GÜNAHI İŞLEYEN DEĞİL, KARANLIĞI YARATAN SUÇLUDUR (*)

Devletlerin yasal kumardan vergi, sigara ve alkolden bandrol ücreti alması; devlet gelirlerinde hayati bir etki yaratacak kalemler değildir. Devletler bu "kötü" gelire ihtiyaç duymamalıdır. Eğer devletler bu tarz gelirlere muhtaç kalıyorsa, dükkânı kapatıp gidelim.

Sistemin hiç mi hatası yok? Sistem dediğimiz mekanizma, sütten çıkmış ak kaşık mıdır?

Suçu işleyen mi, yoksa suça ortam hazırlayan sistem mi sorgulanmalıdır? Yasa dışı sanal bahis denilen illet; bireyleri, aileleri ve toplumları mahvetmektedir.

Kısa yoldan köşeyi dönme vaadiyle kurulan tuzaklar... Sahi, yasa dışı bahis tehlikeli de yasal bahis neyin nesidir? Yasal olunca tehlikesiz mi sayılıyor? Yasa dışı kumar ile yasal kumar ne demektir? Ne farkı var bunların arasında? Sonuç aynı...

Ülkemizde 90’lı yıllarda resmi kumarhaneler vardı; sistemin izin verdiği "yasal" kumarhaneler. Toplumda yarattığı erozyon sonrası devlet bu kumarhaneleri kapattı ve Türkiye’de fiziki kumarhane işletmeciliği yasaklandı. 2000’li yıllarla beraber teknolojinin hayatımıza girmesiyle kumar işi "dijital mecralara" taşındı. İşin garibi, bu mecralarda da "yasal" ve "yasa dışı" bahis gibi ucube bir ayrım gelişti. Kumarın yasalı veya yasa dışısı olur mu? Kumar, kumardır.

Bir yandan devletin kumar bağımlılığından kurtarma merkezleri varken, diğer yanda devletin bizzat izin verdiği "yasal bahis" denilen bir çelişki yumağı var. Ne kadar saçma ve absürt bir durum! Bir yandan devlet "yasal bahis" adı altında birilerine kumar oynatma izni verirken, diğer yandan vatandaşlarını kumar bağımlılığından kurtarmak için merkezler açıyor.

Benzer bir ironi alkol ve sigara konusunda da yaşanıyor. Devlet; sigara ve alkolden bandrol üzerinden vergisini alıp gelir yaratıyor, öte yandan sağlık kuruluşlarında bu alışkanlıkları bırakamayan vatandaşlarına tedavi hizmeti veriyor. Devlet açısından tam bir paradoks!

Sistem içinde sistemler oluşturuluyor; yasalar eliyle insanları zehirleyen yapılar... Yasa dışı yaparsan cezası var, yasal yaparsan "vergisini ver gerisine karışma" mantığı... Aslında uluslararası şirketler tarafından devletin gücü kullanılarak "TEKEL" piyasalar yaratılıyor. Bu, global şirketlerin devletleri kandırmacasından başka bir şey değildir. Devletlerin yasal kumardan vergi, sigara ve alkolden bandrol ücreti alması; devlet gelirlerinde hayati bir etki yaratacak kalemler değildir. Devletler bu "kötü" gelire ihtiyaç duymamalıdır. Eğer devletler bu tarz gelirlere muhtaç kalıyorsa, dükkânı kapatıp gidelim.

Devletler "sosyal devlet" prensibiyle hareket eder ve vatandaşını korur. Yasal ya da yasa dışı kumar ayrımı da nedir? Bu durum, devletlerin küresel şirketler karşısında diz çökmesinden başka bir şey ifade etmemektedir maalesef. Dijital mecralarda bu tarz siteleri kapatan devletler, aynı küresel şirketler tarafından hemen "özgürlük ve insan hakları düşmanı" ilan ediliyor; ceberrut ve demokrasisi yetersiz devlet damgası yiyor. Böyle bir şey olabilir mi? Vatandaşını zehirden koruyan devleti suçlayabiliyor bu "tek dişi kalmış canavarlar."

Bu noktada devletler bir araya gelerek kendilerini koruma yöntemleri geliştirmelidir. "Benim şirketim iyi, senin şirketin kötü" ya da "benim suçlum iyi, seninki kötü" anlayışı terk edilmelidir. Interpol denilen kuruluş, dönem dönem bu çarpık anlayışı sürdürmektedir. Interpol (Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı), 190’dan fazla üye ülkenin polisi arasında iş birliğini sağlayan dünyanın en büyük polis örgütüdür. Ancak suçluyu iade etmeyen devletler üzerinde bir yaptırım yetkisi olmadığı gibi, adi suçlular sistemin açıklarını bildikleri için bu işleyişi kendi lehlerine kullanabilmektedir. Dönem dönem devletler de rakip devletlere karşı kötü niyetli davranmaktadır. Ülkemizin de üyesi olduğu bu kurum kullanılarak; iade edilmesi gereken birçok terörist ve adi suçlu, rakip devletlerce "siyasi suçlu" gibi gösterilerek iade edilmemiştir (ASALA terör örgütü üyeleri ya da uyuşturucu kartelleri gibi).

Yeni dönemin kötülükleri dijital platformlar üzerinden yayılmaktadır. Telegram, TikTok ve Instagram gibi mecralarda birçok yeni nesil suç çetesi türemektedir. Önlem almak isteyen devletler bu küresel şirketler tarafından "demokrasi düşmanı" olarak yaftalanırken, önlem almayanlar "özgürlükler ülkesi" ilan edilmektedir. Dijital platformlar, insan odaklı yasal bir çerçeveye oturtulmalıdır. Yapay zekayla beraber bu gereklilik artık elzem hale gelmiştir.

Dijital platformlar ilk ortaya çıktıklarında insanlık için bir devrim gibi lanse edilmiş, yani zehir altın tepside sunulmuştur. Günümüzde dijitalin yarattığı dünya yüzünden insanın mahremiyeti, masumiyeti ve en önemlisi vicdanı yerle yeksan olmuş; platformlar yapay zekayla beraber insanlık üzerinde hâkimiyetini ilan etmiştir. Bu durumu Gazze soykırımında tüm insanlık cep telefonlarından izlemiştir. Ancak izlenenler, sadece bu platformların algoritmalarının "göstermek istediği" kadardır. İnsanlığın görmediği, algoritmalar tarafından engellenen insanlık suçları ise eminim çok daha fazladır. Örneğin Doğu Türkistan Türklerine yapılan zulümler ekranlarımıza düşmemektedir. Ruanda Soykırımı, Srebrenitsa Soykırımı da benzer bir kaderi paylaştı.

Bosna Hersek (1992-1995) savaşında en çok Srebrenitsa Soykırımı bilinir. Ancak 30 yıl sonra, yani 2025’te, onurlu bir İtalyan gazetecinin detaylı çalışmaları sonucu çok daha acımasız olayların yaşandığı ortaya çıktı. Fakat teknolojik platformlarda bunu göremezsiniz. Dijital mecralarda yer almayan olayın özeti şudur: Gazeteci; başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın birçok yerinden getirilen zengin insanlara, bu savaşta para karşılığı "Boşnak avlama turizmi" yaptırıldığını belirtiyor. Bu haber sonrası İtalya savcılığı soruşturma başlatmıştır.

Diğer bir örnek: 28 Şubat 2026’da patlak veren ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın ilk gününde; Hürmüzgan eyaletinin Minab kentindeki Şeceretü't-Tayyibe Kız İlkokulu hedef alındı; 170 öğrenci ve öğretmen hayatını kaybetti. Sosyal medyada sadece üzülme ve kınama mesajları gördük. Ve bu haber, algoritmalar sayesinde hızla gündemden düştü. Artık ilk günkü kadar karşınıza çıkmıyor.

Demem o ki; 21. yüzyıl insanının bilgi dağarcığı, algoritmaların önüne düşürdüğü kadardır. Nokta. Algoritmalar kimin elindeyse insanlara sadece göstermek istediğini gösteriyor; kendi çıkarlarına ne uygunsa onu parlatıyor ya da gizliyorlar.

Şimdi soruyorum sizlere: Günahı işleyen mi, yoksa karanlığı yaratan mı suçludur?