Dilde, fikirde, işte ve bilişimde birlik…
Bu ayki yazımızı biraz kendi devamlılığımızdan, biraz tarihten, biraz sosyolojiden ve elbette bugünün teknoloji dünyasından ilmikleyerek sunmaya çalışacağım. 1789 Fransız İhtilali ile birlikte Avrupa’da milliyetçilik düşüncesinin güç kazandığını, imparatorlukların çözülmeye başladığını ve zaman içerisinde ulus-devlet modelinin ortaya çıktığını görüyoruz. 19. yüzyıl boyunca bu düşünce Avrupa’dan dünyanın farklı coğrafyalarına yayıldı ve toplumların kendi kimlikleri etrafında yeniden şekillenmesine zemin hazırladı. Ancak bizim hikâyemiz biraz farklıydı. Çünkü bir toplumu ve milleti bir arada tutan en önemli unsurlardan biri, hiç kuşkusuz dildi.
Dil yalnızca bir iletişim aracı değildir. Bir toplumun hafızasını, kültürünü, ananelerini, gelenek ve göreneklerini koruyan ve gelecek kuşaklara taşıyan yaşayan bir sosyal müessesedir. Bu nedenle dil, bir milletin yalnızca iletişim aracı değil, aynı zamanda ortak hafızasıdır. Fakat yalnızca aynı dili konuşmak yeterli midir? Elbette değildir. Dil ile anlaşır, dil ile düşünürüz. Düşüncelerimizi fikir hâline getirir, fikirlerimizi ortak bir ideal etrafında buluşturur ve nihayetinde bunları işe dönüştürürüz. İşte tam bu noktada, bundan yüz yılı aşkın bir süre önce İsmail Gaspıralı’nın Tercüman gazetesi etrafında şekillendirdiği güçlü bir fikir karşımıza çıkıyor: Dilde, fikirde, işte birlik.
Aradan geçen bunca yılın ardından bugün bu fikri yeniden düşünmenin tam zamanı. Ancak bu kez bir kelime ekleyerek: Dilde, fikirde, işte ve bilişimde birlik.
Çünkü artık dünyanın dengelerini değiştiren en önemli güçlerden biri teknoloji ve özellikle bilişim ile yapay zekâ. Türk dünyasından ortak teknoloji geleceğine baktığımızda; Türk dünyası diye bir geçmişimiz, bir coğrafyamız ve bugün giderek güçlenen bir birlikteliğimiz var. Türkiye’nin bu coğrafyayla son 35 yıldır doğrudan temas hâlinde olduğunu söylemek mümkün. Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) da bu birlikteliği geliştirmek amacıyla önemli çalışmalar yürütüyor. Bugün asıl mesele, sahip olduğumuz bu potansiyeli ortak bir kapasiteye ve ortak bir üretim gücüne dönüştürüp dönüştüremeyeceğimizdir. Çünkü teknoloji dünyası çok hızlı değişiyor. Yapay zekâ, büyük veri, bulut bilişim, siber güvenlik, yüksek başarımlı hesaplama, çip teknolojileri, veri merkezleri ve kritik dijital altyapılar artık yalnızca teknoloji başlıkları değil; ülkelerin ekonomik ve stratejik geleceğini belirleyen temel unsurlar. Bu nedenle TDT’nin bu gelişime çok daha hızlı adapte olması ve özellikle üretim, teknoloji ve bilişim alanında ortak hareket etmesi artık bir tercih değil, gereklilik hâline geliyor. “Dilde, fikirde, işte ve bilişimde birlik” sözünü yalnızca güzel bir slogan olarak bırakmamalıyız. Bunu eyleme, üretime ve icraata dönüştürmeliyiz. Üstelik bu yalnızca devletlerin görevi de olmamalı. Sivil toplum kuruluşlarına, üniversitelere, girişimcilere ve iş dünyasına da önemli sorumluluklar düşüyor. Çünkü devletler anlaşmaları yapabilir; ancak ekosistemleri birlikte üretmek zorundayız.
Belki de bugün ilk kez elimizde, Gaspıralı’nın ortaya koyduğu birlik fikrini dijital dünyanın imkânlarıyla yeniden yorumlayabileceğimiz araçlar var. Ortak dijital platformlar, yapay zekâ destekli dil teknolojileri, veri altyapıları, eğitim programları ve teknoloji girişimleri artık uzak bir hayal değil. Teknoloji, doğru kullanıldığında aramızdaki mesafeyi azaltabilecek ve ortak üretim kapasitemizi büyütebilecek en güçlü araçlardan biri olabilir.
Yapay zekâ çağında asıl soru ne olmalı... 18 Ağustos 2026 itibarıyla Türkiye’nin yeni dönem yapay zekâ eylem planı yürürlüğe girdi. Stratejimizi belirledik; ancak asıl mesele bunu kimin ve nasıl hayata geçireceğidir. Yapay zekâ yalnızca algoritmalardan ibaret değildir. Veri altyapımız, hesaplama gücümüz, GPU kapasitemiz, çip bağımsızlığımız ve enerji altyapımız bu dönüşümü taşımaya hazır mı? Hepsinden önemlisi; üniversitelerimiz bu değişime ne kadar uyumlu ve hem bu teknolojiyi geliştirecek hem de kullanacak insan kaynağını nasıl yetiştireceğiz? Bu sorulara gerçekçi cevaplar vermek zorundayız. Günümüzde egemenlik yalnızca sınır güvenliğiyle sınırlı değildir. Verinizin nerede durduğu, hesaplama gücünüz, kritik altyapılarınız, siber güvenliğiniz ve çip teknolojisindeki bağımsızlığınız yeni egemenlik alanlarıdır. Yapay zekâyı kullanmanın ötesinde, onun altyapısına sahip olmak kritiktir. Çünkü teknolojiye yalnızca erişen ülkeler ile altyapısını üreten ve yöneten ülkeler arasındaki fark giderek açılacaktır. Kamuda, sağlıkta, enerjide ve sanayide yapay zekâyı konuşmanın ötesine geçmeli; bu teknolojiyi somut bir değer ve üretim modeline dönüştürmeliyiz.
Tam da bu anlayışla dergimizin Ağustos sayısında, Türk dünyasının ortak geleceği için sadece aynı dili konuşmanın yetmediği, dilde, fikirde ve işte birliğin yanına "bilişimi" de eklemek gerektiği düşüncesinden hareketle “Türk Dünyasında Ortak Dijital Vizyon: Bilişimde Birlik” konusunu masaya yatırdık. Sektörün ve uzmanların değerlendirmelerini Ayın Konusu dosyamızda bulabilirsiniz. Ayrıca bu sayımızda, kurulduğu günden bugüne teknoloji tarihimize damga vuran işlere imza atan NETAŞ’ın CEO'su Sinan Dumlu ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Dumlu, siber güvenlikten dijital altyapılara kadar geniş bir alanda faaliyet gösteren şirketin yoluna "İthal et, yerli üret, millileştir" felsefesiyle devam ettiğini vurguladı.
Sektörel gelişmeler tarafında ise önemli bir değişimi geride bıraktık: BTK’da beklenen atamalar gerçekleşti. Ömer Abdullah Karagözoğlu'ndan boşalan Kurul Başkanlığı görevine Mehmet Koçyiğit getirilirken; Batuhan Mumcu, Enes Çakmak, Celalettin Dinçer ve Liman Peker yeni kurul üyeleri oldu. Yeni yönetimin sektörümüz için hayırlı olmasını diliyoruz.
Birbirinden değerli içerikleriyle sektörün nabzını tutmaya devam eden dergimizin yeni sayısını ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz.