Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki bütün gelişmeleri kapsayan bir olgu olarak dijitalleşme bilgiyi fiziki dünyanın mekân ve zaman sınırlarından kurtarmak suretiyle birey, toplum, iş ve devlet hayatında radikal değişimler ortaya çıkardı. Bu değişimler ile birlikte iletişim yöntemlerimiz ve iş yapma biçimlerimiz, yönetim, koordinasyon, eğitim ve öğretim süreçlerimiz, ticaretin şekli ve kanalları, tüketim kalıplarımız, bilgi ve kültür ürünlerinin üretimi, dağıtımı, depolanması ve bu ürünlere ulaşma ya da tüketme biçimlerimiz de olağanüstü bir şekilde dönüşüme uğradı.
Dijital teknolojiler öncesinde fiziki dünyanın zaman ve mekân sınırları her türlü bilgi ve fikrin işlenmesi, arşivlenmesi, paylaşımı ve ifade edilme olanaklarının da sınırlarını belirlemekteydi. Bireyler daha önce fiziki dünyanın imkânları dâhilinde toplumun geneline karşı kendilerini ifade etmek, duygu ve fikirlerini aktarmak yolunda dergi, gazete, radyo ve televizyon gibi geleneksel basın ve yayın araçlarına ihtiyaç duymakta ve bu mecralara ulaşabilmek bakımından gerek madden gerekse zaman ve mekân yönünden maliyetler ile karşı karşıya kalmaktaydı. Bu tür araçlara küçük maliyetlerle serbestçe ulaşım ve kullanım ise herkes için mümkün değildi. Bu bağlamda, bireylerin bilgiye ulaşma, kendilerini ifade etme, elindeki bilgi ve fikirleri işleme, depolama ve yayma kabiliyeti, fiziki dünyanın maddi, teknik ve fiili kısıtları ile çevriliydi.
Dijital teknolojilerin getirdiği olanaklar ile birlikte her birey daha önce hiç olmadığı kadar bir yayıncı, bir yazar, bir içerik sağlayıcısı, bir arşivci, bir haber programcısı veya bir muhabire dönüştü; elindeki akıllı telefonlarından ve tabletlerinden, ev ve ofislerindeki bilgisayar ekranlarından herhangi bir konuda dünyanın herhangi bir noktasında üretilmiş bilgi ve içeriğe istediği yer ve zamanda anlık olarak ulaşma ve yine elindeki bilgi ve fikirleri anlık olarak bütün dünyaya aktarma kabiliyeti kazandı. Dijital dünyanın olanaklarıyla birlikte insan artık, fiziki dünyanın rutini olan uzun bekleyişler ve gecikmelerin yarattığı sabırsızlıklara yabancıydı.
Bu süreçte, X (1965-1979) ve Y (1980-1999) kuşakları fiziki dünyadan dijital dünyaya geçiş yapan ve yaşam deneyimini sayısallaşmış dünya ile kolayca uyumlaştıran; uyumlaştırmaya çalışan veya bu uyumda güçlük çeken kuşaklar olarak karşımıza çıkarken, Z kuşağı dediğimiz 2000 yılı ve sonrası doğumlular ise bu dijitalleşme olgusunun içinde doğup doğrudan bu dünyayı deneyimleyen kuşaklar oldu.
Bilgiye erişim imkânları ile bilginin üretim, depolama ve dağıtım kanallarındaki bu radikal değişim yukarıda değinilen olanakları beraberinde getirirken, aynı zamanda verili bir anda, belli bir konuda binlerce malumatın ortalıkta dolaşmasına; kaynağı belirsiz bilgi bombardımanı ile karşı karşıya kalınmasına da neden oldu. Bu yönüyle bilgi kirliliğini de beraberinde getirdi. Dijital dünyanın zaman ve mekân yönünden engel barındırmayan doğası ve bireylerin gerçek kimliklerinin ve lokasyonlarının daha kolay gizlenmesine ve değiştirilmesine imkân veren sanal yapısı da bilginin üretim ve dağıtım kanalları üzerindeki kontrolü ortadan kaldırdı. Bu yönüyle, dijitalleşme kişi hak ve özgürlükleri ile bireysel ve toplumsal menfaatleri tehdit eden, kişi ve kurumlara maddi ve manevi zararlar veren suçların[2]daha kusursuz, yoğun ve sistematik ölçekte işlenmesi gibi olumsuzlukları da beraberinde getirdi. Bu bağlamda, dijital dünyanın özgür ve sınır tanımayan kaotik doğası fiziki dünyanın kurallarına göre şekillenen geleneksel hukuki düzenlemelerde de birtakım değişiklikler yapılması ihtiyacını ortaya çıkardı.
Dijitalleşme olgusunun yarattığı bütün bu gelişmelerin bir sonucu olarak günümüzde bireyler dijital dünyada kişisel hak ve özgürlüklerini deneyimlerken; attıkları adımların etik ve hukuki olarak kabul edilebilir düzeylerde kalması, hakların bu alanda daha etkin korunması, hak ihlali durumunda sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılması ve müeyyideye bağlanmasını tesis eden yeni hukuki kodlar bütün dünyada ortaya çıkmaya başladı. Ülkemizde de son yıllarda mevcut yasal düzenlemelere bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin yarattığı sonuçları karşılayan hükümler işlenmiş, fikri mülkiyet hakları ve ceza kanunlarında değişikliklere gidilmiş, ayrıca 5187 Sayılı Basın Kanunu (2004), 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun (2007) ve 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (2016) gibi yeni hukuki belgeler ortaya çıkmıştır.
Dijital dünyanın mümkün kıldığı bilginin her yerde ve her an ulaşılabilir olması, bu bilginin mutlak doğru olduğu anlamına geliyor mu? Yine bu durum, dijital dünyadan elde ettiğimiz verileri istediğimiz gibi ve istediğimiz yerde kullanabileceğimiz anlamına geliyor mu?
Dijital ortamlarda paylaşıma/iletime konu olan veri, bilgi, malumat, haber ve fikirler gibi içeriklerin üretimi, kullanımı ve iletimi üzerindeki haklar ve sınırlar nelerdir?
Kendi ürettiğimiz içerik üzerinde ne tür haklarımız var?
Başkalarına ait içeriklere ilişkin olarak nelere dikkat edilmeli?
Dijital mecralarda işlediğimiz ve ilettiğimiz içerik kişi hak ve özgürlükleri ya da kamu düzeni bakımından sakıncalar ya da riskler barındırıyor mu?
Her hangi bir internet sayfasında veya daha somut bir ifadeyle, örneğin Facebook, Twitter, YouTube ve Instagram gibi sosyal medya mecralarında başkasına ait bir içeriği, fotoğrafı veya resmi dilediğimiz gibi paylaşabilir miyiz?
Bir başkasına ait bir romanı, makaleyi, fotoğrafı, müzik veya sinema eserini ya da kişisel bir veriyi her hangi bir internet mecrasında serbestçe iletime konu edebilir miyiz?
Her hangi bir internet haber sitesi üyelik sistemi ile çalışan Haber Ajanslarına veya her hangi bir elektronik gazeteye ait haber ve görselleri serbestçe alıntılamak suretiyle kendi web sayfasında yaptığı haberlerde kullanabilir mi? Ya da bu haberleri kopyalayabilir mi?
Bir kreş, anaokulu, kolej ya da üniversite kendi web sayfalarında öğrencilerinin fotoğraflarını onlardan izin almadan dilediği gibi yayımlayabilir mi?
Dijital mecralarda hak ihlali veya bir suç fiili ortaya çıkması durumunda, kimlerin, hangi sıfatla hukuki ve cezai sorumluluğu doğar?
İşte bu ve benzeri sorulara vereceğimiz cevaplar, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun, 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 5187 Sayılı Basın Kanunu ve ilgili diğer düzenlemelere referansla ortaya çıkacaktır. Bu düzenlemeler, tıpkı gündelik yaşamımızda olduğu gibi dijital mecralarda attığımız adımlar ve bıraktığımız izlerde de bireysel haklar ve toplumsal düzen bakımından nelerin kabul edilebilir ve nelerin kabul edilemez olduğu hususlarında normlar içermektedir.
Bu çerçevede, dijital mecralarda her birey kendi özgürlük alanı içerisinde her türlü bilgi ve fikrin kullanımı ve paylaşımında bir yandan kişisel verilerin mahremiyetinin korunmasına hassasiyet gösterirken, diğer yandan kişi hak ve özgürlüklerine müdahale edebilecek, toplumsal düzenin bozulmasına neden olabilecek tutum ve davranışlardan da kaçınması gerekmektedir. Dijital dünyaya dair bir diğer önemli husus ise; sosyal medya hesaplarımızın belli kişiler dışında istemediğimiz kişilere veya genele karşı kapalı tutulma özellikleri olsa dahi bu hesaplarımızın kişisel özel alan olmadığıdır. Belli takipçi kitlesine sahip bu hesaplarda yapılan her paylaşım, somut olarak ölçümlendirilemeyecek bir çevrede etkiler yaratır, mesajlar verir; kendimizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini, verilerini ya da gündelik pratiklerini kamuya yansıtır. Bu bağlamda, dijital dünyada bilgi, haber, video, fotoğraf, görüş ve düşünce gibi her türlü içerik girişi ve paylaşımının etkileri sadece özel bir alanda ya da sınırlı denebilecek bir sanal çevrede sonuç doğurmaz; fiziki dünyada da sınırları belirsiz bir kamusal alana taşar.
Tüm bu hususlar bağlamında, sonuç olarak şunu diyebiliriz ki; dijital dünya bireyleri fiziki dünyaya özgü zaman ve mekân engellerinden bağımsız kılarak bilgiye ve kültür ürünlerine erişim hakkı ile içerik üretimi ve paylaşımı bağlamında şekillenen ifade özgürlüğü gibi kişisel hak ve özgürlüklerin deneyimlenme alanlarını ve yoğunluğunu daha önce hiç olmadığı kadar genişletirken, doğasında barındırdığı sınırsızlığın yaratabileceği bir takım olumsuzlukların önüne geçmek bakımından da bireyler için yeni sınırların tanımlandığı yeni mecraları ve hukuki kodları beraberinde getirmiştir.
[1]* M.Sc., LL.M., Bakanlık Müfettişi, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı, Ankara Üniversitesi Misafir Öğretim Görevlisi (Fikri Hukuk), Ankara Üniversitesi Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi – FİSAUM Merkez Kurulu ve Yönetim Kurulu Üyesi.
[2]Bu kapsamda, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda tanımlanan Hakaret sövme, şantaj (TCK md. 125), Haberleşmenin gizliliğini ihlal (TCK md. 132), Kişiler arasındaki konuşmaların kayda alınması, dinlenmesi (TCK md. 33), Özel hayatın gizliliğini ihlal (TCK md. 134), Kişisel verilerin kaydedilmesi (TCK md. 135), Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme (TCK md. 136), Halk arasında korku ve panik yaratmak maksadıyla tehdit (TCK md. 213), Suç işlemeye tahrik (md. 214), suçu ve suçluyu övme (md. 215), Haklı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (md. 216), Kanunlara uymamaya tahrik (md. 217), iftira (md. 267), Başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması (md 268), Ses veya görüntülerin kayda alınması (md. 286), Cumhurbaşkanına hakaret (md. 299), Devletin egemenlik alametlerini aşağılama (md. 300), Türk millerini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama (md. 301), uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma (md. 190), Tehdit (md. 106), Şantaj (md. 107), Bilişim sistemine girme (md. 243), sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme (md. 244) ve Müstehcenlik (md. 226) gibi suçlar ile 5816 Sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun kapsamında düzenleme konusu yapılan suçlar ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunan menfaatlere karşı işlenen suçlar örnek olarak gösterilebilir.