BÜROKRATLARDA ZİHİNSEL AYDINLANMA!

Makam sorumluluktur, mesuliyettir. O halde “mesul olan makamlar”, görevlerinin hakkını vererek hizmet etmeli; “mış gibi” davranışlardan, gösterişten uzak durmalıdır. Şov kısmı az, iş kısmı çok olmalıdır. Devletin maddi ve manevi kaynakları liyakatsiz ellerde heba edilmemelidir. Koltukta geçirilen zaman bile Beytü’l-mal’a aittir.

 

“Akıl taçta değil, baştadır.”
“Koltukları kendinden menkul zannedenler…”

Devletin temel direği olan bürokratlarımıza ne oldu?

İki bin yıllık devlet geleneğimizden söz ederken, son kırk yılda bürokrasi anlayışındaki yozlaşma bu köklü geleneği adeta altüst etti. Bugün liyakatin tahtından indirilip sadakatin hüküm sürdüğü zamanlardan geçiyoruz. Devlet hayatında çok önemli olmakla birlikte sadakat, ancak liyakatle birlikte anlam kazanır. Liyakatten yoksun bir sadakatin de devlet geleneğinde hükmü yoktur.

Devlet hayatında arzu edilen, bürokratta bu dengenin muhafazasıdır.

Günümüzde ise birçok bürokrat, makamlarının getirdiği başarıları “kendinden menkul” görmekte; hatalı uygulamaların sorumluluğunu ise alt kademelere yüklemektedir. Bolu-Kartalkaya yangın faciası, orman yangınları, Yenidoğan Bebek Çetesi Davası, depremler öncesi ve sonrası yaşananlar, belediyelerdeki uygulamalar, yargı mensupları, bakanlıklardaki üst düzey görevliler, trafik polisleri, vergi ve SGK müfettişleri… Liste, saymakla bitmez, uzayıp gider.

Ama biten bir şey var:
O da vatandaşın tahammül katsayısı.

Necip milletimiz devletini sever; devletin koltuklarını işgal edenlere de makamın hatırına hürmet gösterir. Ancak bu koltukları “kendinden menkul” görenler, vatandaşın hürmet ve saygısını da kendilerine ait zannetme gafletine düşmektedir.

Oysa en iyi bürokrat, vatandaşına tepeden bakmayan, devletin şefkatli yüzünü gösteren, hizmette kapsayıcı davranan bürokrattır. Şimdiki bazı bürokratlar ise sanki başka bir dünyada yaşıyor. Halktan kopuk, ulaşılması güç, konfor alanlarından çıkmayan bir görüntü sergiliyorlar. Böyle olunca “devlet aklı” dediğimiz koordineli mekanizma da krizlere halkın işini kolaylaştırmak yerine zorlaştıran sonuçlarla tepki veriyor.

Cumhurbaşkanı birçok kez şu sözleri dile getirdi:

  • “Biz bu millete efendi olmaya değil, hizmetkâr olmaya geldik.”
  • “Görevler ve koltuklar birer araçtır. Makamlar sorumluluktur, mesuliyettir.”

Bu konuda Cumhurbaşkanlığı genelgesi dahi yayınlanmıştır.

Evet, makam sorumluluktur, mesuliyettir. O halde “mesul olan makamlar”, görevlerinin hakkını vererek hizmet etmeli; “mış gibi” davranışlardan, gösterişten uzak durmalıdır. Şov kısmı az, iş kısmı çok olmalıdır. Devletin maddi ve manevi kaynakları liyakatsiz ellerde heba edilmemelidir. Koltukta geçirilen zaman bile Beytü’l-mal’a aittir.

Her bürokrat kendine şu soruyu sormalıdır:

“Bugün devletim ve milletim için ne yaptım? Ne yapmalıyım? Daha iyisini nasıl başarabilirim?”

Aranılan, aydın, ilerici, yenilikçi, vizyoner, vatandaştan bir adım önde ama en önemlisi dürüst bürokratlardır. Kendi menfaatini geri plana atan, devletin ve milletin menfaatini her zaman önceleyen, vatandaşına devletin şefkatli yüzüyle yaklaşan bir bürokrat anlayışının yeniden yeşermesi dileğiyle…

29 Ekim Cumhuriyet Bayramınızı kutlarım.