İşletmeler toplumların ve devletlerin ekonomik refah ve kalkınma sürecindeki asli taşıyıcı unsurlardır. Toplumların yaşam kalitesindeki standartlar, sahip oldukları kamusal veya özel işletmelerin üretip pazarladığı ürün ve hizmetlerden sağlamış oldukları gelir ile doğru orantılıdır. Gelişmiş ülkelerin toplumsal ve bireysel yaşam standardının kalitesi, sahip oldukları büyük global ölçekli işletmeler ile yakından ilişkilidir. İşletmeleri; toplumların ve devletlerin büyüme, gelişme, siyasi ve ekonomik rekabet süreci içerisindeki açık ve gizli stratejileri ile en güçlü aktörleri olarak kabul etmek gerekir. Bu bakış, işletmelerin toplumsal refah için ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Buna karşın işletmelerin, günümüz rekabet şartlarında, günden güne daha fazla küreselleşen pazarlarda rekabet üstünlüğünü korumaları veya varlıklarını sürdürebilmeleri oldukça zorlaşmıştır. Sanayileşme hareketleri ile birlikte 1880’lerden sonra, işletme yönetiminin bilimsel nitelik kazanmaya başlaması ile işletme, yönetimindeki tüm süreçlerinde, yeni stratejik uygulamalarını, teknolojik altyapı, pazar, rakipler ve müşteri yapılarına göre sürekli canlı tutmak zorundadır. Bu süreç içerisinde işletmeler, sahip oldukları değer zincirindeki parametreleri etkin kullanmak ve rakiplerine göre daha inovatif ve rekabet gücü yüksek ürün/hizmetler üretmek zorundadır. Teknolojik yenilikler kadar işletme yönetim süreçlerindeki yeni yönetim yaklaşımlarının hız kesmeden devam etmesi de, işletmelerin başarısı üzerinde etkili olan farklı parametrelerin dikkate alınması gerektiğini göstermiştir. Bu yeni yaklaşımlar, işletmelerin sahip oldukları yetenek ve kaynakların, inovatif ürün/hizmet üretiminde tek başına yeterli olmadığı gerçeğini ortaya çıkarmıştır.
İşletmelerin yenilikçilik kabiliyetlerin üzerindeki temel belirleyici parametreleri tespit etmek önemli bir hal almıştır. Bu bağlamda son yıllarda araştırmacıların yoğunlaştığı konulardan birisi toplumların sahip olduğu kültürün, toplumsal bazda hangi özelliklere sahip olduğu ve bu özelliklerin toplumların inovasyon üretiminde nasıl bir etkiye sahip olduklarıdır. İşletmeler, bulundukları toplumların yapısal özelliklerini yani kültürlerindeki izleri taşırlar, bu konuda işletmenin global veya yerel pazarda olmasının önemi yoktur. Örneğin Alman otomotiv firması Daimler AG ile Japon otomotiv firması Toyota karşılaştırıldığında, her iki firmanın da aynı sektörde ve global pazarda bulunmalarına rağmen, yönetim süreçlerinde sahip oldukları toplumsal kültürün önemli etkileri ve farklılıkları görülmektedir. Routamaa ve Hautala’ a göre (2008), işletmeler yabancı bir ülkeye yatırım yapacağı zaman, o ülkenin farklı kültürel yapısını bilmek ve anlamak zorundadır.[1]Bu sebeple toplumların kültürel yapılarını anlama ve nasıl bir davranış gösterdiklerini belirleme konusunda çalışmalar hız kesmeden devam etmektedir. İşletmeler, kendilerine rekabet üstünlüğü sağlayacak ürün/hizmetler ile yaşam süreçlerini devam ettirmektedir. Bununla birlikte pazarın dinamik değişim özelliği sonucu, rekabet üstünlüğü, yeni ürün/hizmet üretmek için yeterli gelmemeye başlamıştır. İşletmeler artık aynı sektörde ve pazarda birbirine benzer ürün/hizmet üretmek yerine, inovatif ürünler ile rekabet üstünlüğü sağlamak yönünde önemli bir paradigma değişimi içerisindedir.
Toplumların ve işletmelerin inovatif ürün/hizmet üretiminde, sadece finansal kaynaklarının veya sahip oldukları teknolojik alt yapının yeterli olmadığı, bunun dışında, çalışanların davranışlarındaki gizli güç olan ülkelerin kültürel özelliklerinin, bireyler üzerinden işletmenin tüm süreçlerinde etkilerinin olduğu artık herkes tarafından kabul edilmektedir. Açık veya kapalı toplum kültürü olarak genel bir yaklaşım yerine, artık kültürü oluşturan temel dimensiyonlara kadar derin kültür analizleri yapılarak, toplumların kültür boyutları süreci içeresinde nasıl bir özellik gösterdikleri yönünde çalışmalar yapılmaktadır.
Kültürün inovasyon üzerine olan etkisi şüphesizdir. Toplumların sahip olduğu değer yapıları inovasyona olan yönelimi belirler. Herbig ve Dunpy’ e göre (1998), kültürün bir toplumun inovasyon performansı üzerinde büyük etkisi vardır.[2]Kültürlerin yenilikçiliğe açık olmaları, risk alabilmeleri, eğitime vermiş oldukları önem ve geçmiş tecrübelerini şuan ve gelecek ile ilişkilendirebilmeleri yeteneği, inovasyonun gelişimine büyük etki yapmaktadır. Bu kabulden sonra işletmelerin ürün/hizmet üretimindeki inovasyonda toplumsal kültürün nasıl bir etkisinin olduğu son yıllarda çok fazla ilgi odağı olmaya başlamıştır. Bir ülkenin inovatif ürün/hizmet kabiliyetine ve yetkinliğine sahip olmasında sadece Gayri Safi Yurtiçi Hâsılanın (GSYİH) yüksek olması veya Ar-Ge harcamaları için çok yüksek bütçeler ayırması yeter şart mıdır?
İşletmelerin inovasyon yapabilmeleri, Ar-Ge harcamaları, faaliyette bulundukları sektör, nitelikli insan kaynağı, güçlü teknolojik altyapı, bulunduğu ülkedeki yasal teşvikler, kamusal yönlendirmeler, global pazardaki varlığı, niteliği gibi birçok değişkene bağlıdır. Fakat son yıllarda bu değişkenler içerisinde kültürün önemli bir etkisinin olduğu anlaşılmıştır. Toplumsal kültürün inovasyon üzerindeki etkisi ancak bireyler ve toplumdaki işletmeler aracılığı ile fiziksel bir boyuta kavuşabilmektedir. İşletmeleri canlı bir organizasyon haline getiren, çalışanlardır ve bu çalışanlar yaşadıkları toplumun kültür karakterlerini işletmeye taşırlar.
İşletmede süreçlerin temelini oluşturan bireylerdir ve toplumsal kültür, bireyler üzerinde işletmedeki birçok sürece sirayet eden bir durumun ortaya çıkmasına sebep olur. Toplumsal yapılardaki değişimler bireyler ve işletmeler üzerinde de etkilidir.
Kültür; insanın düşünme ve davranışları üzerinde en kapsamlı etkiye sahip olan yoldur.[3]Toplumların inovasyon kapasiteleri onların ekonomik ve kültürel değerleri ile yakından ilişkilidir. İnovasyon süreci kompleks bir yapıdır ve özellikle günümüz rekabet süreci içerisinde pazardaki beklentilerin yüksek olması nedeni ile daha da zor bir durum haline gelmiştir. Jaskyte (2004), inovasyonun kompleksliği ve karmaşıklığının aşılması konusunda yapılan birçok araştırmada, kültürün, bu karmaşıklığının düşürülmesinde etkili olduğunu söylemektedir.[4]Ulusal gelişmenin anahtar kelimesi olan inovasyonun ana bileşenleri insan, iş süreçleri ve teknolojidir.
Aleinikov (1994), yenilikçiliği bireysel veya toplumsal yeni oluşumlar üretmeyi amaçlayan bir süreç olarak tanımlar.[5]Bu yeni süreçler toplumların yaşam standartlarının gelişmesini sağlar ve daha sonraki yenilik süreçleri için de tetikleyici etkiyi devam ettirir. İnovasyon yönetim süreci içerisinde birbirleri ile ilişkili birçok faktör vardır. Kültürü inovasyon yönetimindeki en önemli faktörlerden biri olarak görmektedirler.[6]
İnovasyon yönetim sürecine etki eden her faktörün birbirinden bağımsız olduğu ve birbirleri üzerinde etkileri dikkate alınmalıdır.
Massey’ e göre (1998), kültür ile inovasyon konusunda temel bir anlayışa ulaşmak, birçok farklı açıdan bakmayı gerektirir.[7]Çünkü kültür karmaşık olduğu kadar aynı zamanda da çok yönlüdür. Toplumların sahip oldukları değerler inovasyona olan yönelimleri üzerinde belirleyicidir. Herbig ve Dunpy’ e göre (1998) inovasyoncu toplumlar, yenilik çalışmalarını teşvik eden, girişimciliği destekleyen, eğitime önem veren, teknolojiye açık ve istekli bir davranışa sahiptirler.[8]
Toplumların bilinçaltındaki düşünceleri, onların davranışlarını da şekillendirir. Png ve vd. (2001) yapmış oldukları çalışmada kültürün toplumdaki yenilikleri kabullenme davranışı üzerine önemli etkilere sahip olduğunu göstermiştir.[9]Toplumların kültürel yapıları, yeniliğe ne kadar açık bir özelliğe sahip ise, gerek teknolojik, gerekse sosyal alanda yeniliklere karşı o denli istekli davranışlar gösterirler. Mokry’ e göre (1991), bir toplumun yeniliğe açık olmasının, risk almasının, geçmiş bilgi ve deneyim kaynaklarını geliştirebilmesinin, o toplumda inovatif bazlı teknolojilerin oluşmasına büyük etkisinin olduğunu ifade etmektedir.[10]Toplumların inovasyon performansları üzerindeki risk boyutundaki başarı, onların geçmiş ve şimdiki bilgi ve tecrübeleri ile çok yakından ilişkilidir. Her yenilik, toplumların yaşam alanları üzerinde değişimi ve gelişimi kesintisiz bir şekilde etkiler.
Örneğin bilişim teknolojilerindeki yeniliklerin toplumlara makro ve mikro boyutta yeni sosyalleşmeler getirmesi gibi. Etkileşime uğrayan toplumlar ve içerisindeki işletmeler bu çerçeve içerisinde değişimlerden etkilenmektedir. İşletmelerin bu değişim ve gelişimleri kendi değer zincirleri sürecinde öğrenmesi, onların varlıkları ve devamlılıkları açsından önemlidir. Bir toplum yeniliğe açıksa, o toplumun bir parçası olan bireyler ve işletmeler de ona paralel bir şekilde yenilikçi olmak zorundadır. Kültür evrensel bir değer olarak toplumlar, gruplar ve bireyler üzerinde çok etkin bir yönlendirme sistemidir. Bu düzenleyici sistem kendine özgü spesifik sembollerden oluşur ve her toplum içerisinde kuşaktan kuşağa aktarılır.
Kültür; belli bir topluluğa ait olan, fakat genetik olmayan, sonradan öğrenilebilen, kuşaktan kuşağa aktarılan bir değerler sisteminden oluşur ve topluluk üyelerinin davranışlarını sürekli ve tahmin edilebilir biçimde etkiler.[11]Thomas’a göre (1993), kültürel algı kendisini oluşturan bireylerin düşünme ve davranış değerlerini etkiler, kültür, düzenleyici bir sistem olarak toplum içindeki bireylerin kendilerine ait spesifik eylem alanını yapılandırması ve toplumsal gelişimin kalkınması için gerekli koşulları sağlar.[12]Toplumsal güç hiyerarşisi, toplumların inovasyon üretkenliği üzerinde etkilidir. Shane (1993), yapmış olduğu çalışmalarında düşük güç hiyerarşisine sahip toplumların yüksek güç hiyerarşisine sahip toplumlara göre daha yüksek inovasyon ürettiklerini tespit etmiştir.[13]Eğer bir toplumdaki kültürel yapı baskıcı, dışa açılımı kabul etmeyen, bireysellik yerine kolektif eylemi ön planda tutan bir yapıya sahip ise o toplumdaki bireylerin özgün davranış ve eylem göstermesi çok düşük boyutta olacaktır. Bu tür toplumlarda bireysel üretkenlik düşük seviyede olur.
Kültürü, bireylerin gelişimini etkileyen nicel ve nitel değerlere sahip süreçler olarak tanımlanmaktadır.[14]Bireyin içerisinde bulunduğu toplumun sosyal yapısı, toplumdaki psikolojik durum, toplumdaki değerler, toplumun sahip olduğu bilgi ve teknolojik alt yapı, bireylerin gelişim ve üretkenlik süreci içerisinde önemli etkiye sahip olan değerlerdir. Güçlü bir çevresel kültür bireylerin sahip oldukları potansiyel kabiliyetlerinin meydana çıkmasına zemin hazırladığı gibi aynı zamanda inovasyon performanslarının yüksek düzeyde oluşmasına imkân sağlar. O toplumdaki bireyler daha inovatif fikirlerin çıkmasında etkin olacaktır. Kültürün kuşaklar arası bir iletişim aktarım süreci olması, hayatın devamlılığı sureci içinde kuşaklar arası ve kişiler arası etkileşim sayesinde bilişsel gelişimi sağlamaktadır. Hofstede’ e göre (1980), kültür; öğrenme sonunda oluşmaktadır, yani bireylerin bulunduğu sosyal ortamdan kaynaklanmaktadır.[15]
Kapalı bir kültür içerisinde yetişen bir bireyin, daha sonra açık kültür içerisinde daha farklı davranışlar göstererek bireysel olarak kendini ifade etmesi ve üretkenliği daha yüksek olabilmektedir. Stephens ve Greer (1995), yaptıkları çalışmada kültürün bireylerin karar verme, yönetim tarzı, ekip çalışması, bireylerarası güven gibi birçok konuda etkisi olduğunu ortaya koymuşlardır.[16]Özellikle global ölçekli işletmelerde kendi ülkesinde yüksek performans gösteren bir çalışanın yabancı bir ülkedeki aynı işletmede önemli kültürel değişimlerden dolayı aynı başarıyı ortaya koyamadığı görülebilmektedir. Kültür, fiziksel koşullara, ekonomik gelişmeye, bilim ve teknolojideki gelişmeye, toplumsal okuryazarlık oranına ve diğer birçok parametreye bağlı olarak devamlı bir değişim ile kendisini geliştirebilmektedir. Singh’ e göre (2008), kültür beş temel faktörden oluşmaktadır, bunlar; demografik kimlik (dil, din, okuryazarlık oranı ve nüfus dağılımı), tarihsel yaşam (iç ve dış̧ güçlerin etkisi, efsaneler, tarihsel hatıralar, mit), ekonomik yapı (ekonomik sistem, ekonomik gelişim, temel endüstriler, teknolojik gelişim), kurumsal yapılar (yönetim şekli, yasal sistem ve kurallar) ve jeopolitik yapı (iklim ve yer özellikleri).[17]Sing’ in bu tanımlaması dikkate alındığında yukarıdaki beş temel kültür faktörünün olumlu veya olumsuz yöndeki değişimleri, bireylerin ve işletmelerin inovasyon kabiliyetleri üzerinde etkili olacaktır. Bu etkileşim, bireylerin tüm karar verme ve üretken olmasındaki davranışlarını belirler.
Bireyin gerek yaşadığı toplum içerisinde, gerekse çalıştığı işletmelerde yenilikçi fikirlerinin oluşmasında bulunduğu kültürün etkisi vardır. Hernandez ve Iyengar’ a göre (2001) kültür, bireylerin üretkenlik motivasyonlarının oluşmasında çok etkili bir yapıdır.[18]Bireylerin toplumsal kültür içerisindeki davranışları konusunda Maslow’ un (1943) ihtiyaçlar hiyerarşisi, Herzberg’ in (1959) çift faktör teorisi ve Vroom’ un (1964) bekleyiş teorilerinde bireylerin üretkenlik derecesine etki eden faktörler dikkate alındığında her toplumda bireylerin farklı bir motivasyon davranışı gösterdikleri görülmüştür.
Bu da bireylerin sahip olduğu farklı kültürel yapılardan kaynaklanmaktadır. Cesare ve Sadri (2003), yapmış oldukları çalışmada bireysel kültür ile kolektif kültürün bireylerin üretkenlik motivasyonuna etkisinde önemli farklıklar olduğunu tespit etmişlerdir. Amerika ve Japonya’da yapılan çalışmalarda, bireysel kültüre sahip olan Amerikan toplumunda bireylerin kendilerini ön planda tutan davranışlar ortaya koydukları, kolektif kültüre sahip olan Japonya’da ise bireylerin bulundukları grubun çıkarlarını ön planda tutukları görülmüştür.[19]Bu iki durum toplumların kültürel yapılarının bireysel kültür davranışları üzerinde farklı etkilere sahip olduğunu göstermektedir. Toplumsal kültür ile bireysel kültür ve davranışlar üzerine bu alanda en önemli çalışmalara sahip olanlardan birisi olan Hofstede (1980), bireylerin düşünce yapılarını; yaşadıkları toplumun kültürel yapılarıyla geliştirdiğini söylemektedir.[20]Çünkü bireyin içerisinde bulunduğu toplumsal yapının özelliği, onun nasıl düşünüp, nerede, nasıl bir davranış göstermesi gerektiğini yazılı olmayan kurallar ile belirler. Hofstede’ ye göre (1980), bireyler, dünyaya kendi yaşadıkları kültürel koşulların etkisi altında öğrenmiş oldukları kazanımlara göre bakarlar.[21]Kültürün özünde bireyin tüm yaşamını saran bir değerler zinciri olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu durum işletmelere canlılık kazandıran bireylerin iş yaşamı sürecindeki tüm parametreleri gizli bir güç olarak etkiler. Bu güç devletlerin, toplumların, işletmelerin inovasyon kabiliyeti üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.
Ulusların sosyal yapılarını anlamakta dikkate alınan en önemli unsurlardan biri olan kültür; devamlı bir değişim ve dönüşüm süreci içerisinde olup, öğrenilen, paylaşılan inançlar, davranış ve semboller değerlerinin toplamından oluşmaktadır. Her ulusal kültürde birbirine benzeyen veya farklılıklar gösteren kültürel alt boyutlar vardır. Bu kültürel farklılıklar bazen kurumların inovasyon performansları üzerinde pozitif veya negatif etkiye neden olabilmektedir. Yabancı bir kültür ile işbirliği yapmak isteyenler öncelikle o kültüre ait temel özelliklerin neler olduğunu iyi analiz etmelidirler. Kültürün öğrenilebilen ve istenildiğinde değiştirilebilen bir özellikte olması, farklı kültürlerdeki başarıyı etkileyen unsurların bir başka kültüre de uygulanmasına imkân vermesi açısından çok önemlidir. Ulusal kültürün, toplumların birçok yetkinliklerinde olduğu gibi inovasyon yetkinlikleri üzerinde de etkisinin olduğu kabul edilmektedir. Ulusların kültürel özellikleri ile inovasyon kapasiteleri arasındaki ilişkinin son yıllarda araştırmacıların odaklandığı konuların başında gelmesinin nedeni budur. İnovasyon, toplumların rekabet gücündeki itici güç olduğu için, inovasyonun önemi her geçen gün artmaktadır. Günümüz şartlarında toplumların sürdürülebilir refah seviyesine sahip olması, her geçen gün daha zor bir hal almaya başlamıştır. Rekabet şartları ve toplumların/bireylerin ihtiyaçları hızlı bir şekilde değişmektedir. Toplumların yüksek rekabet ve hızlı değişime karşı varlıklarını koruyup, yüksek kazançlar sağlamasının kilit faktörü ise üretmiş oldukları inovatif ürün/hizmetler ile mümkün olabilmektedir. Bu yüzden eskiden inovasyon gelişimi o ülke ve o ülkedeki büyük işletmelere sahip özellikler gibi görünse de artık her ülke ve her işletme için bir zorunluluk haline gelmiştir. Bundan dolayı inovasyon kavramının artık tüm toplumların hayatlarında giderek daha çok yer alması, şüphesiz dış çevre koşulları içerisindeki rekabetin etkisi ile daha önemli hale gelmiştir. Toplumların gelişmesine katkı sağlayan bu kavramın çok önemli bir etkiye sahip olması nedeniyle inovasyon kabiliyetlerinin gelişmesi ve bunun önündeki engellerin neden olacağı tüm unsurlar, makro ve mikro boyutlarına kadar titizlikle incelenmektedir. Örgütlerin kültürel oluşum sürecinde örgütün içinde bulunduğu toplumun kültürel değerlerinin çok önemli etkisi vardır. Örneğin global otomotiv üreticisi Daimler AG’nin Almanya merkezli bir işletme olmasına karşın, Türkiye’deki, Almanya’ daki, Hindistan’ daki işletmeleri arasındaki firma kültürlerinde, bulunduğu ulusal kültürün baskın, farklı kültür alt boyutlarından kaçması mümkün değildir. Toplumların sahip olduğu kültürel yapı, işletmeleri saran bir dış çevre parametresi olarak kabul edilirse, işletmelerin bu dış çevre parametresini değiştirme gücü yoktur. Bu kültür parametresi işletmeler için bir fırsat veya tehdit unsuru olabilir. Burada işletme yönetiminin üzerine düşen görev bu fırsat ve tehdit sürecini doğru yönetmesidir. Gerek çok uluslu işletmelerin, gerekse yerel işletmelerin faaliyetlerini etkileyen çevresel faktörler, çalışanların davranışları üzerinde çok önemli bir etkiye sahip olan sosyo-kültürel değerlerden oluşmaktadır.
Elbette bir ulusal kültürün tüm özelliklerinin inovasyon üzerinde etkili olamayacağı açıktır. Burada önemli olan ulusal kültürün alt boyutlarındaki davranışların inovasyon faaliyetleri ile nasıl bir ilişkiye sahip olduğudur.
Özellikle işletmelerdeki katı ve sert hiyerarşik yapıların daha esnek, çok katmalı yönetim yapılarının ise daha düşük ve daha şeffaf olması inovasyon üretkenliğini artıracaktır.
Güç mesafesi boyutunun yüksek olması ast üst ilişkilerindeki iletişimi kısıtlar ve astlar fikir ve düşüncelerini rahat ifade edemez.
Kültürün öğrenilen bir değer olduğu düşüncesi ile yola çıkıldığında toplumsal kültürlerde güç mesafesi boyutunun düşük olması yönünde gerekli çalışmalar yapılabilir. Bireyselci toplumların kolektivist toplumlara göre daha yüksek bir inovasyon kabiliyetine sahip olduğu görülmektedir. Bireyler ne kadar rahat eylem alanı bulursa farklı düşüncelerini daha fazla ortaya koyma şansına sahip olacaktır. Aksi durumda ise kolektivist yapılarda birey farklı ve özgün bir düşünceye sahip olsa bile bu düşünce grup çıkarı ile çakıştığında düşüncesini ifade etmez. Bu durum aynı zamanda bireyin inovasyon motivasyonunu da engeller. Bu tür gruplarda fikir zenginliği yerine kısır bir düşünce oluşur. Bu durum yeni farklı fikirlerin oluşmasında engel teşkil eder.
Yöneticilerin bireyler üzerindeki açık veya kapalı olan grup baskıları yerine onların daha bireysel davranmalarına zemin hazırlayacak ortamı sağlamaları çok önemlidir.
İnovasyon üzerinde etkili olan bir diğer kültür alt boyutu hoşgörüdür. Yüksek hoşgörünün olduğu toplumlarda inovasyon üretkenliğinin arttığı görülmektedir. Bireyler, telafi edilebilecek hatalı iş ve davranışlarından dolayı yaptırım ve ceza ile karşı karşıya kalmaları söz konusu olduğu zaman, büyük bir stres ve baskı altında olurlar. Bu stres onların yenilik üretkenliğini kısıtlar. Yenilik süreci içerisinde başarısızlıkların olması doğal bir süreçtir. Kabul edilebilir hata durumlarında hoşgörü ve tolerans olmadığında bireylerin bir sonraki inovasyon süreci için motivasyonları düşük olabilir. Bundan dolayı gerek toplumsal yaşam alanında, gerekse işletmelerde mümkün olduğunca hoşgörü kültürünün gelişmesine imkân sunulmalıdır.
Bireylerin kurum kültürü ile çatışmasına neden olacak davranışlarının dışında mümkün olduğu kadar kısıtlama kültüründen uzak durmak gerekir.
Her toplum ve birey en refah ve en yüksek hayat standardını hedefler. Bu hedefe erişmek için ürettiği ürün/hizmetleri küresel ve yerel pazarda rakiplerine göre daha yüksek bir fiyata satabilmesi, pazarda kabul görmesi ve sürdürülebilir olması için inovasyona ihtiyacı vardır. Başarılı bir inovasyon ise ancak başarılı ve bilinçli bir inovasyon yönetim sistemi ile olur. İşletmelerin inovasyon sürecindeki başarılarına engel olacak sorunlar üzerine kalıcı çözüm yöntemleri bulup geliştirmesi şarttır.
İşletmelerin sahip oldukları kültürler, faaliyette bulundukları toplum kültürünün bir alt sistemi olduğuna göre, toplumsal özellikler işletme kültürü üzerinde de etkili olacaktır. Kültürün, çevresel olaylardan dolayı değişim ve gelişim özelliğine sahip olduğu gibi değiştirme ve dönüştürme özelliğinin de olduğu unutulmamalıdır. Etkin ve sürdürülebilir bir toplumsal inovasyon gücü için kültürün etkisinin büyük olduğu asla unutulmamalıdır.
[2]Herbig, P., Dunphy, S. (1998). "Culture and Innovation". Cross Cultural Management, 5(4): pp.13-21.
[3]Soares, A.M., Farhangmehr, M., Shoham, A. (2007). Hofstede's dimensions of culture in international marketing studies. Journal of Business Research, 60, pp. 277-284
[4]Jaskyte, K. (2004). Transformational Leadership, Organizational Culture and Innovativeness in Nonprofit Organizations. Nonprofit Management and Leadership, 15(2): pp.153-168.
[5]Aleinikov, A.G. 1994. Sozidolinguistics for Creative Behavior. Journal of Creative Behavior, 28, 2, pp.107-123.
[6]Tushman, M.L., O’Reilly, C.A. (1997). Winning Through Innovation. Boston. MA: Harvard Business School Press.
[7]Massey A. (1998). The Way We Do Things Around Here: The Culture of Ethnography.
Ethnography and Education Conference, (OUDES).
[8]Herbig, P., Dunphy, S. (1998). "Culture and Innovation". Cross Cultural Management, 5(4):13-21.
[9]Png, I. P. L., B. C. Y. Tan., Wee, K.L., (2001). "Dimensions of National Culture and Corporate Adoption of IT Infrastructure." IEEE Transactions an Engineering Management, Volume 48, Issue 1, pp.36-45.
[10]Mokyr, J. (1990). The Lever of Riches: Technological Creativity and Economic Progress. Oxford: Oxford University Press.
[11]Mead, R. (1998). International Management. Second Edition, Blackwell, Oxford.
[12]Thomas, A. (1993).Psychologie interkulturellen Lernens und Handelns, in: Thomas, A., Kulturvergleichende Psychologie. Eine Einführung, Göttingen, pp..377-424
[13]Shane, S. A. (1993). "Cultural Influences on National Rates of Innovation". Journal of Business Venturing, 8(1): pp. 59–73.
[14]Li, S.C. (2003). Biocultural orchestration of development plasticity across levels: The interplay of biology and culture in shaping the mind and behavior across the life span. Psychological Bulletin, 129(2), pp.171-194.
[15]Hofstede,.G.(1980). Culture s Consequences: International Differences in Work Related Values, Sage Publication, California,
[16]Stephens, G. K., Greer, C. R. (1995). “Doing Business in Mexico: Understanding Cultural Differences”, Organisational Dynamics, pp.39-55.
[17]Singh,V. (2008). Transforming Boardroom Cultures in Science, Engineering and Technology Organizations: Final report, UK Resource Centre for Women in Science, Engineering and Technology, Bradford.
[18]Hernandez, M., Iyengar, S.S. (2001). “What Drives Whom? A Cultural Perspective on Human Agency”, Social Cognition, Vol 19, No.3, pp.269-294.
[19] Cesare, J., Sadri G. (2003). “Do All Carrots Look the Same? Examining the Impact of Culture on Employee Motivation”, Management Research News, Vol.26 (1), pp.29-40
[20]Hofstede, G.H., (1980). Culture Consequences: International Differences in Work-related
[21]Hofstede, G. (1980a). “Motivation, Leadership, and Organization: Do American Theories Apply Abroad?” Organizational Dynamics, Vol 9, Issue 1, pp.42-63.