2025 yılını, acısıyla tatlısıyla biriktirdiğimiz anılarla geride bıraktık. Dostlukların ve dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu, dolayısıyla gelecekte çok daha hayati hâle geleceğini görüyoruz. Artık sosyal medya platformları sayesinde dünyanın her yerine anında ulaşabiliyor, bilgiye saniyeler içinde erişebiliyoruz. İletişim teknolojilerinin sunduğu bu imkânların gölgesinde, bireylerin hem psikolojik hem de dijital açıdan daha kırılgan hâle geldiği bir dönemi yaşadığımızı söylemek de abartı olmayacaktır. 2026’ya girerken teknoloji, yalnızca ilerlemenin değil; güvenliğin ve insanî dengenin de temel belirleyicisi konumundadır.
İletişim teknolojilerinin geldiği nokta ve gelecekte evrileceği yön dikkate alındığında, siber güvenliğin yalnızca kurumların ya da teknik altyapıların korunmasıyla sınırlı olmadığı açıkça görülüyor. Enerji, haberleşme, finans, savunma ve kamu hizmetleri gibi kritik altyapıların tamamı dijital sistemler üzerinden işlemekte; bu durum siber güvenliği ülkeler için ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası hâline getiriyor. Bireyler de kişisel verileri, dijital kimlikleri ve çevrim içi varlıklarıyla bu büyük siber ekosistemin doğrudan bir parçası oluyor. Yani hepimiz tehdit altındayız. Bu nedenle bilinçli ve uyanık olmak zorundayız. Yapay zekâ süreçleri de dikkate alındığında, ne demek istediğimiz daha net anlaşılacaktır.
Bu çerçevede 2026, siber güvenliğin bir “teknoloji başlığı” olmaktan çıkarak stratejik bir devlet politikası olarak ele alındığı bir yıl olmalıdır. Dijital tehditlerin sınır tanımadığı, saldırıların giderek daha sofistike hâle geldiği bir çağda; dağınık ve tepkisel yaklaşımlar yeterli değildir. İşte bu noktada Siber Güvenlik Başkanlığı, Türkiye’nin dijital geleceği açısından üstlendiği hayati rolün bilinciyle, bu ülkenin insanının ürettiği çözümlere güvenerek politikalar geliştirmelidir.
Siber Güvenlik Başkanlığı; yalnızca saldırılara müdahale eden bir yapı değil, önleyici, koordineli ve sürdürülebilir bir ulusal siber güvenlik mimarisi inşa eden stratejik bir merkez olarak konumlanmalıdır. Bunun eylemsel ve icracı bir makam olması elzemdir. Kamu kurumları ile özel sektör arasında ortak bir güvenlik dili oluşturulması, yerli ve millî teknolojilerin desteklenmesi ve siber farkındalığın toplumsal düzeyde artırılması; bu yapının en kritik katkıları arasında yer almalıdır. Dijital egemenlik, ancak böylesi güçlü ve merkezi bir yaklaşımla mümkün olabilir.
Farkında mıyız bilmiyorum ama son dönemde dikkat çeken önemli bir husus var: İnsanların kalabalıklar içindeki yalnızlığı! Buradan hareketle dijital güvenliği yalnızca sistemler ve altyapılar üzerinden tanımlamak eksik kalacaktır. Sosyal medya platformları bir yandan iletişimi kolaylaştırırken, diğer yandan dezenformasyon, dijital zorbalık, manipülasyon ve yalnızlık gibi ciddi sorunları da beraberinde getirmektedir. Algoritmaların yön verdiği içerikler, sürekli karşılaştırma hâli ve onaylanma ihtiyacı; özellikle gençler başta olmak üzere geniş bir kesimde yalnızlık ve güvensizlik duygusunu derinleştirmektedir.
Bu tablo, siber güvenliğin insanî boyutunu daha görünür kılıyor. Güvenli bir dijital gelecek; yalnızca ağların ve verilerin korunmasıyla değil, bireylerin kendilerini güvende hissettikleri, bilinçli ve sağlıklı dijital alanların oluşturulmasıyla mümkündür. Dijital okuryazarlık, etik teknoloji kullanımı ve psikolojik dayanıklılık; 2026’nın en önemli toplumsal gündem maddeleri arasında yer almalıdır.
Bu süreçte kamu–özel sektör iş birliği ve kurumsal iletişim kritik bir rol oynamaktadır. Teknolojiyi yalnızca başarı hikâyeleriyle değil, riskleriyle birlikte anlatan; toplumu bilgilendiren ve güven inşa eden bir iletişim anlayışı artık zorunluluktur. Güven, dijital çağın en stratejik sermayesidir ve bu gerçeği göz ardı etmemek gerekiyor.
ICT MEDIA olarak bizler; siber güvenliği ülkelerin bekası, toplumun huzuru ve bireyin güvenliğiyle doğrudan ilişkili, çok katmanlı bir mesele olarak görüyoruz. 2026 yılında da dijital egemenlikten siber güvenliğe, insan odaklı teknolojilerden sağlıklı dijital iletişime kadar geniş bir perspektifle, sektörün ve kamunun yol haritasına katkı sunmayı sürdüreceğiz.
Haberleşme altyapısında neredeyse yok denecek kadar sınırlı imkânlara sahip olan bu ülkede, insan akıl teri ve emeğiyle üretilen yerli ürünlerin önemine binaen kurulduğuna inanmak istediğimiz Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesi, geçen ay genel kurulunu gerçekleştirdi. Kimlerin seçildiğinden bağımsız olarak; haberleşme teknolojileri gibi stratejik bir alanda faaliyet gösteren kümelenmelerde, temsil edilen misyon ile yönetim anlayışı arasında güçlü bir uyum olması gerekir. Aksi hâlde bu yapılar, sektörün ortak aklını üretmek yerine, dar bakış açılarını yeniden üreten ve satış–pazarlama platformlarına dönüşen yapılar olma riski taşır. Yönetimlerin; kişisel dengelerden ziyade, ülkenin ve sektörün uzun vadeli ihtiyaçlarını ve ulusal hedefleri gözetmesi ertelenemez bir zorunluluktur.
Yeni yılın; teknolojinin güvenlikle, hızın akılla ve dijital dünyanın insanî değerlerle buluştuğu bir yıl olması dileğiyle… 2026’nın sağlık, huzur ve bol kazanç getirmesini temenni ediyoruz.
ICT sektörü, artık yalnızca teknik altyapıyı değil; eğitimden sağlığa, üretimden finansa kadar pek çok alanda rekabet gücünü belirleyen temel bir yapı hâline geldi. Bu sayıda, sektörün 2025 yılına ilişkin genel bir değerlendirmesini yaparken 2026’ya dair beklentileri de ele aldık. Ocak sayımızda ayrıca, siber güvenlik alanında Türkiye’nin ilk yerli üreticisi olan Labris Network’ün CEO’su Oğuz Yılmaz ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiye de yer verdik. Sektörün nabzını tutan dergimizin yeni sayısını ilgiyle okunacağına inanıyoruz.