İnsan şarkı dinlerken yazı yazar mı… Yazı yazmak bu kadar mı eğlenceli… Hayır efendim… Bu kez gerçekten bu yazıyı kaleme alabilmek adına şarkı dinlemek için telefonumuzu karıştırmaya başladık. Aradığımız şey; içinde “Alo” geçen Türkçe şarkılar.
Müzik platformlarına baktım, benim aradığım parçalar nedense “es” geçilmiş. Yıldız Tilbe’nin dillere pelesenk “Bir kere de bana ihtiyacın olsun, Bir Alo de, gelmezsem gençliğim solsun” nağmeleriyle inleyen parçası arşive alınmaz mı? Neyse ki Zeki Müren derken, Mustafa Sandal derken, içinde “Alo” geçen pek çok şarkı bulduk.
Durup dururken bu “Alo” konusuna niye bu kadar takıldık, bu şarkıların arasında neden bu kadar dolaştık diye aklınıza düşmüş olabilir. Peşinen ifade edelim; Bu yazıda size “Alo”nun hikayesini aktaracağız.
Alo kelimesi “hello” kelimesinden gelmiştir gelmesine de… İngilizler Alo diyebilmek için beklenirken gelen “Çevir” sesini bulabilmek için uzun uğraşlar vermiş ve 1800’lü yıllarda keşfedebilmişlerdir. Müzikte bilirsiniz 1 oktav, 8 sesten oluşur, telefondaki çevir sesi ise LA notasıdır ve karşılığı tam 440 Hertzdir. Kulağımız ise 20 ila 20 bin Hertz arasındaki sesleri duyar, LA sesi de kulağın en iyi duyabileceği notadır. Telefondaki çevir sesinin iyi akort etmeye yaradığını da müzikle ilgilenenler bilirler. Bir elinde gitar, diğer elinde telefon olan birini görürseniz bilirsiniz ki akort yapmaya çalışıyordur.
Alo’yu biz bulmadık ama şu anda telefonda en çok biz konuştuğumuza göre bu kelimeyi de en çok kullanan biziz. Telefonlar da o eski telefonlar değil, parmakla numara çevirdiklerimiz hiç değil. Artık neredeyse bir bilgisayar. Bugünlerde telefonlarda pek çok yapay zekâ ürünü uygulamalar popüler durumda. Yapay zekâ ise herhalde 2017’nin en çok konuşulan konusudur. Bütün teknoloji firmaları yapay zekaya odaklanmış durumda. Herkes kabiliyetleri ölçüsünde buraya bir yenilik katmanın peşinde.
Sağlıktan ulaşıma, eğitimden haberleşmeye pek çok alana giren yapay zekâ, günün birinde insanların yerini alabilecek mi? Kimileri bir gün yapay zekâ tüm kontrolü ele alırsa acaba ne yaparız sorusunu çokça dillendiriyor. Bugünlerin en güzel yapay zekâ ürünü Siri ve benzeri uygulamalar gibi görünüyor ama gelecekte sensörlerle donatılmış ve pek çok işini otomatize etmiş insanlarla karşılaşacağımız da kesin gibi. Umalım ki o gün geldiğinde, biz sadece dışarıda üretilmiş yapay zekâ ürünlerini değil, memleketimizin mühendislerince geliştirilmiş teknolojileri kullanıyor olalım.
İzlemeyenimiz yoktur; 1942 yılında, zor ve savaş günlerinde geçen, aşkı anlatan o filmi. Vizyona girdiği yıl 3 Oscar alan film sadece Ingrid Bergman ve Humphrey Bogart’ı değil bir şehri, Casablanca’yı da unutulmazlar arasına sokmuştu. Bergman’ın (Ilsa) rol arkadaşı Dooley Wilson’a (Sam) seslendiği replik ise film kadar ünlüdür: “Play it again Sam.” Yazıyı kaleme almak için bilgisayarın başına oturunca o replik aklımıza düştü ve yine elimiz telefona gitti, “eski günlerin hatırına çal Siri” dedik, aklınca bir şeyler çalmaya başladı. Sizin sevdiğiniz parça da bizden size ithaf olunur...