom alt sektörlerini içerdiğinden, Ar-Ge ve üretim faaliyetleri için ayrıca herhangi bir alana ihtiyaç duymamaktadır. Her an her yerden, yine kendi sektörü (BİT) araçları ile Ar-Ge ve üretim yapabilmektedir. Türkiye’de BİT sektörü ülkenin sadece gelişmiş illerinde ve batıda değil, tüm illerde gelişmesini sürdürme potansiyeli taşımaktadır. Yapılan Bilişim Vadisi Fizibilite çalışması göstermiştir ki; Türkiye’nin her bölgesinde tekstil, makine, elektronik, sağlık, eğitim, kimya, enerji, çevre, finans, otomotiv, madencilik gibi birçok sektör gelişecektir. Bu yönde ulusal strateji çalışmaları yapılmakta, üretim ve gelişimi destekleyecek olan bölgesel teşvik mekanizmaları oluşturulmaktadır. BİT sektörünün yatayda tüm sektörlere hizmet sağlıyor olması ile hem BİT sektörü hem de diğer sektörlerde inovasyonun gelişimi de kaçınılmazdır. Bu bakış açısıyla, BİT sektörü diğer tüm sektörlerle birlikte ayrıca toplumun tüm kesimleri de dâhil olmak üzere önemli bir değer katmakta ve ülkedeki sosyo-ekonomik gelişime katalizör olmaktadır. Bu doğrultuda, BİT sektörünün durduğu belli bir nokta olmadığı gibi, ülkemizdeki teknoparkların yayılımına da baktığımızda her yerde olmaya başladığını görüyoruz. Internet teknolojilerinin gelişmesi ve bu teknolojinin de BİT sektörünün motoru olması nedeniyle, sektördeki çalışma ve yaşam biçimleri de hızla değişim göstermeye başlamıştır. Yazılım geliştirme her ortamda olabilmektedir, yeni fikirlerin geliştirilmesi her ortamda olabilmektedir, hizmet verilen sektörlerle birlikte her an olmak gerekmektedir. Dolayısıyla sektör hareketli, dinamik ve esnek bir yapıya sahiptir. Gelecekte de bu yapı daha da ivme kazanacaktır. Bu nedenle, BİT sektörü Ar-Ge’si ve üretimi, hizmet vereceği sektörlerin ya da toplumun yanında, her an her yerde ve sürekli olarak değişen bölgelerde yer almalıdır.

Bilişim Vadisi içinde yer alması düşünülen BİT sektörü kurumları hem her an her yerde olan hem de yenilikçi, yeni fikir sahibi, genç dinamik kişi ya da kurumlar olmalıdır. Kendi sektörü içinde kümelenmiş, hizmet verdiği sektörle birlikte ya da her an her yerde olan her BİT kurumu Bilişim Vadisi kapsamı içine girmelidir. Yurtdışı ile iş birliği yapabilen ya da yapma ihtiyacı içinde olan, Ar-Ge’si olan ya da sonuçlarını inovasyona dönüştürmek isteyen, üniversitelerle iş birliği yapan, proje bazında hareket edebilen, yatırım yapmak isteyen BİT kurumları de bu kapsam içinde olmalıdır.

Türkiye’nin genç nüfusu, ülke bazındaki yaygın beyin potansiyeli, mevcut teknoparklar ve ülke bazındaki yaygın gelişme potansiyeli, fiziksel olarak kümelenmiş ya da ağlarla bir araya gelmiş BİT kurumlarının çalışma biçimlerine ve ihtiyaçlarına baktığımızda, çözümün evrensel boyuttaki gelişen teknoloji parkları ve bilişim vadilerinin gelecek projeksiyonları ile paralel olduğunu görebiliyoruz. Bu kapsamda, hem mevcut BİT sektörü gereksinimlerini karşılayabilmek hem de dünyayla aynı anda hareket edebilmek için, küresel hareket edebilen, esnek, ağ yapılarına ve iş birliklerine açık, dinamik, hızlı hareket kabiliyeti olan, uluslararası sistemlerle uyumlu bir Bilişim Vadisi modeline ihtiyaç vardır.

ICT MEDIA: Nasıl bir yapılanma modeli önerdiniz ve modelin misyonu ne idi?

Prof. Dr. Attila DİKBAŞ: Önerilen yapılanma modeli de Bilişim Vadisi bir fiziksel alanın imar edilmesinden çok bilişimle ilgili ürün ve hizmetlerin üretilmesine, bilişimin biyoteknoloji, nanoteknoloji, enerji, sağlık, çevre teknolojileri gibi ileri teknoloji alanlarıyla ilişkisinin geliştirilmesine, ülke ekonomisi ve dünya pazarları içerisinde rekabet gücünü arttıracak şekilde çevrime sokulabilmesini sağlayacak en uygun ekonomik ortamın yaratılmasına odaklanmaktadır. Bu modelde, Bilişim Vadisi’nin kurumsal yapılanma modeli dağıtık, fiziksel mekân özelinde kurulmayan, yaratılan faaliyetleri destekleyici bir organizasyon bütünü olarak ele alınmaktadır. Bilişim Vadisi; fiziksel bir mekân tasarlayarak bunu yönetmekten çok bir ekonomi yaratmak ve bu ekonomiyi yönetmek anlamını taşımalı ve teknolojiye dayalı kalkınma hamlesinin teknoparklar bağlamında önemli bir dağıtıcısı olmalıdır.

Bu raporda, 'Bilişim ve İletişim Teknolojileri'nin sağlık, enerji, eğitim, ulaşım, savunma gibi stratejik sektörlerimizi besleyici rolünü vurgulayan, akademik, özel, kamu ve sivil toplum sektörleri arasında tümleştirici gücünü değerlendiren, yerleşke sınırlarını aşan, dağıtık, esnek, devinimli ve çevik bir yapısala indirgeyen bir model önerildi. Bu bağlamda, Bilişim Vadisi’nin bir odak-öbek modeli olarak çalışmasının ve Kamu-Özel Sektör İş birliği ile yönetilen bir yapıda olmasının sağlanmasına yönelik bir kurumsal yapılanma önerilmiştir.

Raporda öngörülen model, mevcut kaynaklarımızı, değerlerimizi, yatırımlarımızı ilişkilendirerek ve boşlukları doldurarak, bu ilişkilerden yeni değerler yaratarak, farklı fakat birbirlerini besleyen ve tamamlayan sektörleri tümleştirerek, gerek yurtiçindeki, gerekse yurtdışındaki beyin gücümüzü ve girişim sermayemizi bünyesine çekerek küresel rekabete giden yolu açmaya yönelik bir yol haritası idi. Önerilen yol haritası bilimle kalkınmanın esasını oluşturan sanayi ar-ge’si ile tümleşmiş eğitim, yenileşim, özgün tasarım, üretim ve girişimciliği evrensel kıstaslara uyarlarken, ülkemizin gerçeklerini ve koşullarını da göz önünde tutuyordu.

Raporda Bilişim Vadisi misyonunu şu şekilde tanımladık;

Türkiye’nin, bilgi ve iletişim teknolojileri (BİT) odaklı olarak, ileri teknoloji alanında küresel rekabet avantajını artıracak; inovasyon yeteneğini geliştirerek ekonomik büyümesini sürdürülebilir kılacak; ülkeyi küresel inovasyon ekonomisi içinde öncü bir konuma taşıyacak; uluslararası inovasyon ağlarıyla bütünleşmeyi sağlayacak; örnek bir inovasyon, üretim ve dış ticaret ortamı yaratarak küresel ölçekte tanınırlığını sağlayacak ve örnek alınan bir model yaratmak.

Bu misyon çerçevesinde Bilişim Vadisi Projesi;

§ BİT sektörünü ileri teknoloji ve orta teknoloji sektörlerinin inovasyonu için stratejik olarak konumlayacak;

§ bölgesel, ulusal ve uluslararası firmalara Ar-Ge, üretim, toplam operasyon ve dış kaynak merkezi işlevleri sunacak;

§ yenilikçi ve girişimci kümelenme stratejileri ile doğrudan yabancı yatırım çekebilecek;

§ başta KOBİ’ler olmak üzere, BİT ve ileri teknoloji sektörlerinde iş yetkinliğini, ihracat kapasitesini ve istihdam kalitesini geliştirecek bir ağ yapısı, bir güç birliği platformu, bir mükemmeliyet merkezi yaratacak;

§ risk sermayesi, girişim sermayesi, melek yatırımcılar, kuluçka sistemleri gibi inovasyonun finansmanı için uygun mekanizmaları bünyesinde kurgulayabilecek;

§ iş yapma maliyetini optimize edebilecek;

§ uluslararası standartlarda yönetsel esnekliğe haiz;

farklı bölgelerde de uygulanabilir özgün bir kurumsal ve yönetsel model olmalıdır.

ICT MEDIA: Bu çok önemli bir çalışma olmuş. Bunu daha detaylı olarak başka bir sayıda ele alalım. Üniversite ve Teknokent ilişkisini nasıl görüyorsunuz?

Prof. Dr. Attila DİKBAŞ: Teknokentler ilişkili oldukları üniversitelere büyük katkı temin eden kuruluşlar. Çünkü Teknokent firmaları sektörün içinde olduklarından son derece dinamik yapıları var ve sektörün ihtiyaç duyduğu konuları, çalışmaları çok yakından takip etmekteler. Bu veriler Teknokent‘in ilişkili olduğu üniversiteler ve buralardaki akademisyenler açısından da çok önemli. Çünkü üniversitelerimizin eğitim programları sektörün ihtiyaç duyduğu konuları kapsamadığı takdirde, verilen eğitimin fayda ve içeriği tartışılır hale geliyor. Arı Teknokent’teki firmalarımızın hemen hemen tamamı İTÜ’den birçok hocamız ile birlikte çalışıyor, onların bilgi ve deneyimlerinden faydalanıyor. Bu ilişki üniversitemizde verilen eğitimin sektörün ihtiyaç duyduğu alanlarda olması açısından çok önemli bir konu. Bu arada lisans öğrencilerimiz Arı Teknokent’te bulunan firmalarımızda staj imkânı buluyorlar ve mezuniyetleri sonrası iş imkanlarını daha çalışırken temin ediyorlar. Bu konuda firmalarımızdan da çok ciddi talep geliyor. Halen İTÜ bünyesindeki öğrencilerimizin tamamı Teknokent bünyesindeki şirketlerde çalışsa bile, bu şirketlerimizin stajyer ihtiyacını karşılayamıyoruz. Aynı zamanda pek çok yüksek lisans ve doktora öğrencimiz de araştırmalarını bu şirketlerin ihtiyaç duyduğu alanlarda yaparak tam bir üniversite/sektör iş birliği içinde büyük bir sinerji sağlanıyor. ARI Teknokent olarak tüm bu süreçlere katkı sağladığımız için de çok mutluyuz