DOĞRUDAN DİJİTAL DEMOKRASİ

Yaşadığımız çağ "dijital çağ" olarak adlandırılıyor. Herkesin olmasa da çoğumuzun bilgisayarlar ve akıllı telefonlarla görüş ve düşüncelerini anında paylaşması mümkün. Bu durumda akla şu soru geliyor: Siyasi partilere ve meclise gerçekten gerek kalır mı? Halkın temsilcileri yerine halkın doğrudan müdahil olabileceği bir ortam şu an oluşmadı mı? Asıl anlatmak istediğim şu: Günümüzde, tıpkı Roma döneminde olduğu gibi, yasalar çıkarılırken halka, ilgili kurum yetkililerine, sivil toplum kuruluşlarına ve akademisyenlere her an danışılabilir.

Dijital demokrasiye ilişkin üç bölümden oluşan yazımın son bölümüne gelmiş bulunuyoruz. Bildiğiniz üzere Roma’da bugünkü tam bir demokrasi diyemesek de halkın çoğunluğunun alınan kararlara müdahil olabildiği bir yönetim sistemi vardı. Roma meydanında toplanan halk, kararlarda etkili olabiliyordu. Roma’nın Cumhuriyet döneminde hukuk, sadece toplumsal düzenin bir aracı değil, aynı zamanda siyasal birliğin kurucu unsuru haline geldi.

Cumhuriyet döneminde halk, iktidarın kaynağı olarak konumlandırıldı; yurttaşlar arasında adalet, kanunlara riayet ve hukukun üstünlüğü geleneği görece güçlendi. Ancak Roma’nın sonraki evrelerinde bu tablo değişti. Halkın siyasal gücü giderek imparatorluk otoritesinde toplandı. İmparatorların keyfiliğe dayanan mutlak yetkileri, siyasal yozlaşma ve kurumların aşınmasıyla birleşince hukuk devletiyle bağdaşabilecek gelenekler zayıfladı.

 

Günümüze gelecek olursak; Türkiye özelinde yaklaşık 65 milyonluk seçmeni yasaları çıkarmak için bir meydanda toplayıp oylama yaptıramazsınız. Bugünkü temsili demokrasinin temel dayanağı da bu oylamanın imkânsızlığıdır. Ancak artık bilgisayarı veya akıllı telefonu olan her vatandaş düşüncelerini paylaşabiliyor. Nitekim CİMER’in sayfasında doğrudan kurumları muhatap alan ve görüşlerinizi iletebileceğiniz bir seçenek mevcut. Tabii burada sadece görüş belirtebiliyorsunuz; doğrudan bir yaptırımı yok.

 

Önceki yazımda, yerel yönetimlerde parti bağı olmaksızın doğrudan aday adayları arasından seçim yapmanın, halk tarafından elektronik ortam üzerinden gerçekleştirilmesinin mümkün olabileceğini yazmıştım. Bugün de temsili demokrasinin en önemli kurumu olan millet meclisine bakalım.

Yaşadığımız çağ "dijital çağ" olarak adlandırılıyor. Herkesin olmasa da çoğumuzun bilgisayarlar ve akıllı telefonlarla görüş ve düşüncelerini anında paylaşması mümkün. Bu durumda akla şu soru geliyor: Siyasi partilere ve meclise gerçekten gerek kalır mı? Halkın temsilcileri yerine halkın doğrudan müdahil olabileceği bir ortam şu an oluşmadı mı? Asıl anlatmak istediğim şu: Günümüzde, tıpkı Roma döneminde olduğu gibi, yasalar çıkarılırken halka, ilgili kurum yetkililerine, sivil toplum kuruluşlarına ve akademisyenlere her an danışılabilir. Dolayısıyla yasa çıkarmak için partilere ve milleti temsil ettiğini varsaydığımız milletvekillerine ihtiyaç kalmıyor.

Peki, bu dijital ortamdan istifade ederek yasa çıkarmanın ve ülkenin kaderini belirleyecek kararlar almanın riski yok mu? Tabii ki var. Yaşlılar, yoksullar, kırsal bölgelerde yaşayanlar, engelliler, dijital okuryazarlığı düşük olanlar ya da gündelik hayatı zaten yoğun geçenler sistemin dışında kalabilir. Böyle bir yapıda zamanı olan, örgütlü, teknik becerisi yüksek ve sesi çok çıkan gruplar sistemi ele geçirebilir. Böylece toplumun genelinin değil, sadece bu grupların isteği doğrultusunda yasalar çıkabilir. Ayrıca yazılımcılar, veri mühendisleri, platform sahipleri, algoritma tasarımcıları ve siber güvenlik uzmanları da önemli risk faktörleri haline gelebilir.

Bir de dijital ortamdaki görüşleri tarafsız şekilde değerlendirecek, manipülasyon yapmayacak bağımsız kamu kurumlarına ihtiyaç var. Değerlendirmeyi yapacak kurumun iktidara veya güce göre çıkacak sonucu manipüle etme riski elbette mevcut. Ayrıca algoritmalar da tamamen tarafsız değildir. Gelen önerilerde hangi verinin önemli sayılacağı, hangi ihtiyacın önceliklendirileceği, hangi itirazın dikkate alınıp alınmayacağı kritik konulardır.

Fakat ben yine de dijital demokrasinin uygulanmasına olumlu bakıyorum. Saydığım riskler aşılmayacak sorunlar değil. Nasıl mı? Örneğin yaşlılara veya emeklilere ilişkin bir yasa gündeme geldiğinde ya da emekli dernekleri böyle bir talepte bulunduğunda, dijital araçları kullanabilen ve istekli olan vatandaşlar oylarını rahatlıkla kullanabilirler. Peki, bilgisayar kullanamayan veya bu teknolojiye uzak olanlar ne yapacak? Çıkarılacak yasadan etkilenecek sivil toplum kuruluşlarının veya kamu kurumlarının ofisleri üzerinden, kendi bilgi ve izinleri dâhilinde oylarını rahatlıkla verebilirler ya da görüşlerini aktarabilirler. Ben toplumuma güveniyorum; dünyada teknolojiye en hızlı adapte olan toplumların başında Türkiye vatandaşları gelir.

Çıkarılacak yasaya ilişkin teklifler ilgili kurumlar ve STK’lar üzerinden yapılır ve bu teklifler halka sorulur. Çok spesifik konularda ise doğrudan ilgili STK’ların ve alanında uzman akademisyenlerin görüşü alınarak taraf olan kesimlere sorular yöneltilebilir.

Algoritma riskini en aza indirmek için kuralları yine aynı yöntemle toplum koymalı; süreç tarafsız ve uzman kişilerce denetlenmeli ve tüm bunlar halkın gözü önünde izlenebilir şekilde yürütülmelidir. Açık kaynak kod, bağımsız denetim, algoritmik kararlara itiraz hakkı, veri minimizasyonu, farklılaştırılmış gizlilik, erişim kayıtlarının vatandaşlarca görülebilmesi, siber güvenlik denetimi, insan gözetimi ve düzenli etki analizi ile bu sorunlar aşılabilir.

Örneğin Kanada’nın algoritmik etki değerlendirme modelleri; otomatik karar sistemlerinin yalnızca verimlilik açısından değil; hak, risk, önyargı, itiraz ve hesap verebilirlik açısından da değerlendirilmesi gerektiğini bize gösteriyor.

Ayrıca kamu kurumları da vatandaşa karşı her zaman şeffaf olmalıdır. İsteyen her vatandaş, hangi kamu kurumunun nereye ve ne amaçla yatırım yaptığını ve bunun neticelerini her an görebilmelidir. Kamu kayıtları halka açık tutulmalı, vatandaşın kişisel bilgileri ise korunarak mahrem kalmalıdır.

Mevcut sistemde siyasi partiler ne yazık ki toplumun kutuplaşmasına neden oluyor. Taraftarlar, kendi partilerinin her söylediğini doğru; muhalefetin veya rakip partilerin her söylediğini yanlış olarak değerlendirme eğiliminde. Olaylara partili gözlüğüyle bakıldığı için objektif değerlendirmeler yapılamıyor. Seçim dönemlerinde, özellikle gücü elinde tutan iktidar partisi, seçmenleri ikna etmek için devlet imkânlarını kullanabiliyor. Seçip gönderdiğimiz milletvekilleri ise halkın değil, adeta liderlerinin vekili konumuna düşüyor. Çıkarılan yasalar, ilgili tarafların görüşünü almaktan çok uzak. Yapılan yatırımların, harcamaların ve alınan kararların halka etkisi veya halktaki memnuniyet düzeyi gözetilmiyor; sonuç olumsuz çıksa dahi kimse sorumluluk üstlenmiyor. Parti liderlerinin günlük menfaatleri mi yoksa halkın yararını mı düşünerek karar aldıkları ise büyük bir soru işareti.

Aklınıza şu takılabilir: Peki, bu aracın direksiyonuna kim geçecek? Evet, onu da biz, yani halk seçeceğiz. Kriterler ne olacak? Adaylar için eğitim durumu, temiz adli sicil kaydı veya fiziksel yeterlilik gibi belirli ön şartlar konulabilir. Ayrıca dijital ortamda bir adayı kaç kişinin desteklediğine dair bir alt limit belirlenebilir. Örneğin 100.000 imzaya ulaşan ve diğer şartları taşıyan kişiler aday olabilir.

Ayrıca yöneticilerin kurumlara müdahale hakkı olmamalıdır; atama, ceza veya tayin gibi hususlarda kurumlar, önceden belirlenmiş objektif kriterlere göre kendi çalışanlarını terfi ettirmelidir. Son bir hatırlatma: Devleti yöneten kişi her an denetlenebilmeli; halkın çoğunluğu dijital ortam üzerinden talepte bulunarak başkanın görevine son verebilmeli ve yeni bir seçim kararı aldırabilmelidir.

Çok mu uçuk? Siz karar verin…