İnsanlığın teknolojik ilerlemesine, maalesef ahlaki ve fikirsel bir gelişim eşlik edemedi. İnsanın teknoloji kullanım endeksi arttıkça; ahlaki ve vicdani değerleri zayıflıyor. Ekran kullanım süresi uzadıkça, bireyin yalnızlaşması da aynı oranda artıyor. Yapay zekânın (YZ) yükselişiyle birlikte, bu teknolojinin mucidi olan "insan beyninin", kendi yarattığı sanal dünyanın kölesi haline gelmeye başladığı görülüyor.
İlk Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ, Yakın Çağ ve şimdi de: Karanlık Çağ.
İnsanlık, tarihi boyunca her dönemde ilerlemiş; teknolojik ve fikirsel gelişimini hep bir adım öteye taşımıştır. Ancak 21. yüzyılla birlikte, insanlığın tüm tarihi boyunca ürettiği bilgi ve teknolojiden çok daha fazlası, sadece son 25 yıl içerisinde üretildi. Ne var ki 21. yüzyıldaki bu teknolojik sıçrama, insanın "insan olma" özüne zarar vermeye başladı.
İnsanlığın teknolojik ilerlemesine, maalesef ahlaki ve fikirsel bir gelişim eşlik edemedi. İnsanın teknoloji kullanım endeksi arttıkça; ahlaki ve vicdani değerleri zayıflıyor. Ekran kullanım süresi uzadıkça, bireyin yalnızlaşması da aynı oranda artıyor. Yapay zekânın (YZ) yükselişiyle birlikte, bu teknolojinin mucidi olan "insan beyninin", kendi yarattığı sanal dünyanın kölesi haline gelmeye başladığı görülüyor.
Antik Çağ’dan beri dili, yazıyı, düşünmeyi ve sanatı ilmek ilmek işleyerek bugüne taşıyan insanlık; artık bu yetilerini yapay zekâya devretmeye başladı. Eskiden sadece "organik gıda" arardık; YZ’den sonra artık "insan elinden çıkmış" üretimleri arar olduk. Yazmayı, konuşmayı ve en önemlisi düşünmeyi unutturan yeni bir karanlık çağa hoş geldiniz.
"Alfa Nesli" olarak adlandırılan kuşak, artık el yazısı yazmayı dahi bilmiyor. Sosyal medya mecralarında vakit geçirmekten gerçek dünyayı, gerçek insanlarla iletişim kurmayı unuttular. Sanal dünyanın algoritmaları, onlara gerçekliği unutturacak kadar güçlü bir yapıya sahip.
Şu an her yer YZ’nin ne kadar faydalı olduğuna dair methiyelerle dolu. Elbette bu teknolojinin yadsınamaz faydaları var; ancak görmezden gelinemeyecek kadar büyük zararları da kapıda. Etik, ahlaki ve vicdani değerlerle donatılmış bir yapay zekâ insanlığın faydasına olabilir (ancak bu ne kadar mümkün?).
Bu teknolojinin hiç de hayal ettiğimiz kadar masum olmadığını, Şubat ayının son haftasında ABD’den gelen bir haberle acı bir şekilde gördük:
"ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in Anthropic firmasına, yapay zeka araçlarındaki askerî kısıtlamaları kaldırması için verdiği sürenin dolmasına 24 saat kala, CEO Dario Amodei(*) dikkat çeken bir çıkış yaptı. Amodei, Pentagon’un ABD ordusuna sınırsız erişim sağlama talebine 'vicdanen razı olamayacağını' açıklayarak talebi reddetti."
Bu hadise, yapay zekânın insan eliyle kötüye kullanımına dair somut bir örnektir. Gelecekte, doğrudan yapay zekânın kendi kararlarıyla oluşabilecek felaketlerle de karşılaşabiliriz. Psikolojik destek almak için YZ’ye danışan bireylerin, sistem tarafından intihara sürüklenmesi bu tehlikenin ilk trajik örneklerindendir.
Sürekli öğrenen ve üreten yapay zekâ, insan beynine "düşünmeyi" unutturuyor. Kullanılmayan her organ gibi beynimiz de körelecek; nöronlar arasındaki bağlar zayıflayacak. Bu bağlar azaldıkça anlama ve sentezleme yetimiz gerileyecek ve her şeyi YZ’ye sorma döngüsüne hapsolacağız. Çünkü insan beyni doğası gereği tembelliğe ve en az enerjiyi harcamaya yatkındır. Hazırda düşünen bir mekanizma varken, beyin neden yorulsun?
İnsanlık, kendi sonunu hazırlayacak donanımları yapay zekâya bizzat yüklemektedir. Bu durum, Darwin’in bile öngöremediği bir "tersine evrim"dir: İleri bir beyinden, gerileyen bir beyne doğru gidiş. Etik, ahlak ve vicdanla harmanlanmamış bir teknoloji, sadece beyinleri çürütmekle kalmıyor; insanı insan yapan tüm değerleri de yok ediyor.
İnsanlığımızın farkına, henüz vakit varken varabilmemiz dileğiyle.
(*) CEO Amodei gibi vicdanını kâr hırsının ve baskıların önünde tutan kaç teknoloji lideri kalmıştır?