Sosyokent 2.0, Türkiye’nin yeni kalkınma modelinde yalnızca bir akademik proje değil; devlet aklının yeni Ar-Ge’si olabilir. Bugün teknolojinin gücü ekonomiyi şekillendiriyorsa, yarın sosyal bilimin gücü toplumu ve siyaseti şekillendirecek. Ve Türkiye, bu dönüşümün öncüsü olmaya en uygun ülkelerden biri. Çünkü biz, sadece yenilik üretmek değil, o yeniliğin topluma dokunmasını sağlamak zorundayız.
Giriş: Bir Laboratuvarın Işığında
Geçtiğimiz aylarda İngiltere’de bir üniversitenin Sosyal Bilimler Ar-Ge Merkezi’ni incelediğimde, merkezin üstlendiği stratejik rol beni derinden etkiledi.
Bu merkez, yalnızca araştırma yapan bir akademik yapı değil; ülke dışına yapılacak özel sektör yatırımları ve yaptırımlarında hükümetin başvurduğu “uygunluk otoritesi” işlevini görüyordu.
Bir ülkeye yatırım ya da yaptırım uygulanmadan önce, sosyal, ekonomik, kültürel ve politik etkiler bu merkezde bilimsel raporlarla değerlendiriliyordu.
Bu model, sosyal bilimlerin yalnızca “yorumlayan” değil, “karar veren” gücünü ortaya koyuyordu.
Peki Türkiye neden böyle bir merkezi kendi sosyokent modeliyle kurmasın?
Teknik İşten Toplumsal Etkiye
Bir teknik işin nasıl yapılacağını anlatan şey teknolojidir.
Ancak ortaya çıkan ürünün toplumda benimsenmesi, yaygınlaşması ve etkili şekilde kullanılabilmesi, sosyal bilimlerin alanına girer.
Bugün dünyada binlerce icat yapılıyor; ancak bunlardan sadece birkaçı insanların yaşamına gerçekten dokunabiliyor.
Çünkü ihtiyaç belirlenmeden yapılan her icat, bir noktada raflarda kalmaya mahkûm oluyor.
“İhtiyaçlar icatların anasıdır.”
İşte tam da bu nedenle sosyal bilimler, ihtiyaçların belirlenmesi, toplumun bu yenilikleri nasıl algıladığı ve ne kadar benimsediği konusunda vazgeçilmez bir rehberdir.
Ne var ki bizim gibi ülkelerde, sosyal bilimler hâlâ teknolojinin gölgesinde kalıyor ne teşviklerde ne de stratejik desteklerde gereken değeri görebiliyor.
Bugün Türkiye’de “sosyokent” modeli sadece Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi’nde var.
Oysa bu model, Türkiye’nin geleceğinde teknolojiyi toplumsal akılla buluşturacak en güçlü laboratuvar olabilir
Dünyadan İlham Veren Örnekler
Dünya genelinde “sosyokent” adını taşıyan yapılar henüz yaygın olmasa da benzer işlevleri üstlenen merkezler hızla artıyor.
Kanada – Centre for Social Innovation (Toronto)
Sosyal girişimcileri, akademisyenleri ve sivil toplumu bir araya getiren bu merkez, şehirdeki toplumsal sorunlara yenilikçi çözümler üretiyor.
Toronto Belediyesi bile bazı sosyal politikalarını bu merkezle birlikte şekillendiriyor.
Danimarka – Ørestad Innovation City (Kopenhag)
Kentsel dönüşümü sadece mimari değil, sosyal bir laboratuvar olarak kurgulayan bu proje, “Smart Social City” konseptiyle dikkat çekiyor.
Kamu kurumları, üniversiteler ve özel sektör aynı mekânda çalışarak şehir planlamasını insan odaklı biçimde yeniden tasarlıyor.
Güney Kore – Seoul Social Economy Center
Teknoloji ve sosyal inovasyonu birleştiren bu merkez, devlet destekli projelerde sosyal etki analizini zorunlu hale getirdi.
Her yeni teknoloji, bu merkezde “topluma fayda” kriteriyle ölçülmeden piyasaya sürülmüyor.
Bu örneklerin ortak noktası, sosyal bilimlerin artık sadece gözlemleyen değil, yön veren bir disiplin haline gelmiş olması.
Türkiye’nin de bu trende, kendi sosyokent modeliyle öncülük etmesi mümkündür.
Sosyokent 2.0: Türkiye İçin Stratejik Model
Türkiye’de kurulacak bir Sosyokent Stratejik Merkezi (SSEDM), tıpkı İngiltere örneğinde olduğu gibi, ülkenin ekonomik ve dış politika kararlarında “sosyal etki danışma kurulu” rolünü üstlenebilir.
Bu merkez;
Devlet ve Akademi El Ele
Bu yapının temeli, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı koordinasyonunda kurulacak,
üniversiteler, kamu kurumları ve özel sektör arasında köprü kuran bağımsız bir sosyal bilimler Ar-Ge ekosistemi olabilir.
Her sosyokent;
Sonuç: Sosyal Bilimlerin Çağı Başlıyor
Sosyokent 2.0, Türkiye’nin yeni kalkınma modelinde yalnızca bir akademik proje değil; devlet aklının yeni Ar-Ge’si olabilir.
Bugün teknolojinin gücü ekonomiyi şekillendiriyorsa, yarın sosyal bilimin gücü toplumu ve siyaseti şekillendirecek.
Ve Türkiye, bu dönüşümün öncüsü olmaya en uygun ülkelerden biri.
Çünkü biz, sadece yenilik üretmek değil, o yeniliğin topluma dokunmasını sağlamak zorundayız.