ICT SEKTÖRÜNDE ASIL KRİZ: TEKNOLOJİ DEĞİL, LİYAKAT YOKLUĞU

Başarılı ICT ülkelerine bakın: Estonya dijital devleti mühendislik yetkinliğiyle kurdu. Güney Kore, sektörden gelen profesyonelleri yönetici yaptı. Almanya’da teknolojiye uzak bürokratlar kritik projelere atanmaz. Singapur ve Finlandiya, liyakati temel ilke hâline getirerek küresel lider oldular. Türkiye ise tersini yapıyor.

 

2025 yılı geride kalırken, Türkiye’nin bilgi ve iletişim teknolojileri (ICT) sektörü bir kez daha “büyük potansiyel”, “genç nüfus avantajı” ve “stratejik fırsatlar” gibi klişe ifadelerle anıldı. Ancak bu söylemler, yıllardır süren sistematik başarısızlıkları gizleyen bir perde olmaktan öteye gidemiyor. Artık şu soruyu sormak farz oldu: Bir ülke, ne kadar süre “potansiyel” diyerek gerçek sorunlarını örtbas edebilir?

SER Danışmanlık’ın Dr. Ömer Özdinç editörlüğünde hazırladığı “2025 Ar-Ge ve İnovasyon Raporu”, 2024 verileriyle bu tabloyu çarpıcı şekilde ortaya koyuyor. Rapor, yazılım sektörünün Ar-Ge istihdamında ilk kez imalat sanayisini geçerek “bacasız sanayi”nin yeni lideri olduğunu vurguluyor: Yazılımda Ar-Ge personeli 95 bine ulaşırken, imalat sanayisi 90 binde kaldı. Toplam Ar-Ge harcamaları ise 651 milyar TL’ye yükselerek yaklaşık 20 milyar dolar sınırına dayandı. Patent başvuruları 10 bin barajını aşmış durumda. Bu rakamlar yüzeyde bir başarı hikâyesi gibi görünse de derinlerde alarm zilleri çalıyor: Beyin göçü, özellikle stratejik ICT ve Ar-Ge alanlarında endişe verici boyutlara ulaştı.

Türkiye’nin ICT sektörü; fiber altyapı eksikliği, sınırlı Ar-Ge bütçeleri veya küresel rekabetin şiddeti gibi teknik engellerle açıklanamayacak kadar derin bir kriz yaşıyor. Asıl felaket, yönetim kademelerinde liyakatin sistematik tasfiyesidir. Bu sadece bir teknik darboğaz değil; ahlaki, kurumsal ve ulusal bir çöküşün habercisidir. Raporun gösterdiği büyüme rakamları ne kadar etkileyici olursa olsun, liyakatsiz yönetimler bu potansiyeli heba ediyor.

Teknoloji Sektörünü Kadrolaşma Alanına Dönüştürmek

Türkiye’de ICT sektörü, kalkınma motoru olmaktan çıkıp bürokratik kadrolaşmanın aracı hâline geldi. Yönetici koltukları sektörü derinlemesine bilen uzmanlara değil; siyasi yakınlık, uyumluluk ve “sorun çıkarmama” kriterlerine göre dağıtılıyor. Kamu bağlantılı ICT kurumlarında, teknolojiyle alakası sınırlı kişiler stratejik kararlar alıyor: Yazılım mimarisi bilmeyenler dijital dönüşümü yönlendiriyor, siber güvenlikten habersiz olanlar kritik altyapıları yönetiyor.

Bu tablo rastlantı değil, kasıtlı bir tasarımdır. Liyakatli yönetici soru sorar, itiraz eder, verimsizliği ortaya çıkarır. Sistem ise sorgulamayan, itaat eden figürler istiyor. Sonuç? Milyarlarca liralık projeler gecikiyor, veri sızıntıları yaşanıyor, dijital hizmetler aksıyor. Raporun vurguladığı yazılım sektöründeki istihdam patlaması –95 bin Ar-Ge personeli– bu liyakatsiz ortamda sürdürülebilir mi? Hayır; çünkü yanlış yöneticiler yeniliği teşvik etmek yerine hazır yabancı çözümlere yöneliyor.

Dünya İlerlerken Türkiye Dönüyor

Başarılı ICT ülkelerine bakın: Estonya dijital devleti mühendislik yetkinliğiyle kurdu. Güney Kore, sektörden gelen profesyonelleri yönetici yaptı. Almanya’da teknolojiye uzak bürokratlar kritik projelere atanmaz. Singapur ve Finlandiya, liyakati temel ilke hâline getirerek küresel lider oldular.

Türkiye ise tersini yapıyor. Rapor, Ar-Ge harcamalarının 651 milyar TL’ye ulaştığını müjdelerken bu paranın ne kadar verimli kullanıldığını sorgulamıyor. Yanlış atanan bir yönetici, en gelişmiş teknolojiden daha büyük zarar verir. Dünya AI, 5G ve kuantumda yarışırken biz hâlâ temel altyapıda tökezliyoruz. Yazılımın imalatı geçmesi tarihi bir milat olsa da liyakatsiz yönetimler bu avantajı dışa bağımlılığa dönüştürüyor.

Liyakat Olmadan Millilik Olmaz

“Millî teknoloji hamlesi” sloganları havada uçuşurken raporun verileri ironiyi gözler önüne seriyor. Millîlik bir tabela yazısı değil, bağımsız inovasyon kapasitesidir. Bu kapasite ancak ehil kadrolarla inşa edilir. Siyasi sadakatle yapılan atamalar, en yerli projeyi bile yabancı lisanslara mahkûm kılar. Yanlış yönetici risk almaz, ithal paketleri tercih eder; çünkü hesap vermek istemez.

Sonuç: “Millî” projeler yabancı danışmanlara ve yazılımlara bağımlı kalır. Raporun patent rekoru (10 bini aşan başvurular) sevindirici; ancak bu patentler liyakatsiz ortamda ticarileşemezse kağıt üstünde kalır. Yazılım sektörünün kârlılığı %15’e çıkarken imalatın %2’ye düşmesi ekonomik bir makas değişimini gösteriyor; fakat bu değişim liyakatle yönetilmezse kalıcı olmaz.

İstihdamda Samimiyetsizlik ve Beyin Göçü

Sorun üst yönetimle bitmiyor; istihdam süreçleri de torpil ve samimiyetsizlik dolu. Nitelikli gençler sınavları geçerken, arka kapı ilişkileri belirleyici oluyor. Raporun altını çizdiği gibi, beyin göçü stratejik alanlarda alarm veriyor: Bilişim ve iletişim teknolojileri mezunlarında göç oranı %6,7’ye ulaştı. TÜİK verileri yükseköğretim mezunlarının genel beyin göçü oranını %2 gösterse de ICT ve mühendislikte bu rakamlar çok daha yüksek: Moleküler biyoloji ve genetikte %15, elektronik mühendisliğinde %9,6.

Bu göç, sadece maaş meselesi değil; değer görmemek, liyakatsiz ortamda ezilmek. Yurtdışında başarılı Türk yazılımcılar –Silicon Valley’de lider pozisyonlarda– Türkiye’de kalsalardı neler yapardı? Beyin göçü ekonomik değil, yönetimsel bir felaket. Raporun yazılım istihdamındaki liderliği müjdelemesi güzel, ama bu yetenekler liyakatsiz sistemde eriyip gidiyor.

Koltuk mu, Sorumluluk mu?

Türkiye’de ICT yöneticiliği kariyer basamağı; teknolojiden anlamak ikincil. Dünyada ise ağır sorumluluk: Veri güvenliği, kamu kaynakları, stratejik bağımlılıklar. Gelişmiş ülkelerde hatalı yönetici hesap verir; Türkiye’de örtbas edilir. Raporun 20 milyar dolarlık Ar-Ge harcaması, yanlış ellere düştüğünde boşa gider.

2026: Kırılma mı, Çöküş mü?

2026, ICT ve Ar-Ge için yol ayrımı. Raporun olumlu verileri –yazılımın liderliği, harcama rekoru, patent artışı– cesur reformlarla kalıcı başarıya dönüşebilir.

Atılması gereken adımlar ise aşağıdaki adımlar olarak sıralanabilir.

Yönetici atamalarında tam şeffaflık ilkesi benimsensin. Özgeçmişler kamuoyuna açık olsun.

Teknik yeterlilik zorunlu kılınsın. ICT yöneticileri için sertifika ve deneyim kriterleri getirilsin.

Personel istihdamında denetlenebilir süreçlere dikkat edilsin. Mülakatlar şeffaf yapılsın ve kaydedilsin, bağımsız denetim kurulları kurulsun.

Liyakat ilkesi siyasi maliyet göze alınarak uygulansın. Kısa vadeli kazançlar yerine uzun vadeli başarı önemsensin.

Bunlar yapılmazsa, strateji belgeleri tozlu arşiv raflarında yerini alır.

Teknoloji Yalan Söylemez, İnsan Kaynağı Her Şeyi Anlatır

ICT ve Ar-Ge, rakamlarla oynanamaz: Sistem çalışır veya çöker. Raporun verileri umut verse de asıl sorun teknoloji eksikliği değil; doğru insanı seçme cesareti. Yazılımın imalatı geçmesi, harcama rekorları, patent artışları… Bunlar liyakatle taçlandırılmazsa geçici kalır. Türkiye, dünya ile rekabet etmek istiyorsa, yeni yazılımlardan önce zihniyet devrimi yapmalı: Liyakatli atamalarla başlayan bir dönüşüme imza atmalı.

Zaman daralıyor. Ya liyakatle yükseleceğiz ya da liyakatsizlikle izleyici olmaya devam edeceğiz.