PAPAZ KAÇTI (*)

Neresinden baksan tutarsızlık, neresinden baksan ahmakça! Başımız belada…

Vicdan, ahlak ve kanaat için kayıp ilanı vermek gerekiyor.

Eylül 2026’da yerli ve milli bir FON KRİZİ patladı. Patladı ki ne patladı! Takke düştü, kel göründü.

Fon krizi eylül ayında patladı; ancak krizin gelişi çok önceden belliydi.

MSCI (Morgan Stanley Capital International) (**) adında bir endeks var. (Ayrıntılı bilgi notunu yazının sonuna ekledim.) İşin özeti şu: Bu endeks, SPK’dan şeffaflık konusunda bazı düzenlemeler yapmasını talep etti; aksi halde Türkiye’yi küresel endeks takibinden çıkaracağını ilan etti.

SPK da Temmuz 2026’da “Yatırım Fonlarında Değerleme Kuralı Değişikliği” tebliğini yayımladı. Tebliğin temel amacı; fonların borsa fiyatı ile kurucu fiyatı arasındaki farktan doğan suni fiyatlamaların ve manipülatif etkilerin önüne geçmekti.

SPK, 11 Eylül 2026’da ikinci bir adımı devreye sokarak borsada işlem gören şirketlerdeki pay sahipliği ve oy hakkı açıklamalarındaki zorunlu sınırı %5’ten %3’e düşürdü. Kurul bu kararla, hisselerdeki şeffaflığı artırmayı ve temmuz ayındaki tebliğin etkin biçimde uygulanmasını hedefliyordu. Borsada ne olduysa bundan sonra oldu.

Bir hissenin ya da fondaki payın %3 ve fazlasını elinde bulunduran gerçek veya tüzel kişilerin isimleri açıklanana kadar, birçok fon ve hissede dramatik satışlar başladı. Birbirini tetikleyen bu satışların sonucunda takke düştü, kel göründü.

SPK’nın isim açıklama uygulamasını temmuz ayındaki kural değişikliğiyle birlikte değil de neden eylül ayında devreye aldığı ise kanaatimce ayrıca araştırılması gereken bir konudur. Yaklaşık iki aylık bu esneklik kimler içindi? Bu süreçte kimler papazı başkasına devredip paçayı kurtardı acaba?

Tam da MSCI’nin hedeflediği şeffaflık ilkesi yerine geldi; ancak olan 456 bin yatırımcıya oldu. Işık yanınca karanlık kayboldu ve gerçek ortaya çıktı.

Karanlıkta gölge oyunu oynar gibi küçük yatırımcıyı silkeleyen silkeleyene… Adli makamlar olaya el atınca anlaşıldı ki karanlıkta işlenen suçlar çok daha büyükmüş; tam bir ahlaksızlık örneğiymiş. Geçmişte yaşanan Ponzi sistemlerindeki gibi herkes mutlu mesuttu; ta ki zincir kopana, yani GERÇEK ortaya çıkana kadar.

Büyük fonlar, küçük şirket hisselerini şişirdikçe şişirmiş; şişen rakamlarla son vagona binen küçük yatırımcıların elinde ise "papaz patlamış" (*). Papaz kaçtı oyununda kartlarını ilk bitiren kazanır (yani Ponzi sisteminde yüksek fiyattan hisseleri küçük yatırımcıya devreden kazanır). Oyuncular elden kart çektikçe kartlar azalır ve sonunda elinde eşleşmeyen tek papaz kalan oyuncu kaybeder (papaz elinde patlar). Borsada yaşananlar tam da buydu: Papaz küçük yatırımcının elinde patladı.

Oysa koca koca ekonomi uzmanları küçük yatırımcıya ne diyordu?

“Uzman değilseniz doğrudan borsadan hisse almayın; yatırım fonları üzerinden borsaya girin.”

Küçük yatırımcı da tam olarak bunu yaptı. Peki, küçük yatırımcının ne suçu var? Devletin piyasaları düzenleyen ve ana görevi küçük yatırımcıyı korumak olan bir kurumu var: SPK. İnsanlar devletine güvenmeyecek de neye güvenecek?

SPK, yetkin uzmanlardan ve denetçilerden oluşan bir kurum. İnsanlar doğal olarak devletin bu uzmanlarının kurulan fonları denetlediğine güvendi. Anladık ki denetlemiyorlarMIŞ! Yangın çıkınca paldur küldür savcılığa koşan bir SPK var karşımızda. Oysa SPK’nın temel görevlerinden biri de manipülatif işlemleri erkenden tespit edip gerekli önlemleri almaktır. Sade vatandaşlar olarak bizler, SPK’nın bu fonları ve piyasaları organları aracılığıyla sürekli denetim ve gözetim altında tuttuğunu zannediyorduk.

Fon yangınının çıkmaması için gerekli güvenlik önlemlerini önceden alacak olan SPK’dır. Sağlıklı ve şeffaf işleyen bir sistemi inşa edecek olan da SPK’dır. SPK’nın ana görevi de budur. Asli görevini yapmayan, sorunları halının altına süpüren bir kurum yüzünden kamu kaynakları heba olmuştur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, fon krizi ilk patlak verdiğinde şu ifadeleri kullanmıştı:
“Yargımız kapsamlı bir soruşturma başlattı. Gözaltılar ve tutuklamalar oldu. Sorumluluğu olan kim varsa hukuk önünde hesap sorulacaktır. Bu konuda en küçük bir tereddüt olmamalıdır. Ne uğruna olursa olsun kimsenin selden kütük kapma yarışına girmeye, insanımızı tedirgin etmeye hakkı yoktur.”

Fon krizine yol açan meblağ sermaye piyasalarında yaklaşık %1’lik bir paya sahip olsa da hukuk devletinin gereği yerine getirilmez, şeffaf bir soruşturmayla tüm sorumlulardan hesap sorulmaz ve önleyici tedbirler alınmazsa krizin tüm piyasalara bulaşma riski vardır.

Yetkili ve sorumlu kamu görevlilerinin "Yan yattı, çamura battı", "Esas sorumlu şu kurumdu, bu kurumdu" benzeri açıklamalarla suyu bulandırmadan kararlı ve net bir adli süreç yürütmesi elzemdir. Türk sermaye piyasalarına örnek oluşturacak bir soruşturmayla olayın en ince ayrıntısına kadar gidilmelidir ki benzer olaylar bir daha yaşanmasın.

Adli makamların; Sayın Cumhurbaşkanının da ifade ettiği gibi selden kütük kapma yarışına girenler, seli yaratanlar, sele göz yumanlar ve önleyici tedbirleri almayan kamu yetkilileri başta olmak üzere olaya karışan herkes hakkında gerekli inceleme ve soruşturmayı yapması gerekmektedir. Hukuk devleti olmanın gereği budur.

(*) Papaz Kaçtı (Papaz Kimde) Nasıl Oynanır?

  • Oyuncu Sayısı: En az 2, ideal olarak 4–6 kişi.
  • Malzeme: 52’lik standart iskambil destesi.
  • Amaç: Elindeki aynı sayı veya değerdeki kartları eşleştirip çıkararak kartlarını ilk bitiren olmak; eldeki tek papaz kartını başkasına devrederek "patlamamak" (kaybetmemek).
  • Oynanış: Dağıtan kişinin yanından başlanarak sırayla diğer oyuncunun elinden kapalı bir kart çekilir.
  • Özel Kural: 52’lik desteden 3 papaz kartı çıkarılır ve destede tek bir papaz bırakılır. Böylece oyun sonunda eşleşmeyen tek kart, elinde papaz kalan kişi için yenilgi sebebi olur.
  • Bitiş: Kartlarını ilk bitiren oyuncu kazanır. Kartlar çekildikçe eldeki kart sayısı azalır; sonunda elinde eşleşmeyen tek papaz kalan oyuncu oyunu kaybeder (papaz elinde patlar).

() MSCI (Morgan Stanley Capital International)

MSCI endeksi, dünya çapında finansal varlıkların performansını ölçmek amacıyla kullanılan küresel bir referans ölçüttür. MSCI endeksleri ilk olarak 1968 yılında ABD dışındaki uluslararası sermayenin performansını ölçmek amacıyla tasarlanmıştır. 1986 yılında Morgan Stanley bu endekslerin lisanslarını devralmış ve sistem MSCI adıyla anılmaya başlamıştır. Günümüzde piyasalarda temel referans kabul edilen MSCI endeksleri; küresel ölçekte yatırım yapan kurumsal yatırımcılara uluslararası yatırım fırsatlarını değerlendirme, portföylerini çeşitlendirme ve riski dağıtma konularında rehberlik etmektedir.