“Teknoloji ve Dünya markası olabilmek.”

Birçok firmamız diyor ya biz dünya markasıyız. Hepsinin diline pelesenk olmuş dünya markasıyız. Peki nedir bu Dünya Markası? Nasıl dünya markası olunur?

Dünya markası literatürdeki tanımlardan çıkarılan yargılarla yabancı ülkelerin pazarına girebilmek, o ülkelerde reklam vermek ve belirli ciro elde ederek karlılık sağlamaktır. Ama sadece bu tanımla yola çıkılırsa şirket büyümüş, tanınmışta olabilir ama Dünya markası olabilmenin biraz uzağında kalınmış olunacaktır. Sürdürülebilirlik, hiç yapılmayını yapmak ya da geliştirmek, yeni nesil ürününüzü doğru zamanda, doğru yerde, doğru pazarlama stratejileri ile sokmak. Ama bizler sadece literatürdeki tanımla yola çıkıp bir de süslü sunumlar eklenince, günün sonunda bakıldığında dünya markası olduğuna sadece o şirketin yöneticileri, yatırımcıları inanan bir kesim varolur. Bir şirketin gerçekten Dünya Markası olması hedefi varsa ve sadece literatürdeki tanımlarıyla yola çıktıysa yöneticilerle yatırımcılar oturup konuyu bir daha sorgulamalı. Interbrand’in, Financial Times’ın, Capital’in listelerini inceleyin neden yokuz. Neden oradaki firmaların büyüme endekslerini yakalamıyoruz. Kaçamak cevaplarımız hazır oluyor maalesef biz kıyaslanamayız o markalarla -Amerika destekliyor-, -büyük holdingler arkalarında-deriz de deriz.

Dünya markası sloganı sadece ülkemizin insanları üzerinde bir reklam aracı olarak kullanılmasından vazgeçilmeli.

Dünya markası olabilmek, yüksek şirket değerine sahip olabilmekle paraleldir, hatta aynıdır. Peki biz ne yapmalıyız ki, büyük bir sıçramayla onların seviyesine yaklaşalım. Büyüyelim...

Büyüme yaşamın temel dinamiğidir. Büyürkende değişimler ve dönüşümler meydana gelir. Son 20 yıldır yaşamımızda hiç olmadığı şekilde dönüşümün içindedir. Dönüşüm insanların davranışlarında, beklentilerinde ve deneyimlerindedir. Bu dönüşüm parçaları iş büyümeleri için muazzam fırsatlar sunmaktadır. Görebilene... 7 buçuk milyardan fazla insana ulaşan dünya nüfusunun %27’si 15 yaşın altında, sadece %9’u 65 yaş üstünde. Bir araştırmada diyor ki; 2000 sonrası doğumluların %60’ı bir amaç için çalışmak istiyor. Bu istatistiki veriden yorum çıkarmak için kafa yormazsak, güzel bir araştırma sonucu der geçeriz. Bu ne demek biliyor musunuz? Yeni nesilin %60’ı standart rutin bir işte çalışmak İSTEMİYOR. Memuriyet hayatı da istemiyor. Bir amacım hedefim olsun, yeni şeyler üreteyim istiyor. Ne güzel bir şans genç nüfusumuz var ama bu şansı da onları belirli kalıplara sokarak kaybediyoruz. Peki o rutin işleri kim yapacak derseniz, işte o araştırmadaki %40’lık kesim yapay zekalı sistemler ile yapacak. Daha az insan ile daha kısa zamanda rutin işler tamamlanacak. %60 ise, yeniliklerin peşinden koşacak. Bu dönüşümün farkında olmalısınız sayın patronlar. Sayın patronlar diyorsunuz ki en yüksek derece ile mezun öğrencileri yetiştiriyoruz yönetici yapıyoruz, ya da sadece şirketinizin teknik işleri için belirli kalıpta çalıştırıyorsunuz ve bunla da övünüyorsunuz. Artık bu standart işler için zeki beyinlere ihtiyacınız yok. Sürüdürülebilir, daha önce yapılmayını yapmak için, Ülkemiz için, kendi işleriniz için şirketiniz bünyesinde Kurumsal Risk Sermaye şirketleri kurun. O parlak gençlerin kendi girişimci şirketlerini kurmaları için destek ve ortak olun. İşte Uber’ler, Facebook’lar, yeni nesil tohum üretimcileri, genetik şirketleri böyle doğar.

Grafik 1’de KPMG Venture Pulse 2018 2.çeyrek raporunda gösterildiği gibi 2018 yılı ilk yarısında 130 Milyar Amerikan Dolarına yaklaşan Risk Sermayesi yatırımlarının 80 Milyar Doları civarı kurumsal risk sermaye şirketleri tarafından yapılmıştır. CB insights’ın geçtiğimiz yılda en çok yatırımı yapan ilk 20 kurumsal risk sermaye şirketinin başında Google Ventures gelmektedir. Google ilk bakıldığında sadece internet üzerinde bir arama moturu ve arama motorunuda katma değerli servisleriyle destekleyen bir şirket gibi gözüksede, Google Ventures kurumsal risk sermaye şirketi ile kendi yaptığı ana işinden farklı girişimlere destek vermektedir. Blue Bottle Cafe girişimine desteği, Flatiron Health’e yaptığı yatırımlar buna örnektedir. Listenin ilk 20’sine baktığımızda 20. Sırada ise, bir telekom operatörü olan Deutsche Telekom’un kurumsal risk sermaye yatırım şirketi. Yatırımlarından bir tanesini Mojio isimli ile insanların arabalarına erişimini diğer insanlar, yerler ve nesneler üzerinden gerçekleştiren açık platfoma yapmıştır. Bir Telekom Operatörü olmaktan çıkıp, yeni nesil ürün ve hizmetlere yatırım yaparak büyütmeyi ve büyümeyi hedeflemiştir. İşte yeni dünya ekonomisinde risk sermaye şirketlerinin önemi bu kadar büyük. Bizim Holdinglerimizde göstermelik risk yatırımları yerine gerçekten risk alabilmeli, taşın altına elini sokabilmeli milli teknoloji hamlesine desteğini böyle göstermelidir. Bir kaç yıl boyunca büyümü verilerini kaybetmeyen ve FAVÖK’ü belirli bir değerin üzerinde olanlar şirketlerimiz kurumsal risk sermaye şirketi kurmaları halinde teşvik kapsamında olursa girişimci ekonominin can suyu sağlanmış olur.