"Sahada gördüğümüz en büyük hata henüz proje başvurusunda ilk düğmenin yanlış iliklenmesidir. İlk aşamada eksik veya yanlış kurgu yapıldığında, aylık ve yıllık muafiyet uygulamalarında içinden çıkılmaz bir sarmala giriliyor. Oysa doğru bir planlama; firma İK süreçleri, mali süreçler ve Ar-Ge ekiplerinin düzenli koordinasyonu ile kusursuz bir yapı kurulabilir."
Teknoparklar ve Ar-Ge Merkezleri, 2025 yılında başlayan denetimlerle birlikte sıkı bir inceleme sürecine girdi. Bu kapsamda, 2026 yılının başında başlattığımız eğitim serisine Konya Teknokent’te gerçekleştirdiğimiz ikinci seminerle devam ettik.
Bu eğitimde sadece teknopark firmalarına değil, Ar-Ge Merkezlerine de ayrı bir parantez açarak bilgi paylaşımında bulunduk.
Bu ay sahada gözlemlediğimiz konu başlıklarını ele almayı planlıyorduk; ancak MASAK tarafından yürütülen denetimlerde faaliyetleri durdurulan fonları incelediğimizde, bunların Girişim Sermayesi kapsamında da faaliyet gösterdiğini gördük. Bu nedenle konuyu yazımıza dâhil etmeyi uygun bulduk.
Teknoparklar özelinde yaptığımız deneyim paylaşımlarında gördüğümüz en büyük hata; proje sürelerinin gereksiz yere uzun tutulması, ilgili mali dönemde proje tamamlanmadan veya fikri mülkiyet başvurusu yapılmadan fatura kesilmesidir.
Bazı mali danışmanların firmaları yanlış yönlendirerek 24 aylık bir projede henüz üçüncü aydayken fatura kesebileceklerine ikna etmeleri, şirketleri doğrudan kaçınılmaz ve itiraz edilemez cezai müeyyidelerle karşı karşıya bırakmaktadır. Konunun derinine indiğimizde ise maalesef şöyle bir tabloyla karşılaşıyoruz: İlgili mali danışman kesilen her faturadan pay aldığı için firmayı riske atmaktan çekinmiyor.
Bu durum kısa vadede her iki taraf için de kazançlı görünse da doğacak ağır sonuçlara yalnızca firma sahibinin katlanması büyük bir adaletsizlik. Bu nedenle firmaların mali danışmanlarıyla sözleşme imzalarken, mali süreçlerden kaynaklanacak olası bir cezai işlemde cezanın mali danışmana yansıtılmasını sağlayacak maddeleri mutlaka sözleşmeye eklemeleri gerekiyor.
İkinci büyük problem ise teknoparklara sunulması gereken raporlama işlemlerinin eksiksiz yerine getirilmesidir.
Bilindiği üzere her ay düzenli olarak teknopark yönetimine proje raporlarının sunulması gerekiyor. Birçok firma bu konuyu mali süreçlerle karıştırarak işlemlerin mali danışman tarafından yürütülmesi gerektiğini düşünüyor. Bu yanlış algının kaynağı belirsiz ancak bu durum kesinlikle mali danışmanların görev tanımında yer almaz. Firmaların bu süreç için bünyelerine bir personel dâhil etmesi, profesyonel danışmanlık alması veya firma yöneticisinin konuyla bizzat ilgilenmesi gerekiyor.
Özellikle Ar-Ge merkezlerinde sıkça karşılaştığımız, ancak bazı teknopark firmalarında da gördüğümüz bir diğer konu ise mevzuatın sunduğu istisnaların yanlış kullanılacağı korkusuyla bu haklardan tamamen vazgeçilmesidir.
Bu problem özellikle Ar-Ge merkezlerinde öne çıkıyor. Oysa Ar-Ge merkezlerinde uygulanan istisnalar, özellikle müşterisi olan firmalar için küçümsenemeyecek düzeydedir. Proje kurgularına dikkat edilmesi, adam/ay hesaplamalarının ilk aşamada doğru yapılması ve proje personelinin PDKS sisteminde düzenli takibi, bu istisnalardan kolayca yararlanılmasını sağlar.
Sahada gördüğümüz en büyük hata ise henüz proje başvurusunda ilk düğmenin yanlış iliklenmesidir. İlk aşamada eksik veya yanlış kurgu yapıldığında, aylık ve yıllık muafiyet uygulamalarında içinden çıkılmaz bir sarmala giriliyor. Oysa doğru bir planlama; firma İK süreçleri, mali süreçler ve Ar-Ge ekiplerinin düzenli koordinasyonu ile kusursuz bir yapı kurulabilir.
2025 yılı denetimlerinde özellikle üzerinde durulan Girişim Sermayesi yükümlülüğüne gelecek olursak; faaliyetleri durdurulan fonların bu alanda da aktif olduğunu gözlemledik.
4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu Ek Madde 3 ile 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun’un 3/14 maddesi hükümleri doğrultusunda hayatımıza giren Girişim Sermayesi Fonu alım zorunluluğunun temel amaçları şunlardır:
Fon alma zorunluluğu ilk çıktığında bu alanda sadece beş altı fon faaliyet gösterirken, günümüzde bu sayı 600’e yaklaştı.
Burada iki temel belirsizlikle karşı karşıya kalıyoruz: Birincisi, satın alınan fonlardan nasıl çıkılacağının tanımlanmamış olması; ikincisi ise bu fonlarda toplanan sermayenin hangi tür yatırımlara aktarıldığının bilinmemesi.
Kanun, nasıl ve ne şekilde fon alınması gerektiğine dair tüm tanımlamaları yapıyor: Fonun nasıl alınacağı, kayıtlara nasıl aktarılacağı net bir şekilde belirlenmiş. Ancak bu fonlardan nasıl çıkılacağı, fon yöneticilerinin bugüne kadar hangi girişimlere yatırım yaptığı veya yapıp yapmadığı soruları cevapsız kalıyor.
Dolayısıyla katıldığımız her eğitimde karşımıza çıkan "Fonlara aktarılan tutarların geleceği ne olacak?" sorusu hep askıda kalmaktadır.
31 Aralık 2025, fon alımları için son tarih. Bu konuda aydınlatıcı bir düzenlemeye acilen ihtiyaç duyulduğu açık. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile ilgili kurumların, firmaların bu soru(n)larına yönelik çözüm önerilerini sabırsızlıkla bekliyoruz.