İnsan en çok ayrılırken anlıyor bazı şeyleri. Günlük telaşın içinde sıradan sandığı anların aslında hayatın asıl dokusu olduğunu… Birlikte içilen çayların, paylaşılan yorgunlukların ve hatta yaşanan kırgınlıkların insanı nasıl şekillendirdiğini... Geriye dönüp baktığımda bir unvan görmüyorum, tamamlanmış hikâyeler görüyorum.
Cumhurbaşkanlığı Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu ile TÜBİTAK iş birliğinde hazırlanan bir araştırma raporuna katkı sağladık. Bu süreçte yaklaşık iki yüz Oda’dan "yeni tarım politikaları nasıl olmalı?" sorusu ekseninde görüş alıp değerlendirdik ve sonuçları Cumhurbaşkanlığına raporladık.
Ardından, TÜİK’in daveti üzerine "alınması gereken tarımsal veriler" konulu toplantıya katılarak ilgili daire başkanıyla görüşlerimizi paylaştık. Son olarak Tarım ve Orman Bakanlığının talebiyle, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü ile bir dizi toplantı gerçekleştirdik. Bu görüşmelerin odağında; ÇKS belgeleri ile çiftçi verilerinin tek elde toplanması ve bu verilerin Bakanlık ile TZOB arasında paylaşımının sağlıklı bir zemine oturtulması yer alıyordu.
Bir önceki Bakan döneminde, biraz da siyasi nedenlerle, bilgi paylaşımı ve iş birliği noktasında bazı aksaklıklar yaşamıştık. Yeni gelen Bakan ve ekibi ise il ve ilçe müdürlüklerindeki bürokratik iş yükünü azaltmayı, ziraat mühendislerini ofislerden ziyade tarımsal alanlara yönlendirmeyi hedefliyordu. Bizimle iş birliği yapmanın bu yükü hafifleteceğini ve süreci daha verimli kılacağını düşünerek ortak bir çalışma grubu oluşturmayı önerdiler.
Bu yaklaşım; tarımsal verilerin sağlıklı edinimi ve kurumlar arası koordinasyonun sağlanması açısından oldukça isabetliydi. Zaten bu konuda TÜBİTAK ile daha önce yaptığımız görüşmelerde de iş paylaşımı ve koordinasyon konuları gündeme gelmişti. Yapılan planlama neticesinde çiftçi verilerinin, Bakanlığın formatına uygun şekilde bizim veri merkezimizde tutulmasına; Bakanlığın ise bu verilere analiz amaçlı erişebilmesine karar verildi. Bu doğrultuda bir ön çalışma yapıldı; pilot bölge olarak seçilen üç ilde sistemin işleyişi Bakanlıkça test edildi. Sürecin başarıyla tamamlanmasının ardından pilot il sayısı yirmiye çıkarıldı.
Son Vazifeye Veda
Aradan dört yıl bir ay geçmişti... Her vedanın bir sesi vardır. Bazısı gürültülüdür, bazısı ise fark edilmeden çekilir hayattan. Benimkisi sessiz oldu. Masamı toplarken odada yalnızca kâğıtların hışırtısı vardı; oysa içimde kırık dökük anıların uğultusu dolaşıyordu.
Ömrümün yarısını verdiğim çalışma hayatı, gözümün önünden sadece takvim yaprakları gibi değil; yüzler, mekânlar ve hatıralarla geçti. Santrallerde yankılanan sesler, proje odalarında sabaha kadar süren tartışmalar, bir fuar alanında heyecanla anlatılan bir fikir… Hepsi şimdi aynı mesafedeydi ne çok yakın ne de tamamen geride.
İnsan en çok ayrılırken anlıyor bazı şeyleri. Günlük telaşın içinde sıradan sandığı anların aslında hayatın asıl dokusu olduğunu… Birlikte içilen çayların, paylaşılan yorgunlukların ve hatta yaşanan kırgınlıkların insanı nasıl şekillendirdiğini... Geriye dönüp baktığımda bir unvan görmüyorum, tamamlanmış hikâyeler görüyorum. Her biri kendi zamanı içinde anlamlı, kendi şartları içinde gerçek. Kimi yüzler hâlâ sıcak bir tebessüm gibi belleğimde, kimi anılar ise iç serinleten bir mesafeye dönüşmüş durumda.
Bir kapıyı kapatıyorum; ama ardında karanlık bir boşluk yok. Sadece yürünmüş bir yolun dinginliği, yorulmuş ama eksilmemiş bir insanın sükûneti var. Hayat, insanı bazen en alıştığı yerden uğurluyor. Fakat insan bir yerden çıkmıyor aslında; yalnızca başka bir eşiğe doğru ilerliyor.
Ardımda tamamlanmış bir dönem bırakarak, yeni bir sessizliğe doğru yürüyorum. Elimde kalan ne bir kırgınlık ne de bir övgü; sadece yaşanmışlıkların o vakur ve huzurlu ağırlığı.
Ve bu, sanırım bir veda için yeterli.