Dijital çağın en önemli tartışma konularından biri, internetin güvenli kullanımı ve sosyal medya platformlarının hayatımıza etkisi. Bugün artık internet sadece bir iletişim aracı değil; çocukların, gençlerin ve toplumun geleceğini doğrudan şekillendiren bir mecra. Erişim Sağlayıcıları Birliği Genel Sekreteri Ömer Faruk SORGUN internetin engellenerek gelişmesinin mümkün olmadığını vurguluyor. ICT Media Genel Yayın Yönetmeni Murat PEHLİVAN’ın hazırladığı “Açık Açık” programına konuk olan SORGUN, “Güvenli internet diye bir şey yok. İnternetin güvenli kullanımı var” diyor ve ekliyor “Normal hayatta yapmadığınız bir şeyi internette sahte hesapların arkasına saklanarak yapmak sizi meşhur etmiyor. Üstelik dijital ayak izi dediğimiz bir gerçek var.” Dergimizde özetine yer verdiğimiz söyleşinin tamamını, ICT MEDIA TV YouTube kanalından izleyebilirsiniz.
Murat PEHLİVAN: Erişim Sağlayıcıları Birliği (ESB) Genel Sekreteri Sayın Ömer Faruk Sorgun, sizinle hem Erişim Sağlayıcıları Birliği’nin kurumsal kimliğini hem de son günlerde Türkiye’nin gündeminden düşmeyen "sosyal çürümeyi" konuşmak istiyoruz. Özellikle dijital mecralarda sirayet eden bu durumu ve sizin bu süreçteki kritik rolünüzü ele almak istiyoruz. Genelde ESB denilince akla sadece kısıtlamalar gelse de biz sizin halkın hukukunu koruma misyonunuzu yakından takip ediyoruz. İsterseniz önce Erişim Sağlayıcıları Birliği nedir, ne yapar? Buradan başlayalım.
Ömer Faruk SORGUN: Şöyle başlayayım: İnternet öyle bir şey ki, varlığı da yokluğu da hemen belli oluyor. O yüzden internetin engellenerek gelişebilecek bir alan olmadığını bilmek gerekiyor.
Erişim Sağlayıcıları Birliği, Türkiye’de vatandaşın hukukunu koruyan bir yapı. Kişilik haklarının ihlal edilmesini engelliyor, kaçak maç yayınlarından fikri ve sınai haklara kadar birçok konuda halkın hakkını savunuyor. Biz aynı zamanda Türkiye’deki 340 operatörle birlikte çalışıyoruz. 2017’de kurduğumuz Bilgi Teknolojileri ve İnternet Güvenliği Derneği de bu işin önemli bir parçası.
İnternet yolculuğu tek başına yürünecek bir yol değil. Bu bir ekip işi, emek işi, kafa yorma ve dert edinme işi. Peki neyin derdi? Bugün internette özellikle çocuklarla ilgili birçok sorunla karşılaşıyoruz. Suça sürüklenen çocuklar, daha önce suça karışmış çocuklar, suçta unutulmuş çocuklar… Siber zorbalıkla birlikte hayatımıza giren yeni kavramlar var.
Burada anne babalara çok büyük görev düşüyor. Şunu özellikle söylemek istiyorum: Çocuğu susturmak için eline tablet ya da telefon vermek, bugün tepki göstermeyen o çocuğun yarın öğrendiği davranışları çok daha farklı şekillerde size geri yansıtmasına neden olabilir. Bu yüzden anne babanın, çocuğunun en yakın arkadaşlarını bilecek kadar yakın olması gerekiyor. Aslında burada teknolojiden değil, teknolojinin bizden almaya çalıştığı şeylerden bahsediyoruz. Bunun temeli de ahlak. Ahlak olmadı mı, dünyanın en büyük teknolojisi de en büyük gücü de bir işe yaramaz.
Dolayısıyla bizim burada varmamız gereken nokta şurası: Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu yerli ve milli teknoloji vizyonu doğrultusunda, bu millileşme meselesini kullanıcı tarafında da düşünmemiz gerekiyor. Yani kullandığımız teknolojiyi yerli olarak hayal edebilmeliyiz. Bir oyun oynuyoruz mesela; “Biz bu oyunu yazabilir miyiz?” diye sorabilmeliyiz. Yoksa sadece ürün olduğumuz bir mecrada, ilişkimizi kontrol etmeye çalıştığımız anlamsız bir döngüye giriyoruz.
Tabii ki denetim ve kontrol olacak ama asıl yapmamız gereken şey şu: “Biz bu teknolojileri nasıl üretiriz? Bu işin neresinde oluruz?” Şikâyet etmek kolay. Önemli olan üretmek, geliştirmek ve bu sürecin içinde yer almak.

Murat PEHLİVAN: İşin kolay tarafı şikâyet etmek.
Ömer Faruk SORGUN: Aynen öyle, kolay olan o. Biraz hızlı girdik aslında konuya.
Murat PEHLİVAN: Buradan bile ne kadar dertli olduğumuzu anlıyorum.
Ömer Faruk SORGUN: Aslında konunun derinliği…
Murat PEHLİVAN: Evet, tam da oraya gelecektim. Üretim kısmına da geleceğiz ama önce şunu sormak istiyorum: İnternet mi güvenli, yoksa güvenli internet mi? Kullanım açısından en çok yanıldığımız noktalardan biri bu bence. Siz de girişte söylediniz; ebeveynlerin çocukları susturmak için yaptığı temel bir yanlış var. “Al tableti, telefonu, sus.” Ama bu bize çok şey kaybettiriyor. Siz de mutlaka fark ediyorsunuzdur; kelime dağarcığı zayıf, okuma alışkanlığı olmayan, bilgi edinme niyeti olmayan birçok insan internette gördüğü şeyleri gerçekmiş gibi konuşuyor.
Ömer Faruk SORGUN: Dezenformasyon.
Murat PEHLİVAN: Evet, dezenformasyonun en büyüğü burada. Bir nevi sanal robotlaşma gibi bir şey. Ciddi bir kayıp. Buradan hareketle soruyorum: Neyi güvenli kullanmamız gerekiyor? İnternet mi bize güvenli olacak, yoksa biz mi interneti güvenli kullanacağız? Kullanırken nelere dikkat etmeliyiz?
Ömer Faruk SORGUN: Şöyle bir örnek versem herkes daha iyi anlar. Bıçak ne işe yarar? Günlük hayatta kullandığımız, faydalı bir şeydir. Ama bıçağın güvenli kullanımı mı önemlidir, yoksa “güvenli bıçak” diye bir şey mi vardır? İnternet de aslında bıçaktan farksız.
Murat PEHLİVAN: Bence de farksız.
Ömer Faruk SORGUN: Bir itibar suikastına uğradığınızda, hayatınız bir bıçakla saldırıya uğramış gibi altüst olabilir. Yani karşımızdaki şey masum değil; nasıl kullandığınızla ilgili. Bu yüzden “güvenli internet” diye bir şey yok. İnternetin güvenli kullanımı var. Bu da bilinçle başlıyor. Özellikle 13 yaş altı çocuklarda ebeveynlerin çok dikkatli olması gerekiyor. Çocuk hangi siteye giriyor? Oynadığı oyunda mesajlaşma bölümü var mı? Karşıdaki kişiler kişisel bilgilerini istiyor mu? İsmini, soyadını, nereli olduğunu soruyor mu?
Anne baba olarak en büyük sorumluluğumuz, çocuklarımızın sadece başarısı değil; güvenliği, ahlakı, ilişkileri… Bunları sağlıklı bir şekilde geliştirebilen çocuk zaten başarılı oluyor. Yoksa bugün haberlerde görüyoruz; doktor olmuş ama çok yanlış işlerin içinde olan insanlar var. Demek ki hedef alınan şey toplum yapımız, aile yapımız. 2025 yılı “Aile Yılı” ilan edildi.
Murat PEHLİVAN: Evet.
Ömer Faruk SORGUN: Ailenin ne kadar önemli olduğunu insanlar bir araya geldikçe daha iyi anlıyor. Bu konu teknik bir konu değil aslında. Bana göre bir var olma meselesi. Abartı gibi gelebilir ama değil. Çünkü bu mesele, dokunduğu kişiler itibarıyla bugün senin çocuğunu, benim çocuğumu ve onların etkilendiği diğer çocukları da içine alarak hayatımızda ciddi bir sorun haline gelebilir.
Murat PEHLİVAN: Bu konu hepimizi çok derinden ilgilendiriyor. Hiç de basit bir mesele değil. Sonuçta siz ahlaktan bahsettiniz; ahlak varsa her şey var, ahlak yoksa hiçbir şey yok. Ahlakı belirleyen kültür, aile yapısı gibi temel dinamiklerin içi boşaldığında ahlak da kalmıyor. O zaman her şey meşrulaşıyor, insanlar da “Ben buradayım!” diye bağıran bir hale geliyor. Peki, Erişim Sağlayıcıları Birliği olarak bu konuda bilinçlendirme adına yaptığınız çalışmalar var diye biliyorum. Eskiden okullara gidiyordunuz, hâlâ devam ediyor musunuz?
Ömer Faruk SORGUN: Evet, hâlâ gidiyoruz ve bırakmayacağız. Çünkü bu işin peşini bırakmak gibi bir lüksümüz yok. “Güvende Kal” diye bir projemiz var. Daha önce BTK ile yürüttüğümüz Güvenli İnternet Merkezi çalışmaları da bu amaçla yapılmıştı. Bu işi bırakmamamız gerekiyor. Artık “sosyal medya etiği” diye bir kavram var. Normal hayatta yapmadığınız bir şeyi internette sahte hesapların arkasına saklanarak yapmak sizi meşhur etmiyor. Üstelik dijital ayak izi dediğimiz bir gerçek var. Bizim gençliğimizde hayat hatayı biraz daha tolere ediyordu ama bugün gençler için hayat hata kabul etmiyor. Çünkü internette yaptığınız her şey kayıtlı ve yarın karşınıza çıkabilir. Bu yüzden paylaşım yaparken ölçüyü kaçırmamak, saygıyı kaybetmemek çok önemli.
Murat PEHLİVAN: Kesinlikle.

Ömer Faruk SORGUN: Elbette herkesin fikri olacak. Ama bunu doğru yerde, doğru şekilde söylemek gerekiyor. Aksi halde hem saygısızlık oluyor hem de hukuki sorumluluk doğuruyor.
Murat PEHLİVAN: Özellikle gençlerde şöyle bir durum var: Sanki sosyal medyada görünür olmak için yaşıyorlar. Bu bir “Ben buradayım!” deme çabası mı, yoksa kendini ifşa etme isteği mi?
Ömer Faruk SORGUN: Aslında yeni bir kesim oluştu: İnternette paylaşım yapmak için yaşayanlar. Hani “Yemek için mi yaşıyorsun, yaşamak için mi yiyorsun?” misali. Bu durum biraz da işin magazinsel boyutundan kaynaklanıyor. Toplumun önüne model olarak konulan bazı kişiler var ki, ben kendi çocuğuma örnek olmasını istemem. Ama bu kişiler kolay para kazanıyor algısıyla gençlere bir hayat tarzı satıyorlar. Bu bugünün problemi ama beş-on yıl sonra çok daha büyük bir sorun olarak karşımıza çıkacak. Çünkü insanlar emek vermeden, kendini kullanarak ya da başka yollarla kolay para kazanmak istiyor. Bu sadece bize özgü değil, globalde de böyle.
Murat PEHLİVAN: Evet, globelde de böyle. Sosyal medyanın gidişatı hiç sağlıklı değil. Peki sosyal medya platformları bu konuda sizinle yakın çalışıyor mu? Sonuçta buradan ticari kazanç sağlıyorlar ama aynı zamanda toplumun ve ailenin korunması gerekiyor. Bu konuda size karşı duyarlı davranıyorlar mı?
Ömer Faruk SORGUN: İş birliği yaptığımız platformlar var. Bunlar global şirketler. Bizim yaklaşımımız şu: Bir sokak düşünün, herkes kendi evinin önünü süpürse sokakta çöp kalmaz. Dijital sokakta da herkes üzerine düşeni yaparsa sorun azalır. Biz bu bilinçlendirme çalışmalarını bazen okullarda öğretmenlerle, bazen ebeveynlerle yapıyoruz. Ama iş dönüp dolaşıp yine aileye geliyor. Dijital platformların Türkiye’de ve yurt dışında farklı uygulamalar yapması da dijital dünyanın ikiyüzlülüğünü gösteriyor. Sonuçta bu firmalar ticari şirketler ve bizler onların ürünü gibiyiz. Sadece bu ilişkiyi düzenlemek yetmez; gençlerin bu sistemleri anlaması, algoritmaları çözmesi, kullanılan teknikleri öğrenmesi gerekiyor. Selçuk Bayraktar’ın sosyal platform açması da bu anlamda önemli bir adım.
Murat PEHLİVAN: Evet.
Ömer Faruk SORGUN: Alışkanlıklar kolay değişmiyor ama imkânsız da değil. Nasıl ki savunma sanayinde son 10–15 yılda büyük bir sıçrama yaptıysak, dijital mecralarda da özellikle oyun sektöründe yakın zamanda üretici olarak çok güçlü bir konuma geleceğimize inanıyorum. Ülkemizi gururlandıracak gençler çıkacak inşallah.
Murat PEHLİVAN: Az önce bilinçlendirme konusunu konuşuyorduk, ben araya girdim galiba. Erişim Sağlayıcıları Birliği’nin bu konuda faaliyetleri vardı. Okullar dedik…
Ömer Faruk SORGUN: Evet, okullarda çalışmalarımız devam ediyor. Pedagoglarla birlikte yürüttüğümüz programlar var.
Murat PEHLİVAN: Bunun dışında da başka çalışmalarınız var.
Ömer Faruk SORGUN: Evet, sadece okullarla sınırlı değil. Pedagoglar, alanında uzman arkadaşlar… Hepsiyle temas kurup bu konuları anlatmaya çalışıyoruz. Tecrübelerimizi kayıt altına alıyoruz, kendi kanallarımızdan paylaşıyoruz. “Bir kere yapalım bitsin” gibi bir yaklaşımımız hiç olmadı. Yıl boyunca sürdürülebilir etkinlikler yapıyoruz. Şov yapmak için değil, gerçekten bilinçlendirmek için. Bir anne-babayı bilinçlendirmek, bir çocuğu internette karşılaşabileceği bir zarardan koruyabilmek bizim için en büyük amaç. Hedefimiz sorarsanız: 81 ile ulaşmak. Elimizden geldiğince bunu yapmaya çalışıyoruz. TikTok’la projemiz oldu, Google’la oldu, YouTube Kids’in lansmanını da biz yapmıştık. Ama internet o kadar hızlı değişiyor ki hukuk aynı hızla yetişemiyor.
Murat PEHLİVAN: Aynen öyle.
Ömer Faruk SORGUN: Bu yüzden anne babalar olarak tedbiri elden bırakmayacağız. Özellikle çocuklar yanımızdayken telefonu elimizden mümkün olduğunca uzak tutacağız. Onlarla ilgileneceğiz. Bugün ilgilenmediğiniz çocuk, yarın çok daha büyük bir problem olarak karşınıza çıkabilir ve o zaman birçok kişi ilgilenmek zorunda kalır.
Murat PEHLİVAN: Şimdiden bununla ilgili çok haber görüyoruz. Üçüncü sayfa haberleri diyoruz ama aslında yeni nesil çeteler, yeni yapılanmalar… Bunların çoğunun internet üzerinden, sosyal mecralar üzerinden örgütlendiğini görüyoruz.
Ömer Faruk SORGUN: Dark web dediğimiz yerler…
Murat PEHLİVAN: Evet. Birkaç yıl sonra çok daha farklı problemlerle uğraşmak zorunda kalacağız gibi duruyor. Özellikle yeni yılla birlikte bir farkındalık oluşmaya başladı. Dijital çürüme, sosyal çürüme… Hem BTK hem siz hem Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bu konuda önlemler almaya çalışıyor. Platformlara erişimle ilgili yeni düzenlemeler konuşuluyor. Siz bu son dönemde yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ömer Faruk SORGUN: Şöyle söyleyeyim, internetle ilgili yaşananları aslında 5G ile birleştirerek değerlendirmek lazım.
Murat PEHLİVAN: Siz zaten işin içindesiniz.
Ömer Faruk SORGUN: Evet, ama gerçekten 5G bambaşka bir kapı açacak. Belki interneti 5G öncesi ve sonrası diye ayıracağız. Ben iş hayatına başladığımda internet çok farklı bir şeydi, bugün çok farklı, 5G ile daha da farklı olacak.
Murat PEHLİVAN: Doğru.
Ömer Faruk SORGUN: Sosyal çürümenin karşılık bulduğu yer internet olmamalı. Eğer bir çocuk normal hayatta başka, internette bambaşka bir kişiliğe bürünüyorsa bir yerde sorun var demektir. Öğretmenlerle de konuştum; rehber öğretmenlerin her çocuğu ayrı ayrı takip etmesi gerekiyor. Bu sadece anne babayla bitmiyor. Çocukların birbirleriyle ilişkisi de çok önemli.
Murat PEHLİVAN: Akran zorbalığı…
Ömer Faruk SORGUN: Evet, akran zorbalığı. İstemediğimiz tablolar, intihar vakaları… Bir dönem Mavi Balina diye bir olay vardı. Aslında oyun bile değildi. Biz o dönem çok anlattık. Çünkü ortada bir kurban vardı ve tehdit yoluyla yönlendiriliyordu. Çocuk hayatında ilk kez tehditle karşılaşınca ne yapacağını bilemiyor. Bu da işin adli boyutuna kadar gidiyor. O yüzden sosyal çürümenin önüne geçmek için telefonları, tabletleri bırakıp sokağa çıkmak lazım. İnsanlarla temas etmek lazım. İyilik yapmak için illa paylaşmaya gerek yok. Paylaşmadan da hayat güzel. İnternette paylaşmadan da güzel.
Murat PEHLİVAN: Paylaşmaktan, internetteki paylaşımdan bahsediyoruz.
Ömer Faruk SORGUN: Çünkü hayat paylaşınca güzel.
Murat PEHLİVAN: Ama ille de birilerinin görmesine gerek yok.
Ömer Faruk SORGUN: Kesinlikle. Sağlıklı sosyalliği kaybetmemek lazım.
Murat PEHLİVAN: Gerçek sosyal ilişkiyi yakalamak lazım.
Ömer Faruk SORGUN: Evet.

Murat PEHLİVAN: Peki, yerlilik konusu hepimizin önemsediği bir konu. Türkiye’nin bu alanda potansiyeli olduğuna inanıyoruz. Özellikle dijital oyunlar, sosyal mecralar, yapay zekâ… Geleceğe dair sizin öngörünüz nasıl? Umutlu muyuz, yoksa endişelenmeli miyiz?
Ömer Faruk SORGUN: Şöyle söyleyeyim, yapay zekâ ile birlikte biraz endişeleniyorum. Neden? Çünkü bize ait olmayan bir yapay zekâ, bizim kodlarımızı bilemez. Biraz önce sosyal çürümeden bahsettik ya… Eğer biz kendi örf, adet, değerlerimize uygun bir yapay zekâ dili geliştirmezsek, hep başkasının oyununda oyuncu oluruz. Ama bizim bir iddiamız var: Milli teknoloji hamlesi. Eminim ki şu an bunun için çalışanlar var. Yerli yapay zekâ dil modeli, Türkçe dil algoritması… Bu çok önemli. Çünkü aksi halde yaptığımız her şey başka dillere çevrilip başka sistemlere akıyor. Biz kendi dil modelimizi üretmeliyiz. Bu sadece dil modeli değil; oyun ekonomisi, oyun modellemesi, savunma sanayii… İHA'da, SİHA'da da kendi dil modelimiz kullanılacak. Türkçe dil algoritması, onun yerlileştirilmesi ve millileştirilmesi bu yılların en önemli konusu olarak hep karşımıza gelecek.
Murat PEHLİVAN: Evet, oraya bir ünlem koymak lazım artık.
Ömer Faruk SORGUN: İnşallah genç nüfusumuzla bu alanda güçlü kalırız. Oyun yazılımında iyiyiz. İhracatımız da iyi. Biz BTK’da 24 saatlik oyun yazma maratonları yapmıştık. 24 saatlik oyun yazılım yarışmaları yapmıştık. Gençleri bir araya getirip yeni fikirler çıkarmaya çalıştık. Melek yatırımcı programları, teknokentler, tekmerler… Bu alanlar çok gelişti. İnşallah daha da güçlenecek. Sonuçta binlerce yıllık dünya tarihinde biz gelip geçen bir noktayız. İnsanlığın el birliğiyle taşıdığı bir bayrak var. Biz de bu bayrağı bir adım ileri taşıyabiliyorsak, bunu iyi insan olarak yapabiliyorsak, işte o zaman bu vatana borcumuzu ödemiş oluruz. Aksi halde diğer ülkelerdeki gibi sosyal çürümeyi, ahlaksızlığı, teşhirciliği gündemimizden çıkaramayız.
Murat PEHLİVAN: Bir bütün olarak baktığımızda hepimiz sorumluyuz aslında.
Ömer Faruk SORGUN: Kesinlikle.
Murat PEHLİVAN: Doğru kullanmak, doğru yönetmek, doğru desteklemek… Hepsi bir bütün. Yapay zekâ konusunda da Türkiye şanslı ülkelerden biri. Dünyadaki dev firmalarla yarışmak başka bir şey ama bu küçük ama kritik alanlar çok daha önemli hale gelecek. Türkiye bu konuda kötü değil; iyi olmak zorunda. Türkçe dil algoritmasını mutlaka kendimiz geliştirmeliyiz ki geleceğimizi garanti altına alabilelim. Siz “umutsuzum” demediniz.
Ömer Faruk SORGUN: Umutluyuz. Umutlu olmak zorundayız.
Murat PEHLİVAN: Çalışmamız gerektiğini söylediniz.
Ömer Faruk SORGUN: Pandemide yapay zekada kod yazma çok önemliydi. Yapay zekâda artık kod yazmak değil, doğru komut vermek önemli hale geldi. Komut verme mühendisliği gelişecek. Ne istediğini doğru tarif edebilen kazanacak. Burada da Türk aklının pratikliğiyle fark yaratacağımıza inanıyorum. İnşallah.