VERİ AÇLIĞI ÇAĞINDA DİJİTALİN GÖRÜNMEZ FATURASI

Türkiye son yıllarda veri merkezleri yatırımlarında hız kazandı. İstanbul, Ankara, İzmir’de yeni tesisler açılıyor; büyük bankalar, e-ticaret şirketleri ve kamu kurumları kendi altyapılarını büyütüyor. Ancak her yeni tesis, enerji arz güvenliği sorusunu gündeme getiriyor. Elektriğin kaynağı ne olacak? Doğalgaz mı, kömür mü, yenilenebilir enerji mi? Türkiye’nin 2053 karbon nötr hedefi, bu soruya doğrudan bağlı.

 

Bir zamanlar şehirlerin gücü, fabrikaların bacalarından çıkan dumanla ölçülürdü. Bugünse duman yok. Yerini, sessiz çalışan devasa sunucuların çıkardığı ısıya, milyonlarca LED ışığın titreşmesine bıraktı. Bu yeni çağın bacaları görünmez.

Telefonumuzda yaptığımız tek bir arama, sosyal medyada izlediğimiz kısa bir video ya da ChatGPT’ye sorduğumuz sıradan bir soru… Hepsi kilometrelerce ötede bir veri merkezinde enerji harcıyor. Ve işin ilginci, biz bunu hiç görmüyoruz. Ama fatura kabarıyor.

Dijitalleşmenin Enerji Tüketimi

Uluslararası raporlar uyarıyor: Veri merkezleri bugün dünya elektrik tüketiminin %2’sini oluşturuyor. Bu oran, önümüzdeki on yıl içinde %7-8’e çıkabilir. Yapay zekâ dalgası bu tabloyu hızlandırıyor.

Örneğin, CHAT GPT gibi büyük bir yapay zekâ modelini eğitmek için kullanılan elektrik, binlerce hanenin yıllık tüketimine eşdeğer. Eğitim tamamlandıktan sonra da bitmiyor; çünkü milyonlarca kullanıcıya cevap vermek için her gün ayrı bir enerji akışı gerekiyor.

Netflix’in bir sezon dizisini arka arkaya izlemek, TikTok’ta saatlerce kaydırmak, MidJourney’de görsel üretmek… Hepsi enerji zincirine yeni halkalar ekliyor.

Türkiye’de Büyüyen Veri Açlığı

Türkiye son yıllarda veri merkezleri yatırımlarında hız kazandı. İstanbul, Ankara, İzmir’de yeni tesisler açılıyor; büyük bankalar, e-ticaret şirketleri ve kamu kurumları kendi altyapılarını büyütüyor.

Ancak her yeni tesis, enerji arz güvenliği sorusunu gündeme getiriyor. Elektriğin kaynağı ne olacak? Doğalgaz mı, kömür mü, yenilenebilir enerji mi? Türkiye’nin 2053 karbon nötr hedefi, bu soruya doğrudan bağlı.

KKTC’nin Fırsat Penceresi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti küçük ama stratejik bir laboratuvar olabilir.
- Güneş potansiyeli: Avrupa’nın en yüksek güneşlenme oranlarından birine sahip.
- Küçük ölçekli şebeke: Enerji geçişini test etmek için ideal bir ortam.
- Fiber ve uydu bağlantısı: Veri trafiği açısından daha aktif rol üstlenme imkânı.

Bu tablo, KKTC’yi gelecekte bölgesel bir “yeşil veri merkezi adası” haline getirebilir. Doğu Akdeniz’de enerji ve veri yollarının kesiştiği bir düğüm noktası olmak, ekonomik olduğu kadar jeopolitik de bir avantaj sağlar.

“Yeşil Yapay Zekâ” Mümkün mü?

Teknoloji devleri iddialı hedefler açıklıyor. Google, 2030’a kadar tüm veri merkezlerinde 24 saat 7 gün temiz enerji ile çalışmayı hedefliyor. Microsoft ise 2030’da karbon negatif olma sözü verdi.

Ama gerçek şu: Yapay zekâ her geçen gün daha fazla enerji istiyor. Dolayısıyla mesele sadece yenilenebilir enerji yatırımı değil; daha verimli çalışmak. Daha az enerjiyle aynı işi yapabilen yazılımlar, daha küçük ama hızlı modeller, akıllı veri yönetimi…

Kısacası “yeşil yapay zekâ” sadece güneş panelleriyle değil, aynı zamanda daha akıllı algoritmalarla mümkün.

Çözüm Arayışları

Dijitalleşmeyi durduramayız. Yapay zekâdan geri dönmek de mümkün değil. O halde çözüm şu başlıklarda:

- Verimlilik: Daha az enerjiyle daha çok iş yapan teknolojiler.
- Ortaklık: Enerji şirketleri ile teknoloji devlerinin işbirliği.
- Şeffaflık: Şirketlerin kullandıkları enerjiyi ve karbon ayak izlerini raporlaması.
- Yerelleşme: Türkiye ve KKTC’nin kendi kaynaklarıyla bölgesel veri merkezlerini beslemesi.

Bunlar artık birer seçenek değil, zorunluluk.

Gelecek Perspektifi

Önümüzdeki on yıl içinde iki ihtimal var:
- Eğer verimlilik sağlanmaz ve temiz enerji yatırımları hızlanmazsa, dijitalleşme iklim krizini derinleştiren gizli bir motor haline gelecek.
- Eğer doğru adımlar atılırsa, Türkiye ve KKTC sadece tüketen değil, yön veren ülkelerden biri olacak.

Sanayi devriminde dumanı görüyorduk. Bugün görmediğimiz bacalarla yaşıyoruz. Dijitalleşme bize kolaylık, hız ve konfor getiriyor. Ama aynı zamanda sessizce büyüyen bir enerji açlığı da yaratıyor.

Türkiye ve KKTC için mesele artık çok net: Bu açlığı akılla ve sürdürülebilirlikle doyurmak. Aksi halde görünmeyen bacaların dumanı, geleceğimizin üzerine çökecek.