EKONOMİDE REÇETE

Artık kendi reçetemizi adam gibi yazma zamanıdır. Sadece sıcak parayı hedefleyen, yapısal reformları görmezden gelen, çoğunluğu değil de azınlığın mutluluğunu hedefleyen politikalardan vazgeçilmelidir. En kolayı dolaylı vergileri artırmak. Maalesef başka bildiğimiz bir şey yok. En basit örneği, Boğaz’da yalısı olana da Hakkâri’de evi olana da aynı emlak vergisi oranıyla vergi tahakkuk ettirilmesi. Ya da Ferrarisi olanın da Tofaş’ı olanın da benzine aynı vergi oranını ödemesi gibi. Hadi gelin, gerçek reçetemizi hep beraber yazıp uygulayalım. Reçete çok basit: Adalet. Ama her şeyde adalet. Gerisi sefalet.

 

Dikkat, bu yazı okuyucuda karamsarlık yaratabilir!

Ekonomimizin neresinden başlasak, neresinden tutsak maalesef elimizde kalıyor. İşverenler, işçiler, memurlar, regülasyonlar, vergi sistemi, mahkemeler, kanunu 200 kez değiştirilen kamu ihale sistemi, odalar, borsalar, nüfus, eğitim sistemi ve üniversiteler, atıl beşerî ve sınaî kaynaklar, verimsizlik, sürdürülemezlik ve ekonomi yönetimi… Bu sorunlar yazmakla bitmez.

Ben de isterdim ki, bir Alman ya da Kanadalı gazeteci olarak, kendi ülke ekonomimizde bardağın "dolu tarafını" anlatabileyim. Ama hayaller Ottowa, gerçekler Ankara!

Ankara’nın gerçeklerine ve illüzyonuna dönersek, bırakın bardağın boş tarafını, ortada bardak yok. Bardak yok ki, boş mu dolu mu diye değerlendirelim. Sistemsizliğin sistem olduğu bir sistemsizlikler bütünü ve ekonomi kakafonisi yaşıyoruz. Her kesim şikâyetçi. Kime mikrofon uzatsanız dertli. Sadece, bu durumdan mutlu olan azınlık dışında.

Ülkemizde çok güzel bir deyim vardır: “Gemisini yüzdüren kaptan.” Gerçekten, “sistemsizlikler bütünü” olan sistemimizde gemini yürütüyorsan kaptansın! Ancak, neye rağmen yürütüyorsun? Sen kazanırken kitleler kaybediyorsa, aslında sen de kazanmıyorsun. Farkında değilsin ama gemin su alıyor. Belki suyun en son basacağı yer kaptan köşkü olacak, ama gemi çoktan suyla dolmaya başlamış durumda. Gemin su alıyor, farkında değilsin. Bu mutlu azınlık dışında, ülkenin çoğunluğu gerçekten dertli: Küçük esnafından büyük esnafına, yazılımcısından sanayicisine, eğitimcisinden sanatçısına…

Her sektörde bir mutlu azınlık ve mutsuz bir çoğunluk var. “Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar” demiş eskiler. Sistemsizlikler bütünü olan ekonomi sistemimiz alarm zilleri çalıyor. Konkordato ve iflas davalarındaki artış (1), icra takip dosyalarındaki artış (2), hane halkının banka borç artışı (3), gerçek işsizlik rakamları, TÜİK ve ENAG arasındaki enflasyon tutarsızlığı, sanayisizleşme sendromunun yeniden hortlaması, sektörlerdeki belirsizlik, yatırım isteksizliği, doğum hızındaki düşüş, beyin göçü, sermaye göçü…

Türk Lirasına olan güvensizlik hastalığı karşısında, müdebbir tasarrufçu ne yapsın? Eskiden kalpazanlar sahte TL basarken, trend artık sahte altına dönmüş durumda. Trajikomik olan, kalpazanların bile itibar etmediği bir konvertibl paramızın olması.

Ekonomiden sorumlu bakan, ülke CDS’lerinin (Kredi Risk Primi) çok iyi duruma geldiğini deklare edip duruyor. CDS’lerin iyi duruma gelmesi, TL’nin itibarını zayıflatarak mı sağlanıyor acaba? CDS’ler iyileşirken TL değer kaybediyor, sanayici eriyor. Bu nasıl bir ekonomi anlayışıdır; izaha muhtaç bir durum. Öte yandan, TCMB (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) devamlı enflasyon hedeflerini negatif yönde revize ediyor. CDS’ler düzelirken, enflasyon canavarı büyüyor. Bu nasıl bir dezenflasyon sürecidir, anlaşılmıyor. Kâğıt üstünde faizler düşüyor, fakat sanayicinin faiz yükü artıyor. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) vb. kurumlar basın açıklaması dışında bir şey yapıyorlarsa da bilgimiz yok. Yapsalardı, sanayicinin faiz yükü de gerçekten düşerdi. Zaten krediye ulaşabilmek ayrı bir yetenek gerektiriyor. Bankalar her durumda kazanıyor; faizler artsa da azalsa da kazanan hep kasa. Bankalara da bunun hesabını Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) sormuyor?

IMF’den acı reçete almadık ama, tecrübeli bir ülke olarak, daha acısını kendi kendimize dayattık. Sonuç: Koskoca bir hayal kırıklığı. Aynı hataları tekrar ederek farklı bir sonuç beklemek çok iyi niyetli bir yaklaşımdır. Sayın Cumhurbaşkanımız, IMF ve benzeri reçetelerin ülkemize bir hayrı olmadığını defalarca ifade etmiştir. Cumhurbaşkanımıza rağmen, peki nedir bu IMF’ci reçetelerdeki ısrar? Ekonomi yönetimi neden kendi bünyemize uygun reçete yazmıyor? Mutlu azınlığın mutluluğu daim olsun diye tüm yük kitlelerin omuzlarına yüklenmiş.

Bütçede açık mı var? Nobel ekonomi ödülü adayı ekonomi yönetimimiz çözümü bulmuş: Gönder gelsin dolaylı vergi artışları. Gönder gelsin trafik cezaları. Gönder gelsin temel gıda maddelerine zammı. Gönder gelsin toplu ulaşıma zammı. Gönder gelsin haberleşme sektörüne zammı. Gönder gelsin akaryakıta zammı…

Artık kendi reçetemizi adam gibi yazma zamanıdır. Sadece sıcak parayı hedefleyen, yapısal reformları görmezden gelen, çoğunluğu değil de azınlığın mutluluğunu hedefleyen politikalardan vazgeçilmelidir. En kolayı dolaylı vergileri artırmak. Maalesef başka bildiğimiz bir şey yok. En basit örneği, Boğaz’da yalısı olana da Hakkâri’de evi olana da aynı emlak vergisi oranıyla vergi tahakkuk ettirilmesi. Ya da Ferrarisi olanın da Tofaş’ı olanın da benzine aynı vergi oranını ödemesi gibi.

Hadi gelin, gerçek reçetemizi hep beraber yazıp uygulayalım. Reçete çok basit: Adalet. Ama her şeyde adalet. Gerisi sefalet.

2026 yılının, her bireyin adaletten adil bir pay aldığı yıl olmasını dilerim.

 

Dipnotlar:

1. Türkiye'de, 2025 yılı verilerine göre, konkordato geçici mühlet kararları önceki yıla kıyasla %76 oranında kayda değer bir artış göstermiştir. Aynı dönemde, yılın ilk dokuz ayında, verilen iflas kararlarının sayısı da önceki yılın aynı dönemine göre %117 gibi dikkat çekici bir oranda yükselmiştir.

https://www.paraanaliz.com/2025/reel-sektor/konkordato-basvurulari-yuzde-76-artti-iflaslar-tasdikleri-katladi-g-123057/?utm https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/konkordatolar-yil-bitmeden-2-bini-asti-60735?utm 

2. Yargı alanında da benzer bir hareketlilik gözlemlenmektedir; 2025 yılında icra dosyalarında rekor bir artış yaşanarak 8,5 milyon yeni dosya sisteme girmiştir.

https://www.medyayazar.com/icra-dosyalarinda-rekor-artis-2025te-85-milyon-yeni-dosya 

3. TCMB Finansal İstikrar Raporu verileri incelendiğinde, uygulanan ekonomi politikasının Türkiye'nin ekonomik gerçekliklerinden ne kadar uzak olduğu ve vatandaşların ekonomi anlayışını göz ardı ettiği açıkça görülmektedir. Bu politikalar uygulamaya konulduğunda, tüketici ve taşıt kredilerinde yapılan sınırlamaların beklenen etkiyi yaratmadığı, zira tüketimdeki ve enflasyondaki artış eğiliminin hâlen devam ettiği gözlemlenmektedir.