Yeni Süper Gücün Adı: Bilgi Üretimi — Türkiye Bu Yarışta Nerede?
Son 30 yılda bilgi, iletişim ve teknoloji alanlarında yaşanan baş döndürücü gelişmeler, ülkelerin küresel rekabetteki konumunu belirleyen temel faktörler hâline geldi. Türkiye, genç ve dinamik nüfusunun da etkisiyle kabuğunu kırmaya başladı; savunma sanayiinden iletişim altyapısına kadar pek çok stratejik sektörde dikkat çekici adımlar attı.
Ancak bu olumlu tabloya rağmen; sistematik bilgi üretimi, sürdürülebilir yenilikçilik ve kolektif AR-GE kültürü açısından Türkiye’nin hâlâ birçok gelişmiş ülkenin gerisinde olduğu görülüyor.
Bu yazının amacı bir “Bayraktar güzellemesi” ya da övgüsü yapmak değil!
Havacılık; sivil ve askerî hava araçlarının özgün tasarımı ve üretimiyle, bilginin, bilimin ve teknolojinin kusursuz bir senkron içinde kullanılmasını zorunlu kılan, hata payının neredeyse sıfır olduğu bir sektör. Baykar’ın yaklaşık 2 milyar dolara ulaşan cirosu, disiplinli üretim süreçlerinin ve bilgi temelli yaklaşımın somut bir neticesi olarak okunmalı. Benzer yöntemlerin; eğitimden tarıma, sağlıktan uydu teknolojilerine, otonom sistemlerden nükleer enerjiye kadar pek çok alanda gecikmeden uygulanması artık bir tercih değil, zorunluluk.
“Dünyanın yeni süper gücü bilgi. Türkiye bu yarışa savunma sanayiiyle güçlü bir giriş yaptı; ancak bu ivmeyi sürdürülebilir kalkınmaya dönüştürmek için daha fazlasına ihtiyaç var.”
Bir değerin gerçek büyüklüğü, benzerleriyle karşılaştırıldığında ortaya çıkar. Bu nedenle yazıda Türkiye’nin bilgi üretimi, teknoloji kullanma kapasitesi, patent sayıları ve bu üretimin millî gelire yansıması; diğer ülkelerle kıyaslanarak ele alınıyor. Çünkü artık “şapkayı masaya koyup düşünme” zamanı.
Yeni Güç Ölçütleri: Bilgi ve Katma Değer
Günümüzde ülkelerin gücü artık yalnızca yüzölçümü, nüfus, tarımsal üretim ya da askerî envanterle ölçülmüyor. Çağdaş güç göstergeleri; bilgi üretimi, lisanslı teknoloji geliştirme, inovasyon kapasitesi, dış ticaret hacmi ve kişi başına düşen millî gelir gibi katma değeri yüksek alanlara kaymış durumda.
Ülkeler sınırlarını artık sadece askerle ve silahla değil, bilgiyle de koruyor. Azerbaycan–Ermenistan, Hindistan–Pakistan, Rusya–Ukrayna ve İsrail–İran gerilimleri; klasik cephe savaşlarından ziyade ileri teknolojiye dayalı hava ve uzay sistemlerinin belirleyici olduğu yeni bir döneme girildiğini gösteriyor.
Yapay zekâ destekli sistemler ve henüz tam olarak tanımlanamayan yıkıcı teknolojiler, bilginin stratejik önemini daha da artırıyor. Bu alanda ABD, Çin, İsrail ve Rusya başı çekerken; bilgi üretiminde yakalanan ivmenin insanlık için ciddi riskler de barındırdığı unutulmamalı.
Havada savaşabilmek için bilgi üretmek şart. Bunu başaramayan ülkeler, bu bilgiye sahip olanlardan ancak izin verilen ölçüde teknoloji temin edebiliyor. Nitekim Azerbaycan, Ukrayna, Pakistan ve Endonezya gibi ülkeler, yüksek teknoloji ihtiyaçlarının önemli bir bölümünü Türkiye’den karşılıyor.
Bilgi Sadece Savaş İçin Değil
Bilgi; yalnızca savaş alanlarında değil, sağlıkta, tarımda, enerji üretiminde, eğitimde, ulaşımda ve yaşam kalitesini artıran tüm alanlarda belirleyici bir rol oynuyor. Türkiye, savunma sanayiindeki başarılarıyla uluslararası alanda takdir toplasa da bu birikimi diğer sektörlere yaymak zorunda.
Kolektif Bilgi Üretimindeki Açık
Türkiye bireysel başarılar açısından zengin bir insan kaynağına sahip. Ne yazık ki bu başarılar, kurumsal yapılara ve sürdürülebilir AR-GE ekosistemine yeterince dönüşemiyor. Oysa kalkınma ve refah; tekil parlak fikirlerden çok, bu fikirleri besleyen sistematik yapıların kurulmasıyla mümkün.
Geleneksel güç unsurları ikinci plana düşerken, bir ülkenin gerçek gücü artık şu göstergelerle ölçülüyor:
Dünyanın ilk 20 ekonomisi, küresel bilgi üretiminin yaklaşık yüzde 80’ini gerçekleştiriyor. Veriler karşımıza şöyle bir tablo çıkarıyor:
Türkiye ise yıllık ortalama 45 bin bilimsel yayın ve yaklaşık 9 bin yerli patent başvurusuyla bu yarışta sınırlı bir paya sahip.
Savunmada Başarı, Diğer Alanlarda Soru İşaretleri
Ülkemiz, özellikle savunma sanayii alanında son yıllarda gösterdiği ilerlemeyle dünya kamuoyunda dikkat çekiyor. Bayraktar TB2 ve Akıncı gibi yerli SİHA sistemleriyle savunma sanayiinde önemli bir eşik aşıldı. Karabağ ve Ukrayna sahalarında görülen bu etki, Türkiye’nin bilgi temelli ürün geliştirebildiğini açıkça gösteriyor.
Buna karşın şu sorular hâlâ yanıt bekliyor:
Kolektif Bilgi Üretimi Neden Eksik?
Türkiye’de bireysel olarak başarılı mühendisler, yazılımcılar, bilim insanları sayısı her geçen gün artıyor. Bu bireysel başarılar kurumsal sistemlere, üniversite-sanayi iş birliğine ve toplumsal faydaya dönüşmekte zorlanıyor. Nedenleri şunlar olabilir mi?
Sonuç olarak pek çok proje prototip aşamasında kalıyor; girişimlerin büyük bölümü ilk 5 yıl içinde kapanıyor.
Bilgi = Patent = Ekonomi
Bir ülkenin patent sayıları, yalnızca teknik yenilikleri değil, aynı zamanda ekonomik kapasiteyi de yansıtıyor. 2023 verilerine göre Çin 1,57 milyon başvuruyla ilk sıradayken, Türkiye yaklaşık 9 bin başvuruyla 20’li sıralarda yer alıyor. Patent üretemeyen toplumlar, ürün satmak yerine lisans bedeli ödeyen tüketicilere dönüşüyor. İnovasyon kapasitesi zayıf olan ülkeler, katma değer zincirinin alt basamaklarında kalmaya mahkûm oluyor.
Bilgi Olmadan Gelecek Yok
Bilgi artık yalnızca askerî gücün değil, bireysel ve toplumsal refahın da anahtarı. Bilgi varsa gelecek vardır. Sağlıkta yapay zekâ destekli tanı sistemleri, tarımda sensör temelli verim artışı, enerjide nanoteknoloji, eğitimde kişiselleştirilmiş dijital öğrenme altyapıları ancak bilgiyle mümkün. Ülkemiz bilgi üretimini hem nitelik hem nicelik açısından arttırmak zorunda.
Savunma sanayiindeki örnek başarı, Türkiye’nin potansiyelinin bir göstergesidir. Bu potansiyeli hayatın tüm alanlarına yaymak ise refah devleti olmanın temel şartı. Bugün bilgiyi üreten ve ticarileştiren toplumlar; sınırlarını, ekonomilerini ve kültürlerini birlikte koruyabiliyor.
Artık sadece savunmada değil; eğitimde, tarımda ve sağlıkta da bir "Bayraktar etkisi" yaratmak zorundayız. Bilgiye dayalı kalkınma modeli, Türkiye için bir tercih değil, kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Türkiye’nin Bilgi Üretiminde Dünya ile Karşılaştırmalı Görünümü
1. Patent Başvuruları (2023)
|
Ülke |
Yerli Patent Başvurusu |
Kişi Başına Patent (milyon kişi başına) |
|
Çin |
1.570.000 |
~1.120 |
|
ABD |
590.000 |
~1.770 |
|
Japonya |
310.000 |
~2.500 |
|
Güney Kore |
250.000 |
~4.850 |
|
Almanya |
160.000 |
~1.900 |
|
Türkiye |
9.000 |
~105 |
Güney Kore’de her 10 bin kişiye yaklaşık 5 patent düşerken, Türkiye’de bu oran 0,1 seviyesinde kalıyor.
2. Bilimsel Yayınlar (SCOPUS, 2022)
|
Ülke |
Yıllık Yayın Sayısı |
Ortalama Etki Faktörü |
|
ABD |
600.000 |
1,65 |
|
Çin |
720.000 |
1,20 |
|
Almanya |
240.000 |
1,70 |
|
Türkiye |
45.000 |
0,95 |
Türkiye yayın sayısında dünyada yaklaşık 30. sırada yer almasına rağmen, yayın başına düşen atıf ve etki düzeyi gelişmiş ülkelerin gerisinde kalıyor.
3. Yüksek Teknoloji İhracatı (2023)
|
Ülke |
Yüksek Teknoloji İhracatı |
Toplam İhracata Oranı |
|
Çin |
790 milyar $ |
%28 |
|
Almanya |
210 milyar $ |
%19 |
|
Güney Kore |
145 milyar $ |
%36 |
|
Türkiye |
6,3 milyar $ |
%3,2 |
4. AR-GE Harcamaları / GSYH (2023, tahmini)
|
Ülke |
AR-GE / GSYH |
Toplam Tutar |
|
İsrail |
%5,4 |
~27 milyar $ |
|
Güney Kore |
%4,9 |
~92 milyar $ |
|
Almanya |
%3,1 |
~135 milyar $ |
|
Türkiye |
%1,4 |
~13 milyar $ |
Türkiye Bilgi Üretimini Nasıl Artırabilir?
Türkiye’nin savunma sanayiinde elde ettiği başarı, bilgi temelli kalkınma potansiyelinin güçlü bir göstergesi. Ancak bu potansiyelin eğitimden tarıma, sağlıktan dijital teknolojilere kadar tüm alanlara yayılması, refah devleti olmanın temel koşulu olarak öne çıkıyor.
Günümüzde bilgiyi üreten ve bunu ticarileştirebilen toplumlar; ekonomilerini, sınırlarını ve kültürlerini daha güçlü biçimde koruyabiliyor. Türkiye için de bilgiye dayalı kalkınma modeli artık bir tercih değil, zorunluluk niteliği taşıyor. Bu nedenle savunma sanayiinde ortaya çıkan “Bayraktar etkisi”nin; eğitimde, tarımda, sağlıkta ve dijital dünyada da üretilmesi gerekiyor.