Yine de ortam ağırlaşmıştı. İş yükü, gerilim, yorgunluk derken “değişim” sinyali tekrar çalmaya başladı. Ve bir sabah telefon yine çaldı. Arayan, daha önce “eski elemanımızı geri aldık” diyen TZOB Genel Sekreteri Hüseyin Bey’di. “Zuhuri Bey, o geçen aldığımız arkadaş Şubat ayında tamamen ayrılıyor. Hâlâ bize gelmeyi düşünür müsünüz?” dedi.
Bazen hayat, insanı durup dinlenmeye zorlar. Mitel’den ayrıldığımda, uzun yılların koşuşturması ve yorgunluğu içimde birikmişti. “Biraz nefes alayım,” dedim kendime. Hiçbir ilana başvurmadım, telefon beklemedim. Ama kader, insanın elini boş bırakmaz; yeter ki o el, hâlâ bir şey üretmeye hevesli olsun.
Ostim Teknik Üniversitesinde kısmi zamanlı (part-time) ders verirken, üniversitedeki bir hocam ders arasında yanıma gelip, “Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Bilgi İşlem Başkanı arıyormuş, senin adını verelim mi?” dedi. “Olabilir,” dedim. Görüşmeye gittim, konuştuk, anlaştık. Ancak günler geçti, ses yok. Sonunda ben aradım, “Daha önce bizde çalışan eski elemanımızı geri aldık,” dediler. “Canınız sağ olsun,” dedim ve kapattım.
Derken Netaş’tan bir başka eski arkadaşım aradı. Ankara’da Canesis firmasına Bölge Müdürü olarak başlamıştı. Bana, “Sana ihtiyacımız var, sektörde çevren geniş; bizde Satış ve İş Geliştirmeden Sorumlu Direktör olur musun?” dedi.
Bu kez iş daha ciddiydi ve firma kurumsal bir yapıdaydı. Daha önce Türksat adına Yeğitek’te proje yöneticisi olarak çalışırken Canovate firması ile kabinetler için görüşmelerim olmuştu. Hatta ofisime gelip görüşme de yapmıştım. Firmayı tanıyordum. Teklifi kabul ettim.
Kurum, savunma sanayiinde çalışan bir devlet kuruluşu olan STM ile bir proje üzerinde çalışıyordu; STM’deki genel müdür yardımcısı da eskiden TTNET’de birlikte çalıştığımız mesai arkadaşımdı. Canesis’in burada yürüttüğü proje hakkındaki toplantılara firmam adına ben katılmaya başladım. Kurumun talepleri ile halihazırda yaptığımız çalışmalar arasındaki bazı farklılıkları görüşüp değerlendirdikten sonra İstanbul’a raporladım.
Firmamızın çalıştığı bir başka kurum ise Trendyol idi. Trendyol’un posta kutuları yazılımı üzerine çalışıyorduk. Her şey yolunda görünüyordu.
Ama iş hayatı, her kurumda aynı dersi tekrar eder: İnsan ilişkileri, teknik bilgiden daha karmaşıktır. Bölge sorumlusu arkadaşım ile iş ortağı arasındaki gerilim giderek büyüyordu.
Bir gün Canesis iş ortağı, Bölge Müdürünce alındığımı duyunca beni aradı, kim aracılığıyla işe başladığımı sordu. Sohbet uzayınca özel konular konuşulmaya başlandı. Daha sonra hemşehri olduğumuzu ve köylerimizin yakın olduğunu anladık. İş ortağı arkadaş, artık bana karşı daha ılımlı davranmaya başladı.
Yine de ortam ağırlaşmıştı. İş yükü, gerilim, yorgunluk derken “değişim” sinyali tekrar çalmaya başladı.
Ve bir sabah telefon yine çaldı. Arayan, daha önce “eski elemanımızı geri aldık” diyen TZOB Genel Sekreteri Hüseyin Bey’di.
“Zuhuri Bey, o geçen aldığımız arkadaş Şubat ayında tamamen ayrılıyor. Hâlâ bize gelmeyi düşünür müsünüz?” dedi.
Teklif edilen maaş biraz düşüktü ama kurumun güvenilirliği ve mevcut iş ortamında son günlerde yaşanan tatsızlıklar sonrası kabul ettim ve Hüseyin Bey’e, “Tabii, olabilir,” dedim.
Canesis’teki arkadaşlara veda ettim, Mustafa Bey’le el sıkıştım. Yeni görevim artık TZOB Bilgi İşlem Başkanlığıydı.
Ben işe başladığım Aralık 2021’de eski başkan hâlen çalışmaya devam ediyordu. Bu benim için bir avantaj da olabilirdi. Bu sektörde hiç çalışmadığım için, bu üç aylık sürede öğreneceklerimi daha kolay öğrenme imkânım olacaktı. Her yeni başlangıç biraz sabır isterdi, ben buna alışıktım. Birçok farklı sektörde çalışmıştım: Telekomünikasyon, Ar-Ge, Satış, İş Geliştirme, Eğitim, Uzaktan Eğitim Sistemleri, IoT, Yazılım vb. Bu kez sektör Tarım sektörüydü.
Kızılay Gazi Mustafa Kemal Bulvarındaki iş yerime gidiş gelişlerim daha kolaylaştı, metro ile rahatlıkla gidip geliyordum. TZOB, Sivil Toplum Kuruluşları içinde en çok üyesi bulunan kurumdu: 2,5 milyon üyesi vardı. Tüm ilçelerde ofislerimiz vardı. Bu ofisler üzerinden çiftçi üyelerimizin kayıtları yapılırken, bakanlıktan teşvik alırken bizden aldıkları üyelik belgeleriyle başvuruda bulunabiliyorlardı. Kısacası, hem 2,5 milyon çiftçimizin verilerini tutuyor hem de onların ihtiyaç hissettiklerinde bu verilere ulaşımı için ara yüz oluyorduk. Kurumun SGK’ya, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğüne ve Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüne bağlantısı vardı. Çiftçinin SGK’ya kaydı, Nüfus ve Vatandaşlık İşlerinden kimlik bilgilerine erişimi ve Tapu bilgilerini kolayca alabilmeleri için bu entegrasyonlar olmazsa olmazdı.
İşe başladığımız aylarda, mevcut binamızda tutulan Çiftçi verilerini güvenlik amacıyla farklı bir firmanın veri merkezinde tutmaya karar verdik. O günkü koşullarda en uygun, Turkcell’in Temelli’deki veri merkezi görünüyordu.
Her ne kadar güvenliğini Turkcell sağlasa da verileri depolama için kullanacağımız cihazlarımızı buraya taşıdık. Ek güvenlik cihazlarımızı da Turkcell Veri Merkezine monte ettik.
Ancak verilerimizin bir kopyasını da hâlen kendi veri merkezimizde tutmaya devam ettik. İyi ki de öyle yapmışız.