• Biz Kimiz
  • Künye
logo
Fonbulucu Banner
logo
  • Anasayfa
  • ICT Etkinlik
    • Gelecek Etkinlikler
    • Planlanan Etkinlikler
    • Geçmiş Etkinlikler
  • Etkinliklerimizden Haberler
  • Gündem
  • Bilişim
  • Telekom
  • Savunma
  • Enerji
  • e-Mobilite
  • Oyun
  • Kariyer
  • Röportaj
  • Dergi
  • Yazarlarımız
Fonbulucu Banner
  1. Anasayfa
  2. Röportaj
  3. Esports EDUTECH Kurucusu Dr. Yasin Nuri ÇAKIR Röportajı Bölüm 2
Esports EDUTECH Kurucusu Dr. Yasin Nuri ÇAKIR Röportajı Bölüm 2

Esports EDUTECH Kurucusu Dr. Yasin Nuri ÇAKIR Röportajı Bölüm 2

ICT Media ICT Media
4 Haziran 2026 11:18
Paylaş

Murat PEHLİVAN: Hocam, peki bu yeni model toplumsal kültürü nasıl etkiliyor?

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Toplumsal kültürü oldukça olumlu etkiliyor. Çünkü aileler artık "Benim çocuğum hem dijital dünyada hem de spor sahasında var" diyebiliyor. Öte yandan Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC), Paris Olimpiyatları öncesinde e-spor olimpiyatları düzenleme kararı almış ve bunun için 15 yıllık bir anlaşma imzalamıştı. Ancak IOC, yakın bir zaman önce bu anlaşmadan tek taraflı olarak vazgeçti. Kararın gerekçesi olarak da olimpiyat amblemindeki beş halkanın temsil ettiği değerlerin e-spor ile uyuşmaması gösterildi. Normal şartlarda e-spor olimpiyatlarının Suudi Arabistan'da yapılması planlanıyordu ancak bu iptal kararı şu an o tarafta ciddi bir belirsizlik yarattı. Buna karşın IOC, yeni fijital kavramının olimpiyat ruhuna ve o beş halkaya daha uygun olduğunu belirterek bu alanı yakından takip etmeye başladı. Nitekim Fijital Topluluğu son iki yıldır büyük dünya şampiyonaları düzenliyor. Bu organizasyonların ilki Rusya'nın Kazan şehrinde, ikincisi ise Abu Dabi'de gerçekleştirildi. Abu Dabi'deki açılışa mevcut Spor Bakanımız da bizzat katıldı. Orada 10 milyon dolarlık oldukça büyük bir ödül havuzu bulunuyordu. Bu yılki şampiyona ise Kazakistan'ın başkenti Astana'da düzenleniyor ve organizasyona çok ciddi bir talep var. Şu an dünya genelinde bu yapıya üye olan yaklaşık 124 ülke bulunuyor.

Murat PEHLİVAN: Biz üye miyiz?

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Evet, geçen sene üye olduk ve Türkiye olarak organizasyonun 94. üyesi konumundayız. Tabii bu sistemde her yıl gösterdiğiniz başarıya göre basamak atlıyorsunuz; şampiyonluğa giden yolda küresel bir sıralamanız bulunuyor. Biz bu sene büyük bir başarı göstererek 94. sıradan 9'uncu sıraya kadar yükseldik.

Murat PEHLİVAN: Çok hızlı gitmişiz.

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Evet. Mütevazılık yapmayacağım; Fijital Türkiye'nin liderliğini ben yürütüyorum ve bu sene dünyada 9. sıraya yerleştik. Şampiyonada yer alan dört ana branşın üçünde Dünya Şampiyonası'na katılma hakkı elde ettik. Türkiye'de elemeleri geçen ve belirlediğimiz üç takım, 8-12 Haziran tarihleri arasında Astana'da düzenlenecek Dünya Şampiyonası'nda ülkemizi temsil edecek. Örnek vermem gerekirse; basketbol takımımızdaki oyuncular şu an Süper Lig'de aktif oynayan sporculardan oluşuyor. Anadolu Efes gibi zirve takımlardan olmasa da basketbol camiasında bilinen, tamamı B milli seviyesindeki oyuncular. Onları bu projeye ikna ettik, takımlarını kurdular ve İstanbul'daki seçmelere katıldılar. Bu profesyonel sporcular zaten evlerinde de düzenli olarak bu bilgisayar oyunlarını oynuyorlarmış. Olimpiyat Komitesi'nin bu alandaki adımlarını ve fijital konseptini görünce heyecanla katılmak istediler ve nihayetinde birinci olarak Astana vizesini aldılar. Futbolda ve dans (dancing) branşında da takımlarımız gidiyor; sadece dördüncü branşta katılım sağlayamadık. Astana'daki turnuvanın toplam ödül havuzu 4,5 milyon dolar. Üstelik turnuvaya katılan her takım bir katılım bedeli (ayak bastı parası) alıyor. Yani sporcularımız adına maddi açıdan da son derece tatmin edici bir organizasyon. Artık fijital kavramının ve dijital sporların...

Murat PEHLİVAN: ...fiziksel hale getirilmesi süreci diyebiliriz.

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Kesinlikle. Dijitalin fizikselle birleşmesi, bu alanın daha fazla rağbet görmesini ve branşların gitgide çoğalmasını sağlayacak. Bildiğiniz gibi Formula 1 ülkemize de geldi. Geçen sene Abu Dabi'deki şampiyonada "Fijital Racing" branşı vardı ancak bu sene takvime koymadılar. Orada yarış harika bir hibrit modelle yapılmıştı: Pilotlar önce simülatörlerin başına geçip direksiyon başında dijital olarak yarıştılar, hemen ardından da Abu Dabi'deki gerçek piste çıkıp fiziksel araçlarla mücadele ettiler.

Murat PEHLİVAN: Bir nevi antrenman süreci gibi aslında.

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Tam olarak öyle. Zaten günümüzde Formula 1 pilotlarının büyük bir kısmı evlerindeki gelişmiş simülatör cihazlarında antrenman yapıyor. Bizim ülkemizde de bunun çok güzel bir örneği var; şu an Formula 2'de yarışan genç bir sporcumuz, kariyerine ilk olarak evinde dijital oyunlar oynayarak başlamıştı. Dolayısıyla bu sistem aslında profesyonelliğe geçiş aşamasıdır. "E-spor" kavramsal olarak bu sürece uyuyor gibi görünse de "Fijital" tanımı, bildiğimiz geleneksel spor kavramıyla yüzde yüz uyuşuyor. Çünkü işin içinde muazzam bir fiziksellik ve efor var. Dijital müsabaka bittikten sonra sahaya geçene kadar sporcuların sadece bir dakika dinlenme süresi oluyor. Otomatikman teriniz soğumuyor; kan değerleriniz, nabzınız ve kondisyonunuzla bir sporcuda olması gereken tüm biyolojik sınırları sonuna kadar zorluyorsunuz.

Murat PEHLİVAN: Aslında klasik spor anlayışı da değişiyor, dönüşüyor. Dolayısıyla yeni nesil sporlar, dijital kültür bağlamında da çok ciddi bir rol üstleniyor.

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nin (IOC) tam olarak hedeflediği şey de bu. Geleneksel olimpiyat oyunları artık eski popülaritesini kaybediyor ve eskisi kadar izlenmiyor. Olimpiyat komitesi, yeni nesil dijital oyunlar vasıtasıyla daha geniş ve genç bir izleyici kitlesine ulaşmak istiyor. E-sporu bu amaçla bir araç olarak kullanacaklardı ancak e-spordaki mevcut oyunların yapısı, şiddet ve toksiklik unsurları içermesi nedeniyle olimpiyat ruhuna uymadı.

Murat PEHLİVAN: Bu açıdan bakınca IOC'nin geri adım atması mantıklı.

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Kesinlikle çok mantıklı bir karardı. E-sporun aksine fijital konseptinde futbol, basketbol, buz hokeyi ve dans gibi branşlar var. İçeriğinde ne şiddet barındırıyor ne de toplumu olumsuz etkileyecek toksik bir kültür var.

Murat PEHLİVAN: Hocam, bu konu bana yaklaşık 15 sene öncesini hatırlattı. 2010'lu yılların başında Ericsson firması bizi Stockholm’deki küresel Ar-Ge (R&D) merkezine davet etmişti. Türkiye'den üç gazeteci arkadaş katılmıştık. O dönemde bu kadar yoğun bir dijitalleşme ve akıllı sistemler henüz hayatımızda yoktu. Orada geleceğe dair sergilenen iki teknoloji dikkatimi çekmişti. İlki, az önce bahsettiğiniz "dans" ve dijitalleşme unsurlarıyla ilgiliydi. Gelecekte insanların yalnızlaşacağını ve bu yalnızlığı gidermek için odalarında, yemek masalarında küp şeklinde bir hologram teknolojisi kullanacaklarını anlatmışlardı. Örneğin; sizinle bu röportajı yaparken siz İzmir'den kalkıp yorularak buraya gelmeyecektiniz; hologramınız bu masada, tam karşınızda oturuyor olacaktı. Hatta insanların ilerleyen dönemlerde bu teknoloji sayesinde yalnız kalmayıp sanal partilere katılacaklarını, orada gerçek gibi hissettiren simülasyonlarla dans edip vakit geçireceklerini söylemişlerdi. Merakla takip ediyorum ancak bu seviyede bir vizyon henüz tam anlamıyla yaygın bir uygulamaya geçmedi. İkinci olarak da o dönem henüz WhatsApp gibi gelişmiş mesajlaşma sistemleri yokken, SMS dışı alternatif sistemler üzerinde çalışıyorlardı. Türkiye'deki yerli teknoloji firmamız Argela, bu alandaki ilk yenilikçi adımları atmıştı. Sanıyorum Türk Telekom bünyesindeki o ürün şu an "Wirofon" olarak geçiyor.

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Evet, Wirofon projesini gayet iyi biliyorum, daha önce duymuştum.

Murat PEHLİVAN: Yani daha ortada WhatsApp’tan, yeni nesil sinyallerden eser yokken Argela ekibi bu vizyoner adımı atmıştı. Sonrasında projenin yaygınlaşamamasının arkasında yatan nedenler elbette başkadır. İşte tam bu noktada strateji, politika ve öngörü, yani uzak görüşlülük devreye giriyor. Peki hocam; gençlik politikaları, uluslararası ilişkiler ve iş birlikleri penceresinden devam edelim. Sizin uluslararası alanda da aktif faaliyetleriniz ve güçlü ortaklıklarınız var. Gördüğüm kadarıyla bakanlıklarımız da bu süreçte sizlere çok güzel destekler sağlıyor. Özellikle Avrupa merkezli gençlik projelerinde oldukça faalsiniz. Dijitalleşme bağlamını göz önüne alırsak, Türkiye’deki gençlerin en çok hangi alanlarda desteklenmeye ihtiyacı var?

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Bu bağlamda ana odağımız kesinlikle dijitalleşme. Gençlerimizin dünyadaki ve özellikle Avrupa’daki dijitalleşme alanındaki en iyi uygulamaları bizzat yerinde görmeleri hem benim hem de bakanlığımız açısından çok önemli. Biz her yıl düzenli olarak iki veya üç farklı şehrimizden yetenekli gençlerimizi dijital ekosistemi tanımaları için farklı ülkelere götürüyoruz. Örneğin bundan bir iki hafta önce Bratislava’daydık; geçen yıl Almanya’daydık, önümüzdeki günlerde ise Portekiz’e yeni bir ziyaret gerçekleştireceğiz.

Her seferinde yanımızda 10'a yakın yetenekli genci götürerek hem oradaki başarılı örnekleri incelemelerini hem de karşılıklı iş görüşmeleri yapmalarını sağlıyoruz. Maalesef bu start-up bilinci Türkiye’de henüz yeterince yaygın değil; belki Ankara veya İstanbul gibi metropollerde biraz daha görünür durumda. Gittiğimiz ülkelerdeki üniversite öğrencilerinin büyük bir kısmının bir start-up fikri var ya da hâlihazırda bir girişim kurmuş durumdalar. Biz de kendi gençlerimizde bu farkındalığı oluşturmayı hedefliyoruz. Onlara, henüz üniversite sıralarındayken bir start-up kurabileceklerini, mezuniyet aşamasına geldiklerinde bu girişimi büyütebileceklerini veya satabileceklerini göstermek istiyoruz. Amacımız sadece turistik bir gezi değil; işin eğlence kısmı madalyonun sadece bir yüzü. Asıl hedefimiz, oradaki yaşıtlarının ürettiği katma değeri görmeleri, döndükten sonra da iletişimlerini koparmayarak güçlü bir küresel network (iletişim ağı) kurmalarıdır.

Bu ağ sayesinde harika bağlar kuruluyor. Resmi ya da gayriresmi olarak sürekli irtibatta kalıyorlar; yeri geliyor o gençler Türkiye’ye geliyor, yeri geliyor bizimkiler gidiyor. Hatta bu sayede bir gencimiz, o ülkelerdeki bir start-up için uzaktan (remote) çalışmaya başladı. Türkiye’de bu yeteneğini sergileme fırsatı bulamamıştı ama kurduğu bağ sayesinde şimdi iş yapıyor ve gelirini Euro üzerinden kazanıyor. Bu da bir genç için oldukça kayda değer bir motivasyon. Avrupa Birliği ve bakanlık fonlarını bu şekilde somut faydaya dönüştürmeye büyük özen gösteriyoruz ve hepsinden çok olumlu çıktılar alıyoruz. Projelerimizin hiçbirini sıradan birer gezi olarak kurgulamıyoruz; odağımız her zaman girişimcilik, start-up'lar veya yapay zekâ oluyor. Bratislava ziyaretimizin ana teması yapay zekâ ve girişimcilikti. Daha önce dijital oyunlar üzerine bir program yapmıştık; Portekiz’de gerçekleştireceğimiz program ise tamamen kadın girişimciliği üzerine olacak. Zaten kadın girişimciliği benim de özel olarak eğildiğim alanlardan biri; bizzat kurucusu olduğum bir kadın kooperatifimiz var. Hatta program sonrasında size de bu kooperatifin üretiminden ufak bir hediye takdim etmek isterim.

Benim için kadın girişimciliği çok hassas ve kıymetli bir konu. Çünkü genç girişimciliğini ve kadın girişimciliğini ne kadar yukarı taşıyabilirsek, ekonomik anlamda da o kadar güçlü bir toplum haline geliriz. Kadınlar elbette çalışma hayatının içindeler fakat ben onların sadece iş gücü olarak değil, üreten ve yöneten tarafta da aktif olarak yer almaları gerektiğine inanıyorum. Aynı durum gençlerimiz için de geçerli; artık hem üreten hem de yöneten pozisyonlarda olmalılar. Çünkü ülke olarak yavaş yavaş yaşlanan bir nüfus yapısına doğru ilerliyoruz. Avrupa ülkelerinden hâlâ daha genç bir nüfusa sahip olsak da demografik olarak biz de yaşlanma sürecindeyiz.

Murat PEHLİVAN: Sonuçta oraya doğru gidiyor. Bakınız Çin bile artık yaşlanan bir nüfusa sahip.

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Evet, küresel bir gerçeklik bu. Bu sebepten ötürü yürüttüğümüz uluslararası projelerin somut çıktılarını ve çarpan etkilerini üç beş ay gibi kısa bir süre içinde net bir şekilde görmeye başlıyoruz. Örneğin, şu an onay aşamasında bekleyen çok heyecan verici bir projemiz var; gençlerimizi bu kez Brezilya’ya götüreceğiz. Bizim için, toplum olarak Avrupa her zaman öncelikli bir rota ve örnek alınacak bir nokta olarak kodlanmıştır. Güney Amerika ise zihnimizde hep biraz uzak ve arka planda kalır. Oysa son yıllarda Brezilya ve Arjantin’in ekonomi ile teknoloji alanında yaptığı ataklar gerçekten kayda değer. Araştırmadığımız sürece bu potansiyeli çok net göremiyoruz. Gençlerimiz bu proje için şimdiden çok heyecanlılar, sadece resmi onayları bekliyoruz. Tabii mesafe uzaklaştıkça bütçe planlamaları da değişiyor ve maliyetler artıyor.

Murat PEHLİVAN: Çok doğal, mesafe uzadıkça bütçeler de büyüyor.

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Bizim buradaki felsefemiz gençlerin tamamen farklı kültürlerle haşır neşir olması. Mesela geçen sene gençlerimizi Kenya’ya götürdük; onlar için bambaşka bir dünyaydı.

Murat PEHLİVAN: Şüphesiz çok farklı ve sıra dışı bir deneyim olmuştur.

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Tabii bambaşka bir şeydi. Hatta bazı öğrencilerimiz esprili bir dille "Hocam orada biraz aç kaldık" dediler. Onlara, hayatta her türlü şartı görmeleri gerektiğini anlattım. Dünya sadece Türkiye’den ya da Avrupa’dan ibaret değil. Kenya’daki kısıtlı imkânlara rağmen nelerin başarıldığını bizzat müşahede ettiler. Hatta bir öğrencimin kurduğu şu cümle benim için çok anlamlıydı: "Hocam, biz Türkiye’de meğer ne büyük bir bolluk içindeymişiz; fakat oradaki insanların gösterdiği çabanın yüzde birini bile sergilemek için bazen gayret göstermiyoruz." Ben projelerden dönüldüğünde bu tarz farkındalık içeren cümleleri yakalıyorum ve bir sonraki projeyi kurgularken bu çıktılara atıfta bulunarak gençleri daha fazla çabalamaya teşvik ediyorum.

Murat PEHLİVAN: O gencimizi gerçekten tebrik etmek lazım, en azından bu vizyonu yerinde görmüş ve değerlendirmiş. Peki hocam, Türkiye’de teknolojik girişimcilik ile gençlik politikaları arasında gerekli bağ kurulabiliyor mu?

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Kurulabiliyor. Bu bağı sağlamak adına ilgili bakanlıklarımızın ellerinden gelen her şeyi yaptığını net bir şekilde söyleyebilirim. Diğer bakanlıklarla çok yoğun çalışmadım, sadece bir dönem Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile ortak çalışmalarımız olmuştu.

Murat PEHLİVAN: Siz zaten yoğun olarak gençlik odaklı çalışan iki bakanlığımızla mesaisiniz.

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Evet, iki tarafın da asıl çalışma alanı doğrudan gençlik. Bu politikalardaki başarı düzeyi elbette tartışılabilir; hiçbir sistemden %100 başarı beklemek zorunda değiliz. Ancak ortada samimi bir çaba ve gayret var mı? Varsa bu benim için yeterlidir. Bugün atılan adımların meyvesini belki on sene sonra toplayacağız ama o geleceğe yatırım yapmak her şeye değer.

Murat PEHLİVAN: Kesinlikle, geleceğe atılan her artı değer çok kıymetlidir. Hocam, hepimizin şikâyet ettiği ama bir türlü elimizden düşüremediğimiz sosyal medya meselesine gelelim istiyorum. Genç yaşlı demeden herkesi esir alan bu durumu "sosyal medya bağımlılığı" olarak mı yoksa "doğru/yanlış kullanım" olarak mı adlandırmalıyız, emin değilim. Sosyal medya artık yalnızca bir iletişim aracı olmanın ötesine geçerek bir eğitim ve kültür alanına dönüştü. Ancak bu dönüşüm yaşanırken platformlar her türlü bilginin kontrolsüzce atıldığı dijital bir çöplüğe de benzedi. Siz bu dönüşümü nasıl okuyorsunuz? Burada dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Sosyal medya, yeni dünya düzeninin ana akım medyasıdır. Bunu kabul etsek de etmesek de bu ekosistemin bir yerinde konumlanmak zorundayız. Bir start-up kurucusunun, girişimcinin, akademisyenin, gencin ya da politika yapıcının "Ben bu alanda yokum" deme lüksü kesinlikle kalmadı. Çünkü sosyal medya, kitlelere en kolay ulaştığımız yer. Eğer hedef kitleniz gençlerse veya yaptığınız projeyi geniş kitlelere yaymak istiyorsanız, sosyal medya bunun için harika bir mecra.

Tıpkı yıllar önce televizyon kanallarında olduğu gibi, günümüzde de çok sayıda sosyal medya platformu var; kalitelisi de mevcut, niteliği düşük olanı da. Ancak burada temel bir sorunla karşılaşıyoruz: Sosyal medya mecralarının büyük bir kısmının yabancı menşeili olması elimizi kolumuzu bağlıyor. Özellikle "algoritma" denilen mekanizmayı doğru yönetmek gerçekten çok zor. Çok kaliteli, nitelikli ve emek verilmiş bir içeriğiniz algoritma engeline takılıp sadece birkaç kişi tarafından görülebilirken; diğer tarafta hiçbir niteliği ve bilgi verme amacı olmayan bomboş bir içerik milyonlarca izlenebiliyor. İşte bu noktada, özellikle çocuklarımız ve gençlerimiz için ebeveyn denetimi devreye giriyor. Bir çocuğun telefonuna hangi sosyal medya uygulamasının yükleneceğine bence ebeveyn karar vermeli. Tüm platformların cihazda yüklü olmasına kesinlikle gerek yok.

Örneğin YouTube, günümüzde geleneksel televizyonculuktan çok daha değerli bir konuma geldi. Ben şahsen evimde televizyon izlenmesine karşıyım ve izlemiyoruz da. Buna karşın YouTube üzerinden her türlü bilgiye çok rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Tabii ki kontrolsüz bırakıldığında izlenmemesi gereken unsurlar da çocukların karşısına çıkabiliyor. Fakat burada yine dijital okuryazarlık becerisi fark yaratıyor. YouTube’un arka plan ayarlarını ve filtrelerini doğru kullanarak evdeki çocuğunuzun ya da kendinizin karşısına çıkabilecek içerikleri ve reklamları çok rahat yönetebiliyorsunuz. Platformun bu denetim imkânını sunması da elzem bir durum.

Murat PEHLİVAN: Konvansiyonel medyayı yok etti. 

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Evet, YouTube, konvansiyonel medyayı büyük ölçüde yok etti diyebiliriz. Bence iyi ki de yok etti; çünkü bu sayede daha nitelikli, bağımsız ve samimi yayınlara ulaşıyoruz. Ekranı açtığımızda izlediğimiz kişinin samimiyetine inanabiliyoruz. YouTube en nihayetinde çok güçlü bir öğrenme aracıdır. Farklı alanlarda uzmanlaşmış pek çok insandan tamamen ücretsiz ders alabiliyorsunuz. Eskiden maddi imkânsızlıklar nedeniyle özel ders alamayan aileler vardı; YouTube şu an bu fırsat eşitliğini bedava sunuyor. Örneğin pandemi döneminde benim 3D yazıcılara dair hiçbir ilgim ve bilgim yoktu. Evde boş vakit geçirirken, hanımla da durduk yere gerilim yaşamamak adına kendime bir uğraş bulmak istedim ve bir 3D yazıcı aldım. "Bu işi nasıl yapacağım?" sorusunun cevabını tamamen YouTube videolarını izleyerek buldum. Bugün evimde üçüncü, dördüncü yazıcımı alarak profesyonel bir üretim sürecine giriştim. Artık oğlumla birlikte üretiyoruz ve ürettiklerimizi e-ticaret platformlarında satışa sunabiliyoruz. Ticari bir kaygımız yok ama evde boş duracağına, ürettiğimiz bir şeye teklif geldiğinde gönderiyoruz. Sosyal medyayı bu şekilde faydaya dönüştürebilmemiz lazım.

Diğer mecralara baktığımızda; iş dünyasının ve biz akademisyenlerin kullanması gereken LinkedIn gibi platformlar daha çok ön plana çıkıyor. Tabii son dönemde algoritmaların aşırı yönlendirmesi yüzünden oranın da biraz tadı kaçtı; önünüze sürekli benzer içerikleri düşürüyor. Bunların haricindeki bazı popüler sosyal medya mecraları ise ne yazık ki işin tam anlamıyla "çöplük" denilen kısmı haline gelmeye başladı. Çünkü algoritma kontrolü tamamen eline alıyor ve karşınıza ne çıkaracağını tahmin edemiyorsunuz. Yine de bir öngörüde bulunmam gerekirse; önümüzdeki beş yıl içinde Instagram’ı çok net bir şekilde geride bırakacak bir TikTok gerçeği var.

Nitekim İsrail-Filistin çatışmaları sürecinde İsrail Başbakanı çok çarpıcı bir açıklama yaparak, "TikTok'u satın almamız lazım. Eğer bu savaşı kaybedersek TikTok yüzünden kaybedeceğiz" demişti. Bu çok önemli bir itiraftır. TikTok’ta Filistin’de ve bölgede yaşanan dramlara dair o kadar çok anlık video döndü ki, yeni medyanın gücü küresel algıyı doğrudan etkiledi. Tabii bu kadar güçlü bir alanı doğru yönlendirebilmek ve manipülasyonlardan korumak da bir o kadar zor; çünkü her an çok tehlikeli içeriklerle de karşılaşabiliyorsunuz. Burada yine filtreleme mekanizmaları önem kazanıyor. Ben tıpkı YouTube’da olduğu gibi Instagram ve TikTok gibi platformlarda da arka plan kısıtlamalarıyla çocuklarımızın doğru bilgiye güvenle ulaşmasını sağlıyorum. Geçenlerde sınıfta öğrencilerime, "Arama yaparken Google'ı mı yoksa başka bir platformu mu kullanıyorsunuz?" diye sordum. Bir öğrencim parmak kaldırıp, "Hocam, ben TikTok'u kullanıyorum. KYK kredilerinin ne zaman açıklanacağını bile TikTok'a sorup oradaki kısa videolardan öğreniyorum" dedi. O an durup düşündüm: Bir yanda bembeyaz bir arama sayfasıyla dünyanın en değerli şirketi olan Google var, diğer yanda ise benim öğrencimin tek bir cümlesiyle Google'ın yerini alan bir platform var. İsrail liderinin küresel tespiti ile öğrencimin bu pratik yaklaşımını yan yana koyduğumuzda, TikTok’un önümüzdeki yıllarda dijital kültürde ne kadar baskın bir güç haline geleceğini net bir şekilde görebiliyoruz.

Murat PEHLİVAN: Gerçekten çok enteresan. Benim o platformda hiç hesabım yok, açmayı da düşünmedim. Ancak önüme düşen bazı haberlerden yola çıkarak oranın kontrol edilmediğinde çok tehlikeli olabileceğine kanaat getirmiştim. Aslında hocam, dijital kültür bağlamında ebeveynlerin bu süreçleri nasıl yönetmesi gerektiğine ve ailelere ne gibi tavsiyelerde bulunacağınıza dair sormayı planladığım soruları siz konuşurken çok güzel cevaplamış oldunuz. Böylece röportajımızın sonuna geldik. Peki hocam, önümüzdeki on yılda gençlik, teknoloji ve spor ilişkisini hangi noktada görüyorsunuz? Şöyle spot başlıklar halinde gidebilir miyiz?

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Tabii. Birincisi, geleneksel sporlar zamanla popülaritesini kaybedecek. Bu alanların başında da futbol geliyor. Bu kesin bir bilgi değil, benim kişisel öngörüm. Önümüzdeki on yıl içinde futbol tamamen yok olmasa bile ciddi anlamda alt seviyelere gerileyecek.

Murat PEHLİVAN: Bayağı bir düşüş yaşayacak yani. Bizim zamanımızda sokakta oynanan oyunları, yeni nesil artık evinde oturup bilgisayar başında deneyimliyor. Peki hocam, Türkiye dijital gençlik ekosisteminde bölgesel bir lider konumuna gelebilir mi? Ben bizzat işin içinde olan biri olarak bu potansiyele yürekten inanıyorum. Sizce bunun gerçekleşmesi için neler yapılması gerekiyor?

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Türkiye bu ekosistemde çok rahatlıkla bölgesel lider olabilir. Mesleğim gereği Avrupa’da pek çok konferansa katılıyorum; gelişmiş ülkeleri de gelişmekte olanları da yerinde gözlemliyorum. İnanın, dışarıda somut olarak ortaya konulan faktörlerin içinde öyle çok da dişe dokunur, elle tutulur bir çalışma yok. Bu ilk tespitim. İkincisi, nüfus yoğunluğu açısından Almanya’dan sonra hâlâ Avrupa’nın en büyük ikinci ülkesiyiz ve aramızda çok az bir fark var. En önemlisi de Avrupa’nın en genç nüfusu hâlâ bizde. Bu muazzam bir avantajdır. Geleceği inşa edecek ve üretecek toplum aslında bizim topraklarımızdan çıkıyor; çünkü diğer ülkelerde üretken nüfus maalesef minimum seviyelere inmiş durumda.

Ayrıca Avrupa’daki ekonomik sıkıntılar Türkiye’den çok daha bariz ve net bir şekilde hissediliyor. Toplumda genel olarak "Avrupa bizden çok daha iyi durumda" gibi bir algı var. Ancak son 7-8 yıldır yaptığım uluslararası ziyaretlerde bu durumun tersine döndüğünü açıkça görüyorum. Bugün Avrupa Birliği dediğimiz yapı, neredeyse sadece tek bir ülkenin, yani Almanya’nın ekonomik desteğiyle ayakta duruyor. Almanya desteğini geri çektiği anda Avrupa’da dengeler tamamen değişir ve sistem çöker. Son yıllarda dikkat ederseniz bize yönelik "Avrupa Birliği’ne dahil olun" şeklinde siyasi bir baskı da yapılmıyor; çünkü onlar da durumun farkındalar. Biz gelecek vadeden gençliğimizle daha güçlü bir potansiyele sahibiz. Elbette kendi içimizde bazı ekonomik ve sosyal sıkıntılar yaşıyoruz; çünkü bulunduğumuz coğrafyada savaş ve istikrarsızlık hiçbir zaman eksik olmadı. Bu durum, bütçemizin büyük bir kısmını savunma sanayisine ayırmamızı zorunlu kılıyor. Bu kötü bir şey değil, güvenlik için olmak zorunda; ancak doğal olarak diğer alanlarda bütçe kısıtlamalarını beraberinde getiriyor. Savunma sanayisi gibi stratejik alanları güçlendirdikten sonra, diğer sektörlerde de sıçrama yaşayacağız. Benim öngörüme göre, 2027 yılında Türkiye’nin aslında ne kadar güçlü bir ülke olduğunu hepimiz çok daha net bir şekilde göreceğiz. Önümüzde sadece bir yıl kaldı. 2027’de bu konuyu tekrar masaya yatırır ve konuşuruz; çünkü 2027 bence bizim yılımız olacak.

Murat PEHLİVAN: Çok ilginç ve iddialı bir öngörü. Biz bu konuları kendi aramızda hep değerlendiririz ama sizin gibi sahada olan bir uzmandan bunları duymak çok kıymetli.

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Katıldığım son uluslararası konferansta yaptığım sunumda, bakanlığımız nezdinde otuz adet dijital oyun merkezi açtığımızı anlattım ve görsellerini yansıttım. Salondaki herkes ayağa kalkıp alkışladı. Aslında bana göre bu çok temel ve basit bir hamle. Gençlik ve Spor Bakanlığımıza bağlı gençlik merkezlerimiz var biliyorsunuz. Bu merkezlerin içinde 100-200 metrekarelik alanlar ayırdık, bilgisayarlar kurduk, güzel restorasyon çalışmaları yaptık ve başlarına eğitmenler ile gençlik liderleri atadık. Sunum bitince herkes o kadar büyük bir hayranlıkla alkışladı ki, içimden "Acaba Nobel mi kazandım?" diye geçirdim. Sunum sonrasındaki ikili görüşmelerde hemen "Bakanı bu projeye nasıl ikna ettin?" diye sordular. Telefonumu çıkarıp bakanlarımızla olan fotoğraflarımızı gösterdim. "Bakan da mı bizzat açılışa geldi?" dediler. "Evet" dedim, "Biz 90 milyonluk bir ülkeyiz ve gençlerimiz için varız. Bu bakanlıkların asıl görevi zaten bu." Tabii yabancılara işin tüm siyasi detaylarını vermiyorum ama biz bu vizyonla yaklaştığımız için başarıyoruz. Onların sisteminde böyle pratik bir refleks yok. Şunu kesinlikle yadsıyamam; Almanya gibi ülkelerin üniversiteleri gerçekten çok kaliteli ve köklü. Ancak onların akademisinde de çok ciddi bir tehlike baş gösterdi: Arkadan gelecek yeni akademisyenler ve hocalar üretme noktasında büyük tıkanıklık yaşıyorlar.

Murat PEHLİVAN: Evet, o konuda küresel bir devamlılık problemi var. Yeni nesil kadroların yetişememesi ciddi bir sıkıntı. Bu yüzden sürekli dışarıdan nitelikli beyin göçü veya transferler yapma çabası içindeler. Peki hocam, önümüzdeki dönemi şekillendirecek en stratejik kavram sizce hangisi olacak? Yapay zekâ mı, topluluk mu, veri mi, yoksa dijital kültür mü?

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Benim sıralamamda birinci sırada kesinlikle "topluluk" yer alıyor. Çünkü eğer dinamik bir topluluğu doğru yönetebiliyorsanız, hayatta başaramayacağınız hiçbir iş yoktur; buna net bir şekilde inanıyorum. İkinci sırada "veri", üçüncü sırada ise "yapay zekâ" geliyor.

Murat PEHLİVAN: Dijital kültür ise en son aşama sanırım.

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Aynen öyle, en sonda yer alıyor. Zaten topluluk, veri ve yapay zekanın bir araya gelmesiyle doğal bir sonuç olarak dijital kültüre ulaşmış oluruz.

Murat PEHLİVAN: İlginç bir yaklaşım. Ben bir sıralama yapacak olsaydım, kültür inşasının veri üzerine kurulacağını düşünerek önce veriyi, sonra topluluğu, ardından yapay zekâ ve kültürü koyardım. Peki hocam, bugünün gençlerine kendilerini geleceğe hazırlamaları konusunda tek bir tavsiye verecek olsanız ne söylerdiniz? Ve son olarak, insanlığı bu yoğun teknoloji çağında ayakta tutacak en önemli insani değer sizce ne olacak?

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: İlk sorunuzdan başlayayım. Gençlerimize tek tavsiyem; araştırmaya kararlılıkla devam etmeleridir. Eskiden "okumaya devam edin" derdik ama günümüz dünyasında artık "araştırmaya devam edin" vizyonu geçerli. Bilgiye ulaşmak eskisinden çok daha kolay. Gençlerimiz artık "yabancı dil bilmiyorum" diyerek dertlenmesinler. Elbette dil öğrenmek temel bir gerekliliktir, imkânı olan zaten mutlaka öğrenmeli; ancak diyelim ki şartlar el vermedi ve öğrenemedi. Bu durum artık bir engel değil. Günümüzde NotebookLM gibi yapay zekâ uygulamaları sayesinde binlerce sayfalık yabancı bilimsel makalelerin özetlerini, anlam bütünlüğünü bozmadan anında ve doğru bir şekilde Türkçe'ye çevirebiliyorlar. Bilgiye saniyeler içinde ulaşmak mümkün hale geldi. Dünyanın diğer ucunda ne yapıldığını anında görebiliyorlar. Yeter ki dünyayı doğru okumayı öğrensinler. Cumhurbaşkanımızın da sıkça vurguladığı "Dünya beşten büyüktür" vizyonundaki gibi, küresel ölçekte neler olup bittiğini yakından takip etmek zorundayız. Evet, ben İzmir’de yaşıyorum ve İzmir’in yaşam tarzı daha rahattır; insanlar gezmeyi, dinlenmeyi sever. Şayet ben de sadece o konfor alanında kalsaydım, bugün sizinle bu röportajı yapmak için buralara kadar gelmezdim; yarın da bir başka şehre gidiyorum. Hayatta hareketlilik çok önemlidir. Eskilerin dediği gibi, "Harekette bereket vardır." Bu yüzden gençlerimiz sürekli araştıracak ve hareket halinde olacaklar; çünkü oturduğumuz yerden hiçbir şeyi değiştiremeyiz.

Murat PEHLİVAN: İnsanlığı bu yoğun teknoloji çağında ayakta tutacak en önemli insani değer sizce ne olacak?

Dr. Yasin Nuri ÇAKIR: Kesinlikle ahlak ve etik. Felsefi olarak ikisi yüzde yüz aynı anlama gelmese de bu bağlamda birlikte ele alabiliriz. Gerek mesleki hayatta gerekse insani ilişkilerde ahlak sınırlarımızı koruyabilir, bu iki kavramı hayatımızın merkezinde tutabilirsek insani değerler çok daha fazla ön plana çıkacaktır. Bunun en somut örneğini pandemi döneminde bizzat yaşadık. Türkiye'nin pandemiyi diğer ülkelere kıyasla daha rahat atlatabilmesinin temelinde toplumsal ahlakımız ve dayanışma ruhumuz yatıyordu. Arka planda yürütülen politikalar, insanların ihtiyacı olsun ya da olmasın birbirine yardım eli uzatması bu durumun göstergesiydi. Türkiye bu açıdan çok şanslı bir ülke. Bizim toplumsal olarak beş temel ana değerimiz varsa, bunun en başında her zaman ahlak kavramı yer almıştır.

Paylaş
ICT Media Yasin Nuri Çakır Espor Dijital oyun Açık Açık Murat Pehlivan

Röportaj Kategorisinin En Yenileri

Esports EDUTECH Kurucusu Dr. Yasin Nuri ÇAKIR Röportajı Bölüm 1
Esports EDUTECH Kurucusu Dr. Yasin Nuri ÇAKIR Röportajı Bölüm 1
4 Haziran 2026 11:06
“Türk Dünyasını Türk Mühendisleri Eliyle İnşa Etmeyi Hedefliyoruz”
“Türk Dünyasını Türk Mühendisleri Eliyle İnşa Etmeyi Hedefliyoruz”
11 Mayıs 2026 12:31
Küresel devlerle rekabet için 'tek yumruk' olmalıyız
Küresel devlerle rekabet için 'tek yumruk' olmalıyız
6 Nisan 2026 11:46
“Güvenli internet diye bir şey yok, internetin güvenli kullanımı var.”
“Güvenli internet diye bir şey yok, internetin güvenli kullanımı var.”
6 Mart 2026 12:11
"Türkiye'de kazandığımız dijital ve operasyonel tecrübemizi yakın coğrafyaya taşımayı hedefliyoruz"
9 Şubat 2026 12:05
“Kontrol etmediğiniz, üretmediğiniz teknoloji sizin değildir”
“Kontrol etmediğiniz, üretmediğiniz teknoloji sizin değildir”
9 Şubat 2026 10:50
ICT MEDIA DERGİSİ HAZİRAN 2026 SAYISI ÇIKTI!
Dergi

ICT MEDIA DERGİSİ HAZİRAN 2026 SAYISI ÇIKTI!

Copyright © 2022. All Rights Reserved. Paragon Teknoloji

Webmail

play store app store

Bu websitesi Odeaweb sunucularında barındırılmaktadır.