Şakir KURTER
TBMM’ye sunulan yeni kanun teklifi, Türkiye’nin dijital yönetim mimarisini yeniden şekillendirmeye hazırlanıyor. İnternet alan adlarından haberleşme güvenliğine kadar uzanan kritik yetkiler Siber Güvenlik Başkanlığı’nda toplanırken, uzmanlar bu süreci “Türkiye’de siber alanın yönetişiminde üçüncü faz” olarak değerlendiriyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan torba kanun teklifi, ilk bakışta emekli aylıklarından turizm teşviklerine, sinema sektöründen eğitim düzenlemelerine kadar birçok farklı başlığı kapsayan teknik bir çalışma gibi görünüyor. Ancak teklifin dijital güvenlik ve internet yönetişimine ilişkin maddeleri, Türkiye’nin siber güvenlik yapılanmasında son yılların en kapsamlı kurumsal dönüşümünü beraberinde getirebilecek nitelikte.
AK Parti milletvekillerinin imzasıyla Meclis Başkanlığına sunulan ve Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülmeyi bekleyen teklif, internet alan adlarına ilişkin strateji ve politikaları belirleme yetkisinin Siber Güvenlik Başkanlığı’na verilmesini, haberleşme güvenliğine ilişkin bazı teknik tedbirlerde Başkanlığın daha etkin rol üstlenmesini ve dijital altyapının güvenlik odaklı yeni bir yönetim modeliyle ele alınmasını öngörüyor.
Teklifin ilk imza sahipleri AK Parti Samsun Milletvekili Ersan Aksu ile İzmir Milletvekili Yaşar Kırkpınar olurken, düzenleme yaklaşık yüz AK Parti milletvekilinin ortak imzasını taşıyor.
Parça Parça Gelen Reformun Yeni Halkası
Siber güvenlik alanındaki dönüşüm aslında yeni başlamadı. Son birkaç yılda devletin dijital yapılanmasına ilişkin atılan adımlar dikkat çekici bir bütünlük oluşturuyor.
Önce Siber Güvenlik Başkanlığı kuruldu ve Siber Güvenlik Kanunu yürürlüğe girdi. Ardından Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi kapatılarak önemli görevleri Başkanlığa devredildi. Şimdi ise Meclis’teki yeni teklif, internet yönetişimi ve haberleşme güvenliği alanlarında Başkanlığın görev alanını daha da genişletmeyi hedefliyor.
Bu nedenle hukuk ve teknoloji çevrelerinde teklif, yalnızca yeni yetkiler getiren bir düzenleme olarak değil, Türkiye’nin dijital devlet modelini yeniden şekillendiren reform sürecinin üçüncü aşaması olarak değerlendiriliyor.
Alan Adları Milli Güvenlik Başlığına Dönüşüyor
Teklifin en dikkat çekici düzenlemelerinden biri, internet alan adlarına ilişkin ulusal strateji ve politikaları belirleme yetkisinin Siber Güvenlik Başkanlığı’na verilmesi.
İlk bakışta teknik bir değişiklik gibi görünen bu düzenleme, aslında internet altyapısının artık yalnızca iletişim sistemi olarak değil, kritik bir ulusal güvenlik unsuru olarak ele alındığını ortaya koyuyor.
Bugün kamu kurumlarından bankacılık sistemine, elektronik ticaretten enerji altyapısına kadar çok sayıda kritik hizmet internet altyapısı üzerinden yürütülüyor. Alan adı sistemi ise bu dijital ekosistemin temel bileşenlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Son yıllarda devlet destekli siber saldırılar, DNS manipülasyonları ve kritik altyapıları hedef alan dijital operasyonların artması, birçok ülkede internet altyapısının güvenlik eksenli yönetilmesine yönelik yeni modelleri beraberinde getirdi. Türkiye’deki düzenleme de bu küresel eğilimin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Anayasa’nın 22. Maddesi Kapsamında Yeni Düzenleme
Teklifte en çok tartışılması beklenen başlıklardan biri ise haberleşme hürriyetine ilişkin düzenleme.
Teklife göre, Anayasa’nın 22’nci maddesinde belirtilen nedenlerden biri veya birkaçına bağlı olarak, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Siber Güvenlik Başkanlığı, güvenlik ve istihbarat kurumlarının talebi üzerine veya resen alınması gereken teknik tedbirleri belirleyebilecek.
Bu düzenleme, özellikle büyük ölçekli siber saldırılar, kritik altyapılara yönelik tehditler ve milli güvenliği ilgilendiren olağanüstü durumlarda hızlı karar alma mekanizması oluşturmayı amaçlıyor.
Ancak hukuk çevreleri, bu yetkilerin uygulanmasında kanunilik, ölçülülük, yargısal denetim ve temel hakların korunmasına ilişkin güvencelerin belirleyici olacağına dikkat çekiyor.
BTK ile SGB Arasında Yeni Görev Paylaşımı
Teklif, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun görevlerini doğrudan ortadan kaldırmıyor. Ancak internet alan adları ve bazı stratejik dijital altyapılara ilişkin yetkilerin Siber Güvenlik Başkanlığı’na verilmesiyle birlikte iki kurum arasında yeni bir görev dağılımı ortaya çıkıyor.
Bu çerçevede BTK’nın elektronik haberleşme sektörünü düzenleyen ve denetleyen piyasa otoritesi kimliği öne çıkarken, ulusal siber güvenlik politikaları, kritik altyapılar, internet yönetişimi ve stratejik dijital koordinasyon alanlarında Siber Güvenlik Başkanlığı’nın daha merkezi bir konuma yükselmesi bekleniyor.
Uzmanlar, bu değişimin klasik bir yetki devrinden çok, devletin dijital organizasyon şemasının yeniden tasarlanması anlamına geldiğini ifade ediyor.
“Dijital Süper Otorite” Tartışmaları
Teklif henüz komisyon aşamasındayken teknoloji ve hukuk çevrelerinde “dijital süper otorite” tartışmaları da başladı.
Bu tanımlama hukuki bir statüyü ifade etmese de, siber güvenlik, kamuda dijital dönüşüm, yapay zekâ uygulamaları, e-Devlet hizmetleri, internet alan adları ve kritik dijital altyapılar gibi stratejik alanlarda görevlerin giderek daha fazla tek bir kurumda toplanmasını anlatıyor.
Destekleyenler, bu modelin dağınık kamu yapısını azaltacağını, karar alma süreçlerini hızlandıracağını ve siber tehditlere karşı daha güçlü bir koordinasyon sağlayacağını savunurken; eleştirel değerlendirmeler ise böylesine geniş yetkilerin güçlü denetim mekanizmaları, şeffaflık ve temel hak güvenceleriyle desteklenmesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye’nin Dijital Geleceği Yeniden Şekilleniyor
Dünyada siber güvenlik artık yalnızca teknik bir konu değil; ulusal güvenlik, ekonomi, diplomasi ve kamu yönetiminin ayrılmaz bir parçası olarak görülüyor. ABD, Birleşik Krallık ve Estonya gibi ülkeler, kritik dijital altyapıların korunmasına yönelik merkezi koordinasyon modellerini uzun süredir uyguluyor.
Türkiye’de TBMM gündemindeki bu teklif de benzer bir yaklaşımın yansıması olarak değerlendiriliyor.
Teklif yasalaşırsa, Siber Güvenlik Başkanlığı yalnızca siber saldırılarla mücadele eden teknik bir kurum olmanın ötesine geçerek internet yönetişimi, dijital dönüşüm ve kritik altyapı güvenliğinin merkezinde yer alan stratejik bir kamu otoritesine dönüşecek.
Ancak bu yeni dönemin başarısı, yalnızca kurumlara verilen yetkilerle değil; bu yetkilerin hukukun üstünlüğü, hesap verebilirlik, şeffaflık ve temel haklar çerçevesinde nasıl kullanılacağıyla ölçülecek.
Meclis komisyonlarında başlayacak görüşmeler, yalnızca bir kanun teklifinin değil, Türkiye’nin dijital çağdaki yönetim modelinin de nasıl şekilleneceğini belirleyecek.