• Biz Kimiz
  • Künye
logo
Fonbulucu Banner
logo
  • Anasayfa
  • ICT Etkinlik
    • Gelecek Etkinlikler
    • Planlanan Etkinlikler
    • Geçmiş Etkinlikler
  • Etkinliklerimizden Haberler
  • Gündem
  • Bilişim
  • Telekom
  • Savunma
  • Enerji
  • e-Mobilite
  • Oyun
  • Kariyer
  • Röportaj
  • Dergi
  • Yazarlarımız
Fonbulucu Banner
  1. Anasayfa
  2. Röportaj
  3. Küresel devlerle rekabet için 'tek yumruk' olmalıyız
Küresel devlerle rekabet için 'tek yumruk' olmalıyız

Küresel devlerle rekabet için 'tek yumruk' olmalıyız

ICT Media ICT Media
6 Nisan 2026 11:46
Paylaş

Türkiye teknoloji serüveninde kritik bir eşikte. Global devlerin domine ettiği telekomünikasyon ve haberleşme sektöründe, yerli firmaların tek başına verdiği mücadele artık "hayatta kalma" modunun ötesine geçmek zorunda. TechNarts Kurucusu ve Genel Müdürü Taha YAYCI, yerli ekosistemin ancak topyekûn bir koordinasyonla küresel bir güç haline gelebileceğini söyledi. ICT Media Genel Yayın Yönetmeni Murat PEHLİVAN’ın hazırladığı “Açık Açık” programına konuk olan YAYCI, “10 birimlik küçük yumruklar değil, 100 birimlik tek bir yumruk atmalıyız; milli haberleşme ancak böyle şahlanır" dedi. Mobile World Congress gibi dev arenalarda Türk şirketlerin büyük rakiplerinin karşısına blok bir güç olarak dikilmesi gerektiğini belirten YAYCI; 5G şartnamesi gibi fırsatların "Milli Haberleşme Ürünü" kavramıyla taçlandırılması gerektiğini vurguladı. Dergimizde özetine yer verdiğimiz söyleşinin tamamını, ICT MEDIA TV YouTube kanalından izleyebilirsiniz.

Murat PEHLİVAN: Bu yıl GSM’ye, Mobile World Congress’e (MWC) ben gitmedim ama sen her yıl düzenli olarak gidiyorsun. Bu sene fuarda neler gördün? Hangi teknolojik trendler öne çıktı?

Taha YAYCI: Yapay zekâ furyası devam ediyor. Ama dikkatimi çeken, herkesin artık 5G’den çok 6G konuşması oldu. 5G’nin ticari anlamda kamuya açık ağlarda yeterince kullanılmadığı kanaatine varılmış. Daha çok fabrikalarda özel ağ uygulamaları öne çıkıyordu. 6G ile ilgili birçok konu vardı ama nereye baksak yapay zekâ karşımıza çıkıyordu. En basit işlerde bile “AI” etiketi görüyorsunuz. Biraz satış politikası gibi ama fuarın genel havası buydu. Bu yıl MWC önceki yıllar kadar yoğun değildi.

Murat PEHLİVAN: Verimli geçti mi?

Taha YAYCI: Bizim açımızdan verimliydi. Zaten belli amaçlarla gidiyoruz ve onları elde ettik. Ama eski MWC’ler gibi değildi. Pandemi sonrası fuar bir anda patlama yaşamıştı, şimdi tam tersi oldu. Ramazan dönemi, savaşlar, uçuş engelleri derken katılım yüzde otuz, kırk daha düşük kaldı.

Murat PEHLİVAN: Çinli firmaların katılımı etkilenmiş miydi uçuşlar?

Taha YAYCI: Hayır, onları durduramadı. Yine en yüksek katılım oranı onlardaydı. Özellikle bir Çinli firma fuarı domine ediyordu.

Murat PEHLİVAN: Fuarı son yıllarda onlar domine ediyor. Peki fuarın hâlâ bir anlamı kaldığını düşünüyor musun?

Taha YAYCI: Taha Yaycı: Aslında klasik anlamda bir rekabet ortamından söz etmek zor. “Biz ve diğerleri” gibi bir ayrım var. Ancak fuarlara yaklaşımımız farklı. Yüksek teknoloji alanında çalıştığımız için bir ürünü üretip fuarda müşteri bulmak, orada sözleşme imzalayıp satış yapmak gibi bir hedefle hareket etmiyoruz. Bizim için fuarların asıl amacı, mevcut ve potansiyel müşterilerimizi aynı yerde bir arada görebilmek. Türkiye’de çeşitli nedenlerle bir araya gelemediğimiz kişilerle orada görüşme imkânı buluyoruz. Aynı zamanda “hâlâ buradayız, ayaktayız” mesajını vermek de önemli. Bu açıdan hedeflerimize ulaştığımızı söyleyebilirim; bizim için bir sorun yok. Örneğin normal koşullarda 100 kişiyle görüşmeyi planladığımız bir ortamda, fuarda 10 kişiyle görüşmüş olsak bile bu bizim için yeterli olabiliyor. Çünkü bu 10 kişiyle ayrı ayrı görüşmek için Azerbaycan, Dubai, Özbekistan ve Almanya gibi farklı ülkelere seyahat etmem gerekirdi ve bu süreç en az bir ayımı alırdı. Oysa fuarda dört gün içinde; akşam yemeklerinde, öğle aralarında ya da kokteyllerde bu görüşmeleri gerçekleştirebiliyoruz.

Murat PEHLİVAN: Peki fuarda gördüğün çözümler bağlamında Türkiye’nin mutlaka yer alması gerektiğini düşündüğün bir alan oldu mu?

Taha YAYCI: Türkiye’nin her alanda var olması gerektiğini düşünüyorum. Ancak elimizde sınırlı bir kaynak var ve bunu verimli kullanmak zorundayız. Bana göre en avantajlı olduğumuz alan yine yazılım. Mühendislik açısından güçlü bir ülkeyiz ve nitelikli mühendisler yetiştiriyoruz. Sevdiğim bir abim bir konuşmada demişti: Türkiye’de en başarılı öğrenciler genellikle mühendislik bölümlerini tercih ederken; Amerika ve Avrupa’da bu grup daha çok işletme, ekonomi gibi alanlara yöneliyor. Bu nedenle dünya çapında başarılı mühendislerimiz var. Çok iyi ürünler geliştirebiliyor, güçlü projelere imza atabiliyoruz. Ancak diğer ülkelerin de çok güçlü satış ve pazarlama ekipleri bulunuyor. Bu durum biraz da amaç ve sonuç ilişkisiyle ilgili. Yaptığımız işin nedenini ve bizi nereye taşıyacağını doğru tanımlamak gerekiyor. Bugün sahada gördüğümüz teknolojilere baktığımızda, özellikle güçlü olduğumuz alanlarda—başta yazılım olmak üzere—mutlaka yer almamız gerektiği açık. Çünkü artık hemen her işin içinde bir yazılım bileşeni bulunuyor.

Murat PEHLİVAN: O zaman yazılım tarafını daha da geliştirmemiz lazım.

Taha YAYCI: Kesinlikle.

Murat PEHLİVAN: Fuar bağlamında global oyuncularla yerli firmaları kıyasladığında en belirgin fark nedir?

Taha YAYCI: Rakiplerimiz aslında oldukça büyük firmalar; küçük ölçekli şirketlerden söz etmiyoruz. Avrupa’da benzer işler yapan muadil firmalar var, ancak onlar da ekonomik açıdan bizden daha büyük. Sektörün tepesinde yer alan Huawei, ZTE, Nokia ve Ericsson gibi şirketler ise bulundukları alanı zaten domine ediyor. Örneğin yalnızca Huawei’nin yaklaşık 20 bin alt yüklenicisi bulunuyor; Türkiye’de ise telekom sektöründe çalışan toplam insan sayısı bile bu düzeyde değil. Bu nedenle onlar tamamen farklı bir ligde yer alıyor.

Bununla birlikte, bizim de rekabet edebileceğimiz alanlar mevcut. Fiyat, kalite ve özellikle hizmet tarafında güçlü olduğumuz noktalar var. Hizmet kalitemizin, birçok Avrupa ve Amerika firmasına kıyasla daha yüksek olduğunu söyleyebilirim. Bunun nedenleri arasında Avrupa’nın iş kültürü, Amerika’nın ekonomik yaklaşımı ya da daha çok satış odaklı hareket etmeleri gibi unsurlar yer alabilir; bu ayrı bir değerlendirme konusu. Bizim rekabet stratejimizin özellikle hizmet kalitesi ve müşteriye yakınlık üzerinden şekillenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Murat PEHLİVAN: Global bir yazılım firmasının başındaki bir Türk CEO ile sohbetimde, bizi farklı kılanın pratik zekâ ve çözüm üretme yeteneği olduğunu söylemişti.

Taha YAYCI: Kesinlikle haklı.

Murat PEHLİVAN: Global ölçekte sattığımız birçok ürün Türkiye menşeli. Özellikle finans sektöründe.

Taha YAYCI: Evet.

Murat PEHLİVAN: Haberleşme kümelenmesi üzerine çok emek verdin. Bugünkü durumunu nasıl görüyorsun?

Taha YAYCI: Yönetim kurulumuz yakın zamanda yapılan olağan genel kurulda yenilendi ve bu değişimle birlikte çalışmalarımıza yeniden hız verdik. Özellikle Mobile World Congress’i bekliyorduk. Geleneksel olarak bu etkinlikte; katılımcılar, stand açan firmalar, kamu temsilcileri ve operatörlerle bir araya gelerek yoğun bir iş birliği yürütüyoruz. Türkiye’de birebir görüşmeler yapmak mümkün olsa da 15–20 kişinin aynı anda bir araya gelmesi zor olabiliyor. Bu nedenle MWC önemli bir fırsat sunuyor.

Orada da gördük, belirli hedeflerimiz var. Özellikle 5G şartnamesinin yayımlanması ve ardından ihalenin sonuçlanmasıyla birlikte, şartnamede yer alan hükümlerin hayata geçirilmesi sürecinde operatörlerin destekleyici bir yaklaşım içinde olduğunu görüyoruz. Sektör olarak hazır olduğumuzu düşünüyorum. Elbette yapılacak çok iş var; ancak elimizde yalnızca 5G için değil, genel olarak tüm telekom şebekelerinde kullanılabilecek ürünler bulunuyor. Bu ürünleri konsolide ederek referanslı bir ürün listesi oluşturmak, ardından BTK ile birlikte operatörlerle aynı masaya oturup sahadaki uygulama süreçlerini değerlendirmek istiyoruz. Bu noktada, 5G şartnamesinde yer alan yerlilik ve KOBİ yükümlülüklerinin yanı sıra “millilik” kavramı öne çıkıyor. Şartnameyle birlikte “Milli Haberleşme Ürünü” kavramı da gündeme geldi. Bu yaklaşımın önemli ve değerli olduğunu düşünüyorum; sürecin sağlıklı ilerlemesi ve amacına uygun şekilde uygulanması kritik olacaktır.

Murat PEHLİVAN: İçi boşaltılmaz umarım. Yerli ürünlerde teknik açıdan güçlü olduğumuz alanlar hangileri?

Taha YAYCI: Aynen yerli malı belgesi gibi olmazsa beş sene sonra gerçekten çok farklı bir yerde olabiliriz.  Güçlü olduğumuz alanlara gelince, şahsi değerlendirmeme göre, donanım tarafında pazara giriş engelleri oldukça yüksek. Örneğin siz belirli bir üretim kapasitesiyle—örneğin on bin adet—üretim yaparken, Çin’deki bir üretici milyonluk kapasitelere ulaşabiliyor. Bu da ölçek ekonomisi sayesinde maliyetleri ciddi biçimde düşürmelerine ve pazar paylarını hızla genişletmelerine imkân tanıyor. Üretim hacmi arttıkça teknolojik gelişim de paralel ilerliyor.

İnsan kaynağı açısından da benzer bir tablo söz konusu. Türkiye’de 80 milyonluk nüfus içinde sınırlı sayıda elektrik-elektronik mühendisi bulunurken, Çin’de belirli bir alanda uzmanlaşmış çok daha geniş bir mühendis havuzu görmek mümkün. Bu durum; akademi, sanayi ve sektör ihtiyaçlarının birbirini beslediği bir ekosistem oluşturuyor. Aycell’de çalıştığım dönemde Çinli bir SIM kart üreticisiyle karşılaşmıştık. O yıllarda Çin bugünkü kadar baskın bir konumda değildi; SIM kart pazarında daha çok Fransız şirketler söz sahibiydi. Çinli firma ise kendisini “küçük bir üretici” olarak tanımlıyordu. Bu örnek, küresel rekabette ölçek ve ekosistemin ne denli belirleyici olduğunu gösteriyor.

Murat PEHLİVAN: Evet.

Taha YAYCI: “Kaç tane kart üretebiliyorsunuz?” diye sordum. “300 milyon civarında” dediler. Oysa adamın nüfusu bir milyar. Şimdi böyle düşündüğünüzde, uygulama alanı geniş olunca farklı bir bilgiye taşınıyorsunuz. Bizim güçlü olduğumuz nokta da bu: Pazar engellerinin, yani market barrier’ların az olduğu alanlar. Bugün başlayıp yarın hemen bir şeyler ortaya çıkarabileceğimiz yazılım gibi alanlar bana çok daha uygun geliyor.

Ama yazılımda da ürünleşme sorunumuz var. Türkiye’de yaptığımız çalışmalar hep proje kapsamında kalıyor. Bize ekstra bir kazanç sağlamıyor ki o kazançları yatırım olarak başka alanlara aktarabilelim. Genelde biraz “hayatta kalma” modunda çalışıyoruz. Yani kazanma, yaşama, yatırım yapma modundan çok, ayakta kalma modunda ilerliyoruz.

Murat PEHLİVAN: Hayatta kalma mücadelesi veriyoruz.

Taha YAYCI: Onun mücadelesini veriyoruz. Ama mühendislerimiz, mühendislik kapasitemiz, yeteneklerimiz çok iyi. O yüzden onları kullanabileceğimiz, özellikle market berrier’ı az olan yazılım konularında daha yatırımımızı yükseltmemiz lazım.  

Murat PEHLİVAN: Burada tedarikçilere, yani satın alım yapan firmalara bir itirazım var. Ölçek ekonomisi bağlamında sizin fiyatlarınız onlara uymuyor.

Taha YAYCI: Mümkün değil.

Murat PEHLİVAN: Ama yarın bir gün bu global firmalar batabilir, ilişkilerini kesebilir.

Taha YAYCI: Tam tersi, batmayabilir. Tekel haline gelir ve o zaman ona mahkûm kalırsınız.

Murat PEHLİVAN: O yüzden yerli firmaları, küçük ya da büyük fark etmez, desteklemek gerekir. Ölçek ekonomisinin arkasına sığınmamaları gerektiğini hep söylerim. Katılır mısın?

Taha YAYCI: Kesinlikle katılıyorum. Sadece maddi değil, stratejik açıdan da önemli.

Murat PEHLİVAN: Bu bir stratejik hamle.

Taha YAYCI: Aynı zamanda teknolojik bağımlılık açısından kritik. Savunma sanayine 20 yıl önce yatırım yapılmamış olsaydı bugün çok farklı bir durumda olabilirdik. Şimdi Telekom sektörü de aynı şekilde. Haberleşme ve veri akışı bunun üzerinden gidiyor.

Murat PEHLİVAN: 1974 Kıbrıs Harekatı’ndan sonra savunma sanayinde yerli üretime yöneldik. Ama haberleşme altyapısı hâlâ kritik bir konu. Netaş ve Teletaş zamanında Çinli firmalarla aynı dönemde kurulmuştu. O firmaları özelleştirdiğimizde büyük iş yaptığımızı sanıyorduk. Bugün ise Ulak gibi firmaları büyütmek için mücadele ediyoruz.

Taha YAYCI: Bir Süleymaniye’yi yapmak için bir Süleyman ve bir Mimar Sinan gerekir. Aynı dönemde yaşasınlar, birbirleriyle karşılaşsınlar. Ama yıkmak için bir balyoz yeter. O yüzden yapılanların üzerine mutlaka yeni şeyler inşa etmek lazım.

Murat PEHLİVAN: Peki tüm bunlara rağmen hala dışa bağımlı olduğumuz kritik teknolojiler neler?  

Taha YAYCI: Çok var. Donanımda ve ham maddede dışa bağımlıyız. Çip en önemli örnek. Televizyondan rokete kadar her şeyin içinde var ama bizim bu konuda dünya çapında bir etkimiz yok. Ülkeler çip dağıtımını bile politik kararlarla yönetiyor. Adamlar şunu yapıyor: Ben ülkeleri ayırdım, şu ülkelere çip vereceğim, şunlara vermeyeceğim diyebiliyor. Böyle bir şeyle karşılaşmamak için sizin de böyle konulara yatırım yapmanız lazım. Ama problem şu, bu yatırımları beş, on senelik değil, elli senelik, yüz senelik yapmanız lazım. Yazılımda da benzer durum var. Biz AI’ın kullanıcısıyız, üreticisi değiliz. Yani adam musluğun suyunu kestiği zaman istediğiniz kadar evdeki musluğu açın. Ana vanayı kesti adam yani. 

Murat PEHLİVAN: Gerekli irade olursa belki çözülür.

Taha YAYCI: İrade, kaynak ve doğru kullanım şart. “Miş gibi” yapmaktan vazgeçmemiz lazım.

Murat PEHLİVAN: Çip dedin, burada ODTÜ’nün kampüsünde MEMS var biliyorsun. Orada çip üretiliyor değil mi?

Taha YAYCI: Ben yirmi beş sene önce burada okurken de üretiyorlardı.

Murat PEHLİVAN: Şunu söylemek istiyorum: Türkiye bu konularda önde gelen ülkelerden biri. Hep söylenir ya, “Türk gibi başla, Alman gibi sürdür, İngiliz gibi bitir.” Biz üçünü tam harmanlayamasak da sürdürülebilir hale getirsek yeterli olur.

Taha YAYCI: Kesinlikle. Bir büyüktür sıfır ama biz üstüne koymuyoruz, hep geri dönüyoruz. Mehter gibi: iki ileri bir geri. Sonuçta bir adım ilerlemiş oluyoruz ama çok yavaş. Bu çok yoruyor.

Murat PEHLİVAN: Ciddi sıkıntı. Peki, o zaman sorunlara ve tespitlere geçelim. Yeni teknolojiyi üretmenin en büyük üç yapısal sorunu nedir?

Taha YAYCI: Öncelikle, dünyada ticari alanlar var; bir de ticari olmayan ama stratejik öneme sahip alanlar. Bu stratejik alanlara devletler veya büyük yatırımcılar destek veriyor. Örneğin Rusya, zamanında birilerini zengin etmiş. İhtiyaç olduğunda o zengini çağırıyor. Roket üretimi gibi ticari olmayan alanlarda fabrikalar kurduruyor. Çin, birkaç girişimciyi bir araya getirip devlet desteğiyle şirketler kuruyor, Çin Halk Bankası ile finansmanı sağlıyor ve başarılı olanları sürdürüyor. Amerika ise vergiden muaf bölgeler ilan ederek teşvik ediyor. Yani farklı modeller var. Bizim de bazı alanlarda yatırım gücümüz yetmediği için devlet veya büyük firmaların desteğine ihtiyaç duyuyoruz. Bu destek politikalarının daha verimli hale getirilmesi gerekiyor. Savunma sanayinde başarı sağlandıysa, neden Telekom sektöründe de sağlanmasın? Tabii ki farklılıklar var. Orada ana alıcı devlet, burada operatörler. Operatörler, özel şirketler bir boarda rapor veriyorlar. Farklılıklar var ama koordineli bir devlet politikasıyla çözülebilir. Bu, birinci sorun: başlangıç ekonomisi.

İkinci sorun ise sürdürülebilirlik. Bir piyasaya girerken çok büyük efor harcıyoruz. Ancak o piyasada kalabilmek için aynı eforu harcamamız gerekmemeli. Örneğin bir operatöre ürün sattığımızda, sürdürülebilirlik için harcanan çabanın, piyasaya girişte harcanan çabanın onda biri olması gerekir. Türkiye’de ise işler çok zor. Bir abim söylemişti: “138 ülkeyle çalışıyorum, en zor çalışılan ülke Türkiye.” Gerçekten öyle. Sürekli ölçek ekonomisi baskısı var. “Bu ürünü 10 liraya yapıyor, sen de 10 liraya yap” deniyor. Oysa benim maliyetim 100 lira. İlk girişte bunu kabul edebilirsiniz ama yıllar geçse de aynı baskı devam ediyor. Bu bir sektör sorunu değil, kültür sorunu.

Üçüncü sorun ise kaynak problemimiz var. Yani insan kaynağı problemimiz var.

Murat PEHLİVAN: Nitelikli kaynak değil mi?

Taha YAYCI: Evet, kesinlikle nitelikli kaynak problemimiz var. Bunun ekonomik boyutu da önemli. Türkiye’deki maaşlar artık Avrupa’yı geçti. Yurt dışına çıktığımda, oradaki fiyatları kendi paramıza çevirdiğimde eskiden pahalı gelirdi, şimdi öyle değil. Örneğin Dubai’de en iyi restoranda yemek yemek buradan daha ucuz. Barselona’daki Mobile World Congress’te de aynı şeyi gördük; eskiden çok fark ederdi, artık etmiyor. Bu durum ihracat yapanları zorluyor çünkü maliyetler çok arttı. Çözüm olarak Pakistan’dan mühendis çalıştırmak ya da junior işlerin çoğunu AI’ya yaptırmak gibi formüller aranıyor. Ama bu da başka bir sorun doğuruyor: Junior’lar nasıl senior olacak? Yani geleceğe dönük ciddi problemlerimiz var.

Murat PEHLİVAN: Yapay zekâ konusu aslında saatli bomba değil, direkt bomba. Biri fişi çektiği anda her şey duracak. Peki, özellikle ticarileşme konusunda bizim firmalar global pazara açılırken nerede tıkanıyorlar?

Taha YAYCI: Ben kendi deneyimimden örnek vereyim. Özbekistan’da ofis açmaya çalışıyoruz. Yurt dışına çıkınca fark ettim ki insanların kafasındaki sınırlar bizimkinden farklı. Avrupa’da ülkeler arası geçiş onlar için sorun değil, Avrupa’yı tek ülke gibi görüyorlar. Bizim kuşak içinse yurt dışına çıkmak, uçağa binmek bile tabu gibiydi. Bu yüzden global düşünemiyoruz. Ben bile global düşünemiyorum. Ama benden sonraki nesiller daha cesur. Mesela genel müdür yardımcım bir gecede karar verip Özbekistan’a taşındı. Onlar için bu çok daha kolay. Bizim kuşak patron olunca tereddütlü davranıyor.

Ticarileşmede en kritik konu satış. Satış tamamen duygusal bir şey. İnsanlar ihtiyaçtan çok duygularıyla satın alıyor. Elmas yüzük, yüzlerce ayakkabı… Bunlar hep algı ve duygu yönetimi. Müşteriyle yakın olmanız lazım. Ben mühendis olduğum için satış ekibi kurmak bana mühendisliğe ihanet gibi geliyor. Ama yanlış düşünüyorum. Çünkü satmadan üretemezsiniz. İşte bizim asıl problemimiz bu: Ticarileşme konusunda eksikliklerimiz, devlet politikaları veya ekonomik koşullar kadar bizim karakterimiz ve kültürümüzden de kaynaklanıyor.

Murat PEHLİVAN: Jenerasyon farkı. Büyük ölçekli projelerde yeni firmaların önüne çıkan görünmeyen bariyerler vardır. Bunları sen de ben de biliyoruz. Birçok şeyi biliyoruz ama somut örnek vermek yerine, genel olarak nasıl tarif edersin?

Taha YAYCI: Aslında en önemli konu sorumluluk meselesi.

Murat PEHLİVAN: İşte tam da ona gelecektim. Büyük projeler yapabiliyorsun ama karar vericiler ister kamuda ister operatörlerde olsun, “Bunu TechNarts değil de Çinli firma yapsın, ölçek ekonomisiyle daha ucuza mal ediyor” diyebiliyor. Buradaki esas problem ne?

Taha YAYCI: Olay tamamen bireyselleşiyor. Devletin en üst kademesinden aşağıya kadar millileşme ve yerlileşme söylemleri olmasa bu kadar bile olmazdı. Ama bu söylem her kademede güçlenerek devam etmeli. Tepeden verilen sinyal aşağıya doğru zayıflıyor. Aralarda doğru kişiler olmalı ki bu sinyali güçlendirsinler. Yine de emin değilim; belki ben o pozisyonlarda olsam aynı noktaya gelirdim. Çünkü karar vericiye belli bir süreyle sorumluluk ve yetki veriliyor. Ondan dünyayı değiştirmesi beklenemez. Bu yüzden risk almaktan kaçınıyorlar. Çinli üreticiyle çalışmak daha güvenli geliyor; ürün olgun, risk yok, başarı garanti. Böylece bir sonraki koltuğa daha rahat geçebiliyorlar. Yanlış mı? Değil. Onları da eleştiremiyorum. Çünkü radikal kararlar alıp ülkeye fayda sağlayan birçok insanın sonradan cezalandırıldığını gördüm. Ama olması gereken, risk alıp yerli firmaları desteklemek. Bunu yapabilecek insan sayısı az.

Murat PEHLİVAN: Mehmet Altuner’i hatırlarsın. Rahmetli, IMEI sistemini Türkiye’ye kazandırdı. Bugün firmalarımız herhangi bir yerde teklif verebiliyorsa onun sayesinde. Zordu ama oldu. Demek ki olabiliyor.

Taha YAYCI: Evet, çok örneği var.

Murat PEHLİVAN: Ama bunu bireylerden bağımsız hale getirip kurumsallaştırmak gerekmez mi?

Taha YAYCI: Kurumsallaştıracak kurumların başında da insanlar oturuyor. O yüzden mevzuatları geleceğe dönük yazmak lazım. Ortak tanıdığımız bazı kişiler zamanında bu mevzuatları yazdı. İyi ya da kötü işletildi, ama en azından bir çaba vardı. Hatta bazıları kendi koltuğunu riske atarak bu düzeni bozmaya çalışanlara karşı durdu. Böyle insanlar var.

Murat PEHLİVAN: Peki kamu–özel sektör iş birliklerinde gördüğünüz en kritik eksiklik nedir? İletişim mi, ölçek ekonomisi mi, fiyatlar mı, güven mi?

Taha YAYCI: Tek bir sorun yok, hepsinin birleşimi. Dönemsel olarak da değişiyor. Masanın farklı taraflarında olsak da aynı amaca hizmet ediyoruz ama farklı yollar izliyoruz. Bu yüzden bazen benim için finans çok önemliyken, karşı taraf için öncelik başka bir şey olabiliyor.

Murat PEHLİVAN: Peki, kısa vadede bu sorunu çözmek için en kritik 2–3 adım ne olurdu?

Taha YAYCI: Genelden özele doğru gidelim. Telekom sektöründen örnek vereyim. 5G şartnamesinde bazı yükümlülükler var. Bu yükümlülüklerin uygulanması için tüm paydaşların yani üretici, kanun koyucu, operatörler, hatta global oyuncuların bir araya gelip ortak bir strateji belirlemesi gerekiyor. Çünkü hep şöyle oluyor, belli bir amaçla bir yönetmelik yayınlıyorsunuz, bir kanun yayınlıyorsunuz veya ticari tarafta bir model ortaya koyuyorsunuz. Bir süre sonra sizin amacınız o model, o kanın oluyor. Yerli malı belgesinde olduğu gibi, belgeyi almak yerli üretimi desteklemekten daha önemli hale geliyor. Bu olmasın diye önümüzde çok önemli bir fırsat var. 5G şartnamesi bu açıdan büyük bir fırsat, doğru değerlendirmeliyiz.

Bir diğer kritik adım ise rekabet öncesi iş birliği. HTK’da da hedeflenen bu. Bu çok önemli. Bir araya gelip birbirimizi tamamlamamız lazım. Çünkü Çinli büyük firmalar sadece baz istasyonu üretmiyor, satmıyor; yazılımını, yönetimini, finansmanını ve insan kaynağını da getiriyor. Müşahhas bir örnek vereyim. Gana’da bir sunum yaptık. Bir sene sonra dediler ki, “Bütün projeleri kaldırıyoruz.” Neden dedik. “Bize bir firma geldi.  Biz cihazları vereceğiz, kurulumları yapacağız, yazılımlarını vereceğiz. Operasyonu beş yıl boyunca biz yürüteceğiz, senden para istemiyoruz. Finansmanıyla beraber geldiler. Komple projeyi devrediyoruz” dediler. Böyle bir güçle nasıl rekabet edebilirsiniz?

Murat PEHLİVAN: Tam teçhizat geliyorlar.

Taha YAYCI: Evet, çok güçlüler.

Murat PEHLİVAN: Peki devlet politikaları tarafında ne tür düzenlemeler yapılırsa oyun değişir?

Taha YAYCI: Sadece düzenleme yetmez, uygulama çok daha önemli. Devlet erkanına her fırsatta söylüyorum. Ne yazdığınız değil, nasıl uyguladığınız belirleyici. Yazılar, şartnameler, kanunlar güzel olabilir ama doğru insanlarla, doğru şekilde uygulanmadığında hiçbir anlamı kalmaz.

Murat PEHLİVAN: Bunun en güzel örneği yerli malı belgesi. Yabancı firmalar Türkiye’ye gelip şirket kuruyor, sonra yerli belgesi alabiliyorlar.

Taha YAYCI: Aynen öyle. Hatta araştırılsın, ilk yerli malı belgesini kim aldı? Çok komik bir hikâye, fıkra gibi anlatılır.

Murat PEHLİVAN: Peki, yerli firmaların kendi içinde nasıl bir zihniyet dönüşümü yapmalı?

Taha YAYCI: Zihniyet dönüşümü olmak zorunda. Boomer neslinin avantajları olduğu gibi dezavantajları da vardı; her nesil aslında bir pakettir, iyi ve kötü yanları bir arada barındırır. Bizim neslimizin de kendine has eksikleri var. Bu nedenle o zihniyet değişikliğinin sonraki nesillerle birlikte inşa edilmesi gerekiyor.

Bugün ben dahil pek çok kişi yeni nesli, özellikle de son kuşağı eleştiriyoruz. “Hiç çalışmadan her şeye sahip olmak istiyorlar, Özgüvenleri tavan ama ortada başarı yok” diyoruz; ancak onlardan bile öğreneceğimiz şeyler olabilir. Örneğin, biz çok cesur bir nesil değiliz. Belki yeni nesilden daha entelektüel olabiliriz ama kendimizi ve emeğimizi korumayı pek bilmiyoruz. Babamın “SGK’lı işini niye bırakıyorsun?” diye ağladığını hatırlarım.

Girişimcilik ve iş dünyası noktasına geldiğimizde, yetişme kültürümüzden kaynaklanan ve bizi negatif etkileyen bazı engellerle karşılaşıyoruz. Mesela 'mühendis gibi yetişme' kültürü... Bu aslında değerli bir şeydir ancak ürünün satışını engelleyebiliyor. Bir dönem satış personeli alacağım zaman, bu işlerden anlayan bir abime ne kadar maaş vermem gerektiğini sormuştum. Bana, “En iyi yazılımcına ne veriyorsan o kadar maaş, bir o kadar da prim vereceksin” dedi. Sonra ekledi: “Bu söylediğim çok ağırına gitti, değil mi?” Gitmişti. Olmaz böyle bir şey diye kabullenmekte zorlanmıştım.

Fakat artık satış odaklı bir yapıya evrilmemiz şart. Ticareti neden yapıyorsunuz? Satış yapmak için. Ondan para kazanacaksınız ki yeni bir şeyler üretip tekrar satabilesiniz. “Ben üretirim ama satmam, kimse kullanmasa da olur” diyorsanız, o zaman sadece kendi egonuzu tatmin ediyorsunuz demektir. Bu şekilde ilerleyebilmek için ancak Celal Şengör gibi varlıklı bir aileden gelmeniz gerekir; aksi takdirde bu işler başka türlü yürümez.

Murat PEHLİVAN: Kesinlikle katılıyorum. Zihniyet devrimine duyulan ihtiyaç ortada. Peki, yerli firmalar global oyuncularla rekabet ederken niş alanlara mı odaklanmalı, yoksa ölçek ekonomisine mi yönelmeli?

Taha YAYCI: Bu durum tercihlere ve zihniyete göre değişiyor. Ben şahsen niş alanlarda olmayı tercih ediyorum. Son dönemde şirketimizde ürünleşme üzerine ciddi çalışmalar yürütüyoruz ancak odaklandığımız fikirler son kullanıcıya hitap eden değil, yine niş ürünler. Hem benim hayat tarzım hem de şirketimizin 20 yıllık uzmanlığı bunu gerektiriyor. Öte yandan bakıyorum, sadece menteşe veya özel bir vida üreterek devleşen sanayici arkadaşlarım da var.

Bizim sektörde birkaç farklı tarz var: Bir tanesi benim yaptığım gibi üründen ziyade butik çözümlere odaklananlar, ürün ve kişiselleştirilmiş çözümü harmanlayanlar veya telekom gibi dikey sektörlerde doğrudan son kullanıcıya mobil uygulama ve katma değerli servis sunanlar. Bir de uluslararası büyük vendorların rakipleri var ki bu ölçek sadece bireysel çabayla olmaz; devlet, finans, operatör ve üreticinin TOGG örneğinde olduğu gibi ortak bir iradeyle birleşmesi gerekir.

Murat PEHLİVAN: TOGG aslında uygulama açısından çok iyi bir örnek. Haberleşme sektöründe neden benzer bir hamle yapılmıyor? Özellikle mevcut jeopolitik gerilimlerde haberleşmenin kritikliğini hep beraber gözlemliyoruz.

Taha YAYCI: Kesinlikle. Adamların evlerinin bir metre hata payı olmadan bulunabilmesinin temelinde bu haberleşme teknolojileri yatıyor.

Murat PEHLİVAN: Az önce vurguladığınız ürün geliştirmekle o ürünü satabilmek arasındaki fark, Türkiye'nin en zorlandığı alanlardan biri. Biz 25 yıl önce dergiye başladığımızda reklam istemeyi bilmiyorduk; sanki karşı tarafın cebindeki parayı zorla alıyormuşuz gibi hissediyorduk. Sonra fark ettik ki bu bir bütçe meselesi ve biz işimizi doğru yaparsak ürün zaten kendini satıyor. Zihniyetin dışında zorlandığınız alanlar nedir?

Taha YAYCI: Mesela bir pazarlama faaliyeti yürüttüğünüzde, yurt içi ve yurt dışı aktivitelerin maliyeti mevcut işlerinizden kazandığınız paradan çıkıyor. Ancak Türkiye’de işler genellikle "adam-gün" maliyeti üzerinden fiyatlandırılıyor. Kimse şunu hesaba katmıyor: Örneğin 100 bin liralık bir işin aslında 50 bin lirası işin kendisi, kalan 50 bin lirası ise o işin pazarlama ve satış faaliyetlerinin sermayesi olmalı.

Mobile World Congress gibi fuarlarda en küçük standı açmanın bile maliyeti çok yüksek. Yurt dışı seyahatleri, konaklamalar ve görüşmelerin çoğu başlangıçta "sıfıra sıfır" bir yatırım süreci. İşte zihniyet değişmeli dediğim nokta tam olarak bu. Ben bazen daha temkinli düşünsem de genel müdür yardımcılarım beni zorluyor; "On yere tohum atmalıyız ki biri ağaç olsun, meyvesini yiyelim," diyorlar.

Murat PEHLİVAN: Türkiye’deki firmalar açısından "kurumsallaşma" konusuna da değinmek gerekiyor. Kastettiğim hantal bir bürokrasi değil; işin raporlanması, bütçelenmesi ve stratejik yönetimi. Reklam veya sponsorluk bütçenizin doğru yere gidip gitmediğini ölçebiliyor musunuz? Türkiye’de bu ölçümlenebilirlik ciddi bir problem. Katılır mısınız?

Taha YAYCI: Kesinlikle katılıyorum. Kurumsallaşmayı "yönetilebilir ve ölçülebilir hale gelmek" olarak tanımlarsak, biz bunu ana işimiz olan yazılım geliştirme sürecinde başardık. Ancak işin operasyonel ve idari diğer kısımlarında henüz tam anlamıyla kurumsallaştığımızı söyleyemem.

Murat PEHLİVAN: Satışın sürdürülebilir olması için kurumsallaşma şart. Az önce bahsettiğiniz o yüksek bütçeleri belirlerken; "Ben bu ürünü geliştirdim ama satabilmem için en az iki katı kadar da pazarlama bütçesi ayırmalıyım" diyebilecek bir yapı kurulmalı.

Taha YAYCI: Aynen öyle. TechNarts’ta henüz tam anlamıyla ölçülebilir ve sistemli bir halde değil; halen biraz "tek adam" yönetimiyle ilerliyor. Yine de benim bir prensibim var: Sorumluluk verdiğim kişilere, o sorumluluğu yerine getirebilecekleri yetkiyi de tam manasıyla veririm.

Murat PEHLİVAN: Yani onlara güveniyorsunuz.

Taha YAYCI: Güvenmek zorundayım. Mutlaka rapor alıyor ve fikirlerimi paylaşıyorum ama son kararı işin uzmanına bırakıyorum. Çünkü o işin uzmanı o. Tıpkı abimin dediği gibi; ben mühendislikten anlayan bir patron olabilirim ama pazarlama işini pazarlamacıya bırakmalı ve ona hareket alanı tanımalıyım. TechNarts’ta izleme, değerlendirme bir miktar yapmakla beraber kurumsallaşma henüz başlangıç aşamasında. Şu an tabiri caizse hem kesenin ağzını açıyoruz hem de yetki devrediyoruz. Hata yapma payını göze alarak dene-yanıl yöntemiyle öğreniyoruz. Şu an izleme ve deneme aşamasındayız; yurt dışı faaliyetlerimizde de durum aynı.

Murat PEHLİVAN: Aslında sorum sadece TechNarts özelinde değil, genel olarak Türkiye bilişim sektöründeki sorunlara yönelikti. Ancak sizin üzerinizden sektörel bir projeksiyon görmüş olduk.

Taha YAYCI: Aslında bizim durumumuz sektörün genelinden çok farklı değil; biz sektörün bir yansımasıyız. Elbette yurt dışı menşeli veya doğrudan "ürün odaklı" doğan firmalar farklı bir kulvarda. Biz ise bir "proje firması" olarak doğduk. Terziydik; önce kişiye özel dikim yapıyorduk, sonra uzmanlaşıp belirli bir kumaşla gömlek dikmeye başladık, şimdi ise seri üretime ve konfeksiyona geçiş sürecindeyiz.

Bu değişimi gerçekleştirmek zorundayız. Şartlar değiştikçe 15 kişilik bir şirketi yönettiğiniz yöntemlerle 150 kişiyi yönetemezsiniz. Yani biz eskiden bir göldük ve balıklarımız vardı; şimdi göl çekildi ve ormana dönüştü. Artık bu yeni habitatta yaşayacak farklı yeteneklere ve farklı bir hayat tarzına ihtiyaç var.

Murat PEHLİVAN: Bu tam anlamıyla kültürel bir değişim. Peki, marka oluşturmak zordur ama o markanın üzerine "güven" inşa etmek çok daha zordur. Sizce Türkiye’de marka ve güven inşası konusundaki en büyük eksiklik nedir?

Taha YAYCI: Ticareti para kazanmak için yaparsınız ama sürdürülebilir bir güven inşa etmek için büyük bir sabır gerekir. Zarar etmeyi, hatta batma riskini göze almalısınız. Babamla annemin parmakla gösterilen 40 yıllık evliliğinin sırrını sorduğumda babam; "İlk gün annen bana kızar, küser, ayrılırız, bozuluruz diye başımda bir güvercin varmış ve her an kaçabilirmiş gibi hassas davranıyordum, son gün de aynı özeni gösteriyorum," demişti. İşte sabır ve özen böyle bir şeydir.

İnsanların güvenini kazanmak için bazen başarısızlığı, bazen de maddi kaybı göze almanız gerekir. Burada büyük bir çelişki var: "Hemen para mı kazanmalıyım, yoksa geleceğe yatırım mı yapmalıyım?" Ben her zaman inatla insana yatırım yapmayı seçtim. Yanımızdan ayrılan arkadaşlarımızla bile bağımız kopmaz; rehberimde "Gel" dediğimde nedenini sormadan gelecek yüzlerce isim vardır. Müşterilerim için de bu geçerli. Yıllarca Jandarma İstihbarat gibi kritik yerlerde çalıştım. O dönemin komutanına git, Taha’yı nasıl tanıyorsun diye sor. Paşamız diyordu ki bir gün ikimiz de emekli olacağız. Ege’de bir sahil kasabasında yan yana oturup memleket için yaptıklarımızı yad edeceğiz. Bu çok güzel bir şey.

Murat PEHLİVAN: Özetle, en önemli kriterin sabır olduğunu söyleyebiliriz.

Taha YAYCI: Kesinlikle sabır.

Murat PEHLİVAN: Sabır bu işin anahtarı. Peki, TechNarts serüveninde sizi en çok zorlayan süreç neydi ve bu sorunu nasıl çözdünüz?

Taha YAYCI: Henüz tam anlamıyla çözebilmiş değilim azizim; çözsek her şey bambaşka olurdu. Zorluklar dönem dönem şekil değiştiriyor. Sırtımda bilgisayar çantasıyla kurumsal projeler yazdığım tek kişilik dönemde sıkıntılar farklıydı. "Resmi şirket kurman lazım" dediklerinde korkmuştum; oysa çantamla gezmek ne rahattı... Şirketi kurunca bu kez ekip yönetimi ve büyüme sancıları başladı. "10-15 kişiyi geçmeyelim" derken bir baktık 40 kişi olmuşuz, idari birimler kurulmuş. O noktada mühendislik zihniyeti yetmemeye başlıyor.

Aslında bu, hayatın her aşamasındaki o doğal transformasyonlar gibi. İlkokul, üniversite, evlilik, çocuk derken sürekli bir değişim içindeyiz. Hayatın tadı da bu dönüşümlerde. Ben bu süreçlerde, o yollardan daha önce geçmiş insanların fikirlerini almaya gayret ettim. Onların tecrübelerini yavaş yavaş içselleştirerek şirketime uyguladım. Bu dönüşümleri tüm ekiple birlikte, onları da sürece dahil ederek atlattık ama bu yolculuk hiç bitmiyor; şu an bile yeni bir transformasyon süreci içindeyiz.

Murat PEHLİVAN: Burada çok kritik bir noktaya değiniyorsunuz: Tecrübeden istifade etmek. Sadece dinlemiyor, o deneyimi kendi durumunuza göre analiz edip aksiyon alıyorsunuz. Bu, iş dünyasında çok sık rastladığımız bir olgunluk değil.

Taha YAYCI: Bunun için her fırsatı değerlendiriyorum. Yurt dışına gittiğimizde, heyetlerde benden birkaç sene önde olan bir arkadaşım varsa, etkinlik bitiminde onu sabaha kadar bırakmıyorum. İzzet ikramla onu konuşturup, yaşadığı süreçlerden ne öğrenebilirsem cebime koymaya çalışıyorum.

Murat PEHLİVAN: Gençler genelde büyüklerin hikayelerini "çenesi düştü" diye dinlemezler ama o mesajları süzmek bir imtihandır aslında. Peki, TechNarts'ın büyümesindeki en stratejik kararınız neydi?

Taha YAYCI: Kırılma noktamız büyük bir GSM operatörüyle yaşadığımız süreçti. GSM operatörünün çok ciddi lisans parası ödedikleri büyük bir global yazılım vardı. O yazılım mevcudiyetimizi tehdit ediyordu. Önce onların saldırısını püskürttük, sonra karşı atağa geçtik. "Bunlar dev şirketler, ben onların yaptığını yapamam" demek yerine; "Onların yaptığının daha iyisini yaparım, yeter ki bize güvenin" diyerek risk aldık. Çok zorlayıcı şartlarla o sözleşmeyi imzaladığımız gün, bizim için büyük sıçrama oldu. O gün korkup geri çekilseydik biterdik; o cesaretle 15 kişiden 150 kişiye çıktık.

Murat PEHLİVAN: Demek ki korkmamak lazımmış.

Taha YAYCI: Sonu müspet bittiği için bugün "korkmamak lazım" diyebiliyorum; hikayesi kötü bitenler aynı fikirde olmayabilir.

Murat PEHLİVAN: Benzer bir hikâyeyi bir arkadaşım daha anlatmıştı. Peki yerli teknoloji üreticilerine üç maddelik bir başarı reçetesi verecek olsanız, neler söylerdiniz?

Taha YAYCI: Ben üretim zihniyetine sahip biriyim; "mış gibi" yapmayı ya da sadece al-sat yapmayı sevmem. Üretmeyi severim. Hayat beklentimde o. Çok büyük yükselişler ve düşüşler yok. Sinüs eğrisi gibi gider. Ekonomi ve siyasetin değişmesinden minimum etkilenmek için çalışırım. Mümkün mertebe işime bakıyorum. Benim reçetem şudur: Sabır, insana yatırım ve dürüstlük. TechNarts'ın başarısı benim değil, on beş yıldır birlikte yol yürüdüğüm "kardeşlerimin" başarısıdır. Ben onlara yatırım yaptım, onlar da beni ben yaptılar. İkinci olarak, ne olursa olsun müşterinin güvenini kırmamak için inat ettim. Piyasa hakkımda çok şey söyleyebilir ama kimse "Sözünü tutmaz" veya "Yalancı" diyemez. İş yapamaz diyemezler. Zarar etme pahasına sözümü tutarım. Elbette farklı metotlar da var; parayı merkeze koyup borsa değeri üzerinden büyüyenlere de saygı duyuyorum ama o dünya bana biraz "Fransız" geliyor, ben üretim ve güven tarafındayım.

Murat PEHLİVAN: "Bunu yapmayan şirket ayakta kalamaz" dediğiniz bir konu var mı? 30 yıldır bu sektördesiniz, çok batış görmüşsünüzdür.

Taha YAYCI: Çok şirket battı ama bazen insanlar şirketleriyle birlikte batmazlar; her birey kendi hikayesinin başrolünde. Teyzemin çok sevdiğim bir lafı vardır: "Neye dua ettiğine dikkat et, çünkü mutlaka gerçekleşir." Allah insana hedeflediği şeyi bir şekilde veriyor. Ben huzuru, aileyi ve kimseye muhtaç olmamayı hedefledim; şükür ki bunları buldum. Başarıyı veya sadece parayı hedefleyenler de onlara ulaşabilir ama üç gün sonra elindekiler gidebilir. O yüzden "şunu yapmazsa batar" diyemem ama şunu biliyorum: Hayatta neyi gerçekten isterseniz, bedelini ödemek kaydıyla ona ulaşıyorsunuz.

Murat PEHLİVAN: Türkiye’nin gelecek vizyonuna odaklanırsak; önümüzdeki beş yıl içinde haberleşme teknolojilerinde kendimizi nerede konumlandırmalıyız?

Taha YAYCI: "Milli haberleşme ürünü" tanımı bizim için hayati önemde. Ağ yapılarının (network) kritik bileşenlerinde yer almalıyız ve bunu yapabilecek potansiyelimiz var. Belki finansman noktasında zorlanıyoruz ama mühendislik birikimimiz, insan kaynağımız ve altyapımız buna müsait. Önemli olan bu güçleri bir araya getirebilmek. Bu noktada 5G şartnamesi ve oradaki yükümlülüklerin nasıl uygulanacağı belirleyici olacak.

HTK bünyesinde başlattığımız inisiyatifi yakında Özbekistan’da deneyeceğiz. Amacımız, 10 birimlik küçük yumruklar yerine 100 birimlik tek bir yumruk atabilmek. Ancak yurt dışında başarılı olmak için önce kendi ülkemizde rüştümüzü ispat etmeliyiz. Burada operatörlerin maddi desteğinden ziyade kurumsal ve vizyoner desteğine ihtiyacımız var.

Örneğin, Mobile World Congress’e gittiğimde Türkiye pavyonunu görüyorum; toplamda 2-3 pavyonluk bir alanımız var. Ancak karşımızdaki küresel rakibimiz olan tek bir firma, tek başına 4 palyon tutmuş ve üzerine kat çıkmış. Biz orada "körler sağırlar birbirini ağırlar" modunda kalmamalıyız. Operatörlerimiz orada büyük bir gövde gösterisi yapmalı ve "Bu benim standım, altındakiler de bana hizmet veren milli iş ortaklarım" diyerek bize kol kanat germeli. Eğer operatörler, kanun koyucular ve milli ekosistem bir araya gelirse, büyümemiz aritmetik değil, 1, 2 olur, 2, 4; 4 ise 8 olur. Yani eksponansiyel (üstel) büyüme olur.

Murat PEHLİVAN: Anladığım kadarıyla üreticilerde bu irade var ama operatörler ve karar vericiler henüz o noktada değil. Bu işin sadece BTK veya bir bakanlığın sorumluluğunda olmaması, topyekûn bir koordinasyon gerektirdiği açık.

Taha YAYCI: Kesinlikle. Tek başına BTK’nın kanun yazması ya da Ulaştırma Bakanlığı’nın karar vermesi yetmez; Ticaret ve Sanayi Bakanlıkları ile TÜBİTAK gibi kurumların eş güdümü şart.

Murat PEHLİVAN: Buradaki mevzu Ahmet'in, Mehmet'in meselesi değil. Buradaki mevzu ülkenin mevzusu. O yüzden sattı müdafaa yok, hattı müdafaa var. Peki, bir sonraki büyük kırılma hangi teknolojide olacak? 6G mi, yoksa yapay zekâ mı?

Taha YAYCI: Yapay zekâ (AI) gerçekten korkutucu bir noktaya evriliyor. Özellikle "akıl yürütme" (reasoning) yeteneği kazandığında dünya bambaşka bir yer olacak. Şu an bile yazılım sektöründe başlangıç seviyesindeki (junior) pozisyonları ikame etmeye başladı; kod yazıyor, test ediyor ve dökümante ediyor. İnsanlar yapay zekadaki bağlam (context) sorununu bazen anlamıyor. Şöyle bir örnek veriyorum: Yapay zekaya "Evime 50 metre mesafedeki yere arabamı yıkatmaya yürüyerek mi gideyim, arabayla mı?" diye sorduğunuzda, size "Yürüyerek git, spor olur" diyebilir. Çünkü o 50 metrelik yola aslında "arabayı oraya ulaştırmak için" gittiğiniz bağlamını henüz tam kuramıyor. Ancak bu bağlamlar kurulmaya başladığında Matrix dünyasına hoş geldiniz demektir. Ben teknolojinin içinde bir adamım. Fuarlara gidiyorum. Cidden çok şaşırtan baza olaylarla karşı karşıya geliyorum. Teknoloji o kadar hızlı ilerliyor ki her geçen gün bir önceki günün iki katı kadar daha hızla ilerliyor; bir noktadan sonra bir günlük gelişim, tüm insanlık tarihine bedel olacak. Çok korkutucu yani. Sadece yazılımcıların işini elinden almayacak ki…

Murat PEHLİVAN: Bu durum yazılımcıların geleceğini nasıl etkileyecek?

Taha YAYCI: Durum ciddi. Yıllardır arkadaşlara "kendinizi geliştirin" diyorum. Bugün yazılımcılık çok muteber ve yüksek maaşlı bir iş olabilir ama bu tamamen arz-talep meselesi. Yarın sadece rutin kod yazanlar işsiz kalacak. Ayakta kalanlar ise algoritma geliştirebilen, fark yaratan isimler olacak. Ticari olarak biz de risk altındayız. Yapay zeka ile üç aylık işi üç günde bitiriyoruz ama üç gün sonra o mimariyi kuracak nitelikli insanı kim yetiştirecek? Bu dengeyi korumalıyız. Biz TechNarts bünyesinde 10 kişilik bir yapay zeka ekibi kurduk. Stratejimiz, her işe AI sokmak değil; doğru yerde, doğru aracı kullanmak. Örneğin, kural tabanlı (rule-based) sistemle %100 başarı aldığımız bir işi, moda diye AI'ya verip %80 başarıya düşürmeyiz. Gelecekte bazı meslekler tıpkı bakırcılık veya kalaycılık gibi tarihe karışacak. Yapay zeka bu süreci sadece hızlandırıyor.

Murat PEHLİVAN: Türkiye’nin teknoloji bağımsızlığı için atılması gereken en kritik adım nedir?

Taha YAYCI: Günümüz dünyasında tam anlamıyla "teknolojik bağımsızlık" mümkün mü, emin değilim. Bugün Amerika ve Çin arasındaki tüm kavga bu mesele üzerine kurulu. Savunma sanayiinden telekoma, her alanda bir ambargo riski var. Çin’e Android yasağı geldiğinde adamlar ertesi gün kendi işletim sistemlerini çıkarabildilerse, bu ancak yılların hazırlığıyla mümkündür.

Tamamen bağımsız olmak yerine, stratejik alanlarda kendi kendine yetebilmek daha gerçekçi bir hedef. Rusya’nın eski modelinde olduğu gibi; parçaları farklı coğrafyalarda üretip herkesi birbirine bağımlı kılmak bir yöntemdir. Ancak savunma sanayii, telekom ve özellikle bunların kalbi olan yazılımda dışa bağımlılığı minimize etmeliyiz. Yazılım derken sadece web sitesi yapmaktan bahsetmiyorum; kritik sistemlerde yazdığınız tek bir satır kod, sizi tüm sürecin yöneticisi haline getirebilir.

Murat PEHLİVAN: Sektörde bir şeyi değiştirme şansınız olsaydı, bu ne olurdu?

Taha YAYCI: Bazı şeyleri değiştirmek çok isterdim ama değişmeyeceğine kani olduğum için söylemekten imtina ediyorum; çünkü bu iş biraz da karakter meselesi. Ancak şunu isterdim: Sorumluluk alabilen, dirayetli ve kendini ortaya koyabilen insanların sayısı artsın. Eğer sorumluluk sahibi insanların sayısı artarsa, liyakat ve diğer sorunlar zaten kendiliğinden çözülür.

Paylaş
ICT Media Murat Pehlivan Taha Yaycı TechNarts Açık Açık 5G MWC Mobile World Congress röportaj telekomünikasyon

Röportaj Kategorisinin En Yenileri

Esports EDUTECH Kurucusu Dr. Yasin Nuri ÇAKIR Röportajı Bölüm 2
Esports EDUTECH Kurucusu Dr. Yasin Nuri ÇAKIR Röportajı Bölüm 2
4 Haziran 2026 11:18
Esports EDUTECH Kurucusu Dr. Yasin Nuri ÇAKIR Röportajı Bölüm 1
Esports EDUTECH Kurucusu Dr. Yasin Nuri ÇAKIR Röportajı Bölüm 1
4 Haziran 2026 11:06
“Türk Dünyasını Türk Mühendisleri Eliyle İnşa Etmeyi Hedefliyoruz”
“Türk Dünyasını Türk Mühendisleri Eliyle İnşa Etmeyi Hedefliyoruz”
11 Mayıs 2026 12:31
“Güvenli internet diye bir şey yok, internetin güvenli kullanımı var.”
“Güvenli internet diye bir şey yok, internetin güvenli kullanımı var.”
6 Mart 2026 12:11
"Türkiye'de kazandığımız dijital ve operasyonel tecrübemizi yakın coğrafyaya taşımayı hedefliyoruz"
9 Şubat 2026 12:05
“Kontrol etmediğiniz, üretmediğiniz teknoloji sizin değildir”
“Kontrol etmediğiniz, üretmediğiniz teknoloji sizin değildir”
9 Şubat 2026 10:50
ICT MEDIA DERGİSİ HAZİRAN 2026 SAYISI ÇIKTI!
Dergi

ICT MEDIA DERGİSİ HAZİRAN 2026 SAYISI ÇIKTI!

Copyright © 2022. All Rights Reserved. Paragon Teknoloji

Webmail

play store app store

Bu websitesi Odeaweb sunucularında barındırılmaktadır.