4Dimension Kurucusu ve Genel Müdürü Doç. Dr. Yenal ARSLAN: “Dijital Dönüşüm, Teknoloji Satın Almak Değil; Değer Üretmektir”
Kamuda yöneticilik, akademide öğretim üyeliği, özel sektörde girişimcilik... Bu üç alanı aynı kariyer yolculuğunda buluşturan isimlerden biri Doç. Dr. Yenal Arslan. Türkiye'nin e-Devlet, sosyal güvenlik ve kamu dijitalleşmesi süreçlerinde önemli görevler üstlenen Arslan, bugün akademisyen kimliğinin yanında 4Dimension çatısı altında teknoloji üretmeye devam ediyor. SGK'dan Devlet Malzeme Ofisi'ne, üniversite kürsülerinden teknopark girişimciliğine uzanan kariyer yolculuğunda edindiği deneyimleri paylaşan Arslan, “Dijital dönüşüm, teknoloji satın almak değil; değer üretmektir.” diyor. ICT MEDIA Genel Yayın Yönetmeni Murat Pehlivan'ın hazırlayıp sunduğu "Açık Açık" programına konuk olan Doç. Dr. Yenal Arslan ile dijital dönüşümün gerçek anlamını, yapay zekânın fırsat ve risklerini, 4Dimension'ın geliştirdiği yenilikçi çözümleri ve Türkiye'nin teknoloji üretimindeki konumunu konuştuk. Röportajın tamamını ICT MEDIA TV YouTube kanalında izleyebilirsiniz.
Murat PEHLİVAN: Açık Açık Programı’na hoş geldiniz. Bu ayki konuğumuz, kamuda uzun süre yöneticilik yapmış, dijital dönüşüme liderlik etmiş, sonrasında akademiye geçip akademik sürecini sürdüren ve bu süreçte ticari faaliyetlere başlayan, sektörümüzün yakından tanıdığı bir isim: Doçent Doktor Yenal Arslan. 4Dimension Kurucusu ve Genel Müdürü. Yenal Hocam, hoş geldiniz. Nasılsınız?
Yenal ARSLAN: İyiyim, bomba gibiyim diyelim.
Murat Pehlivan: Çok yoğun ve tempolu koşturuyorsunuz.
Yenal ARSLAN: Evet, çalışmalar devam ediyor. Üniversite de başladı, biliyorsunuz. Yaz dönemi de yoğun geçti. Üniversitemizin dersleri başladı. Mutluyuz, öğrencilerimize kavuştuk. Aynı zamanda yazılımla ilgili çalışmalar ve işler de devam ediyor.
Murat PEHLİVAN: Yeni akademik döneminiz hayırlı olsun. Yeni öğrenciler, yeni nefes, yeni heyecanlar… Hocam, sizinle uzun zamandan beri 4Dimension’ı konuşmak istiyorduk. Fakat biraz daha olgunlaşsın, daha fazla çıktı ve geliştirdiğin ürünler olsun diye öteliyordun. Artık zamanı geldi. İstersen buradan başlayalım. Önce biraz kendini tanıtmanı isterim. Sektör seni tanısa da insanın kendini yenilemesinde fayda var. Akademisyenlikten girişimciliğe giden yolda nasıl başladığını da dinleyelim. Bu hikâye sektörde çok sık rastlanan bir hikâye değil. Hem kamuda çalışmak hem özel sektör hem de akademik şapka… Bu birleşimi anlatmanı rica ediyorum.
Yenal ARSLAN: Teşekkürler. Eylül ayı itibarıyla sektördeki 24. yılımı tamamladım. Üniversiteden mezun olup çalışmaya başladığımdan beri 24 yıl geçti. Kamuda, bildiğiniz gibi, 25 yıldan emekli olunuyor. EYT ile birlikte benim yaşımda emekli olan arkadaşlarımız da var.
Çalışma hayatına araştırma görevlisi olarak Karabük Teknik Eğitim Fakültesi’nde başladım. Devamında TEDAŞ’ta (o dönem bağlı ortaklıklar tek bir kurumdu, sonra parçalanmış ve satılmıştı) Abone Net projesinde DBA, yani veri tabanı uzmanı olarak üç yıl görev yaptım. Ardından SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur sistemlerinin birleştirilmesinde proje yöneticisi olarak çalıştım. Özellikle ortak sistemlerin kurulduğu 2006-2008 yılları, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun ilk kuruluş dönemleriydi. Medula uygulamalarının ve ilgili tebliğlerin temelleri o dönemde atıldı.
2006’dan itibaren e-Devlet (turkiye.gov.tr) açıldı. Hem SGK’da hem diğer kurumlarda birçok servisi e-Devlet’e taşıma fırsatı bulduk. Doktoramı Gazi Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra Düzce Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent Doktor olarak görev yaptım. Daha sonra Ankara’ya döndüm. Devlet Malzeme Ofisi’nin e-dönüşüm sürecinin başına geçtim ve Bilgisayar Başkanı olarak dört yıl çalıştım. Naci Ağbal dönemindeydi. Daha sonra SGK Başkanı’nın davetiyle SGK’ya döndüm. Batıkent’teki büyük veri merkezinin yerleşimi ve uygulamaların toparlanması, özellikle muhasebe uygulamalarındaki sorunların çözümü üzerinde çalıştık. Yaklaşık dört yıl daha SGK’da görev yaptım. Bilgi Teknolojileri Genel Müdürlüğü (eski adıyla Hizmet Sunumu Genel Müdürlüğü) bünyesinde Bilgi Sistemleri ve Siber Güvenlik Daire Başkanı olarak 4 yıl görev yaptım.
Pandemi araya girince kamudan üniversiteye dönme zamanının geldiğine karar verdik. Zaten araştırma görevlisi olarak mesleğe başlamıştım, arada yardımcı doçentlik görevim olmuştu, doktoramı tamamlamıştım. Akademiye dönüş her zaman içimde bir uhde olarak kalmıştı. Hiç kopmadım aslında. Akademik sürecin en önemli çıktısı olan ulusal ve uluslararası makaleleri hem DMO hem SGK dönemlerinde yazmaya devam ettim. Doçentliğimi 2023’te aldım. 2022 itibarıyla Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Yazılım Mühendisliği Bölümü’ne döndüm. Bölüm yeni açılıyordu. Harika bir ekibimiz ve çok güzel öğrencilerimiz var. İlk mezunlarımızı verdik.
Üniversiteye geçer geçmez şirket kurduk: 4Dimension Bilişim ve Danışmanlık. Üniversite akademisyenleri için teknoparklarda çalışma imkânı, devletimizin sunduğu muazzam bir fırsat. Birçok kamu görevlisi ek iş yapar ama bunu yasal zeminde yapmak çok önemli. Üniversite hocalarının teknoparklarda şirket kurup fatura kesebilmesi, üniversite-sanayi iş birliği açısından dünyaya örnek bir model. Senato kararıyla projemizi sunduk ve şirketimizi kurduk.

Murat PEHLİVAN: Bu 24 yıllık serüvende unutamadığınız anlar vardır. En çarpıcısı nedir?
Yenal ARSLAN: Krizler diyebilirim. Özellikle SGK’nın ilk kuruluş döneminde, SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur’u birleştirdiğimizde haberlere yansıyan kuyruklar, uygulamaların çalışmaması, hastanelerdeki kuyruklar, bakanın araması… Bunları unutamıyorum. Bir kez de SGK’da büyük bir disk sorunu yaşadık. 125 uygulama aynı anda durmuştu ve dört-beş saatlik bir kesinti yaşamıştık. Bu, unutamadığım anlardan biri.
Devlet Malzeme Ofisi’nde e-DMO’yu (edmo.gov.tr) ilk açtığımız, e-satış sitesini hayata geçirdiğimiz an büyük bir heyecandı. SGK’da veri merkezine taşındığımız gün de öyle. Geri dönüp baktığımda birçok proje yapmışız; kamu adına, memleket adına, e-Devlet adına. Çok mutluyum ve gururluyum. Bütün bunlar emek istiyor.
İlk Abone Net’i TEDAŞ’ta, Enerji Bakanlığı’nda çalışırken kurduğumuz dönemde her hafta sonu illeri yeni sisteme geçiriyorduk ve sabahlıyorduk. SSK-Emekli Sandığı-Bağ-Kur birleşmesinde de aynı şekilde. Birçok uygulamayı yeni sisteme adapte ediyorduk, gece 12’lere kadar çalışıyorduk. Aynı dönemde yüksek lisans ve doktoramı da sürdürüyordum; akademik çalışmalar gece 2’lere kadar devam ediyordu. Çok yoğundu. Geriye baktığımda 15 gün üst üste tatil yapmadığımı söyleyebilirim. En fazla birer hafta, o da son dakika planlanırdı. Klasik memur tatil düzeni bende hiç olmadı.
Bütün bu süreçte sivil toplumla da çok yakın çalıştık: Türkiye Bilişim Derneği, Kamu İş Denetçileri Derneği, Bilgisayar Mühendisleri Odası… ICT Media sektörün medya ayağında çok önemli bir yer tutuyor. Biz de orada yazarlık ve program yapma imkânı bulduk. Dolu dolu 24 yıl geçti diyebilirim.
Murat PEHLİVAN: Harika. Peki, ticari faaliyet tarafına geçelim. 4Dimension’ı kurarken sektördeki bu kadar deneyim ve tecrübeden hareketle nasıl bir ihtiyaç gördünüz? Sektöre nasıl bir farkındalık veya katkı getirmek istediniz?
Yenal ARSLAN: Yıllar içinde şunu fark ettim: Bir kurumda aynı pozisyonda beş yıldan fazla çalıştığınızda öğrenme eğriniz (learning curve) çok azalıyor. O yüzden çalıştığım yerlerde genellikle 4-5 yıldan fazla kalmadım. Kariyer planlaması açısından bu doğru bir yaklaşım. İsteyerek olmadı her zaman; bazen bakan, bazen kurum başkanı çağırdı. Ama olması gereken de bu. Üretmek isteyen kardeşlerime tavsiyem budur: Beş yıldan sonra konumunuz değişmeli. Değişmiyorsa klasik memur olursunuz. Ya yükselirsiniz ya da yatayda başka bir göreve geçersiniz.
İçimde her zaman bir üretim aşkı vardı. Geçmişte kendi kurumlarımız için yazılım da yazıyorduk. Bir gün dedim ki: “Kendi üretimimi yapıp bu işi denemezsem gözüm açık gider.” Kırklı yaşlarda bunu yaptım. “Batsam da çıksam da deneyeceğim” dedim. İnsanlara akıl vermenin anlamı yok; kendin yapmalısın.
Üniversiteye ilk başvurduğumda dekan hocama şöyle demiştim: “Yazılım Mühendisliği yeni kuruluyor, bu ekibe katılmak isterim. Fakat bir ricam var. Hayatım boyunca kamuda, 12 yıl Bilgi İşlem Başkanlığı yaptım. 29 yaşımda Türkiye’nin en genç Bilgi İşlem Başkanlarından biriydim. Masanın satın alma tarafında bulundum. Üretme ve satma tarafında yer almadım. Uygun bulursanız haftanın iki-üç günü kendi şirketimi açıp üretim yapmak istiyorum.” Dekan hocamın negatif tepki vermesini beklerken tam tersine çok memnun oldu. “Bize de böyle adam lazım. Teoriyi anlatacak yeterince insan var, pratikten gelen lazım” dedi. Onun yönlendirmesiyle şirketi kurduk.
Murat PEHLİVAN: Yenal hocam, 4Dimension aslında senin hayallerinin sonucunda ortaya çıkan bir yapı. Şirketi çok kısa birkaç cümleyle nasıl anlatırsın?
Yenal ARSLAN: İsmindeki metafordan gidelim. 4Dimension, dört boyut demek. Bunlar: insanlar ve organizasyon, bilgi teknolojileri, iş süreçleri ve tedarikçiler. Biz bu dört boyutu kullanarak ürünler geliştiriyoruz. Bu ürünler bir değer yaratıyor. Yaptığımız iş, kullandığımız teknoloji ne olursa olsun bir değere hizmet etmeli. Müşteri bundan para, zaman veya başka bir kazanç elde etmeli. Buna odaklanmalıyız.
Peter Drucker’ın dediği gibi: “Hangi stratejiyi getirirseniz getirin, kurumsal kültür onu kahvaltı niyetine yer.” Kurumun kültürü çok önemli. Tedarikçiler de kritik; malzeme kaliteli değilse yemek kaliteli olmaz. Doğru bilgi teknolojilerini sunmaya çalışıyoruz ama bunların iş süreçlerine çapalanması lazım. Yazılım ne kadar iyi olursa olsun, kurumun iş süreçlerine entegre olmazsa değer yaratılmaz. Metaforumuz budur.
Murat PEHLİVAN: Size bir kurumdan talep geldiğinde ilk neye bakıyorsunuz?
Yenal ARSLAN: Öncelikle gereksinim analizine, yani isterler analizine bakıyoruz. Üniversitede verdiğim derslerden biri de Yazılım İsterler Analizi ve Yazılım Proje Yönetimi. Kurum isterlerini doğru tanımlamış mı? Diyelim ki terzi işi bir yazılım istiyor. “İsterleri doğru tanımladınız mı? İsterseniz bir arkadaşımız gelsin, bila bedel danışmanlık verelim, isterleri alalım” diyoruz. Yazılımcıların mottosu: “Siz hayal edin, biz yazalım.” Hayal etmek daha değerli; ama bunu yazıya dökebilmek, iş kurallarını netleştirmek en kritik nokta. En çok buna bakıyoruz.
Murat PEHLİVAN: Sizce Türkiye'de şirketlerin dijital dönüşüm konusundaki en büyük sorunu ne? E-Devlet tarafında önemli mesafeler katettik. Bence Türkiye bu alanda oldukça iyi bir noktada. Ancak şirketler cephesine baktığınızda en temel problem sizce nedir?
Yenal ARSLAN: Sorunun ilk kısmından başlayayım. Türkiye, bilişim alanında dünyada birçok ülkenin önünde olduğu bazı alanlara sahip. Bunlardan biri sağlık bilişimi. Benim de uzun yıllar içerisinde doğrudan içinde bulunduğum bir alan. Bugün hastane bilgi yönetim sistemlerinden merkezi geri ödeme altyapılarına, SGK sistemlerinden e-Nabız gibi uygulamalara kadar Türkiye sağlık bilişiminde dünyaya örnek gösterilebilecek bir seviyede. Aynı durum finans sektörü için de geçerli. Geçmişte yaşadığımız krizler, doğru yönetildiğinde önemli fırsatlara dönüştü. Özellikle 2000 ve 2008 krizlerinin ardından BDDK, SPK ve Merkez Bankası koordinasyonunda bankacılık altyapıları bilişim açısından çok güçlü bir yapıya kavuştu.
Murat PEHLİVAN: Konuya yazılım ve bilişim perspektifinden bakıyoruz tabii.
Yenal ARSLAN: Elbette. Yazılım altyapıları açısından baktığımızda bankacılık sektörümüz gerçekten dünya standartlarının üzerinde. Avrupa'da birçok ülkeye gittiğinizde hâlâ manuel yürüyen süreçlerle karşılaşabiliyorsunuz ve şaşırıyorsunuz. Aynı şekilde E-Devlet de dünya çapında önemli bir başarı hikâyesi. Bugün sunulan hizmet çeşitliliğine baktığınızda benzerini bulmak kolay değil. Bu nedenle bugüne kadar emek veren tüm siyasetçilere, bürokratlara, yöneticilere ve teknik ekiplerde çalışan arkadaşlarımıza teşekkür etmek gerekiyor. Bir başka gerçek de şu: Bu coğrafya insanı sürekli çözüm üretmeye zorluyor. Burada yaşamanın getirdiği zorluklar var. Dolayısıyla insanlar sistemleri geliştirmeyi de, sistemlerin açıklarını bulmayı da çok hızlı öğreniyor.
Murat PEHLİVAN: Coğrafya kader deyip teslim olmak da mümkün değil.
Yenal ARSLAN: Kesinlikle değil. Tam tersine, bu durum bizi daha yenilikçi olmaya zorluyor. Sigortacılık, sağlık, adalet ve kamu hizmetleri gibi alanlarda geliştirilen dijital çözümler bunun sonucu. Örneğin bugün risk analizleri, sigorta verileri, tapu kayıtları ve birçok kamu hizmeti dijital altyapılar üzerinden yönetilebiliyor. UYAP başlı başına bir başarı hikâyesi. Uzaktan duruşmalar gerçekleştirilebiliyor. Bunlar dünyada dikkat çeken uygulamalar.
Murat PEHLİVAN: Tapu sistemi, sağlık sistemi, UYAP... Hepsi kendi başına ayrı birer başarı hikâyesi.
Yenal ARSLAN: Kesinlikle. Üstelik bunların çok büyük bölümü yerli mühendislik gücüyle geliştirildi.
Murat PEHLİVAN: Yani hazır alınmış ürünler değil.
Yenal ARSLAN: Evet, bu çok önemli. Ancak burada bir noktayı da unutmamak gerekiyor. Her gelen yönetim kendinden öncekini yok sayarsa sürdürülebilir başarı elde edemeyiz. Taş üstüne taş koyan herkese teşekkür etmek gerekiyor.
Murat PEHLİVAN: Saygı duymak lazım.
Yenal ARSLAN: Kesinlikle. Bugün E-Devlet'in ve kamunun dijital dönüşümünün geldiği noktada birçok farklı dönemde görev yapan insanın emeği var. Yeri gelmişken bunlara tekrar teşekkür ediyorum.
Gelelim şirketlerin dijital dönüşümde yaşadığı temel soruna... Bence en önemli problem bakış açısı. Çünkü dijital dönüşüm elle tutulabilen, gözle görülebilen bir yatırım değil. Yıllarca teşvik sistemlerinde de bunu yaşadık. Fiziksel bir makineye yatırım yapıldığında bunu görüyoruz ve değerli buluyoruz. Ancak aynı yaklaşımı yazılım, lisans, bilgi teknolojileri veya insan kaynağı yatırımlarında göstermiyoruz.
Oysa yazılım da bir yatırımdır. Hatta çoğu zaman en değerli yatırım insan kaynağıdır. Yazılımcılar, bilişim uzmanları ve teknoloji ekipleri ciddi maliyetlerle istihdam ediliyor. Ancak birçok kurum hâlâ dijital dönüşüm harcamalarını gider kalemi olarak görüyor, yatırım olarak değil. Bu nedenle şirketler dijital dönüşüm projelerine bütçe ayırırken tereddüt ediyorlar. Bana göre Türkiye'de dijital dönüşümün önündeki en temel engel de bu yaklaşım.
Murat PEHLİVAN: Peki, teknoloji yatırımı yapmakla dijital dönüşüm arasındaki fark nedir?
Yenal ARSLAN: Bence temel fark değer yaratmak. Dijital dönüşüm dediğimiz şeyin merkezinde değer üretmek var. Bir dönem kurumlarda şöyle bir yaklaşım vardı: "Onlar aldı, biz de alalım." Açıkçası bugün yapay zekâ konusunda da benzer bir eğilim görüyoruz.
Murat PEHLİVAN: Ona birazdan geleceğim.
Yenal ARSLAN: Evet, ama aslında mesele tam da burada başlıyor. Eğer yaptığınız teknoloji yatırımı kurumun iş süreçlerine dokunmuyor, verimlilik üretmiyor ve bir değer oluşturmuyorsa, o yatırımın dijital dönüşüme katkısından söz etmek zor. Örneğin bir sunucu alıyorsanız onu etkin kullanmanız gerekir. Geçmişte hem kamu kurumlarında hem de özel sektörde bunun örneklerini gördük. Çok yüksek kapasiteli sistemler satın alındı ancak işlemci kullanım oranları yüzde 1-2 seviyelerinde kaldı. Bellek kapasitesi de aynı şekilde atıl durumda kullanıldı. Bu doğru bir yaklaşım değil. Sonuçta bunlar milli kaynaklar.
Benzer durum özel sektörde de yaşanabiliyor. Bazen sadece rekabet psikolojisiyle hareket ediliyor. "Rakip firma ERP aldı, biz de alalım" anlayışı ortaya çıkıyor. Oysa bugün kurduğu ERP sistemini etkin kullanamayan, hatta yıllardır yatırım yaptığı halde süreçlerine entegre edemeyen çok sayıda şirket var. Dijital dönüşüm; teknoloji satın almak değil, teknolojiyi iş süreçlerine entegre ederek ölçülebilir bir değer üretmektir. Eğer çalışanlar, müşteriler veya kurum bu yatırımdan zaman, verimlilik, kalite ya da gelir anlamında bir kazanım elde etmiyorsa, yapılan şey dijital dönüşüm değil sadece teknoloji yatırımıdır.

Murat PEHLİVAN: Yani asıl mesele teknolojiye sahip olmak değil, onu doğru kullanabilmek diyorsunuz.
Yenal ARSLAN: Kesinlikle. Bana göre şirketlerin en büyük hatası da burada başlıyor. Dijital dönüşüm projelerinin başarısını satın aldıkları teknolojiyle değil, ortaya çıkardıkları değerle ölçmeleri gerekiyor.
Murat PEHLİVAN: Hocam, son dönemin en hızlı gelişen furyası kuşkusuz yapay zekâ. Hayatımıza çok hızlı girdi ve birçok alanda dönüşüm yaratmaya başladı. Dünyada bir yandan "biraz yavaşlamalıyız" diyenler var, diğer yandan düzenleme ve regülasyon çalışmaları sürüyor. Ancak hâlâ tam anlamıyla oturmuş bir hukuki çerçeveden söz etmek mümkün değil. Sizce yapay zekâdan en fazla hangi alanlar etkileniyor ya da etkilenecek?
Yenal ARSLAN: Aslında yapay zekâ akademi camiası için yeni bir konu değil. On yıllardır üzerinde çalışılan ve tartışılan bir alan. Hatta ben 2005 yılında yüksek lisans tezimi hazırlarken Türkiye'de yapay zekâ üzerine yazılmış sayılı çalışmalardan biriydi. Ancak üretken yapay zekâların ve büyük dil modellerinin, yani LLM'lerin ortaya çıkmasıyla birlikte yapay zekâ akademik çevrelerin dışına taşarak toplumun günlük yaşamına girdi. Bugün herkesin kullandığı sohbet tabanlı sistemler bunun en görünür örneği.
Bence burada çok önemli bir değişim yaşanıyor. İnsanlık tarihine baktığımızda bilgi önce sözlü olarak aktarılıyordu. Tarım toplumlarında nesiller boyunca edinilen deneyimler hikâyelerle ve anlatılarla taşınırdı. Sonra yazı bulundu, kütüphaneler ortaya çıktı ve bilgi kurumsallaştı. Tarihte birçok medeniyetin kütüphanelerinin yakılması da aslında kültürel hafızayı yok etmeye yönelik girişimlerdi. Bugün ise internet ve yapay zekâ sayesinde bilgi doğrudan insanların ayağına geliyor. Bu durum fırsat eşitliği açısından son derece önemli. Köyde yaşayan bir genç de, büyük bir şehirde yaşayan biri de, dünyanın en gelişmiş ülkelerindeki insanlarla aynı bilgiye erişebiliyor. Ben yapay zekânın gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasındaki farkı azaltabilecek önemli araçlardan biri olduğunu düşünüyorum.
Murat PEHLİVAN: Daha öncesi de var gerçi. Göbeklitepe'deki kazılar hâlâ devam ediyor.
Yenal ARSLAN: Evet ve bunun Anadolu'da olması da ayrıca önemli.
Bunun yanında insanlık artık inanılmaz miktarda veri üretiyor. Üretilen veri hacmi her yıl katlanarak büyüyor. Yapay zekâ da bu büyümenin hem sebebi hem de sonucu durumunda. Çünkü insanlar sürekli bu sistemlerle etkileşim içerisinde ve yeni veri üretiyor. Ancak işin bir de risk tarafı var. Yapay zekâ teknolojileri giderek belirli şirketlerin elinde yoğunlaşmaya başladı. Bir dönem internet tarayıcılarında ve arama motorlarında yaşanan tabloya benzer bir durum görüyoruz. Bugün dünya genelinde kullanılan verilerin çok büyük kısmı birkaç büyük yapay zekâ platformunda toplanıyor. Bu da özellikle veri egemenliği açısından önemli bir risk oluşturuyor.
Murat PEHLİVAN: Aslında burada insan kaynağı eksikliğinden bahsetmiyorsun. Çünkü bu konuda yetişmiş insan gücümüz var.
Yenal ARSLAN: Kesinlikle var. Bence asıl problem insan kaynağı değil, strateji ve politika meselesi. Türkiye e-Devlet projelerinde doğru zamanda doğru yatırımları yaparak çok önemli bir başarı elde etti. Ancak yapay zekâ alanında, özellikle kendi modellerimizi geliştirme konusunda biraz geç kaldığımızı düşünüyorum.
Çünkü yapay zekânın temel girdisi veridir. Veriniz yoksa model geliştiremezsiniz. Bu nedenle açık veri ekosistemi, veri paylaşımı ve ulusal yapay zekâ stratejileri büyük önem taşıyor. Bugün hepimiz çeşitli küresel yapay zekâ platformlarını kullanıyoruz. Bunun doğal sonucu olarak çok büyük miktarda veri de bu sistemlere aktarılıyor. Bu durumun teknoloji, güvenlik ve veri egemenliği açısından dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor.
Murat PEHLİVAN: Yani aslında eksik olan şey insan kaynağı değil; strateji, politika ve zamanında atılmış adımlar diyorsun.
Yenal ARSLAN: Evet, tam olarak öyle.
Murat PEHLİVAN: Peki kısa bir soru sorayım. Yakın gelecekte herkesin kendine ait kişisel bir yapay zekâ asistanı olacak mı?
Yenal ARSLAN: O yöne doğru gidiyoruz. Bizim mottolarımızdan biri "Siz hayal edin, biz yapalım." Yapay zekâ da biraz bu noktaya evriliyor. Ama şunu da unutmamak lazım: Bir yandan yapay zekâdan çekiniyoruz, diğer yandan insanlığın önünde çözülmeyi bekleyen çok büyük problemler var. Örneğin hâlâ birçok hastalığa kalıcı çözümler üretebilmiş değiliz. Uzay araştırmalarında kat etmemiz gereken çok uzun bir yol var. Yapay zekâ bu sorunların çözümünde insanlığa önemli katkılar sağlayabilir. Bu nedenle sadece risklerine değil, sunduğu fırsatlara da odaklanmamız gerekiyor.
Murat PEHLİVAN: Yani yakın bir gelecekte kendi kişisel yapay zekâmı kullanıyor olabilirim?
Yenal ARSLAN: Elbette. Hatta bugün bunu yapanlar var. Kendi büyük dil modellerini geliştiren, belirli verilerle eğiten ve yalnızca kendi ihtiyaçlarına yönelik çalışan sistemler kuran kişiler ve kurumlar bulunuyor. Burada asıl konu maliyet. Çünkü yapay zekâ artık çok ciddi hesaplama gücü gerektiriyor. Dünyadaki büyük teknoloji şirketlerinin enerji yatırımlarına yönelmesinin sebebi de bu. Yapay zekâ geliştikçe işlemci gücü, veri merkezi kapasitesi ve enerji ihtiyacı da artıyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde yapay zekâyı konuşurken sadece yazılımı değil, enerji altyapısını ve hesaplama kapasitesini de konuşuyor olacağız.
Murat PEHLİVAN: Hadi bakalım, hayırlısı. Peki, yapay zekâ kullanırken en çok neye dikkat etmeliyiz?
Yenal ARSLAN: Burada özellikle dikkat çekmek istediğim önemli bir konu var.
Murat PEHLİVAN: En büyük risk nerede sizce?
Yenal ARSLAN: Bana göre en büyük risk, kamu adına çalışan kurumların, kişisel veriler üzerinde işlem yapan yapıların veya şirketlerin sahip oldukları verileri doğrudan yapay zekâ platformlarına yüklemesi. Bir kişinin kendi verisiyle ilgili tasarrufu kendisini bağlar. Ancak kamu kurumlarının, denetim birimlerinin, şirketlerin ya da vatandaşlara ait hassas bilgilerin üçüncü taraf yapay zekâ sistemlerine aktarılması ciddi bir risk oluşturuyor. Bugün birçok kişi, çözüm bulmak ya da analiz yaptırmak amacıyla bu tür verileri farkında olmadan büyük teknoloji şirketlerinin yapay zekâ sistemlerine yükleyebiliyor. Ben bunun şu anda karşı karşıya olduğumuz en önemli tehditlerden biri olduğunu düşünüyorum.
Murat PEHLİVAN: Bu gerçekten çok büyük bir risk. Çünkü özünde yaptığınız şey; kendi verinizi alıp bir başkasının kullanımına açmak. Amiyane tabirle, "Al ben kullanamadım, sen kullan" demek gibi. Bu nedenle özellikle kritik bilgileri ve kurumsal verileri rastgele yapay zekâ platformlarına yüklememek gerekiyor.
Yenal ARSLAN: Kesinlikle. Zaten son dönemde bu konuda farkındalık da artıyor. Siber güvenlik ve veri koruma politikalarında artık yapay zekâ kullanımına yönelik yaklaşımlar da yer almaya başladı.
Bence burada yeni bir kavramdan söz etmemiz gerekiyor: Yapay zekâ okuryazarlığı.
Bir dönem interneti doğru kullanmayı öğrenmeye çalışıyorduk. Daha sonra dijital okuryazarlık gündeme geldi. Şimdi ise vatandaşların, kamu çalışanlarının ve özel sektör profesyonellerinin yapay zekâyı nasıl kullanacaklarını, hangi verileri paylaşabileceklerini ve hangi risklerle karşılaşabileceklerini bilmeleri gerekiyor.
Yapay zekâ hayatımızın kalıcı bir parçası olacak. Bu nedenle teknolojiyi kullanmayı öğrenmek kadar, onu güvenli ve bilinçli kullanmayı da öğrenmek zorundayız.
Murat PEHLİVAN: Yani mesele sadece yapay zekâyı kullanmak değil, onu doğru ve güvenli şekilde kullanabilmek.
Yenal ARSLAN: Kesinlikle öyle. Önümüzdeki dönemde yapay zekâ okuryazarlığı da dijital okuryazarlık kadar önemli bir yetkinlik hâline gelecek.
Murat PEHLİVAN: 4Dimension’ın geliştirdiği ürünlerden biri Adjuster Audit. Nedir, ne işe yarıyor?
Yenal ARSLAN: Adjuster Audit tam da bu konuyla ilgili. Ben aynı zamanda Kamu İş Denetçileri Derneği Başkan Yardımcısıyım; denetim şapkam da var. Kamu adına denetim yapan birimler, teftiş kurulları, bilgi işlem birimleri dijital veriler üzerinde çalışıyor. Yapay zekâ bir verimlilik aracı; kullanmamak bizi geride bırakır. Ancak memleketin datasını yurt dışına göndermememiz gerekiyor. Adjuster Audit bunun için tasarlandı. Denetim şablonları var; sistem, performans, bilgi güvenliği, ISO denetimleri yapılabiliyor. AI modülü internete açık değil; kurumun kendi verileriyle çalışıyor. Soru-cevap yöntemiyle bulgular, eksiklikler, suiistimal noktaları ve raporlar otomatik oluşturulabiliyor. Hem insanın daha iyi karar vermesini sağlıyor hem de zafiyetleri daha iyi görmeyi mümkün kılıyor. Yapay zekâ yorulmuyor, hastalanmıyor; birçok vakayı öğrenerek uzman gibi davranıyor. Yine de insan uzmanının kontrolü şart; çünkü bazen halüsinasyon görebiliyor.
Murat PEHLİVAN: Diğer ürünleriniz neler?
Yenal ARSLAN: Adjuster ürün ailesi içerisinde KVKK uyum yazılımı, ISO 27001 uyum ve denetim yazılımı, Bilgi ve İletişim Güvenliği Rehberi uyum yazılımı ile ISO 20000 uyum ve denetim çözümlerimiz yer alıyor. Bu uygulamalar; iç ve dış denetçilerin yanı sıra kurumların idari personeli tarafından da kullanılabiliyor. Bunun dışında geliştirdiğimiz önemli ürünlerden biri de anket platformumuz, Anketör.
Murat PEHLİVAN: Türkiye’de manipülasyona en açık alanlardan biri aslında.
Yenal ARSLAN: Kesinlikle öyle. Akademik çalışmalarda anketlere ihtiyaç duyuluyor, pazarlama araştırmalarında ihtiyaç duyuluyor, siyasi araştırmalarda ihtiyaç duyuluyor. Ancak bu süreçlerin objektif ve güvenilir şekilde yürütülmesi gerekiyor. Biliyorsunuz Türkiye’de birçok araştırma bin ya da birkaç bin kişiyle gerçekleştiriliyor. Bizim geliştirdiğimiz sistemde kullanıcıların karşısına çeşitli anketler çıkıyor ve onlar da bu anketlere katılabiliyor. Aynı zamanda kendi anketlerini oluşturup yayımlayabiliyorlar. Bunu bir topluluk modeli olarak düşünebilirsiniz. Siz başkalarının anketlerine katkı sağlarken, başkaları da sizin araştırmanıza katkı sağlıyor.
Murat PEHLİVAN: Ama bu tek başına sağlıklı bir anket modeli oluşturmaz.
Yenal ARSLAN: Haklısınız. Bu nedenle sistemi sadece topluluk mantığıyla kurgulamadık. Aynı zamanda saha anketörleri de sistem üzerinden seçilebiliyor. Araştırmayı yapan kişi, ankete katılanları tanımıyor. Kullanıcıların karşısına farklı anketler geliyor ve katıldıkları her anket için puan kazanıyorlar.
Murat PEHLİVAN: Yani bir ödül mekanizması da var.
Yenal ARSLAN: Evet. Kazanılan puanlar çeşitli ödüllere dönüştürülebiliyor ya da kullanıcılar bu puanları kendi anketlerini oluşturmak için kullanabiliyor. Sonuçta anket doldurmak da zaman gerektiriyor. Zaman da bir değer. Bunun yanında saha araştırmaları tarafında da önemli özellikler geliştirdik. Geleneksel yöntemde anketörler ellerindeki formlarla sahaya çıkıyor. Bizim sistemimiz ise GSM verileri üzerinden konum doğrulaması yapabiliyor. Böylece anketörün gerçekten belirtilen bölgede bulunup bulunmadığı kontrol edilebiliyor.
Ayrıca yapay zekâ desteğiyle anketlerin gerçek kişiler tarafından doldurulup doldurulmadığı da analiz ediliyor. Örneğin bir anketin ortalama cevaplanma süresi belliyse, sistem bu süreleri dikkate alarak risk skorları üretiyor. Böylece masa başında toplu olarak doldurulmuş ya da gerçeği yansıtmayan anketleri tespit etmek mümkün oluyor. Bu kontroller sayesinde araştırma yaptıran kurumlara daha güvenilir ve doğrulanabilir sonuçlar sunabiliyoruz.

Murat PEHLİVAN: Yani "şu kadar anket aldım, oturdum ve kendim doldurdum" dönemi yok.
Yenal ARSLAN: Aynen öyle. Sistem buna izin vermiyor.
Murat PEHLİVAN: Gerçekten yapılıp yapılmadığını doğrulayabiliyorsunuz. Bu oldukça önemli. Peki, muhasebeciler için hiçbir çözüm geliştirmediniz mi?
Yenal ARSLAN: Elbette, muhasebe tarafı için de bir çözüm geliştirdik. Ürünümüzün adı 4DMuhasebe.
Murat PEHLİVAN: Başına ne geldi de böyle bir şey yaptın diye sorsam…
Yenal ARSLAN: Aslında tam olarak öyle. Nasrettin Hoca'nın "Bana damdan düşeni getirin" sözü vardır ya, gerçekten çok doğru bir yaklaşım. Ben de arkadaşlarıma hep şunu söylüyorum: Bir teşvike başvuruyorlar, bir proje yürütüyorlar ya da bir sertifikasyon sürecine giriyorlar. Sonrasında çeşitli zorluklarla karşılaşıp yaşadıkları sorunları anlatıyorlar. Ben de onlara, yaşadıkları süreci detaylı şekilde not almalarını tavsiye ediyorum. Çünkü süreçlerin dışarıdan görülmeyen yönleri var.
Şirket kurduktan sonra ben de işveren tarafını daha yakından gördüm. Kamu yöneticisi olarak yıllarca süreçlerin diğer tarafında yer aldım ancak işveren olunca yaşanan zorlukları bizzat deneyimleme fırsatım oldu. Örneğin şirket kurmanın birkaç dakikalık bir işlem olduğu düşünülür ama gerçekte birçok belge, onay ve farklı süreçten geçmeniz gerekiyor.
Muhasebe tarafında da benzer bir durum var. Şirketlerin muhasebecileriyle sürekli belge alışverişi yapması gerekiyor. Bilanço, mizan, bordro ya da farklı evraklar sürekli talep ediliyor. Çoğu zaman bu belgeler e-posta, mesajlaşma uygulamaları veya farklı kanallar üzerinden iletiliyor. Bu da hem güvenlik riski oluşturuyor hem de veri takibini zorlaştırıyor.
Biz de bu ihtiyacı görerek 4DMuhasebe'yi geliştirdik. Sistem, mali müşavir ile işveren arasında güvenli bir iletişim ve doküman paylaşım ortamı sunuyor. Muhasebeci ilgili belgeyi hazırladığı anda sisteme yüklüyor, işveren de kendi ekranından erişebiliyor. Böylece "Bilançom hazır mı?", "Mizanım nerede?", "Bordrom gönderildi mi?" gibi sorular ortadan kalkıyor.
Murat PEHLİVAN: Yani verileriniz dışarı aktırılmıyor…
Yenal ARSLAN: Aynen öyle. Hem şirket verileri hem de çalışanlara ait kişisel veriler güvenli bir ortamda tutuluyor. Bizim yaklaşımımız, bu tür bilgilerin Türkiye'deki sunucularda ve güvenli altyapılar üzerinde saklanması yönünde.
Murat PEHLİVAN: Üstelik tüm yazışmalar da kayıt altında kalıyor.
Yenal ARSLAN: Tabii. Sonradan "Ben öyle demedim", "Belge gönderilmedi" gibi tartışmaların da önüne geçilmiş oluyor. Her şey kayıt altına alınıyor.
Murat PEHLİVAN: Peki, Türkiye'nin teknoloji üretimini sektörün içinde birisi olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yenal ARSLAN: Oraya gelmeden önce birkaç uygulamamızdan daha bahsetmek istiyorum. Bunlardan biri de Perfas.
Özellikle yazılım sektöründe ve birçok farklı sektörde uzaktan çalışma modeli yaygınlaştı. Ancak bununla birlikte yeni bir soru ortaya çıktı: Uzaktan çalışan ekiplerin performansı nasıl ölçülecek?
Perfas tam da bu ihtiyaca yönelik geliştirildi. Çalışanların iş süreçlerinde kullandıkları uygulamaları, görev sürelerini ve çalışma performanslarını raporlayan bir sistem. MacOS, Windows ve Pardus/Linux platformlarında çalışabiliyor.
Çalışan işine başladığında sistemi aktif ediyor, gün sonunda ise kapatıyor. Böylece çalışma süreleri kayıt altına alınabiliyor. Biz de şirketimizde ve stajyer programlarımızda bu sistemi kullanıyoruz. Örneğin bir öğrencinin 20 günlük stajını tamamlayabilmesi için gerekli çalışma saatlerini gerçekten yerine getirip getirmediğini sistem üzerinden takip edebiliyoruz.
Bir diğer ürünümüz ise binicilik kulüplerine yönelik geliştirdiğimiz yazılım.
Murat PEHLİVAN: Bunu bilmiyordum.
Yenal ARSLAN: Türkiye'de çok sayıda binicilik kulübü var. Özellikle halka açık tesislerde rezervasyon, eğitim planlaması ve operasyon yönetimi süreçlerinin dijitalleşmeye ihtiyacı vardı. Biz de bu alana yönelik özel bir çözüm geliştirdik. Bugün geldiğimiz noktada farklı sektörlere yönelik geliştirdiğimiz 8 ila 10 arasında ürünümüz bulunuyor.
Murat PEHLİVAN: Dört yılda oldukça fazla ürün çıkarmışsınız. Peki, biraz da Türkiye'nin teknoloji üretimindeki konumunu konuşalım. Sizce bugün neredeyiz?
Yenal ARSLAN: Askerde kullanılan bir ifade vardır; "Ne çok önde yürü ne de geride kal, ortalarda yürü" denir. Türkiye'nin durumu biraz buna benziyor. Örneğin e-Devlet uygulamalarında dünya çapında örnek gösterilen bir noktadayız. Ancak yapay zekâ alanında aynı başarıyı henüz yakalayabildiğimizi söylemek zor. Dolayısıyla bazı alanlarda çok güçlü, bazı alanlarda ise gelişime açık bir noktadayız.
Murat PEHLİVAN: Yani kötü değiliz ama daha iyi olabiliriz diyorsunuz.
Yenal ARSLAN: Kesinlikle. Örneğin 5G altyapısının devreye alınmasını çok olumlu buluyorum. Operatörlerimizi, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımızı ve BTK'yı tebrik etmek gerekiyor. Beklediğimden daha iyi sonuçlar gördüm. Zaman zaman yaptığım testlerde telefon üzerinden 1 Gbps seviyelerine ulaşabildiğimi gördüm. Elbette 5G geçişinin daha erken gerçekleşmesini isterdik. Ayrıca fiber altyapı tarafında hâlâ kat edilmesi gereken önemli bir mesafe var. Bir diğer önemli konu ise bütçe. Hem kamu hem de özel sektörde bilişim ve dijital dönüşüme ayrılan kaynakların artması gerekirken, bunun tam tersini görüyoruz. Örneğin geçmişte bilişim yatırımlarının kamu bütçesindeki payı yüzde 7 seviyelerindeyken bugün yüzde 3'lere kadar gerilediğini görüyoruz.
Murat PEHLİVAN: Çok kötü, bu ciddi bir düşüş.
Yenal ARSLAN: Evet. Oysa yapay zekâdan, dijital dönüşümden ve veri ekonomisinden söz ediyoruz. Eğer geleceği konuşuyorsak bu alanlara daha fazla yatırım yapmamız gerekiyor. Bununla birlikte savunma sanayii tarafında son derece başarılı bir tablo var. Orada görev alan tüm arkadaşlarımızı tebrik etmek lazım. Ayrıca TEKNOFEST'in de ayrı bir başlık olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bugün ortaokuldan liseye, üniversiteden girişimcilik ekosistemine kadar çok geniş bir kitleyi teknolojiye yönlendiren bir yapı oluştu. Neredeyse bütün üniversitelerde TEKNOFEST ekipleri ve kulüpleri bulunuyor. Bu durum gençlerin teknolojiye, üretime ve mühendisliğe olan ilgisini ciddi şekilde artırdı. Bence farkında olmadan Türkiye için çok önemli bir ekosistem oluşturuldu. Bir milletin ortak bir hedef etrafında toplanması ve üretime yönelmesi açısından son derece değerli bir model ortaya çıktı. Bu nedenle emeği geçen herkesi tebrik etmek gerekiyor.
Murat PEHLİVAN: Peki geriye dönüp baktığınızda, teknoloji alanında önümüzdeki on yılda nereye gideceğimizi öngörüyorsunuz?
Yenal ARSLAN: Açıkçası öngörmekte zorlanıyorum. Teknolojinin gelişim hızı artık tahminlerin ötesine geçmiş durumda.
Murat PEHLİVAN: Peki bu süreçte insan nerede duracak?
Yenal ARSLAN: Ben bu konuda kendimi şöyle rahatlatıyorum. Henüz Jüpiter'e gidebilmiş değiliz. Günün birinde sıradan insanların Mars'a gidip gelebildiği, hatta Güneş Sistemi'nin daha uzak noktalarına ulaşabildiği bir döneme gelirsek, işte o zaman teknoloji adına çok farklı bir seviyeye ulaşmış olacağız.
Murat PEHLİVAN: Bu gidişle o da mümkün gibi görünüyor.
Yenal ARSLAN: Biz görür müyüz bilmiyorum ama henüz oralara ulaşamadıysak, insanlığın önünde aşması gereken çok büyük eşikler var demektir.
Murat PEHLİVAN: Son olarak neler eklemek istersin?
Yenal ARSLAN: Çok teşekkür ediyorum beni çağırdığınız için. Şirketimizi kuralı dört buçuk yıl oldu. Bu sene meslekte 24. yılımı kutluyorum; Meslekte çeyrek asrı seneye tamamlayacağız. Belki emeklilik hakkını da elde edeceğiz. Bir teşekkür de size etmek istiyorum. Bence ülkemizde yeterince değer verilmeyen alanlardan biri bilişim medyası. Şirketler ve bireyler olarak sesimizi tek başımıza duyurma şansımız çok sınırlı. Bu nedenle sektörün ortak sesi olacak yayın kuruluşlarına ihtiyaç var. Siz de yıllardır büyük bir özveriyle bu görevi yerine getiriyorsunuz. Bunun çok yüksek kârlı bir iş olmadığını da biliyorum. Buna rağmen aynı kararlılıkla yolunuza devam ediyorsunuz. Bu pozitif ısrarı ve emeği gerçekten takdir ediyorum.

Murat PEHLİVAN: Kapatmadan önce bir soru daha sorayım. Sence sektör kendi yayın organlarının değerini yeterince görüyor mu?
Yenal ARSLAN: Açık söylemek gerekirse hayır. Yeterince farkında olduğumuzu düşünmüyorum. Umarım zamanla bunun değeri daha iyi anlaşılır. Sadece ICT Media özelinde söylemiyorum; sektörün tamamı adına konuşuyorum. Bu yayın organları sektörün sesi. Güçlü bir sektör olmak istiyorsak, kendi iletişim kanallarımıza da sahip çıkmamız gerekiyor.
Bugün farklı alanlarda harcanan kaynakların çok küçük bir bölümü bile sektörel yayınlara yönlendirilebilseydi, bilişim sektörünün sesi çok daha güçlü çıkardı. Politika yapıcılara, karar vericilere ve kamuoyuna kendimizi daha etkili anlatabilirdik. Maalesef bunu yeterince başaramadık. Umuyorum önümüzdeki dönemde daha bilinçli bir yaklaşım gelişir.
Murat PEHLİVAN: Umudumuz da o yönde. Yenal Hocam, çok teşekkür ederim. Bizi kırmadın. 4Dimension dördüncü yılını geride bırakırken burada bizimle oldun.
Yenal ARSLAN: Bize bu fırsatı verdiğiniz için ben de teşekkür ediyorum. Hem kendi adıma hem de ekibim adına. Çok teşekkür ederim. Kapanışta şunu özellikle vurgulamak isterim: Üretmekten asla vazgeçmemeliyiz. Yıllardır söylüyoruz; ülkemizin kalkınmasının yolu bilişimden ve yazılımdan geçiyor. Üretmeye devam etmeliyiz. Bazen hemen sonuç alamayabiliriz, hatta para da kazanamayabiliriz. Ancak üretmekten vazgeçmemek gerekiyor. Bu yıl şirketimizde 26 stajyer arkadaşımız vardı. Türkiye'nin farklı üniversitelerinden gelen, pırıl pırıl gençler. Bir gün arkadaşlarımız, "Hocam, stajyerlere çok zaman harcıyoruz" dediler. Ben ise tam tersini düşünüyorum. Bu bir şirket meselesi değil, bir memleket meselesi. Evet, bir memleket meselesi. Bizim görevimiz üretmek, paylaşmak ve tecrübelerimizi aktarmak.
Murat PEHLİVAN: Gençlerimize sahip çıkacağız.
Yenal ARSLAN: Kesinlikle. TEKNOFEST örneğini de konuştuk. Gerçekten çok nitelikli bir genç nesil geliyor. Onları doğru yönlendirmeli, doğru politikalarla desteklemeli ve fırsatlar sunmalıyız. Başarılı olmak için gerekli potansiyele fazlasıyla sahipler.
Ben Türkiye'nin teknoloji alanında daha da yukarı çıkacağına inanıyorum.






