• Biz Kimiz
  • Künye
logo
Fonbulucu Banner
logo
  • Anasayfa
  • ICT Etkinlik
    • Gelecek Etkinlikler
    • Planlanan Etkinlikler
    • Geçmiş Etkinlikler
  • Etkinliklerimizden Haberler
  • Gündem
  • Bilişim
  • Telekom
  • Savunma
  • Enerji
  • e-Mobilite
  • Oyun
  • Kariyer
  • Röportaj
  • Dergi
  • Yazarlarımız
Fonbulucu Banner
  1. Anasayfa
  2. Röportaj
  3. ApplyCoder Kurucusu Mehmet Fatih KÖKSAL Röportajı Bölüm 1
ApplyCoder Kurucusu Mehmet Fatih KÖKSAL Röportajı Bölüm 1

ApplyCoder Kurucusu Mehmet Fatih KÖKSAL Röportajı Bölüm 1

ICT Media ICT Media
13 Temmuz 2026 11:32
Paylaş

Dijital dönüşümün ve küresel rekabetin hız kazandığı günümüzde, yerel pazarda kendini kanıtlayan girişimcilerin uluslararası pazarlara açılması her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Türkiye ve Almanya merkezli olarak yazılım süreçlerini uçtan uca yöneten ApplyCoder'ın Kurucusu Mehmet Fatih KÖKSAL, Türkiye'nin dinamik, değişken ve karmaşık pazar yapısının girişimciler için zorlu olduğu kadar eşsiz bir okul niteliği taşıdığını söyledi. Türkiye'de başarıya ulaşan bir iş modelinin küresel pazarda da önemli bir avantaja sahip olacağını vurgulayan KÖKSAL, "Türkiye'de ortaya koyduğunuz başarılı bir işi mutlaka yurt dışına taşımalısınız. Burada bir işi başarıyla hayata geçirebiliyorsanız, Avrupa ve Amerika'da karşılığını bulmanız çok daha kolay olur." dedi. Yapay zekânın yazılımcılar için bir tehdit değil, yeni fırsatlar üreten bir teknoloji olduğuna dikkat çeken KÖKSAL, bu dönüşümün iş hacmini artırırken maliyetleri tabana yaydığını ve yazılım geliştirme süreçlerini önemli ölçüde hızlandırdığını ifade etti. ICT MEDIA Genel Yayın Yönetmeni Murat PEHLİVAN'ın hazırlayıp sunduğu "Açık Açık" programına konuk olan KÖKSAL'ın dijital dönüşüm, yapay zekâ ve girişimcilik üzerine yaptığı açıklamaların tamamını ICT MEDIA TV YouTube kanalında izleyebilirsiniz.

Murat PEHLİVAN: Açık Açık programına hoş geldiniz. Bu ay programımızın konuğu, uzakta olsa da sektöre yakın çalışmalarıyla tanıdığımız genç ve dinamik bir isim. ApplyCoder'ın kurucusu Mehmet Fatih Köksal bizimle. Fatih bey, Almanya'da yaşayıp Türkiye'deki yazılım ve ICT sektörüne katkı sunmaya devam eden genç girişimcilerden birisi. Almanya-Türkiye farkını birazdan konuşacağız. Ancak önce kendisini tanımak istiyoruz. Mehmet Fatih Köksal kimdir? Bilişim sektörüne nasıl adım attın? ApplyCoder fikri nasıl doğdu? Yazılım şirketi kurmak kolay değil; ciddi bir risk ve motivasyon gerektiriyor. Seni bu yola çıkaran neydi?

Mehmet Fatih KÖKSAL: Kısaca anlatayım. Ben 2010 yılındaki mezuniyetimden bu yana bilişim sektörünün içindeyim. Mezun olduktan sonra birkaç firmada yazılım geliştirme tarafında, işin mutfağında çalıştım. Kod yazmaya başladığınızda zamanla kendi yeteneklerinizi de daha iyi tanıyorsunuz. Ben de bir süre sonra sadece yazılım geliştirme yerine proje yönetimi tarafında daha verimli olabileceğimi fark ettim. Sonrasında teknik destek, back office süreçleri ve müşteri ilişkileri alanlarında görev aldım. Zamanla müşteriyle yazılımcı arasında önemli bir köprü görevi üstlendiğimi gördüm. Aslında sektörde çok görünmeyen ama büyük değer üreten bir katman var. Yazılımcılar ürün geliştiriyor, müşteriler ise ihtiyaçlarını anlatıyor. Bu iki taraf arasında iletişimi kuran yapı ise çoğu zaman fark edilmiyor.

Murat PEHLİVAN: Görünmeyen bir katman…

Mehmet Fatih KÖKSAL: Evet. Ben de bu alanın bana daha uygun olduğunu gördüm. Back office süreçlerini yönettik, güçlü ekipler kurduk, sahayı tanıdık. Ardından 2018 yılında Türkiye'de ilk şirketimizi kurduk. Eğitim sektörüne yönelik bir ürün geliştirdik. Yaklaşık dört yıl boyunca ürünü geliştirdik ve sonunda başarılı bir satış gerçekleştirerek bu girişimden çıkış yaptık. Bu süreçten sonra çalışmalarımızı Almanya'ya taşımaya karar verdik. Şirketimizi Almanya'da kurduk ve bugün ApplyCoder markasını büyütmeye, faaliyet gösterdiğimiz sektörleri ve müşteri portföyümüzü genişletmeye devam ediyoruz.

Murat PEHLİVAN: Yani ApplyCoder'ın hem Türkiye hem de Almanya geçmişi var.

Mehmet Fatih KÖKSAL: Evet. Şirketimizin temelleri Türkiye'de atıldı. Son dört yıldır ise faaliyetlerimizi Almanya merkezli sürdürüyoruz.

Murat PEHLİVAN: Bunun avantajlarını görüyorsunuz sanırım.

Mehmet Fatih KÖKSAL: Kesinlikle. Ben bunu herkese tavsiye ediyorum. Türkiye'de ortaya koyduğunuz başarılı bir işi mutlaka Avrupa'ya ya da Amerika'ya taşımayı düşünmelisiniz. Bizim coğrafyamız gerçekten zor. Eğer burada bir işi başarıyla hayata geçirebiliyorsanız, Avrupa ve Amerika'da da karşılığını bulmanız çok daha kolay oluyor. Bunu gittiğim her yerde anlatıyorum. Çünkü Türkiye gibi dinamik ve karmaşık bir pazarda başarılı olan çözümler, Avrupa ve Amerika gibi çok kültürlü pazarlarda da rahatlıkla kabul görebiliyor.

Murat PEHLİVAN: Aslında diyorsun ki, özgüveninizi kaybetmeyin.

Mehmet Fatih KÖKSAL: Aynen öyle.

Murat PEHLİVAN: Burada yapabiliyorsanız, orada da çok rahat yapabilirsiniz.

Mehmet Fatih KÖKSAL: Kesinlikle. Yeter ki cesaret gösterin. Avrupa'da süreçler daha sade ilerliyor, buradaki kadar karmaşa yok. Türkiye'de ise her detayı düşünmeniz ve birçok değişkeni aynı anda yönetmeniz gerekiyor. Bu nedenle burada edinilen tecrübe, yurt dışında önemli bir avantaj sağlıyor.

Murat PEHLİVAN: Biz biraz kaosu seviyoruz galiba. Kaotik ortamlar hem insanı diri tutuyor hem de çok yoruyor.

Mehmet Fatih KÖKSAL: Aynen öyle. Kartalın pençeleri serçeye kabiliyet kazandırıyor diyelim. Böyle bir ortamda yetiştiğinizde çok daha hızlı hareket edebiliyor, daha güçlü refleksler geliştirebiliyorsunuz.

Murat PEHLİVAN: Güzel bir benzetme. Peki geriye dönüp baktığında, "İyi ki bu riski almışım" dediğin an hangisiydi? Sonuçta girişimcilik başlı başına bir risk.

Mehmet Fatih KÖKSAL: Kesinlikle öyle.

Murat PEHLİVAN: Üstelik bununla da yetinmeyip Almanya'ya kadar taşımışsın işi.

Mehmet Fatih KÖKSAL: Evet. Girişimcilik riskle başlıyor ama ben bu kararımdan çok memnunum. Kendi markanızı ve ürününüzü ortaya çıkarıp onu yüzlerce noktada kullanılır hâlde görmek büyük bir mutluluk. İnsanların ürünü sahiplenmesi ve bunun ticari karşılığını almak da ayrı bir motivasyon sağlıyor. Bu süreçte sürekli problem çözüyorsunuz. Sorunlar peş peşe geliyor; siz de doğru insanları bir araya getirerek bunlara çözüm üretiyorsunuz. Bu da işin en keyifli taraflarından biri. Bu size güzel bir mutluluk veriyor.

Murat PEHLİVAN: İşin keyif verici yanı bu sanırım.

Mehmet Fatih KÖKSAL: Özellikle bizim sektörde müşterinin gerçekten ihtiyaç duyduğu noktayı yakalamak çok önemli. Biz kendi içimizde bunlara "must" ve "maybe" modüller diyoruz. Siz bir çözüm tasarlıyorsunuz ama müşteriden bambaşka bir ihtiyaç gelebiliyor. O zorunlu ihtiyacı, yani "must" modülü yakaladığınız anda ürün ticarileşmeye başlıyor. Çünkü o ihtiyaç yalnızca bir müşteriye ait olmuyor; aynı sektörde faaliyet gösteren birçok kurumun ortak ihtiyacı hâline geliyor. Bunu Türkiye'de başarılı şekilde deneyimledik. Şimdi aynı yaklaşımı Almanya'da uyguluyoruz. Çalıştığımız sektörlerde çözülmesi gereken temel problemleri belirlediğimizde, bunları farklı müşterilere ölçeklendirmek ve ticari değere dönüştürmek çok daha kolay oluyor.

Murat PEHLİVAN: Yani süreç giderek kolaylaşıyor. Peki ApplyCoder bugün tam olarak hangi alanlarda faaliyet gösteriyor? Çünkü mobil uygulamadan özel yazılıma, marka yönetiminden dijital süreçlere kadar oldukça geniş bir hizmet yelpazeniz var. Bu kadar farklı alanı aynı çatı altında toplamanızın sebebi ne?

Mehmet Fatih KÖKSAL: Bu fikir aslında şöyle doğdu: Biz işe doğrudan mobil uygulama ve web arayüzü kodlamasıyla başladık. Ancak zamanla çalıştığımız sektörlerdeki kişilerin, güvenilir paydaş arayışlarını fark ettik. Yoğun bir tempoda çalışan, sabahtan akşama kadar koşturan ve hiçbir şeye vakti olmayan bu kişiler; kodlama, marka oluşturma ve ajans hizmetleri gibi birçok süreçte kendilerine destek olacak, sorumluluğu devralabilecek bir partner arıyorlar ve bunun karşılığında bütçe ayırmaya hazırlar. Türkiye’de ve dünyada geleneksel sektörlerde bir firma kurulduğunda, her ay düzenli ödeme yaptığı bir mali müşaviri veya avukatı olur; tüm süreçleri onlarla yürütür. Dijitalin bu kadar geliştiği günümüzde, firmalar artık benzer şekilde aylık abonelik modeliyle çalışabilecekleri bir 'dijital partner' arayışındalar. Sürecin bir parçasını farklı, diğer parçasını başka bir yerde çözmeye çalıştıklarında ise büyük bir karmaşanın içine düşüyorlar. Etkin bir marka oluşturma, bunu dijitale aktarma, App Store ve Play Store’a taşıma ya da sahada satma gibi alanları farklı yapılara böldüklerinde, ciddi bir iş gücü ve motivasyon kaybı yaşıyorlar. Çünkü tüm bu süreçleri koordine etmek çok zor. Biz tam bu noktada firmalara yardımcı oluyoruz. Tüm bu hizmetleri mix ederek giriş seviyeden başlayıp ürünün pazara çıkışına ve sahadaki ilk satışlarına kadar olan her aşamada onlara uçtan uca destek oluyoruz.

Murat PEHLİVAN: Yani bütüncül bir yaklaşım sunuyorsunuz. Peki ApplyCoder'ın en önemli vaadi ne? Bir müşteri neden sizi tercih etsin?

Mehmet Fatih KÖKSAL: Biz şu ana kadar birkaç ürünü sıfırdan ele aldık; kodlamasını yaptık, markasını oluşturduk, satışını gerçekleştirdik ve şu an teknik desteğini vermeye devam ediyoruz. Hatta yeni geliştirmelerle o kendi içindeki döngüyü sürdürüyoruz. Bizim dijital dünyada 'yap ve devret' gibi bir model aslında yok; 'yap ve beraber çalış' modeli var. Hatta potansiyeline güvendiğimiz, beğendiğimiz fikirlere doğrudan ortak oluyoruz. Girişimcilere, 'Bu kurulacak yapının içinde biz de yer almak istiyoruz,' diyerek maliyet konusunda da destek sağlıyoruz. Ben bu ortaklığı bir kuşun iki kanadına benzetiyorum: Kanadın biri sektörün içinden gelen deneyimli bir isim olmalı, diğer kanat ise dijital dünyayı yöneten bizler olmalıyız. Ancak bu iki kanat bir araya geldiğinde uçuş gerçekleşebilir. Aksi takdirde, sadece yazılımcıların çabasıyla da olmuyor, sadece sektördeki kişinin gayretiyle de. Bir araya gelip, sektörün olmazsa olmaz ihtiyaçlarını bize aktarmaları gerekiyor ki biz onu kodlayalım, onlar kullansın ve ardından kendi sektörlerindeki diğer oyunculara satsınlar.

Burada aslında çok uzun bir yol var. Sektöre yeni adım atan genç kuşak bu yolda gerçekten yalnız kalıyor. Sektörde 20-30 yılını geçirmiş deneyimli kuşak ise bizim ICT dediğimiz dijital tarafı bilmiyor. İşte bu iki grubu birleştirdiğimizde gerçek girişimler ortaya çıkıyor. Sektörden bir paydaş olmadan ben o alana giremiyorum; onlar da biz olmadan işin dijital tarafına adım atamıyorlar. Bu ortak ihtiyaç bizi bir araya getiriyor. Biz tüm başlangıç toplantılarımızda hep bunu konuşuruz: Sektörü bilen birinin sahada olması, bir yazılım firmasının da işin merkezinde yer alması gerekir, değil mi? Aslında bugün anlattığım her şey; geçmişte bizzat deneyimlediğim, farklı sektörlerden insanlarla dirsek teması kurarak hayata geçirdiğimiz 30-35 markanın ve bu süreçlerden elde ettiğimiz verilerin bir sonucudur.

Murat PEHLİVAN: Siz müşteriye rağmen ürün geliştirmiyorsunuz. Müşterinin ve sektörün gerçek ihtiyaçlarından hareketle çözüm üretiyorsunuz. Asıl vaadiniz de bu.

Mehmet Fatih KÖKSAL: Kesinlikle öyle.

Murat PEHLİVAN: İnternet ve haberleşme sektörü muazzam bir hızla gelişti. Dolayısıyla şu an dijitalleşme sürecinin ve bu evrimin tam göbeğinde miyiz yoksa neresindeyiz bilemiyorum ama çok ciddi bir ivmeyle ilerliyoruz. Sizce bu dijital dönüşüm gerçekten nedir? Dönüşümden ne anlıyoruz ya da ne anlamamız gerekiyor?

Aslına bakarsanız işletmelerin bu süreçte yaptıkları çok ciddi hatalar da var. Biraz önce verdiğiniz örnekten yola çıkarsak; dijitalleşme ilk başladığında ne istiyorduk? "Bir web sitemiz, bir de mail adresimiz olsun, tamam; dijitalleştik" gözüyle bakılıyordu. Ama artık dünya da burada değil, devletler de. Peki, işletmeler en büyük hatayı nerede yapıyor? Bir şirket dijitalleşmeye başlarken bu işin A’sı, B’si nedir? Düğmeyi yanlış iliklememeleri adına, sizin gibi sahayı koklayarak iş yapan birinden bunları dinlemek çok keyifli olacak.

Mehmet Fatih KÖKSAL: Şirketlere ilk sorduğumuz ve üzerinde durduğumuz konu, yürümek istedikleri alan oluyor. Gerçekten geleneksel metotlarla mı devam etmek istiyorlar, yoksa bu dönüşümün bir parçası mı olmak istiyorlar? Çünkü yeni dijital mecralar, ayak uyduramayan mevcut şirketleri hızla sahanın dışına itiyor. Şöyle düşünün: Ulus çok kalabalık bir yerdir ama eski alışveriş yoğunluğu yok. AVM’ler çok kalabalık ama yine de eski satışlar yok. Madalyonun diğer yüzüne baktığınızda ise e-ticaret sitelerinden günde binlerce siparişin çıktığını görüyorsunuz. Bu yüzden artık her şirketin bir dijital partnerle çalışması zorunlu.

Şirketlerin yaptığı birinci ve en büyük yanlış adım ise genellikle şu oluyor: Biz firmalara gittiğimizde, "Bizim bir kuzen vardı; web sitemizi, e-ticaret sitemizi ve sosyal medyamızı o yaptı" diyerek söze başlıyorlar. Fakat o amatörlük ve iş bilmezlik; ilerleyen süreçte banlanan reklam hesaplarına, kapatılan sosyal medya sayfalarına ve ciddi bir yıkıma dönüyor. Sonunda, "Biz herhalde bu dijital dünyaya adım atamayacağız" noktasına geliyorlar.

Biz de tam bu seviyede devreye girip başlangıç (kick-off) toplantılarımızı yapıyoruz. Önce tanışıyor, şimdiye kadar neler yaptıklarını dinliyoruz. Yani o kuzenlerin, amcaoğullarının ya da yeni mezun gençlerle alelacele işe başlamaya çalışmalarının arkasında bıraktığı yaraları sarmaya çalışıyoruz.

Murat PEHLİVAN: Bir nevi pansuman ediyorsunuz.

Mehmet Fatih KÖKSAL: Evet, aynen öyle. Yaraları sardıktan sonra o sektörle ilgili detaylı analizler yapıp, "Bakın, sektörünüzde şöyle bir gidişat var, buradan yürüyebiliriz" diyoruz. İşte tam o noktada yol ikiye ayrılıyor. Vizyoner iş insanları, "Tamam, biz kesinlikle burada olmalıyız" diyerek tecrübemize güveniyor ve bizimle beraber yol yürümeye başlıyor. Vizyonu biraz daha kısıtlı olanlar ise "Biz bu alana giremeyiz" diyerek süreçten çekiliyorlar.

Murat PEHLİVAN: "Mail adresimiz, web sitemiz olsun yeter..."

Mehmet Fatih KÖKSAL: "Yeter" deyip...

Murat PEHLİVAN: "...Bizi bulan bulsun" mantığı yani.

Mehmet Fatih KÖKSAL: Evet, ama dünya artık böyle dönmüyor. Bugün Amerika, Hollanda çok başarılı örneklerle ilerliyor. Keşfedici adımlarla yürüyen Çin, bu alanda muhteşem modellerle geliyor. Aslında kendi sektörünüzle ilgili dünyada neler olup bittiğini görmek için yurt dışını biraz araştırmak yeterli. Bilgi çağındayız, her şey elimizin altında ve rahatlıkla bulunabiliyor. Ancak bir patronun buna ayıracak iş gücü ve adam-saati yok. Mevcutta zaten yönetmesi gereken dünya kadar iş varken, bir yandan da "Gideyim Tayvan’a bakayım, Kore’deki gelişmeleri inceleyeyim" diyemiyor. İşte bu noktada o adam-saati bizden talep ediyor. "Benim için araştırın, dünyadaki örnekleri bulun ve ne yapmam gerektiğini bana söyleyin" diyor. Bunu dediği an zaten ticari bir anlaşmayla aktif ortaklığımız başlıyor.

Onlara, "Şöyle bir yöntem deneyebiliriz, bu sistemleri entegre edebiliriz; sonuçları doğrudan deponuza veya partner şirketlerinize bağlayabiliriz" diyoruz. Yani kendi içinde otomatik çalışan, SaaS (System as a Service / Hizmet Olarak Yazılım) dediğimiz yapıyı kurup, tamamen dijital bir ticaret ortamı oluşturuyoruz. Bu sistemi kurmadıklarında verimlilik düşüyor; iş gücü ve maliyetler artıyor. Yazılım tabanlı bir altyapı kurmadıkları takdirde günlük bin, on bin ya da yüz bin satış rakamlarına asla ulaşamayacaklarını onlara anlatmaya çalışıyoruz. Bunu anlattığımızda zaten hak veriyorlar. Örneğin bugünlerde, çalıştığımız Avrupa’daki depolarla İstanbul’daki depoları entegre etmek gibi farklı ve vizyoner çalışmalar yürütüyoruz. Buradaki amacımız; işletmenin daha pratik, daha az insan gücüyle, çok daha fazla satış yapabilmesi, kendini kolayca yönetebilmesi ve en önemlisi de tüm bunları raporlayabilmesi.

Bazen bir bakıyoruz; patron satış yapıyor, ciro dönüyor ama ortada net bir kârlılık yok veya şirket kendi içinde boşa kürek çekiyor. Patron bunu günün sonunda yazılım ekranında net bir rapor olarak gördüğünde şok oluyor; biz bunları bizzat yaşadık. O yüzden şirketlere bu dijitalleşme çağında mutlaka kendilerine birer dijital partner bulmalarını öneriyorum. Gitsinler teknoparklara, kendi sektörlerine dokunan üç beş girişimciyi dinlesinler ve onlarla paslaşarak birlikte çalışsınlar. Bunu bir avukatla ya da mali müşavirle çalışmak kadar önemsemeleri gerekiyor. Zaten işler iyice büyüdüğünde, o şirket kendi iç IT departmanını kurabilir ve o gelişim kendi içinde sürdürülebilir bir döngü oluşturur. Ama o seviyeye gelene kadar, dışarıdan destek alarak bu birlikte çalışma kültürünü kurmaları şart.

Murat PEHLİVAN: Aslında bir "dijital danışmana" ihtiyaçları var. Çünkü dijitalleşmenin iş dünyasına kazandırdığı en önemli parametrelerden biri verimlilik, diğeri de ölçülebilirlik olsa gerek. "Eskiden ölçemiyorlar mıydı?" denecektir. Elbette ölçüyorlardı ama sanırım bu kadar net, doğrudan skora yakın ve anlık ölçümler olmuyordu.

Mehmet Fatih KÖKSAL: Kesinlikle olmuyordu. Bugün bile Trendyol gibi platformlarda e-ticarete giren birçok insan günün sonunda kâr edip etmediğini tam olarak bilmiyor; bu karmaşa hâlâ yaşanıyor. Ama süreçleri ne kadar çok kodlarsanız ne kadar sistemli hale getirirseniz, o kadar net verilerle hareket eder ve kârlı noktalara daha emin adımlarla yürürsünüz.

Murat PEHLİVAN: Böylece işleri daha iyi yönetme imkânı hasıl olur.

Mehmet Fatih KÖKSAL: İş tamamen kolaylaşıyor. Fakat patronlarda çok sık gördüğüm bir durum var: Raporları sunduğumuzda bazen, "Ya sen, bu verileri niye çıkardın şimdi? İçeride huzursuzluk, tatsızlık çıkacak" diyorlar. Çünkü yazılımdan önce birimlerdeki insanları dinlediğinizde herkes "Çok iyiyiz, süperiz" diyor; ancak yazılım orayı objektif bir şekilde teftiş ediyor ve kontrolü sağlıyor.

Murat PEHLİVAN: Aslında klasik patronların bildiği eski usul bir Muhasip T-Cetveli vardır ya; çekersiniz çizgiyi, "Bak burada bunlar var, burada bu var, dipte de bu kalıyor" dersiniz...

Mehmet Fatih KÖKSAL: Evet, kalan tam olarak bu! İşte yazılım bunu artık canlı ve aktif olarak gösteriyor. Tuşa bastığınız anda cep telefonunuzdan anlık olarak görebiliyorsunuz.

Murat PEHLİVAN: Ve bu anlık takip imkânı, şirkete yön vermeyi de kolaylaştırıyor.

Mehmet Fatih KÖKSAL: Kesinlikle. "Şurada durmalıyım, burada ilerlemeliyim, şu alana yatırım yapmalıyım" gibi stratejik kararları almayı kolaylaştırıyor.

Murat PEHLİVAN: Yani daha doğru karar alma süreçleri diyelim. Peki, gelelim yapay zekâ konusuna... Şu an yapay zekâ tüm sektörleri inanılmaz bir şekilde etkiliyor ve insanlar ciddi manada korkuyor. Ama aynı zamanda her şeyi kökten değiştiriyor. Siz bu değişimi nasıl okuyorsunuz? İşin mutfağında gerçekten nasıl bir süreç işliyor?

Mehmet Fatih KÖKSAL: Ben o kadar da tehlikeli görmüyorum. Sadece insanların yönelimlerinin ve odağının değişmesi gerekiyor. Bunu geçmişten güzel bir örnekle anlatayım: 2001 yılında staj yaparken kıdemli bir yeminli mali müşavir bana, "Excel çıktı, artık bizim işimiz bitti" demişti. O gün bu korkuyu ilk kez hissetmiş ve şaşırmıştım. Ancak günün sonunda ne oldu? Excel'in çıkışıyla beraber, eskiden sadece 10 şirkete bakabilen bir mali müşavir, artık tek başına 1000 şirketin işini yönetebilir hâle geldi. Sonrasında finans ve muhasebe alanında SaaS modelleri çıktı ve aynı personel sayısıyla bakılan şirket sayısı 2000’e yükseldi. Gördüğü gibi toplam iş hacmi azalmıyor; aksine her zaman artıyor. Örneğin; Türkiye’de Amazon’u kendi ticareti için kullanan kişi sayısı eskiden 100 ise aracı platformlar ve kolaylıklar sayesinde bu sayı 1000’e çıktı. Yapay zekâ ile birlikte ise bu rakam 30 binlere ulaşacak. İşler aslında çarpan etkisiyle büyüyor. Yazılım sektöründen örnek verirsek; biz eskiden yılda sadece 5 firmaya mobil uygulama geliştirebiliyorduk çünkü farkındalık o kadardı. Şimdi ise 500 firmaya yapıyoruz. Hatta yapay zekânın hayatımıza girmesiyle birlikte Applycoder olarak özellikle Avrupa’dan aldığımız talep sayısı ve yaptığımız kick-off toplantıları ciddi oranda arttı.

Murat PEHLİVAN: Çok ilginç, neden dersiniz?

Mehmet Fatih KÖKSAL: Çünkü patronlar artık şöyle düşünüyor: "Ben eskiden bu yazılıma 100 bin euro bütçe ayırırken, şimdi yapay zekâ araçlarıyla bunu 20-30 bin euroya yaptırabilir miyim?" Yani işler, daha geniş kitlelerin satın alabileceği maliyet seviyelerine iniyor. Bu durum doğal olarak bizim iş hacmimizi de artırıyor. Eskiden ekibimle ayda 3 mobil uygulama geliştirebilirken, yapay zekâyı süreçlerimize entegre ettiğimiz için bu sayı artık 20’ye çıkabiliyor.

Murat PEHLİVAN: Dolayısıyla üretim ve iş çıkartma süreci de hızlanmış oluyor.

Mehmet Fatih KÖKSAL: Kesinlikle artıyor. Avrupa’dan bir oto yıkama firması bile, "Mobil uygulama süreçleri kolaylaşmış, bize de bir uygulama yapar mısınız?" diye gelebiliyor. Eskiden böyle bir işletmenin bizimle masaya oturma ihtimali ya da bütçesi yoktu.

Murat PEHLİVAN: Muhtemelen aklına bile gelmiyordu.

Mehmet Fatih KÖKSAL: Evet, gelmiyordu. Şimdi ise dijitalleşmenin tabana yayılması ve kolaylaşması işlerimizi doğrudan büyütüyor. Tıpkı e-ticaretin hayatımızı kolaylaştırması gibi. Bir hanımefendi evinde otururken tek tıkla devamlı alışveriş yapabiliyor, çünkü ürün kapısına kadar geliyor. Cüzdanlar için pek iyi değil belki ama genel ticaret hacmi ve satış sayıları açısından muazzam bir artış demek. Bu hıza ayak uyduranlar, yani örneğin Ankara Ulus’ta ya da Kızılay’da fiziksel mağazası varken eş zamanlı olarak e-ticaret deposunu açabilenler, fiziksel mağaza sakinleşse bile deponun harıl harıl çalıştığını görüyorlar. Yapay zekâ ile beraber gelecekte çok daha fazla alışveriş ve satış olacak. Asıl soru şu: Siz işletme olarak o pazarda yer alacak mısınız? Yapay zekâ bence insan sayısını azaltmıyor, sadece insan gücünün yönünü değiştiriyor. Çünkü iş dünyasında zaman çok değerli bir kavram. Patronlar, direktörler, genel müdürler inanılmaz yoğunlar ve her zaman profesyonel bir desteğe ihtiyaç duyuyorlar. Büyük bir şirketin İK direktörüyle çalışıyoruz; o kadar yoğun ki bizi akşam 18:00'de arayıp, "Bugün yoğunluktan işlere hiç bakamadım, şimdi inceliyorum, gece dönüş yapsam olur mu?" diyor. İşte bu tempoda, arkanızı yaslayabileceğiniz bir danışman firmanın veya harici bir ekibin olması şart.

Murat PEHLİVAN: Kesinlikle katılıyorum.

Mehmet Fatih KÖKSAL: Yani yapay zekânın bizi getirdiği yer, onu güçlü bir araç (tool) olarak kullanıp işimizde bir üst lige sıçramaktır.

Murat PEHLİVAN: Yani asıl mesele onu doğru ve yerinde kullanabilmek.

Mehmet Fatih KÖKSAL: Avukat dostlarımla görüşüyorum; işlerini hızlandıracak iki yapay zekâ aracı öneriyorum, bir bakıyorum sonraki ay hemen premium üyeliklerini almışlar. Hangi meslek grubuna bir araç önersek hemen sistemlerine dahil ediyorlar. Çünkü artık geleneksel yöntemler yerine bu teknolojileri kullanmak zorundasınız. Ayrıca sanıldığı gibi maliyetler de düşmüyor; nitelikli insan çalıştırma bütçeleri ile gelişmiş yapay zekâ altyapılarının bütçeleri şirketlerde artık neredeyse eşitlendi. Hatta şu an firmalardan, "Eskiden personele 2000 dolar harcıyordum, şimdi aynı parayı yapay zekâ araçlarına ve lisanslarına veriyorum" isyanlarını duymaya başladık. Yani günün sonunda maliyet dengesi değişmiyor. Önemli olan o sistemi kurmak, takip etmek ve treni rayda tutabilmektir. Çünkü o rayı kontrol edecek olan yine insandır. İnsanı ancak bir insan tanıyabilir. Yapay zekâ ne kadar gelişirse gelişsin sunduğu çözümlerde bir yavanlık kalıyor; bir metnin veya işin üçüncü kelimesinden sonrasının insanı tatmin etmediğini görüyorsunuz. Günün sonunda yine bir dosta, bir uzmana ihtiyaç duyuluyor. Ben kendim de yapay zekâyı çok aktif kullanıyorum ama ekranı kapattıktan sonra ajans direktörümüzü arayıp, "Bu işe ne diyorsun, sence olmuş mu?" diye teyit ediyorum.

Murat PEHLİVAN: Peki, yapay zekâ siz yazılımcıları tehdit ediyor mu? Yoksa daha güçlü ve gelişmiş yazılımların ortaya çıkmasını mu sağlıyor? Siz Applycoder olarak yapay zekâ projelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mehmet Fatih KÖKSAL: Yapay zekâ yazılımcıları kesinlikle tehdit etmiyor. Aksine, sektördeki iş sayısı katlanarak artacak. Piyasada şu an, "Benim yazılıma ihtiyacım yok" diyen geleneksel firmalar bile gelecekte hayatta kalabilmek için yazılım yaptırmak zorunda kalacak. Eskiden 10 firma yazılım talep ediyorsa, bu sayı yakında 10 bin firmaya çıkacak. Yazılımcılar da yapay zekâ yardımıyla bu talepleri çok daha hızlı çözecek ama günün sonunda toplam iş hacmi büyüyecek.

Biz kendi bünyemizdeki akademide her cumartesi toplanıyoruz. Mezun olup yapay zekâyı iş süreçlerine dahil edebilen gençlerle bir araya gelerek minik projeler geliştiriyoruz. Örneğin; Avrupa'da bütçesi kısıtlı olan sivil toplum kuruluşlarının mobil uygulama ihtiyaçlarını, buradaki üniversite öğrencisi gençlerimizle çözüyoruz. Böylece öğrencileri gerçek projelerle buluşturuyoruz; bir taraf işi mutfağında öğreniyor, diğer taraf ise uygun maliyetle mobil uygulamasına kavuşuyor. Tabii iş büyüyüp ciddiye bindiğinde; güvenlik, sürdürülebilirlik ve ölçeklenebilirlik aşamalarına gelindiğinde işin rengi değişiyor ve yine biz devreye girmek zorunda kalıyoruz.  Çünkü orada üst düzey bir profesyonellik gerekiyor. 10 ya da 100 kullanıcıda sistem tıkır tıkır işleyebilir ama kullanıcı sayısı 10 bine, 100 bine ulaştığında işin mutlaka profesyonel bir mimariyle yönetilmesi şart. Yapay zekâyı iyi kullanan genç yazılımcılar, sektördeki teknoloji patronlarının gözüne girecek ve fark yaratacaktır. Önemli olan, geçmiş tecrübeleri işin içine katıp yapay zekânın hızıyla birleştirmek. İşte o zaman ortaya çok kaliteli ve hızlı ürünler çıkıyor. Tabii kullanıcı sayısı logaritmik olarak arttığında, yine o bildiğimiz güçlü yazılımcı sistematiğine dönüp altyapıyı sağlama almak gerekiyor.

Murat PEHLİVAN: Aslında süreci, yapay zekâyı yönetebilen "profesyonel yazılımcılara" evirmek gerekiyor.

Mehmet Fatih KÖKSAL: Aynen öyle. Yapay zekâyı bir nevi işi hızlandıran bir alt filtre, bir asistan gibi konumlandırmak gerekiyor.

Murat PEHLİVAN: Anladığım kadarıyla yapay zekâ insanı değil; insan yapay zekâyı bilinçli ve doğru bir şekilde kullanmalı. O zaman süreç çok daha verimli hâle geliyor.

Mehmet Fatih KÖKSAL: Doğru. Yapay zekâyı "idare" etmek değil, ona "direktif vermek" gerekiyor. Dünya zaten idare edenler değil, direktif verip yön çizebilen liderler sayesinde yürür. Kelime kökeni olarak "daire" bile idareden gelir ama bizim amacımız düz bir çizgide ileriye doğru gitmek, yani komuta etmek. Eskiden bir web sitesinin temel arayüz tasarımlarını ve kodlamasını yaparken günlerce vakit kaybediyorduk. Şu an yapay zekâ desteğiyle 2-3 saat gibi kısa sürelerde çok temiz işler çıkarabiliyoruz. Bu hız müşteri tarafına da olumlu yansıyor; onlara daha uygun maliyetli ve hızlı çözümler sunabiliyoruz. İşletme olarak bizim de bir zararımız olmuyor; harcadığımız adam-saat belli, faturamız belli, günün sonunda yine kârlılığımızı koruyoruz.

Paylaş
ApplyCoder Mehmet Fatih Köksal yazılım Murat Pehlivan ICT Media Açık Açık

Röportaj Kategorisinin En Yenileri

ApplyCoder Kurucusu Mehmet Fatih KÖKSAL Röportajı Bölüm 2
ApplyCoder Kurucusu Mehmet Fatih KÖKSAL Röportajı Bölüm 2
13 Temmuz 2026 11:39
Esports EDUTECH Kurucusu Dr. Yasin Nuri ÇAKIR Röportajı Bölüm 2
Esports EDUTECH Kurucusu Dr. Yasin Nuri ÇAKIR Röportajı Bölüm 2
4 Haziran 2026 11:18
Esports EDUTECH Kurucusu Dr. Yasin Nuri ÇAKIR Röportajı Bölüm 1
Esports EDUTECH Kurucusu Dr. Yasin Nuri ÇAKIR Röportajı Bölüm 1
4 Haziran 2026 11:06
“Türk Dünyasını Türk Mühendisleri Eliyle İnşa Etmeyi Hedefliyoruz”
“Türk Dünyasını Türk Mühendisleri Eliyle İnşa Etmeyi Hedefliyoruz”
11 Mayıs 2026 12:31
Küresel devlerle rekabet için 'tek yumruk' olmalıyız
Küresel devlerle rekabet için 'tek yumruk' olmalıyız
6 Nisan 2026 11:46
“Güvenli internet diye bir şey yok, internetin güvenli kullanımı var.”
“Güvenli internet diye bir şey yok, internetin güvenli kullanımı var.”
6 Mart 2026 12:11
ICT MEDIA DERGİSİ TEMMUZ 2026 SAYISI ÇIKTI!
Dergi

ICT MEDIA DERGİSİ TEMMUZ 2026 SAYISI ÇIKTI!

Copyright © 2022. All Rights Reserved. Paragon Teknoloji

Webmail

play store app store

Bu websitesi Odeaweb sunucularında barındırılmaktadır.