Düzen, adalettir. Gerçek adalet, vicdanın ışığıyla yol bulur. Çünkü yasalar doğruyu her zaman göremez. İşte yasaların doğruyu görmesini sağlayan da hâkimlerin vicdanıdır. Vicdan, sessizliğin içindeki en yüksek sestir. Vicdan, ruhun sesidir. Adalet, insanın içinde Tanrı’nın sesidir. İnsanlık bugün, Tanrı’nın sesini unutmuş, sadece şeytanın sesinin yankılandığı sessiz kalabalıklara dönüşmüştür.
“Haksızlığa susan, adaleti öldürür.” demiş büyük yazar Albert Camus. “Zulme karşı tarafsız kalmak, zalimin yanında yer almaktır.” demiş Nobel Barış Ödüllü Güney Afrikalı din adamı Desmond Tutu. “Adalet, erdemlerin en büyüğüdür; çünkü o diğer erdemleri korur.” demiş yüce Aristoteles. “Yasaların en büyüğü, adaletin kendisidir.” demiş büyük filozof Cicero.
Evet, adalet erdemlerin koruyucusu, erdemler erdemidir. Evrensel, ilahi bir yasadır.
“Adalet, ruhun düzenidir; her şeyin yerli yerinde olmasıdır.” diyerek Platon virgülü koymuş; “Adalet, mülkün (devletin) temelidir.” diyerek Hz. Ömer noktayı koymuştur.
Düzen, adalettir. Gerçek adalet, vicdanın ışığıyla yol bulur. Çünkü yasalar doğruyu her zaman göremez. İşte yasaların doğruyu görmesini sağlayan da hâkimlerin vicdanıdır. Vicdan, sessizliğin içindeki en yüksek sestir. Vicdan, ruhun sesidir. Adalet, insanın içinde Tanrı’nın sesidir. İnsanlık bugün, Tanrı’nın sesini unutmuş, sadece şeytanın sesinin yankılandığı sessiz kalabalıklara dönüşmüştür.
İnsanlık tel tel dökülüyor. Bunu hem ülkemizdeki hem de diğer ülkelerdeki adalet uygulamalarından maalesef acı bir şekilde izliyor ve görüyoruz. Yasaların pusulası vicdan ise eğer, vicdan öldü. Yasalar pusulasını şaşırdı. Ülkemizdeki muhtelif davalar ve Kartalkaya otel yangını davası buna örnektir. Gazze’deki soykırıma “soykırım” diyemeyen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısına gözdağı veren bir ABD-İsrail ikilisi... İnsanlık vicdanını kaybetmiştir.
“Homo homini lupus est.” yani “İnsan insanın kurdudur” diyen Hobbes’a göre, toplum ve yasalar olmasa, insanlar hayatta kalmak için birbirlerini yok etmeye kadar gidebilirler. İyi de tüm yasalar ayaklar altında. İnsanlık hızla kendi kendini yok oluşa doğru sürüklüyor.
Adalet bir gün her insana, her yöneticiye, her devlete lazım olacaktır. Bugün ona, yarın sana.
Vicdan terazisi, çıkar terazisine ağır basmalıdır. Şu anda yaşananlar tam tersidir. Çıkarların en önde tutulduğu, vicdanların gözünün kapatıldığı, sonu uçurum olan bir tünelden geçiyor insanlık.
Adalet saraylarının önündeki, adaleti simgeleyen, gözü kapalı kadın heykelini herkes bilir. Adaleti temsil eden heykelin gözünün kapalı olması, “kanun önünde herkes eşittir ve adaletin tarafsızlığını” vurgular. O gözün kapatılması, hâkimlerin vicdan gözünün kapatılması olarak anlaşılmamalıdır. Öncelikle, devlet memurlarının yargılanması için izin talep müessesesinin kaldırılmasıyla işe başlanmalıdır. Devlet memuru ve/veya milletvekili dokunulmazlığı zırhına bürünmüş ancak ihmali olan bir kişi varsa, savcılık bu kişiyi sorgulayabilmek için siyasi iradeden ve/veya meclisten izin alma zorunluluğu olmamalıdır. Yargı erki, yürütme ya da yasama erklerinden izin almaz. Bu, Anayasamızın güçler ayrılığı ilkesine aykırılık teşkil etmektedir (Anayasa’nın 8. maddesi). Başta Kartalkaya Davası, Narin Güran Davası, milletvekili soruşturma fezlekeleri olmak üzere, ülkemizdeki ve dünyadaki vicdanları sızlatan birçok davaya bu gözle bakmakta fayda vardır.
Vicdanın sesinin kısılmadığı, gözünün kapatılmadığı adil bir dünya düzeni için yaşasın ADALET!