2026’NIN FIRSAT VE ZORLUKLARINA ÖZET BİR BAKIŞ

Dünya genelinde 2026, enflasyonla mücadelenin büyük ölçüde kazanıldığı, faiz oranlarının daha tahmin edilebilir ve yavaşça düşmeye başladığı, ancak büyümenin hala istenilen seviyede olmadığı bir yıl olabilir. ABD ekonomisinin yavaşlayarak büyümesini sürdürmesi, Avrupa'da toparlanmanın sınırlı ama istikrarlı olması, Asya'da ise Hindistan'ın önderliğinde daha güçlü bir büyüme bekleniyor. Ancak dünyadaki siyasi risklerin, ticaret savaşlarının ve teknoloji rekabetinin tamamen ortadan kalkması beklenmiyor.

 

2025'e Kısa Bir Bakış

Dünya ve Türkiye Ekonomisinde Denge Arayışları, Hassasiyetler ve Yeni Konumlar

2025, dünya ekonomisi için tam anlamıyla bir ara dönem oldu. Belirsizlikler yavaş yavaş azalmaya başladı evet, ama riskler hala tam olarak ortadan kalkmış değil. 2023 ve 2024'teki sert para politikalarının etkileri bu yıl daha belirgin şekilde hissedildi. Özellikle Amerika ve Avrupa gibi gelişmiş ülkelerde enflasyon düşmeye devam etti, ancak büyüme performansı pek iç açıcı değildi, geçmişle kıyaslanınca bayağı düşük kaldı. ABD ekonomisi, güçlü iç tüketimi ve hizmet sektörü sayesinde resesyona girmekten kurtuldu, ama yüksek faiz oranlarının yatırımlar ve konut piyasası üzerindeki baskısı da bir hayli arttı. Avrupa'da ise sanayi üretimi yavaşladı, enerji fiyatları ve dünyadaki siyasi gerginlikler büyümeyi engelledi. Çin ekonomisi 2025'te büyüme hedeflerine yakın bir performans gösterse de emlak sektöründeki sorunlar ve nüfusun yaşlanması gibi faktörler uzun vadede yavaşlamanın sinyallerini vermeye devam etti. Hindistan ise iç pazardaki canlılık, dijitalleşme ve altyapı yatırımlarıyla küresel büyümede pozitif yönde ayrışan ülkelerden biri oldu.

Dünya ticaretinde 2025, tedarik zincirlerinin çeşitlendirildiği ve yakın çevreden tedarik anlayışının güçlendiği bir yıl oldu. Ülkeler arasındaki siyasi anlaşmazlıklar, Amerika ve Çin arasındaki rekabet, Orta Doğu'daki gerilimler ve Rusya-Ukrayna savaşının devam eden etkileri, ticaretin daha çok bölgesel ve güvenliğe odaklı bir şekilde yapılmasına sebep oldu. Bu süreçte enerji, önemli madenler, savunma sanayi ve ileri teknoloji gibi alanlar ülkelerin ekonomik planlarının merkezine yerleşti. Yapay zekâ ve çip yatırımları 2025 boyunca dünya genelindeki para akışının en önemli nedenlerinden biri oldu, ancak bu alandaki hızlı yükselişler balon tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Türkiye için 2025, ekonomide yeniden bir denge arayışı yılı oldu diyebiliriz. Sıkı para ve maliye politikaları sayesinde iç tüketim yavaşladı, enflasyon yüksek olsa da düşüşe geçti. Doların yükselişi önceki yıllara göre daha az oldu, döviz rezervlerindeki artış ve risk primindeki iyileşme finansal istikrarı destekledi. Büyüme, iç tüketimden ziyade ihracat, turizm ve hizmet gelirlerine doğru kaymaya başladı. Özellikle turizm gelirleri cari açık için önemli bir destek sağladı. Ancak yüksek kredi maliyetleri ve kredi alma zorluğu, küçük ve orta ölçekli işletmeler ile iç pazara yönelik çalışan sektörler üzerinde baskı oluşturdu.

Sektörlere baktığımızda, 2025'te bankacılık sektörü düzelmeye başlarken, bilançoların kalitesi ve karlılıkta ufak bir iyileşme görüldü. Sanayi üretimi ihracat pazarlarındaki düşük talep nedeniyle inişli çıkışlı bir seyir izledi, ancak savunma sanayi, enerji, yazılım, veri analitiği ve coğrafi teknolojiler gibi yüksek getirili alanlar diğerlerinden daha iyi performans gösterdi. İnşaat ve gayrimenkul sektörü ise yüksek faizler nedeniyle daha sakin bir dönem geçirdi. Vatandaşlar için ise enflasyon düşse de fiyatların yüksekliği geçim sıkıntısı algısını devam ettirdi; bu durum 2025'in en çok konuşulan konularından biri oldu. Kısacası, 2025 ne tam bir rahatlama yılı ne de büyük bir kriz dönemiydi. Daha çok, dünya ve ülke ekonomisinde yeni kuralların belirlendiği, risklerin yönetildiği ve 2026'ya dair daha net tahminlerin yapılmaya başlandığı bir geçiş süreciydi.

2026'dan Beklentiler

Olası Senaryolar, Fırsatlar ve Zorluklar

2026'ya dair beklentiler hem dünya ekonomisi hem de Türkiye için daha belirgin, ama aynı zamanda karmaşık senaryolar etrafında şekilleniyor. Dünya genelinde 2026, enflasyonla mücadelenin büyük ölçüde kazanıldığı, faiz oranlarının daha tahmin edilebilir ve yavaşça düşmeye başladığı, ancak büyümenin hala istenilen seviyede olmadığı bir yıl olabilir. ABD ekonomisinin yavaşlayarak büyümesini sürdürmesi, Avrupa'da toparlanmanın sınırlı ama istikrarlı olması, Asya'da ise Hindistan'ın önderliğinde daha güçlü bir büyüme bekleniyor. Ancak dünyadaki siyasi risklerin, ticaret savaşlarının ve teknoloji rekabetinin tamamen ortadan kalkması beklenmiyor.

Türkiye için 2026, ekonomideki dengelenmenin daha belirgin sonuçlar vereceği bir yıl olarak görülüyor. Enflasyonun %20-25 aralığına gerilemesi, faiz oranlarının %28-30 seviyelerine inmesi ve dolar kurunun 46-51 TL aralığında daha istikrarlı bir hale gelmesi en olası senaryo olarak öne çıkıyor. Bu durum, finans piyasalarında daha fazla öngörülebilirlik sağlarken, yatırım kararları için daha mantıklı bir ortam oluşturabilir. Ancak bu dengelenmenin kolay olmayacağı, büyümenin hala seçici ve sektörlere göre farklılık göstereceği unutulmamalı.

2026'da Türkiye için en önemli fırsatlardan biri, dünyadaki siyasi ve bölgesel gelişmelerin ekonomiyle birleştiği noktalarda ortaya çıkıyor. Suriye'nin yeniden inşaası için harcanması beklenen yaklaşık 400 milyar dolarlık bütçenin yıllık 40 milyar dolarlık kısmının kullanıma girmesi ve bunun önemli bir bölümünün Türk şirketleri tarafından yapılması ihtimali, ihracat, müteahhitlik, lojistik ve hizmet gelirleri açısından ciddi bir artış sağlayabilir. Bu senaryo gerçekleşirse, Türkiye ekonomisi için büyümenin kalitesi artarken, bölgesel bir yeniden yapılanma sürecinde önemli bir rol oynayabilir.

Enerji konusu, 2026'da Türkiye'nin stratejik önemini belirleyecek en önemli alanlardan biri olmaya devam edecek. Zengezur Koridoru üzerinden Hazar gazının Türkiye'ye getirilmesi ve buradan Avrupa'ya aktarılması, buna Doğu Akdeniz (Kıbrıs-İsrail) gazının eklenmesiyle yıllık 40-50 milyar metreküplük bir enerji akışının mümkün hale gelmesi, Türkiye'yi bölgesel bir enerji merkezi yapabilir. Böyle bir gelişme, sadece enerji gelirleri açısından değil, dış politika, ticaret ve bölgesel güç bakımından da büyük fayda sağlayacaktır.

Amerika ile ilişkiler açısından ise 2026, ekonomi ve siyasetin iç içe geçtiği önemli bir dönüm noktası olabilir. Halkbank davası, savunma sanayi anlaşmaları ve yaptırımlar gibi konular etrafında yaşanacak olası bir düzelme, Türkiye'nin risk algısını ve ülkeye giren sermayeyi doğrudan etkileyebilir. Bu tür bir siyasi-ekonomik uzlaşma, piyasalarda kısa sürede olumlu bir hava yaratma potansiyeline sahip.

Dünya genelinde 2026'nın risk tarafında ise yapay zekâ yatırımlarındaki aşırı değerlenme ve ani düşüş ihtimali öne çıkıyor. 2024-2025 döneminde hızla yükselen yapay zekâ temalı yatırımların, 2026 sonuna doğru ciddi bir ayrışma sürecine girmesi ve başarısız projelerin elenmesi mümkün. Ayrıca, ABD'deki göç politikaları ve iş gücü piyasasındaki sıkılaşma, özellikle inşaat ve tarım sektörlerinde maliyetleri artırarak fiyatların yükselmesine neden olabilir; bu durum küresel fiyatlar ve ticaret yoluyla Türkiye'yi de etkileyebilir.

Türkiye iç piyasasında ise 2026, enflasyon düşse bile hayat pahalılığının hissedilmeye devam ettiği bir yıl olacak. Yüksek fiyatlar, tüketicilerin daha dikkatli harcama yapmasına neden olurken, talebin daha seçici ve gelir dağılımına duyarlı bir hale gelmesi bekleniyor. Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Vergisi (CBAM) uygulamasının tam olarak devreye girmesiyle demir-çelik ve çimento gibi enerji yoğun sektörlerde ek maliyetler oluşacak, bu da sanayi politikalarının yeniden gözden geçirilmesini gerektirecek. Çevreye duyarlı üretim yapabilen firmalar rekabet avantajı kazanırken, uyum sağlayamayanlar için 2026 zorlu bir yıl olacak.

Maliye politikası tarafında ise yüksek faiz ödemeleri ve kamu harcamalarının nasıl yapıldığı, 2026'nın ikinci yarısından itibaren daha çok tartışılacak. Bütçe dengesi, kamu personeli alımı ve olası seçimler, ekonomik kararları etkileyebilir. Bu nedenle 2026, sadece ekonomik bir denge yılı değil, aynı zamanda 2027'ye yönelik beklentilerin ve siyasi-ekonomik durumların şekillendiği bir geçiş dönemi olacak.

Tüm bu değerlendirmeler ışığında, 2025'i geride bırakırken ve 2026'ya girerken, belirsizliklerin hala yüksek olduğu ancak fırsatların da hiç olmadığı kadar belirginleştiği bir dönemdeyiz. Yeni yılın; daha fazla tahmin edilebilirlik, daha fazla istikrar ve daha adil bir refah getirmesi dileğiyle, herkesin yeni yılını içtenlikle kutlarım.