DİJİTAL DEVLET VE DİJİTAL DEMOKRASİ

Dijital devlet, vatandaşa hizmet sunmanın ilk aşamasıdır. Dijital demokrasi ise vatandaşın yönetime ortak olmasının ikinci ve daha ileri aşamasıdır. Türkiye'nin bugün geldiği noktada artık tartışılması gereken konu, dijital devletin başarısından çok, dijital demokrasinin nasıl inşa edileceğidir. Çünkü gerçek dijital dönüşüm, yalnızca hizmetleri ekrana taşımakla değil; karar alma süreçlerini de vatandaşın katılımına açmakla tamamlanacaktır.

 

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Christos Teazis'in dijital dönüşüm üzerine yaptığı konuşmayı dinleme fırsatı buldum. 24 Haziran’da gerçekleştirilen toplantıda Teazis, özellikle Türk toplumunun teknolojik yeniliklere uyum sağlama hızına dikkat çekti. Bu tespit, daha önce çeşitli yazılarımda dile getirdiğim görüşlerle büyük ölçüde örtüşüyordu.

Yurt dışında bulunduğum dönemlerde, birçok teknolojik yeniliğin toplum tarafından benimsenmesinin uzun yıllar aldığını gözlemlemiştim. Türkiye ise internetten mobil uygulamalara, elektronik kamu hizmetlerinden yapay zekâ destekli sistemlere kadar pek çok teknolojiyi oldukça kısa sürede günlük yaşamın bir parçası hâline getirebildi.

Bugün internet, yapay zekâ, dijital kimlik, blokzincir teknolojileri, harita tabanlı hizmet sistemleri, dijital sağlık verileri ve gerçek zamanlı denetim mekanizmaları sayesinde bambaşka bir çağda yaşıyoruz. Henüz 2000'li yılların başında, Ankara Tunalı Hilmi Caddesi'ndeki bir otelde İngiltere Hükûmeti'nin dijital dönüşüm çalışmalarını anlatan bir uzmanın sunumunu dinlediğimi hatırlıyorum. O günlerde anlatılan pek çok uygulama, Türkiye'de de kısa sürede hayata geçirildi.

Aradan geçen yıllarda Türkiye; e-Devlet Kapısı, MERNİS, UYAP, e-Nabız, EBA, EKAP, Gelir İdaresi Başkanlığının dijital vergi sistemleri, SGK hizmetleri, belediyelerin açık veri portalları ve mobil uygulamalarıyla son derece kapsamlı bir dijital kamu altyapısı oluşturdu.

Bugün vatandaşlar; SGK hizmet dökümlerini, adli sicil kayıtlarını, tapu bilgilerini, vergi borçlarını, sağlık kayıtlarını, öğrenci belgelerini ve belediye hizmetlerini birkaç dakika içerisinde bilgisayar veya cep telefonu üzerinden alabilmektedir. Şikâyet ve talepler de büyük ölçüde dijital ortamdan iletilebilmektedir.

 

2025 yılı verilerine göre e-Devlet kullanıcı sayısı yaklaşık 70 milyona ulaşmış, sunulan hizmet sayısı ise 10 bine yaklaştı. Yıllık erişim sayısı 4 milyarın üzerine çıkan dijital devlet uygulamaları, artık vatandaşın günlük yaşamının ayrılmaz bir parçası oldu.

Bugün trafik cezasından emlak vergisine, ikametgâh belgesinden mahkeme dosyalarına kadar birçok kamu hizmetine tek bir platform üzerinden erişilebiliyor. Saatler süren bürokratik işlemler büyük ölçüde ortadan kalktı. Bu durum, küçümsenmeyecek ölçüde önemli bir kamu yönetimi başarısıdır. Nitekim OECD de Türkiye'nin dijital kamu hizmetleri alanındaki ilerlemesini başarılı örnekler arasında değerlendiriliyor.

Sağlık Bakanlığının 2015 yılında hizmete sunduğu e-Nabız sistemi, bu sürecin en başarılı örneklerinden birisi haline geldi. Tahlil sonuçlarından reçetelere, radyolojik görüntülerden sağlık raporlarına kadar vatandaşın tüm sağlık geçmişi dijital ortamda erişilebilir hâle geldi. Bugün e-Nabız'ın kullanıcı sayısı yaklaşık 80 milyona ulaştı.

Pandemi döneminde Millî Eğitim Bakanlığının EBA sistemi, milyonlarca öğrenci ve öğretmen için uzaktan eğitimin temel altyapısını oluşturdu. Aynı şekilde UYAP da yargı alanındaki dijital dönüşümün en başarılı örneklerinden biri oldu. Mahkeme dosyalarının elektronik ortama taşınması, avukat ve vatandaş portalları, elektronik tebligat sistemi, e-satış uygulamaları ve emsal karar arama hizmetleri sayesinde yargı süreçleri önemli ölçüde hızlandı; kâğıt, posta ve bürokratik gecikmeler büyük ölçüde azaldı. Ancak bütün bunlar yalnızca devlet hizmetlerinin dijital ortama aktarılması anlamına gelmiyor. Asıl tartışılması gereken konu ise dijital demokrasidir.

Bugüne kadar temsili demokrasinin varlık sebepleri oldukça güçlüydü. Vatandaşların aynı anda görüş bildirmesi mümkün değildi; devlet faaliyetlerini anlık olarak takip edemiyor, coğrafi uzaklıklar ve iletişim imkânlarının yetersizliği nedeniyle karar alma süreçlerine doğrudan katılamıyorlardı. Bu nedenle halk adına karar verecek, denetleyecek ve temsil edecek kurumlara ihtiyaç duyuluyordu. Ancak dijital çağ, bu gerekçelerin önemli bir bölümünü ortadan kaldırıyor.

Elbette teknoloji tek başına demokrasi üretmez. Hatta kötü niyetli kullanımlar nedeniyle yeni riskler de oluşturabilir. Ancak dijital dönüşümle birlikte vatandaşın yönetime katılma imkânları, geçmişe göre çok daha genişlemiştir.

Artık vatandaşın iradesini yalnızca dört ya da beş yılda bir sandığa gitmekle sınırlamak yeterli değildir. Toplum bu kadar uzun süre sessiz kalmamalıdır. Dijital çağın vatandaşı; yönetime sürekli katkı sunabilmeli, soru sorabilmeli, görüş bildirebilmeli ve kamu yönetimini anlık olarak denetleyebilmelidir.

Türkiye'nin dijital devlet deneyimi göstermektedir ki teknik altyapı konusunda önemli bir eksiklik bulunmuyor. Milyonlarca insan bu sistemleri rahatlıkla kullanabiliyor. Bundan sonraki aşama, vatandaşın iradesini günlük yönetime daha etkin biçimde yansıtacak dijital demokrasi mekanizmalarının oluşturulmasıdır.

Vatandaş; bütçenin nasıl harcandığını, vergilerin hangi yatırımlara dönüştüğünü, kamu ihalelerinin nasıl sonuçlandığını ve alınan kararların hangi gerekçelere dayandığını şeffaf biçimde görebilmelidir. Dijital devlet, yalnızca belge üreten bir sistem olmaktan çıkmalı; aynı zamanda hesap verebilir, denetlenebilir ve katılımcı bir yönetim anlayışının altyapısını oluşturmalıdır.

Bugün bazı belediyeler ulaşım, çevre, bütçe ve altyapıya ilişkin verileri kamuoyunun erişimine açmaktadır. Bu, şüphesiz önemli bir gelişmedir. Ancak vatandaşlardan gelen önerilerin nasıl değerlendirildiği, hangi taleplerin neden kabul edilip edilmediği veya hangi gerekçelerle reddedildiği çoğu zaman yeterince şeffaf değildir.

Dijital devlet, vatandaşa hizmet sunmanın ilk aşamasıdır. Dijital demokrasi ise vatandaşın yönetime ortak olmasının ikinci ve daha ileri aşamasıdır. Türkiye'nin bugün geldiği noktada artık tartışılması gereken konu, dijital devletin başarısından çok, dijital demokrasinin nasıl inşa edileceğidir.

Çünkü gerçek dijital dönüşüm, yalnızca hizmetleri ekrana taşımakla değil; karar alma süreçlerini de vatandaşın katılımına açmakla tamamlanacaktır.

"21. yüzyılın sorusu artık 'Devlet dijitalleşebilir mi?' değildir. Asıl soru, 'Demokrasi dijitalleşmeye ne zaman başlayacaktır?' sorusudur."