Murat PEHLİVAN: Buradan özel yazılım tarafına da geçmek istiyorum. Piyasa malum; tabiri caizse "hazır konfeksiyon" tarzı paket yazılımlarla ve hazır şablon çözümlerle dolu. Bir firma tüm bunlara rağmen neden kendisine "özel" bir yazılım yaptırmalı? İkincisi; özel yazılımın bir işletmeye uzun vadede sağlayacağı avantajlar ve dezavantajlar nelerdir?
Mehmet Fatih KÖKSAL: Aslında her sektörün kendine has çok ciddi dinamikleri ve kimsenin öngöremediği detay kırılımları var. 2020’li yıllara kadar hazır paket yazılımlar bu detay kırılımlarına tam olarak nüfuz edemiyordu. Firmalar da, "Ana işlerimi çözsün yeter, geri kalan özel operasyonları B2B görüşmelerle, mailleşmelerle veya Excel tablolarında manuel hallederim" diyordu. Ancak günümüzde bunun çok net bir tüketici alışkanlığı örneği var: WhatsApp. WhatsApp ilk çıktığında sadece mesaj atıyorduk ve mavi tık/görüldü bilgisi geliyordu, hepsi buydu. Fakat geliştiriciler bizi içeride peyderpey eğitti. Her gün sisteme yeni bir modül, yeni bir özellik eklediler ve biz yıllar içinde farkında olmadan WhatsApp ile beraber büyüdük, onun tüm dinamiklerini öğrendik. Sektörlerin ve şirketlerin de kendi iç yazılımlarında tam olarak bu stratejiyi uygulaması gerekiyor. İş süreçlerine en temel (basic) seviyeden başlayıp, kendi sektörlerinin detay kırılımlarını zamanla sisteme özel olarak kodlatmalılar. Çünkü şirketin ve personelin de o dijitalleşme sürecine içeride yavaş yavaş eğitilmesi gerekir. Bir personel düşünün; yıllarca verileri defterde, Excel'de veya sadece kendi hafızasında tutmuş. Siz bu insanlara bir günde devasa ve karmaşık bir hazır yazılımı dayatırsanız adaptasyon sağlayamazlar. Zaten sektörde bilinir; çok büyük hazır ERP veya CRM yazılımlarının şirkete alınması, entegre edilmesi ve eğitim süreçleri 1-2 yıl sürer ve çok sancılıdır.
İnsanlar her zaman basit ve anlaşılır olanı sever. Şirketler işe en temel ihtiyaçlarını çözen modüllerle başlayıp, her ay sistemin üzerine yeni bir tuğla ekleyerek 12 ayın sonunda tamamen kendilerine özel, tıkır tıkır işleyen ve tüm süreçleri cep telefonundan takip edebildikleri devasa bir dijital altyapıya kavuşabilirler. Bu süreçte hem içerideki personel sistemi öğrenir hem de şirket zaman kazanır. Biz sahada bunun başarısız olmuş tam tersi örneklerine çok rastlıyoruz. Firmalar geliyor, "Fatih Bey, piyasadan hazır bir yazılım aldık ama bize yetmedi. Şurasına bir eklenti yapabilir misiniz?" diyorlar. Biz de onlara hep şunu söylüyoruz: "Gelin en başa dönelim. Sizin şu an operasyondaki en büyük birinci derdiniz ne? Önce onu kodlayalım, sonra etrafına ikinci ve üçüncü modülleri inşa ederiz." Aksi takdirde şirketler yazılım havuzunda parçalanıyorlar. Muhasebe için ayrı, depo için ayrı, saha satışı için ayrı hazır yazılımlar alıyorlar; sonra bu yazılımları birbiriyle konuşturabilmek için araya bir yazılım daha yaptırmaya çalışıyorlar.
Murat PEHLİVAN: Tam anlamıyla bir yamalı bohça yani...
Mehmet Fatih KÖKSAL: Evet, evet, tam bir yamalı bohçaya dönüyor. Onun yerine en doğrusu; küçük, sağlam bir temel ile başlangıç yapıp, şirketin büyüme hızına göre içeride adım adım genişletilebilen özel yazılımlarla ilerlemektir.
Murat PEHLİVAN: Aslında işletmelerin dijital dönüşüm süreçlerinde kendi ihtiyaçları belirleyici oluyor. WhatsApp bunun çok iyi bir örneği. Önce işletmeler bu platformu kullanmaya başladı, ardından yeni ihtiyaçlar ortaya çıktı. Kurumları ve çalışanları yeni kullanım alanları oluşturuldu.
Mehmet Fatih KÖKSAL: Bir de her şirketin kendi "yoğurt yiyişi" var. Bir firmada uygulanan yöntem başka firmada karşılık bulmayabiliyor. İşletmeler genellikle "Biz bunu böyle yapıyoruz, yıllardır böyle ilerliyoruz" yaklaşımıyla hareket ediyor. Bazen rakip firmanın farklı bir sistem kullandığını, daha verimli bir yöntem uyguladığını anlatsanız bile "Biz ona geçemeyiz" diyebiliyorlar. Çünkü belki şirket sahibi değişimi istiyor ancak ekip henüz buna hazır olmayabiliyor. Bu nedenle dijitalleşme sürecinde küçük ve kontrollü adımlarla ilerlemek gerekiyor. Şirketi bir anda çok kapsamlı bir yazılımın içine soktuğunuzda, karşılarına onlarca menü ve modül çıktığında kullanıcılar bundan çekinebiliyor. "Ben bunu yapamam" diyerek sistemden uzaklaşabiliyorlar. Dijitalleşme, şirketin ihtiyacına göre adım adım ilerleyen bir süreç olmalı. Kullanıcı alıştıkça yeni yetkinlikler kazandırılmalı. Büyük platformların da aslında benzer şekilde ilerlediğini düşünüyorum. Ellerinde çok daha fazla özellik olabilir ancak bunları kullanıcı davranışlarına göre zaman içinde açıyorlar.
Murat PEHLİVAN: Bir de talepleri görerek.
Mehmet Fatih KÖKSAL: Evet. Kullanılmayan özellikleri gözlemliyorlar, gerekirse geri çekiyorlar. Bazen patronun istediği gerçekten sektörün istediği olmuyor. Bazen oradaki müdürün istediği sektörün istediği olmuyor. Bir yazılım yaptırıyor. Ya bu olmadı deyip kaldırtabiliyor. Bu da mümkün oluyor. Bu nedenle yazılımı bir terzinin elbise dikmesi gibi düşünmek gerekiyor. Her şirketin yapısına, süreçlerine ve ihtiyaçlarına özel çözümler oluşturulmalı.
Murat PEHLİVAN: Anladığım kadarıyla burada aslında yazılım eksikliğinden çok süreç problemi var. Yani dağınık süreçleri tek bir merkeze toplamak, işletmeler için ciddi bir katkı olur diye düşünüyorum.
Mehmet Fatih KÖKSAL: Evet. Rahatlıkla raporlayabiliyor, takip edebiliyor ve yön verebiliyorlar. Bu analizleri yapmak, şirketlerin gelişimine ciddi bir güç katıyor. Bazen patron kendi kendine "Şurada yanlış yapıyorum" diye düşünüyor. Ancak yazılımdan çıkan veriler farklı bir şey gösterebiliyor. Rakamlar ortaya çıktığında, aslında doğru yaptıkları alanları da görebiliyorlar ve yönlerini buna göre değiştirebiliyorlar. Özellikle patronların ve üst düzey yöneticilerin somut rakamlarla çalışması gerekiyor. Bunun dışına çıktığınızda süreç, "O bunu dedi, bu şunu söyledi" gibi kişisel yorumlara kalıyor. Oysa önemli olan ekranın, dashboard'un ne söylediği. Bir kişinin veya bir sürecin performansı ay sonunda dashboard üzerinden görülebiliyor. Başarıyı, başarısızlığı ve çözüm noktalarını buradan rahatlıkla bulabilirsiniz. Yurt dışında kullanılan KPI sistemleri şu anda Türkiye'deki orta ölçekli şirketlerde henüz yeterince yaygın değil. Şirketlerin kendilerine şu soruları sorması gerekiyor: Gelişim için hangi metrikleri takip etmeliyim? Ciro mu, kârlılık mı, gelir-gider dengesi mi?
Murat PEHLİVAN: Maliyetler mi? İnsan kaynağı mı?
Mehmet Fatih KÖKSAL: Şirketler hangi noktaları takip etmeleri gerektiğini de aslında bu süreçte görüyorlar. "Ben şu rakama bakmalıyım" diyebiliyorlar. Bunu da ancak doğru bir yazılım altyapısıyla görebiliyorlar.
Murat PEHLİVAN: Bugün baktığımızda çok iyi ürünler üretmek mümkün. Ancak artık sadece iyi bir ürün üretmek yeterli değil. Dijital dünyada görünür olmak, marka yönetimi yapmak da büyük önem taşıyor. Çünkü bu kişinin kendi yapısıyla da alakalı. Bazıları "Ben işimi iyi yapayım, gerisi önemli değil" diyebiliyor. Ancak geldiğimiz noktada marka yönetimi kaçınılmaz hale geliyor. Dijital dünyada marka yönetimi konusunda en sık karşılaştığınız hatalar neler?
Mehmet Fatih KÖKSAL: Bir işe girerken insanlara "10 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?" diye sorulur ya, aslında şirketler de bu soruyu kendilerine sormalı. Örneğin bir marka oluşturuluyor ancak logo, isim ve kurumsal kimlik üzerinde yeterince düşünülmüyor. "Akşam yaptık, böyle oldu" anlayışıyla ilerlenebiliyor. Oysa daha en başta "Ben 100 bin kullanıcıya ulaşacağım, 500 bin satış yapacağım" vizyonuyla hareket etmek gerekiyor. Bu ciddiyetle yola çıkan şirketler ileride daha az sorun yaşıyor. Çünkü sonradan bazı şeyleri değiştirmek çok zor oluyor. Bugün bir marka kuran girişimci kendisine bir hedef koymalı. Zor bir işse 2030'a göre hazırlanmalı, daha kolay bir işse 2027 veya 2028 hedeflenebilir. Ancak hiçbir zaman "Bir başlayalım, yolda düzeltiriz" anlayışıyla hareket edilmemeli. Hazırlık doğru yapılmalı. İlk müşterileriniz ve ilk temas ettiğiniz insanlar sizi o kadar değerli görmeli ki, sonraki müşterileri de kendileri getirsinler. Markaya verilen önem aslında girişimcinin kendisinde başlıyor. Siz bir işin büyüyeceğine inanarak başlamalısınız ki gereken emeği ve yatırımı ortaya koyabilesiniz. "Bir deneyelim, bakalım" yaklaşımıyla başlayan işler çoğu zaman istenilen noktaya ulaşamıyor.
Murat PEHLİVAN: Yani "Göç yolda düzülür" yaklaşımı burada geçerli değil diyorsunuz.
Mehmet Fatih KÖKSAL: Kesinlikle değil. Bir işe başlarken mutlaka bir vizyon ortaya koymak gerekiyor. Bazen görüyoruz; bir firma yıllarca, 7-8 yıl aynı isimle faaliyet göstermiş ancak domainini almamış, marka hakkını korumamış. Sonrasında hukuki sorunlarla karşılaşabiliyor. İsmi değiştirse sektörde "Neden değiştirdi?" sorusu oluşuyor, değiştirmese başka bir sorunla karşılaşıyor. Bu nedenle işe başlarken küçük de olsa doğru yatırımlarla başlamak gerekiyor. Bunu düğüne hazırlanmak gibi düşünebiliriz. Bir düğüne giderken "Geçerken uğrayayım" diyemezsiniz.
Murat PEHLİVAN: Çünkü davetlisiniz.
Mehmet Fatih KÖKSAL: Evet. Orası bir sahne ve o sahneye hazırlanarak çıkmanız gerekiyor. Hazırlığınızı doğru yaparsanız, sahneye çıktığınızda insanların ilgisini çekersiniz. Ticarette de aradığımız şey bu. İnsanların ilgisini çeken, güven veren bir marka oluşturmak. Bu nedenle girişimcilere hep söylüyorum; ilk günden itibaren isim ve logo üzerinde çalışın. Çünkü isim bulmak kolay bir iş değil, onu doğru bir marka kimliğine dönüştürmek ise daha da zor. Birçok girişimci bu aşamaları atlıyor ve "Satarız, sonra bakarız" diye düşünüyor. Ancak markalar sadece satışla değil, satış sonrasındaki deneyimle de güçleniyor. Bir markayı marka yapan, müşteriye satıştan sonra da güven vermesidir. Teknik destek sağlamak, müşterinin yanında olmak ve "Biz buradayız" mesajını vermek markayı büyütür. Örneğin biz Apple Inc. ürünlerini kullanıyoruz. Çünkü sadece ürüne değil, arkasındaki hizmet anlayışına da güveniyoruz. Bir sorun olduğunda çözüm üretileceğini biliyoruz. Bu güven duygusu markayı güçlendiriyor. Anadolu girişimleri olarak bizim de bunu yapmamız gerekiyor. Müşteri, karşısındaki şirketin ürününün arkasında duracağına emin olmalı. Büyük operasyonlar yöneten şirketlerin artık yakın ilişkilerle değil, sistemli ve profesyonel dijital partnerlerle çalışması gerekiyor. Kalıcı bir iş ortağıyla ilerlemek, markanın sürdürülebilir şekilde büyümesini sağlıyor.
Murat PEHLİVAN: Aslında bu, ticari ahlakın da getirdiği bir sorumluluk. Ürünün arkasında durabilmek hem müşteriye hem de kendi işinize duyduğunuz saygıyı gösteriyor.
Mehmet Fatih KÖKSAL: Kesinlikle. En önemli nokta bu. Bir hizmet karşılığında ücret aldığınızda, karşı tarafı memnun etmek için gereken sorumluluğu almalısınız. Gerekiyorsa ücret iadesi yapıp özür dilemekten de kaçınmamak gerekiyor. Önemli olan güveni kaybetmemek. Çünkü güven kırıldığında bunu yeniden oluşturmak çok zor.
Murat PEHLİVAN: Yani burada biraz aile kültüründeki sahiplenme anlayışını da devralmak gerekiyor. ApplyCoder olarak hem Türkiye'de hem Almanya'da faaliyet gösteriyorsunuz. Almanya'da önemli bir Türk nüfusu da bulunuyor. Türkiye ve Almanya'nın teknoloji ekosistemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mehmet Fatih KÖKSAL: İki ülke arasında önemli farklılıklar var. Özellikle Almanya'da dijitalleşme konusunda ciddi bir dönüşüm süreci yaşanıyor. Avrupa ve Almanya, dijitalleşmeye önemli bütçeler ayırıyor. Projelere destekler, hibeler ve çeşitli teşviklerle şirketlerin dönüşümü destekleniyor. Ancak Almanya'nın özellikle bilgi güvenliği konusunda daha temkinli bir yaklaşımı var. Bu nedenle pazar oldukça zorlayıcı olabiliyor. Aslında Almanya'da çok büyük teknoloji şirketleri ve dünya çapında güçlü firmalar bulunuyor. Ancak kendi içlerinde dijitalleşme konusunda daha kontrollü ilerliyorlar. Bu da bir tezat oluşturuyor. Bizim burada gördüğümüz fırsat, Türkiye'de edindiğimiz deneyimi Almanya'daki şirketlerin dijital dönüşüm süreçlerine taşımak. Web sitesi, sosyal medya, yazılım, mobil uygulama ve satış sonrası destek süreçleriyle şirketlerin dijitalleşmesine katkı sağlamaya çalışıyoruz. Almanya'da artık küçük işletmeler bile dijital çözümleri sorgulamaya başladı. Örneğin araç yıkamacıları bile "Bir mobil uygulamamız olsa nasıl olur?" diye düşünmeye başladı.
Türkiye bu konuda oldukça hızlı ilerliyor. Berberlerde bile otomatik randevu sistemleri kullanılmaya başlandı. Farklı sektörlerde herkes "Bunu dijitale nasıl taşıyabiliriz?" sorusunu soruyor. Çünkü zaman çok değerli. İnsanlar artık dijital çözümleri görüyor ve "Biz bunu neden yapamıyoruz?" diye düşünüyor. Biz de bu noktada devreye giriyoruz. Almanya'da büyüme modelimiz daha çok müşteri memnuniyeti üzerine kurulu. Bir müşteriyi memnun ettiğinizde, o müşteri size yeni müşteriler kazandırıyor. Dijital reklam yapabilirsiniz, ilan verebilirsiniz ancak gerçek büyümeyi sağlayan şey güven ilişkisi. İnsanların "Bir sorun olduğunda Fatih'i veya ekibini ararız, çözülür" diyebilmesi çok önemli.
Murat PEHLİVAN: Marka değeri.
Mehmet Fatih KÖKSAL: Evet. Bizim kendi değerimiz de aslında bunun üzerine kuruluyor.
Murat PEHLİVAN: Türk girişimciler Avrupa'da aslında önemli avantajlara sahip olabilir. Ancak bunu doğru değerlendirmek gerekiyor. Avrupa'daki şirketlerin Türkiye'den gelen yazılım firmalarına bakışı nasıl?
Mehmet Fatih KÖKSAL: Aslında başlangıçta Türkiye'den geliyor olmak onlar için biraz negatif bir algı oluşturabiliyor. Ancak daha önce yaptığınız çalışmalar, ortaya koyduğunuz başarılı örnekler ve müşterilerinizin sizi referans göstermesi bizim için çok değerli oluyor. Bir de dijital tarafta bütçe problemi çok fazla yok. Rahatlıkla kaynak ayırabiliyorlar. Bu nedenle denemeye ve dijital dönüşüm çalışmalarına daha açıklar. Biz de burada devreye giriyoruz. Bir fon ya da hibe aldıklarında, yazılımlarımızı kullanmaları ve dijital dönüşüm süreçlerini birlikte yürütmeleri konusunda destek oluyoruz. Zaten en büyük engellerinden biri, bu tür çalışmaları kendi içlerinde yeterince gerçekleştirememeleri. Dışarıdan gelen bir partnerle çalışmayı düşünüyorlar ancak burada da doğal olarak bazı çekinceler oluşuyor. Eğer bu noktada ticari ilişkinin ötesinde güvene dayalı bir partnerlik kuramazsanız, sürecin dışında kalma riski var. İşte o çelişkinin içinde samimi ve güvenilir bir duruş sergileyebilirseniz sizinle çalışmak istiyorlar. Tabii geçmişte yaşadıkları kötü tecrübeler de var. Özellikle Anadolu insanına yönelik bazı olumsuz örneklerle karşılaşmışlar. Biz ise orada farklı bir imaj oluşturarak ilerliyoruz. Gerçekten büyüyoruz. Bu büyümeyle birlikte ekibimizi de büyük ölçüde Avrupa'ya taşıdık. Önümüzdeki dönemde daha da genişleyeceğimize inanıyoruz. Bu nedenle yatırımlarımızı ve çalışmalarımızı bu yönde sürdürüyoruz.
Murat PEHLİVAN: Demek ki doğru işi yapmak gerekiyor. Temel mesele bu.
Mehmet Fatih KÖKSAL: Kesinlikle. Burada önemli olan kavramlardan biri güven. Biz bunu çok önemsiyoruz. Örneğin bir müşteriden aldığımız ücreti hemen harcamayız. Müşteri gerçekten memnun olup "Teşekkür ederim" diyene kadar o para bizim değildir. Çünkü süreç henüz tamamlanmamıştır. Müşteri memnuniyetini sağladıktan sonra o gelir sizin için anlam kazanır. Ondan sonra gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz.
Murat PEHLİVAN: Bu da aslında işinize ne kadar güvendiğinizi ve sevdiğinizi gösteriyor.
Mehmet Fatih KÖKSAL: Evet, en önemlisi de bu zaten Murat Bey. İşi gerçekten severek yapmak gerekiyor. Bulunduğunuz alanda hem müşterinin mutlu olması hem de sizin yaptığınız işten mutlu olmanız önemli. Zaten birliktelikler, ortaklıklar ve referans ilişkileri de bunun üzerine kuruluyor. Ben herkese şunu söylüyorum: Kötü duygulardan uzak durun, insanlara yakın olun, birlikte çalışın. Çözmeye çalışın. Çözemiyorsanız açıkça söyleyin. "Bunu yapabiliriz" deyip sonrasında yerine getirememek doğru değil. Çünkü insanın itibarı en değerli varlığıdır.
Murat PEHLİVAN: Sektörümüz biliyorsunuz üç-beş yılda bir ciddi kırılmalar yaşıyor. Sizce yazılım sektörünü önümüzdeki beş yılda en çok ne değiştirecek? Geleceğin şirketlerini nasıl görüyorsunuz?
Mehmet Fatih KÖKSAL: Aslında çok güzel bir soru. Şirketlerde geçmişte belli öncelikler vardı. Muhasebe ve finans birinci sırada, operasyon yönetimi ikinci sırada, teknoloji ise üçüncü sırada görülüyordu. Ancak artık teknoloji tarafı patronlara ve üst yönetime çok daha fazla yaklaşmaya başladı. Teknolojiyi güçlü tutan, bu alanı canlı takip eden ve gelişmeleri şirketine entegre edenler yollarına devam edecek. Elbette klasik yöntemlerle çalışan şirketler de var ve olmaya devam edecek. Ancak bu alanlardaki hacimler zaman içerisinde küçülecek. Bu nedenle dijital dönüşüme önem vermeleri gerekiyor. Dijitalleşme bugün en küçük KOBİ'lerden büyük şirketlere kadar herkesin gündeminde. "Biz de bu işin içinde olmalıyız" yaklaşımı giderek güçleniyor. Bizlerin de bilişim sektörü olarak bu dönüşümde daha fazla sorumluluk almamız gerekiyor. Anadolu'dan çıkan girişimleri Avrupa'ya, özellikle Amerika'ya taşımalıyız. Türkiye bazı sektörlerde gerçekten çok güçlü. Bu deneyimleri farklı ülkelere taşıyabilecek bir noktadayız. Ancak bunu tek başımıza değil, sektör olarak birlikte yapabiliriz.
Murat PEHLİVAN: "Amerika'ya taşımalıyız" dediniz. Bunu biraz açalım. Yanlış anlaşılmasın, "Amerika planı" diyelim. Türk firmaları neden Amerika pazarına yönelmeli?
Mehmet Fatih KÖKSAL: Aslında çok net bir sebebi var. Türkiye, Anadolu coğrafyası yaklaşık 85 milyonluk bir pazar. Amerika ise çok daha büyük bir pazar. Burada bir kişiye sattığınız ürünü orada çok daha geniş bir kitleye ulaştırabilirsiniz. Ayrıca Amerika'da tüketim ve harcama kültürü de çok daha yüksek.
Murat PEHLİVAN: Büyümek istiyorsanız Amerika'ya, Çin'e gitmek gerekiyor diyorsunuz.
Mehmet Fatih KÖKSAL: Hacim için büyük pazarlara gitmek gerekiyor. Çin pazarı biliyorsunuz daha kapalı bir yapı. Oraya girmek zor. Ancak Amerika ve Uzak Doğu pazarlarında önemli fırsatlar var. Türkiye'deki rekabet ortamında kendini kanıtlayan bir girişim için bu pazarlar çok daha ulaşılabilir hale geliyor. Çünkü Türkiye'de zor bir sınavdan geçtiyseniz, farklı pazarlardaki fırsatları değerlendirmek daha kolay olabiliyor.
Murat PEHLİVAN: Peki, Applycoder'ın, ya da Fatih Köksal'ın önümüzdeki beş yıllık hedefi ne?
Mehmet Fatih KÖKSAL: Biz şirketimizi tamamen Avrupa'ya, özellikle Almanya'ya taşımayı planlıyoruz. Türkiye ofisimiz ise faaliyetlerine devam edecek. Çünkü Ankara'nın yetişmiş insan kaynağı gerçekten çok güçlü. Buradaki üniversitelerden pırlanta gibi gençler mezun oluyor. Bu nedenle önümüzdeki yıllarda Ankara'da, sektöre staj yoluyla insan yetiştiren bir akademi kurmayı hedefliyoruz. Benim en çok istediğim projelerden biri bu. Şirket merkezimizin Almanya'da olması da bize prestij ve uluslararası bir imaj kazandırıyor. Buradan hareketle global satışlara başlamayı hedefliyoruz. Afrika ve Uzak Doğu pazarlarında da bazı görüşmelerimiz var. Bu pazarlarda küçük iş birlikleriyle ürünlerimizi test etmek, güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini görmek istiyoruz.
Murat PEHLİVAN: Aslında pazarı öğrenmek istiyorsunuz.
Mehmet Fatih KÖKSAL: Evet, bir test süreci yürütüyoruz. Çünkü Türkiye'de geliştirdiğiniz bir ürünü doğrudan Türkiye'den satmak bazen zor olabiliyor. Ancak aynı ürünü Avrupa merkezli bir yapı üzerinden global pazarlara sunmak çok daha kolay.
Murat PEHLİVAN: Anladığım kadarıyla önümüzdeki beş yılda iki temel hedefiniz var. Birincisi Ankara'da bir akademi kurmak, ikincisi ise Almanya üzerinden global pazarlara açılmak.
Mehmet Fatih KÖKSAL: Evet, hedefimiz tam olarak bu.
Murat PEHLİVAN: Peki, başarılı olmak isteyen girişimcilere ve gençlere tavsiyeniz ne olur?
Mehmet Fatih KÖKSAL: Aslında onlar startı şöyle vermeleri gerekiyor. Öncelikle sevdikleri bir sektör seçmeleri gerekiyor. Daha sonra da o sektörün içinde yoğrulmaları gerekiyor.
Murat PEHLİVAN: Yani içeride bıkmadan, küsmeden devam etmeleri gerekiyor.
Mehmet Fatih KÖKSAL: Evet. O sektörün çıraklığını yapmak, stajyerliğini yaşamak, karşılaşılan zorluklar karşısında hemen pes etmemek gerekiyor. Bunları başardıktan sonra, eğer girişimcilik ruhu varsa, zaten insan çözüm üretmeye başlıyor. "Ben bu problemi farklı çözebilirim" diyor ve geliştirdiği çözümü sektördeki diğer şirketlere de sunabileceğini görüyor. Biz hangi sektöre yazılım geliştirdiysek gördük ki, aynı sektördeki diğer firmaların problemleri de büyük ölçüde aynı.
Murat PEHLİVAN: Benzer yani.
Mehmet Fatih KÖKSAL: Evet. Önce içeride o problemi görün. Sonra onu modelleyin, dijitalleştirin ve bütün sektöre sunun. Bana göre en doğru yöntem bu. Gençlere hep şunu söylüyorum: Sektöre dışarıdan akıl vermeyin. Önce içine girin.
Murat PEHLİVAN: Önce orayı bir anlayın.
Mehmet Fatih KÖKSAL: Aynen öyle. Çünkü dışarıdan konuştuğunuz zaman çok inandırıcı olmuyor. Önce zaman geçirmek gerekiyor. Tanıdığım bir girişimci, Silikon Vadisi'nde baklava satabilmek için Gaziantep'te iki buçuk ay boyunca baklavacılarla birlikte çalıştı. Amacı o işi gerçekten öğrenmekti. Çünkü dışarıdan baktığınızda çok yüzeysel kalıyorsunuz. Bazen sizi yanlış da yönlendirebiliyorlar. Ama işin içine girip süreci analiz ettikten sonra geliştirdiğiniz çözüm gerçekten sektöre hitap ediyor.
Murat PEHLİVAN: Buna ben şöyle bir katkı sunayım. Geçmişte TRT sanatçıları bir türküyü doğru yorumlayabilmek için o yörenin insanlarıyla birlikte yaşar, onların ağzını, tavrını ve kültürünü öğrenirdi. Ancak o zaman eser gerçek anlamını bulurdu. Peki, siz başarıyı nasıl tanımlıyorsunuz?
Mehmet Fatih KÖKSAL: Eğer bir işin peşinde mutluysanız ve onun için keyifle savaşabiliyorsanız, asıl başarıyı yakalamışsınız demektir.
Murat PEHLİVAN: "Savaş" kelimesi biraz sert olmadı mı?
Mehmet Fatih KÖKSAL: İlk bakışta öyle görünüyor ama şöyle anlatayım. Vatanını seven bir asker görevini severek yapar. Ben de girişimciliği biraz buna benzetiyorum. Bu gerçekten uzun soluklu bir mücadele. Sürekli yeni cepheler açılıyor, yeni problemler çıkıyor. Burada önemli olan sonuçtan çok sürecin kendisini sevebilmek. Yanlış yapabilirsiniz, yeniden başlayabilirsiniz. Ama bunu isteyerek ve mutlu bir şekilde yapıyorsanız doğru yoldasınız demektir. Sabah uyandığınızda "Bugün de işe mi gideceğim?" diyorsanız orada bir problem vardır. Ama "Ben burada olmalıyım, burada üretmeliyim" diyorsanız başarı zaten sizi takip eder. Bu duygu karşı tarafa da geçer. Ticarette de danışmanlıkta da ortaklıklarda da insanlar bunu hisseder.
Murat PEHLİVAN: Yani bu pozitif enerji karşı tarafa yansıyor.
Mehmet Fatih KÖKSAL: Kesinlikle. Süreci sevmek, mücadeleyi sevmek ve üretmekten keyif almak bence başarının temelidir.
Murat PEHLİVAN: Röportajımızı izleyen KOBİ sahiplerine ne tavsiye edersiniz?
Mehmet Fatih KÖKSAL: Şirketlerinde dijital dönüşümden sorumlu, araştıran, analiz eden ve teknolojiyi takip eden yetkin insanlara yer versinler. Bu kişilerle birlikte dijital yapılarını güçlendirsinler. Ayrıca bunu tek başlarına yapmaya çalışmak yerine, başarılı firmalarla iş birliği kursunlar ve bunu vakit kaybetmeden gerçekleştirsinler. Bugün birçok patron çocuklarını farklı alanlarda yetiştiriyor. Ancak bunun yerine, bu işi daha önce başarıyla yapmış profesyonel ekiplerle çalışmaları çok daha doğru olur. Türkiye'de dijitalleşerek Avrupa'ya ve farklı ülkelere satış yapan çok başarılı örnekler var. Bazıları sadece mevcut şartlardan şikâyet ederken, bazıları yeni pazarlar oluşturmayı başardı. Bu nedenle dijital dönüşüme daha fazla önem vermelerini ve doğru iş ortakları seçmelerini tavsiye ediyorum.
Murat PEHLİVAN: Korkmasınlar diyorsunuz.
Mehmet Fatih KÖKSAL: Kesinlikle. Bizim sektörümüzün en önemli avantajı şeffaf olması. Başarı da başarısızlık da rakamlarla ölçülebiliyor. Birçok yatırım alanında sonuçları görmek zaman alabilir. Ama dijital tarafta veriler ortadadır.
Murat PEHLİVAN: Peki, dijital dönüşüme yatırım yapmayan şirketleri gelecekte ne bekliyor?
Mehmet Fatih KÖKSAL: Aslında onlar şimdiden bir kırılma yaşıyor. Bazıları hâlâ "Biz bu işin içinde olmayacağız" diyerek direniyor. Buna en güzel örnek emlak sektörü. Bugün emlakçılar ilan platformlarına düzenli ücret ödüyor. Yıllar önce bunu söyleseydiniz kimse inanmazdı. "Biz müşterimizi kendimiz buluruz" derlerdi. Ama sistem değişti. Benzer dönüşümler birçok sektörde yaşanacak. Dijitalleşmeden uzak durdukça aslında başkalarına bağımlı hâle geliyorsunuz. Bunun yerine dönüşüme öncülük etmek gerekiyor. Dijital dünyanın sunduğu pazarın ölçeği çok farklı. Fiziksel bir mağazanın önünden günde birkaç bin kişi geçebilir. Dijitalde ise milyonlarca kişiye ulaşabilirsiniz. Bu rüzgârı arkasına alan şirketler büyüyecek. Dışarıda kalanlar ise zamanla küçülecek ve rekabet güçlerini kaybedecekler.
Murat PEHLİVAN: Yani dijital dönüşüm bir tsunami gibi önüne çıkan herkesi etkileyecek. Peki, son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?
Mehmet Fatih KÖKSAL: Ben teşekkür ederim, vakit ayırdınız. Güzel bir röportaj oldu. Biz, dijitalleşmek isteyen herkesle görüşmeye hazırız. Bizim için işin ticari tarafı kadar birlikte neler yapabileceğimiz de önemli. Destek olmak, yardımcı olmak ve bildiklerimizi paylaşmak istiyoruz. Bu süreç bizim için de keyifli oluyor. Çünkü biz de farklı sektörleri tanıma fırsatı buluyoruz.
Murat PEHLİVAN: Aslında bunu hiç konuşmadık ama kapanıştan önce değinmek istiyorum. Dernekler ve STK'lar için geliştirdiğiniz bir uygulamanız var. Bir STK bu ürünü kullanmak isterse onlara nasıl yardımcı oluyorsunuz?
Mehmet Fatih KÖKSAL: Bu fikir aslında Türkiye'de ortaya çıktı. Avrupa'da sivil toplum kuruluşları ciddi şekilde destekleniyor. Biz de özellikle Almanya'da faaliyet gösteren STK'lara web sitesi, sosyal medya ve yazılım desteği sunuyoruz. Yazılım tarafında CoAppy adını verdiğimiz Community App platformunu geliştirdik. Bu platform, WhatsApp grupları, SMS zincirleri ve dağınık iletişim kanalları yerine toplulukların tüm süreçlerini tek bir uygulama ve web arayüzü üzerinden yönetmesini sağlıyor. Sadece mesajlaşma değil; farklı modülleriyle iş ve işlemleri de kolaylaştırıyor. En küçük derneklerden federasyon ve konfederasyonlara kadar birçok yapının, WhatsApp veya Telegram'da yönetemediği süreçleri ve bilgi güvenliği ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Bu platformu masa başında kurgulamadık. Sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalıştık, taleplerini dinledik ve onların ihtiyaçlarını yazılıma dönüştürdük. "Şu sorunumuzu çözebilir misiniz?" dedikleri her konuyu, mümkün olduğunca mobil uygulama üzerinden çözdük. Bugün sunum yaptığımız kurumlar, "Bu özellik de var mıymış? Biz de kullanırız." demeye başladı. Bu da Avrupa'daki satışlarımızı artırdı. Türkiye'de de yakın iş ortaklarımızla çalışıyoruz. Gelen talepleri değerlendiriyor, tamamlanan modülleri devreye alıyoruz. Sivil toplum kuruluşlarının dijitalleşmesi konusunda bilgi almak isteyen herkese de memnuniyetle sunum yapar, deneyimlerimizi paylaşırız.
Murat PEHLİVAN: Çok maliyetli mi? STK'ların bütçesi genelde sınırlı olur.
Mehmet Fatih KÖKSAL: Hayır, yüksek maliyetler gerektirmiyor. Üstelik sistemin içinde kazan-kazan modeli de var. STK'lar zaten çeşitli gelir ve bağış modelleriyle faaliyet gösteriyor. Yazılım tarafında da buna uygun farklı modeller sunuyoruz. Dolayısıyla karşılıklı fayda sağlayacak sürdürülebilir bir iş birliği rahatlıkla kurulabiliyor.
Murat PEHLİVAN: Çok teşekkür ediyorum. Sanıyorum keyifli bir sohbet oldu.
Mehmet Fatih KÖKSAL: Ben de çok keyif aldım. İlk kamera deneyimimdi. Normalde sahada çalışmaya alışığız. Sizinle birlikte kamera karşısına geçmek benim için de güzel bir tecrübe oldu.