TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ VE TEKNOPARKLAR…

Kaotik bir düzlemde toplumların değiştirildiği bir süreçten geçerken anlaşılan o ki; zamanın ne kadar hızlı aktığının ya da nasıl bir değişimin içinde olduğumuzun tam farkında değiliz. Evet, zaman çok hızlı akıyor. Günahları ve sevaplarıyla bir yılı daha geride bırakıyoruz. Global ölçekte yaşanan bu döngüden ülke olarak sanırım biz de payımıza düşeni alıyoruz. Zorluklarla mücadeleyi seven ve her daim Türk'ün en önemli hasleti olan mazlumun yanında yer alma şiarı bizi diğer toplumlardan farklı kılıyor. Bu nedenle bu döngü ve kırılmalardan da güçlenerek çıkacağımıza inanıyorum. Çünkü elimizde çok güçlü asetlerimiz, teknoloji üretme kabiliyetlerimiz var.

ICT Media olarak bu sayıda gündeme teknoparkları taşıdık. İkinci Dünya Savaşı’nı takiben 1950’li yıllarda ortaya çıkan teknopark gerçeğini Türkiye 1960’lardan itibaren yakından takip etmeye, 1970’lerde uygulamaya ve 1980’li yıllarda ise devlet politikası hâline getirmeye başladı. Dolayısıyla bugün ülkemizde yaygınlaşan teknoloji geliştirme bölgeleri bir anda ortaya çıkan yapılar, şapkadan çıkan tavşanlar değil. O hâlde temel soru şudur: Teknoparklar neden önemli?

Konuyu, küresel kaosun yeni düzeninde Türkiye’nin stratejik inovasyon üsleri ve 5G’nin belirleyici rolü bağlamında ele alacak olursak; Dünya, bugün siyasi, ekonomik ve teknolojik fay hatlarının aynı anda kırıldığı bir dönemden geçiyor. Büyük güç olma yarışı, enerji güvenliği endişeleri, küresel tedarik zincirlerinin parçalanması, yapay zekâ yarışının hızlanması ve veri egemenliği krizleri... Tüm bu gelişmeler, ülkeleri teknolojiyi yalnızca kalkınmanın değil, ulusal güvenliğin ve stratejik bağımsızlığın temel aracı olarak görmeye zorluyor. Tam da bu nedenle teknoparklar, ekonomik merkezler olmanın ötesine geçerek Türkiye için birer jeostratejik direnç noktası hâline geliyor.

Küresel belirsizliğin arttığı bu dönemde teknolojik egemenlik ülkeler için vazgeçilmez bir gereklilik hâline geldi. Dolayısıyla, devletlerin “teknoloji ulusalcılığı” dönemine girmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu bağlamda ülkeler üç temel alanda bağımsızlık arayışında olacaktır: Kritik altyapılarda dışa bağımlılığın azaltılması, yüksek teknoloji üretim kabiliyetlerinin geliştirilmesi ve Ar-Ge ve inovasyonu devlet stratejisinin merkezine koymak. Yarı iletkenden siber güvenliğe, 5G’den uzay teknolojilerine kadar pek çok alanda her ülke kendi ekosistemini güçlendirme yarışında. Teknoparklar bu yarışta hem insan kaynağı havuzu hem de teknoloji üretim atölyeleri hâline gelecektir.

Bu noktada 5G teknolojisine özel bir parantez açmak gerekir. 5G neden önemli? Çünkü yeni sanayi dönüşümünün omurgasını 5G oluşturacaktır. Dolayısıyla 5G, teknoparkların geleceğini de şekillendirecek en kritik teknolojilerden biri olacaktır. 5G’yi yalnızca hızlı internet olarak değil; aynı zamanda savunma, akıllı üretim (Endüstri 4.0), enerji yönetimi, mobilite ve otonom sistemler, tarım teknolojileri, şehir güvenliği ve akıllı şehir çözümleri gibi birçok alanın temel altyapısı olarak değerlendirmek gerekir. Düşük gecikme süreleri, Dilimleme (Network Slicing), Yüksek bant genişliği, Endüstriyel 5G... Bu başlıklara şunun için değindim: Dünyada birçok teknopark, 5G konusunda test merkezleri, sanayi için özel 5G ağları ve 5G tabanlı inovasyon laboratuvarları ile yeni nesil girişimleri desteklemektedir. Türkiye’nin teknoparkları da bu yarışın dışında kalmamalı, hatta coğrafi konumu ve mühendislik kapasitesiyle bu alanda bölgesel lider olmak için çalışmalıdır.

Türkiye’nin Avantajı: Jeopolitik Risklerin Ortasında Teknoloji Üretme Kabiliyeti. Hem Avrupa hem Asya ile bağlantısı, genç nüfusu, daha da güçlü olmasını arzuladığımız üniversiteleri ve büyüyen girişimcilik kültürü sayesinde Türkiye, zor bir coğrafyada önemli bir teknoloji üretim merkezi olmaya adaydır ve Teknoparklar bu yapının görünür omurgasıdır.

Sonuç olarak; doğru politikalar ve stratejiler uygulandığı takdirde teknoparklar Türkiye’yi geleceğe taşıyacaktır. Çünkü küresel kaosun ortasında Türkiye’nin en stratejik varlıklarından biri teknoparklardır. Artık teknoparklar yalnızca teknoloji üretim alanları değil, aynı zamanda ülkenin jeopolitik, ekonomik ve dijital bağımsızlığının temel kaldıraçlarıdır. Bu nedenle bu alana yapıcı, pozitif ve stratejik bir perspektifle yaklaşmak son derece önemlidir. Bu noktada şu önemli hususun altını da çizmek gerekiyor: Teknoparklar ve buralarda faaliyet gösteren şirketler eleştiri ve taleplerini kapalı kapılar ardında dile getirmek yerine kamuoyuyla paylaşmalı. Aksi hâlde eleştiriler bireysel talepler olarak algılanabiliyor. Kamuoyuyla paylaşılan her başlık ise sektörün ortak sorunu olarak görünüyor.

Bu sayıda “Teknoparklar Nereye Koşuyor?” sorusuna yanıt aradık. Ayın konusu dosyamıza katkı sunan tüm şirketlere teşekkür ediyoruz. Yeni sayımızda ayrıca, Türkiye’de kitle fonlaması sisteminin öncülerinden Fonbulucu CEO’su Hakan Yıldız ile gerçekleştirdiğimiz kapsamlı röportajı da bulabilirsiniz. Her zamanki gibi sektörün nabzını tutan haberlerimiz ve alanında uzman yazarlarımızın derinlemesine analizleriyle hazırladığımız 2025’in son sayısını ilgiyle okuyacağınıza inanıyoruz. Tüm sektörün ve okurlarımızın yeni yılını şimdiden kutluyoruz!