DİJİTAL ÇAĞDA ÇOCUKLAR VE GELECEĞİMİZ

DİJİTAL ÇAĞDA ÇOCUKLAR VE GELECEĞİMİZ

Doğrudan konuya gireceğim. Geçtiğimiz ay ülkemizde, hiç yaşanmaması gereken iki acı olayla sarsıldık. Biri Şanlıurfa Siverek’te, diğeri Kahramanmaraş’ta… Geleceğimiz olan, eğitim çağındaki çocuklarımızı kaybettik. Hayatlarının baharında yitirdiğimiz evlatlarımızı rahmetle anıyor; ailelerine ve milletimize sabır diliyorum. Bu acı, bir istatistik değil; içimizi yakan bir gerçek. Bu noktada hamasi söylemlere, ajitasyona ya da kolaycı eleştirilere sığınmanın kimseye faydası yok. Ancak bazı gerçekleri konuşmak ve sorumluluklarımızı hatırlatmak zorundayız.

İnternetin hayatımıza girmesiyle birlikte, başta düzenleyici kurumlar olmak üzere önemli adımlar atıldı. Akademi ve kamu da bu sürece katkı sundu. Bu çabaları teslim etmek gerekir. Ancak açık olan şu; Bu çabalar tek başına yeterli olmadı. Çünkü biz teknolojiyi sonradan öğrendik; çocuklarımız ise onun içine doğdu. İletişim dili değişti, dünya değişti, öğrenme biçimleri değişti… Ama biz çoğu zaman bu değişimi yeterince ciddiye almadık. Ebeveynler olarak neyle karşı karşıya olduğumuzu tam anlamadan, çocuklarımızı oyalamak adına ellerine verdiğimiz tabletler ve telefonlarla onları algoritmaların insafına bıraktık. Farkında olmadan, onları yankı odalarının içine teslim ettik. Bu durum, eleştirel düşünme becerilerini zayıflattı, dünyayı bütüncül algılama kapasitelerini sınırladı.

Bu noktada bir gerçeğin altını özellikle çizmek gerekiyor: ICT MEDIA olarak uzun zamandır algoritmaların oluşturduğu risklere dikkat çekiyor, bu görünmez etkinin çocuklarımız ve toplum üzerindeki sonuçlarını gündeme taşımaya çalışıyoruz. Bugün yaşadıklarımız bir tesadüf değil; bir sürecin sonucu. Ancak bu sonucu nasıl şekillendireceğimiz hâlâ bizim elimizde. Ve biz, tam olarak bu farkındalığı oluşturmak için bu mesajı vermeye devam ediyoruz.

Daha da önemlisi, bize bu süreçte sistematik bir yol haritası sunulmadı. “Dijital detoks” kavramını konuşurken bile geç kaldık. Oysa mesele tamamen kopmak değil; doğru ve dengeli kullanımı, yani bir “dijital diyet” kültürünü inşa edebilmekti. Bugün geldiğimiz noktada açık bir gerçek var. Ortak bir strateji ve eylem planı hâlâ ortaya konabilmiş değil. Oysa sorun uzun zamandır “geliyorum” diyordu.

Eğitim tarafına baktığımızda; Yapılanları yok saymak haksızlık olur. Ancak biz toplum olarak çoğu zaman “yolda düzeltme” refleksiyle hareket ediyoruz. FATİH Projesi gündeme geldiğinde de aynı şeyi söyledik. Bu bir fırsattı. Ama öncelik donanım değil, içerik olmalıydı. Eğitimde dijitalleşme; tablet dağıtmak ya da akıllı tahta kurmak değildir. Asıl mesele, o teknolojiyi nasıl bir pedagojik içerikle buluşturduğunuzdur. Aynı şekilde okulları sadece akademik başarı üreten kurumlar olarak görmek de eksik bir yaklaşımdır. Okullar; çocukların psikolojik dayanıklılık kazandığı, sosyal beceriler geliştirdiği, kimlik inşa ettiği alanlardır.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın son dönemde teknolojiyi daha etkin kullanma, öğretmenleri destekleme ve dijital risklere karşı çözümler üretme çabası önemli. Ancak yaşananlar gösteriyor ki bu yeterli değil. Çünkü bu mesele sadece bir bakanlığın çözebileceği bir konu değil. Tüm paydaşların öğretmenlerin, okul yöneticilerinin, ebeveynlerin ve hatta teknoloji üreticilerinin ortak sorumluluk alması gerekiyor.

Burada kritik bir noktaya özellikle dikkat çekmek istiyorum. Neden okul yöneticilerimize daha fazla güvenmiyoruz? Neden öğretmenlerimizi yalnız bırakıyoruz? Okulların gerçek sahipleri olan eğitimcileri daha fazla desteklemek, onları güçlendirmek zorundayız. Çünkü sahadaki en gerçek veriye, en doğrudan gözleme sahip olanlar onlar. Ama en kritik paydaş yine biziz: ebeveynler “Benim çocuğum yapmaz” yaklaşımı, dijital çağın en tehlikeli yanılgılarından biridir. Çünkü artık risk dışarıdan değil; evin içinden geliyor. Tabletlerden, telefonlardan, oyunlardan, sosyal medyadan… Çocuklara cihaz vermek kolay. vAma sorumluluk kazandırmak zor. Bu yüzden denetim kadar güvene, yasak kadar iletişime ihtiyacımız var. Aksi halde çocuklarımızı, algoritmaların şekillendirdiği bireyler olarak kabul etmek zorunda kalacağız.

Eğer bunu istemiyorsak, Çocuklarımızı yalnız bırakmayacağız. Onlara güvendiğimizi hissettireceğiz. Onlarla konuşacağız, onları anlamaya çalışacağız. Çünkü dijital çağda büyüyen çocukların kaderi, tesadüflere bırakılamayacak kadar kıymetli. Unutmayalım; Sosyal medya, oyunlar ve dijital içerikler doğru yönlendirilmediğinde sadece zamanı değil, karakteri de tüketir. Ama doğru kullanıldığında, çocuklarımızın potansiyelini ortaya çıkaran güçlü araçlara dönüşebilir.

Mesele teknoloji değil. Mesele, onu nasıl kullandığımız. Ve mesele, çocuklarımızın geleceği.

Türkiye, dijital dönüşüm yolculuğunda yeni bir eşiğe adım atarak 5G teknolojisine geçti. ICT MEDIA olarak bu sayımızda, 1 Nisan’da atılan bu önemli adımı masaya yatırdık. Sektör temsilcileri; ekonomiden güvenliğe, eğitimden sağlığa kadar pek çok alanda köklü bir dönüşümün kapılarının aralandığını vurguladı. Yeni sayımızda ayrıca Türk Mühendisler Derneği Genel Başkanı Yaşar Yekebağcı ile mühendislik mesleğinin bugünü ve geleceğini konuştuk. Mühendisliği yalnızca teknik çözümler üreten bir meslek değil, aynı zamanda geleceği şekillendiren bir düşünce biçimi olarak tanımlayan Yekebağcı, “Türk Dünyasını Türk Mühendisleri Eliyle İnşa Etmeyi Hedefliyoruz” dedi. Sektörün nabzını tutan dergimizin bu yeni sayısının da ilgiyle okunacağına inanıyoruz.