Güçlü olmak, artık yalnızca güçlü bir ülke olmak değil; teknolojiyi üreten, geliştiren ve yöneten bir ülke olmak demektir. Dünya değişiyor. Bu değişen dünya içerisinde Türkiye olarak biz de yerimizi almaya, gelişmelere ve dönüşümlere ayak uydurmaya çalışıyoruz. Ancak değişim yarışında bir gerçek her geçen gün çok daha belirginleşiyor: Güçlü olmak zorundayız. Bugünün dünyasında güç, yalnızca konvansiyonel kapasiteyle değil; bilgi, teknoloji, üretim ve inovasyon alanlarında var olabilmekle mümkündür. Tam da bu nedenle Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nda (BTK) yaşanan görev değişikliğini yalnızca bir yönetim değişimi olarak görmemek gerektiğini düşünüyorum. Ömer Abdullah Karagözoğlu’nun sekiz yıllık görev süresini tamamlamasının ardından Mehmet Koçyiğit’in BTK Başkanlığı görevini devralması ve kurulun yeni döneminin şekillenmesi, sektör açısından yeni bir dönemin başlangıcı olabilir. Kendilerine yeni görevlerinde başarılar diliyoruz.
Geçmiş bize her zaman belli dersleri hatırlatır. Cumhuriyet dönemimizin teknoloji tarihine dikkatle baktığımızda önemli bir gerçekle karşılaşıyoruz: Dünyadaki teknolojik gelişmeleri çoğu zaman erken fark etmiş, bu alanlarda önemli girişimlerde bulunmuşuz. Ancak bazı alanlarda ilk adımı atmak ile kalıcı bir teknoloji ve üretim ekosistemi oluşturmak arasındaki farkı yeterince iyi yönetememişiz. Çip üretiminden savunma sanayisine, haberleşmeden yazılıma kadar bunun örneklerini görmek mümkün. Bazı alanlarda erken başlamamıza rağmen sürekliliği sağlayamamış, bazı kurum ve şirketlerimizi zaman içerisinde kaybetmişiz. İhtiyaç doğduğunda ise sıfırdan yeniden yatırım yapmak zorunda kalmışız.
Buradan çıkarılması gereken ders açık: Teknolojide bir kez adım atmak yetmez; süreklilik, üretim kapasitesi ve güçlü bir ekosistem oluşturmak gerekir. Bugün aynı hataları tekrar etmemeliyiz.
Önümüzde açık bir fırsat var; 5G’yi yeni bir eşik olarak görmemiz lazım. ICT sektörü açısından baktığımızda, haberleşme altyapılarının stratejik öneminin artık herkes tarafından kabul edildiğini görüyoruz. Son yıllarda yerli üretim ve teknolojik kapasitenin geliştirilmesine yönelik önemli adımlar atıldı. Yeni BTK yönetiminin 5G sürecindeki yerlilik yaklaşımı bu nedenle kritik bir önem taşıyor. Yerli haberleşme teknolojileri geliştiren firmaların desteklenmesi ve bunun bir şartname maddesinden ibaret kalmayıp yakından takip edilmesi, sektörün en önemli beklentilerinden biridir. BTK'nın güncel kurul yapısı ve başkanlık değişimi de bu dönemin kurumsal çerçevesini oluşturuyor.
Ancak burada sorumluluk yalnızca BTK’ya düşmüyor. Kamu düzenleyici ve yönlendirici rolünü üstlenirken; sektör de üretmeli, yatırım yapmalı ve risk almalıdır. Sektör paydaşları elini taşın altına koymadığı sürece, yalnızca kamu politikalarıyla kalıcı bir teknoloji ekosistemi oluşturamayız. Gelecekte söz sahibi olmak istiyorsak hamasetten uzaklaşıp somut üretimi, yerli teknoloji kapasitesini ve sürdürülebilir yatırımı desteklemek zorundayız.
Önümüzde bir diğer önemli gündem maddesi bulunuyor: 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) gerçekleştirilecek. Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı bu küresel buluşmada iklim, enerji, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilirlik gibi kritik başlıklar ele alınacak.
Peki ICT sektörü bu tartışmanın neresinde? Aslında tam merkezinde. Çünkü bugün veri merkezlerinden yapay zekâya, haberleşme altyapılarından bulut sistemlerine kadar teknoloji her geçen gün daha fazla enerji tüketiyor. Dolayısıyla dijital dönüşüm ile yeşil dönüşümü birbirinden ayrı düşünmek artık mümkün değil. Geleceğe yaşanabilir ve temiz bir dünya bırakmak yalnızca kamu kurumlarının değil, teknoloji sektörünün de temel sorumluluğudur.
Özetlemek gerekirse; geçmişte yaptığımız hataları tekrarlamamak ve bu kez sürekliliği sağlamak için önümüzde büyük bir fırsat var. 5G’den yapay zekâya, haberleşme teknolojilerinden veri merkezlerine kadar kapsamlı bir dönüşümün sürecinin içindeyiz. Yalnızca teknolojiyi takip eden değil; üreten, geliştiren ve bunu sürdürülebilir bir ekosisteme dönüştüren bir yapıyı kurmak zorundayız. Çünkü tarih bize şunu gösteriyor: Bir teknolojiye erken başlamak tek başına başarı değildir; asıl başarı, başladığınız alanda kalıcı olabilmektir.
Bu kez aynı treni uzaktan seyretmek istemiyorsak, sadece trene binmeyi değil, o trenin içinde üretmeyi de öğrenmeliyiz. Bunun için kamu, özel sektör, üniversiteler ve sivil toplumun ortak bir hedef etrafında buluşması gerekiyor. Teknoloji yarışında geleceği yalnızca teknolojiyi kullananlar değil; onu üreten, geliştiren ve sürdürülebilir kılanlar yazacaktır.
Dergimizin bu sayısında, “Ayın Konusu” dosyamızda Antalya’da gerçekleştirilecek tarihi zirve COP31’i ele aldık. Sektör temsilcilerinin ve değerli yazarlarımızın konuyla ilgili değerlendirme ve analizlerini dergimizde bulabilirsiniz. Bu sayımız da ayrıca Türkiye’nin e-Devlet, sosyal güvenlik ve kamu dijitalleşmesi süreçlerinde önemli sorumluluklar üstlenen Doç. Dr. Yenal Arslan ile konuştuk. Aynı zamanda 4Dimension Kurucusu ve Genel Müdürü olan Sayın Arslan ile dijital dönüşümün farklı boyutlarını masaya yatırdık. Arslan, dijital dönüşümün yalnızca teknoloji satın almaktan ibaret olmadığını, asıl meselenin teknolojiyi kullanarak değer üretmek olduğunu vurguladı. Birbirinden değerli içerikleriyle sektörün nabzını tutmaya devam eden dergimizin yeni sayısını ilgiyle okuyacağını umuyoruz.