Son dönemde okullarda yaşanan şiddet olayları, aslında uzun süredir birikerek gelen bir sorunun dışa vurumu niteliğindeydi. Çocukların uyuşturucu, şiddet ve çete faaliyetlerine karışarak gerçekleştirdikleri silahlı eylemler son yıllarda görsel ve yazılı medyanın ana haberlerinden biri haline gelmişti.
Okullarda bıçaklı kavgalar ve öğretmenlere yönelik saldırılarla başlayan bu süreç, maalesef ölümle neticelenen bir olaylar zincirine dönüştü. Problemin kaynağının tek bir sebebe dayanmadığı bir hakikat. Ebeveynlerin çocuklarına yönelik tutumları, sosyal çevre, okul ortamı, sosyo-ekonomik koşullar ve ateşli silahlara kolay erişim gibi pek çok faktör bu sonucu doğurmaktadır.
Aile içindeki destekleyici iletişim ortamı, çocuğun sosyalleşmesi ve gelişimi için hayati önem taşımaktadır. Ebeveynlerin çocuk yetiştirirken onlarla sağlıklı bağ kurabilmeleri adına, iletişim becerilerini geliştirici aile eğitim programlarıyla desteklenmeleri gerekmektedir.[1]
Diğer önemli bir faktör ise eğitim ve öğretimin sağlandığı okullardır. Okullar; topluma faydalı, duyarlı, empati kurabilen, sorumluluk sahibi, sorgulayan, eleştirel düşünen, hoşgörü sahibi ve haklarını bilen bireyler yetiştirmelidir. Öğretmenler; öğrencilerin yeni fikirler ortaya koymalarını desteklemeli, onların arkadaşlık ilişkilerini ve çevre etkileşimlerini dikkatle gözlemlemelidir. Gerektiğinde olumsuz davranışlara müdahale edilmeli, olumlu tutumlar ise teşvik edilmelidir.[2]
Çocuğun gelişiminde bir diğer önemli faktör çevredir. Eğitim ailede başlar, okulda gelişir; ancak arkadaş çevresi ve toplumsal ilişkilerle birlikte sosyal çevrenin etkisi giderek artar.
Günümüzde bu unsurlara yeni ve güçlü bir faktör daha eklendi: Medya, kitle iletişim araçları ve küreselleşme. TV dizilerinde "çete kültürünün" yüceltilerek yaygınlaşması, hafife alınmayacak bir ayrıntı olmasa gerek... Özellikle şiddeti özendiren yapımlara RTÜK tarafından müdahale edilmelidir. 6112 sayılı Kanun gereğince "Akıllı İşaretler Sembol Sistemi" uygulansa da çocukların uyku saatinden önce yayınlanan diziler için daha sıkı önlemler alınması şarttır.
Bu konuda bir anımı paylaşmak isterim: Kurtlar Vadisi dizisinin yönetmeni ile senaryo eğitimi sırasında tanışmıştık. Kendisine neden bu denli sert ve "mafya" temalı diziler çektiklerini sorduğumda; "Toplum böyle istiyor, reyting meselesi," cevabını almıştım.
Gençlerin suça yönelmesinde toplumsal normların etkisi büyüktür ve bu normların dönüşümünde kitle iletişim araçları, özellikle de internet başroldedir. Yararlı yönlerine rağmen internet; çocukların en fazla istismar edildiği ve sömürüldüğü mecralardan biri haline gelmiştir. Araştırmalar, dijital ortamdaki suçların önemli bir kısmının yine gençler arasında cereyan ettiğini göstermektedir. Günümüz koşullarında çocukları teknolojiden tamamen soyutlamak mümkün olmadığından, ebeveynlerin içerik konusunda daha seçici ve dikkatli olmaları gerekmektedir.
Küreselleşme süreciyle birlikte çocuklar; kendi sınırlarının ötesindeki sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi değişimlere doğrudan maruz kalmaktadır. Bu sürecin en güçlü araçlarının başında ise kitle iletişim araçları gelmektedir. Kitle iletişim araçları bir yandan pek çok alanda hayatı kolaylaştırırken, diğer yandan bilinçsiz kullanım neticesinde ortaya çıkan olumsuzluklar tüm dünyada etkisini göstermektedir. Teknolojik araçların toplumsallaşma sürecindeki kritik rolü göz önünde bulundurulduğunda; küreselleşmenin ve sosyal medya araçlarının çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri, göz ardı edilemeyecek bir boyutadır.[3]
Çocukların bilişim teknolojileri kullanım alışkanlıklarını belirlemek amacıyla yürütülen "Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması", COVID-19 salgınının etkilerinin sürdüğü 29 Mart - 21 Mayıs 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması kapsamında yapılan bu çalışma, 6-15 yaş grubundaki çocukları hedef almıştır.
Veriler incelendiğinde, 6-15 yaş grubundaki çocuklarda internet kullanım oranının 2013 yılında %50,8 iken, 2021 yılında %82,7’ye yükseldiği görülmektedir. İnternet kullanımı cinsiyet bazında değerlendirildiğinde ise; 2013 yılında %53,7 olan erkek çocukların kullanım oranı 2021’de %83,9'a; 2013 yılında %47,8 olan kız çocuklarının kullanım oranı ise 2021’de %81,5'e ulaşmıştır. Aynı dönemde çocukların sosyal medya kullanım oranı ise %31,3 olarak kaydedilmiştir.
Ülkemizde bu konudaki riskleri en aza indirmek adına çeşitli önlemler alınmıştır. Bu kapsamda Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından, isteğe bağlı ve ücretsiz sunulan “Güvenli İnternet” uygulaması hayata geçirilmiştir. Ayrıca, internetin daha bilinçli kullanılmasına yönelik çocuklara ve gençlere yönelik düzenli seminerler verilmektedir.
Küreselleşme araçlarının olumsuz etkilerinden korunabilmek ve teknolojiyle sağlıklı bir etkileşim kurabilmek adına “medya okuryazarlığı” kavramı stratejik bir önem kazanmıştır. Medya okuryazarlığı, kitle iletişim araçları ile birey arasında bilinçli bir bağ kurulmasına yardımcı olur. Temelleri ailede atılması gereken bu süreç; okul eğitimiyle desteklenerek çocuklara iletilere eleştirel bir gözle bakma, seçici davranma ve kendi mesajını özgün biçimde oluşturabilme becerisi kazandırmayı hedeflemektedir.[4]
[1] Yalçın, H. Anne-Çocuk İletişimi Eğitiminin Etkileri. SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 28, 179-194
[2] Sarıbaş, S. ve Babadağ, G. (2015) Temel Eğitimin Temel Sorunları. Anadolu Eğitim Liderliği ve Öğretim Dergisi, 3
[3] Lindberg N. (Ahioğlu) (2013). Küreselleşen Dünyada ve Türkiye’de Çocukluğun Durumu. Kastamonu Eğitim Dergisi, 21
[4] Tanrıverdi, B. ve Apak, Ö. (2010). Türkiye, Finlandiya ve İrlanda İlköğretim Programlarının Medya Okur-Yazarlığı Eğitimi Açısından Karşılaştırılması. Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri, 2,