DİJİTALLEŞMEDE İHRACATIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ VE DÖVİZİN ŞUH CAZİBESİ

Peki, ülke olarak biz dijital ya da stratejik ürünleri KİM için üretiyoruz? Her şey gerçekten sadece ihracat mı? Örneğin; çığır açıcı özel yazılımlarımız, milli İHA/SİHA'larımız, yeni nesil savaş uçağımız KAAN, Bayraktar Kızılelma veya ASELSAN’ın ürünleri... Yerli ve milli özel şirketlerin ürettiği çok özel, gizli ürünler... Buralarda kullandığımız milli yazılımları ya da üretim prospektüslerini, satış yaptığımız ülkelerle paylaşıyor muyuz? Tekrar sormak gerekir: Her şey ihracat mı acaba?

 

Ülkemizde yazılım içerikli akıllı ürünlerin üretimi için 5N1K modelini kurduğumuzda karşımıza şu sorular çıkar: Ne (Olay), Nerede (Mekân), Ne zaman (Zaman), Nasıl (Süreç), Niçin-Neden (Amaç/Sebep) ve Kim (Özne)?

Aslında bu sorulardan her biri için sayfalar dolusu makale yazılabilir. Ama zamanın ruhuna uyalım; kısa ve öz yazılar daha çok okunduğu için biz de bu yazıyı kısa ve öz tutalım. 5N1K modellemesindeki en önemli soru olan "Kim" (Özne) unsurunu mercek altına alalım. 5N, genel olarak bir girişim için yapılması gereken işletme hesaplarından müteşekkildir; ancak "1K" sorusu önemlidir.

Ülkemizin dijital ekosisteminde, dijitalleşme adına üretilen ürünler KİM için üretiliyor?

Hem bireysel hem de kurumsal (ülke) olarak bu "Kim"leri çok iyi incelememiz gerekiyor. Hatta bu hedef kitlelere göre hangi kodların geliştirildiğini de iyi irdelemeliyiz.

Dijital oyuncular, ülkenin milli menfaatlerine göre mi yoksa önce kendi işletmelerinin menfaatlerine göre mi hareket ediyorlar? Ya da soruyu şu şekilde sormak daha anlamlı olur: İşletmelerin menfaatleri ile ülkenin menfaatleri aynı yönde mi?

Geçmişte yerli bir siber güvenlik firmamızın CEO’suyla yaptığım röportajda, CEO dikkat çekici bir ifadeyle firmasını tanıtmış ve gururla şunları söylemişti: "Geçmişte İsrail devletine siber güvenlik danışmanlık hizmeti verdik."

Bugünden o güne baktığımda; o zamanlar ticari açıdan iyiymiş gibi görünen bir hamlenin, bugün ne kadar yanlış bir satış stratejisi olduğunu çok daha net anlıyorum. Firma, farkında olmadan dijital bir canavarı beslemiş. İsrail gibi ülkelere "ihracat yaptım" diye sevinilirken, adamlar yapay zekayla geliştirdikleri silahlarla 70 bin insanı katlettiler.

Veya bir an için kendinizi ABD hükümetinin yerine koyun. ABD’li teknoloji firmaları bir dönem fabrikalarını Çin’e taşımış, hatta fabrika kurmak yerine doğrudan Çin’de fason üretim yaptırıyorlardı. Çünkü maliyet çok ama çok ucuzdu. Bugün geldiğimiz noktada ise Çin, ABD ile teknoloji yarışında atbaşı gidiyor. Bunun sebebi, yine "KİM için üretiyorsun?" ve "NEREDE üretiyorsun?" sorularında saklıdır. ABD hükümeti bugün ibreyi tersine çevirmeye çalışsa da iş işten geçti; atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti…

Ülkeler için bazı üretimler ve bazı formüller stratejiktir, hatta devlet sırrıdır. Örneğin nükleer bilgi birikimi veya yapay zeka modellemeleri gibi... Ancak Çin sayesinde bunlar artık sır olmaktan çıktı. Çin, 1980'lerden itibaren Batı medeniyetinin tüm üretim sırlarını "tersine mühendislik" ile etap etap çözdü. Hatta kendisi dijitalleşmeyle beraber yeni sırlar geliştirdi; dijitalleşmenin mihenk noktası olan "nadir toprak elementlerini" elde etmedeki yeni teknolojiler, ABD’li muadillerine göre onda bir fiyatına üretilen yapay zeka modelleri ve otonom araçlar gibi...

Peki, ülke olarak biz dijital ya da stratejik ürünleri KİM için üretiyoruz? Her şey gerçekten sadece ihracat mı? Örneğin; çığır açıcı özel yazılımlarımız, milli İHA/SİHA'larımız, yeni nesil savaş uçağımız KAAN, Bayraktar Kızılelma veya ASELSAN’ın ürünleri... Yerli ve milli özel şirketlerin ürettiği çok özel, gizli ürünler...

Buralarda kullandığımız milli yazılımları ya da üretim prospektüslerini, satış yaptığımız ülkelerle paylaşıyor muyuz? Tekrar sormak gerekir: Her şey ihracat mı acaba? Neye rağmen ihracat? Bazı stratejiler parayla ölçülemeyecek kadar değerlidir.

Bu stratejileri değerli kılacak bazı taktikler de geliştirmemiz gerekiyor. Batılı sözde dost ve NATO müttefiki ülkeler, yıllarca bize belli niş ürünleri satmadılar, ambargolar uyguladılar. Şimdi Kanada bizden SİHA satın almak isterse satacak mıyız? Ya da Almanya milli tankımız Altay’ı, ABD ise Bayraktar Kızılelma insansız savaş uçağımızı almak istediğinde satacak mıyız? Bu sorular şu an için hayal gibi gelebilir ancak ileride mutlaka önümüze gelecek. Devlet aklı, bu soruların cevabına şimdiden hazırlanmalıdır.

Taktik Adım: Vize ve Mütekabiliyet

Bu süreçte deneme amaçlı kullanılabilecek basit ama en etkili taktik araç "VİZE" uygulamasıdır. Ülkemizde şu an ne yazık ki teslimiyetçi bir vize politikası izleniyor. Gelin bu vize politikasını revize edelim ve mütekabiliyet (karşılıklılık) esası uygulayalım. Bakalım o zaman ne olacak?

Bir ülkenin stratejik değerleri, vatandaşına verdiği değerle doğru orantılıdır. Global Citizen Solutions’ın her yıl yayımladığı Küresel Pasaport Endeksi’ne göre Türkiye pasaportu, 2026 yılı endeksinde 197 ülke arasında 96. sırada yer aldı. İşe önce pasaportumuzun değerini artırarak başlamalıyız.

Çin, ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinin vatandaşları ülkemize ellerini kollarını sallayarak girerken, biz o ülkelere gitmek için vize alamıyoruz; bırakın vizeyi, vize randevusu dahi alınamıyor. Bu durum son derece onur kırıcıdır. Ülkemizin gerçek değerini gösteren bir vize politikası, taktik ve etki açısından derhal gözden geçirilmeli, acilen mütekabiliyet esaslarına dönülmelidir. Dışişleri Bakanlığımızın sonuç odaklı bir eylem planı açıklaması görevinin bir gereğidir. İşe tam olarak buradan başlamalıyız.

Elbette ticari kaygılar olacaktır ancak bu kaygılarla ilgili net kırmızı çizgilerimiz de olmalıdır. Kırmızı çizgi ise tektir: Ülke menfaatleri. Ülke menfaatlerine aykırı her ticaret, her anlaşma ve her taviz, gelecekte bize ağır bir fatura olarak geri dönecektir. Tıpkı Osmanlı’da başlayıp ancak Kurtuluş Savaşı’yla kurtulduğumuz "Kapitülasyonlar" gibi...