Güncel durumu hem yurt içi hem de yurt dışı etkenler dahilinde değerlendireceğiz. Öncelikle yurt dışı faktörler bu dönemde daha etkili olduğundan maddeler halinde ele alalım.
Bildiğimiz üzere son aylarda geçtiğimiz yıllarda büyük merkez bankaları tarafından, başta FED olmak üzere, kademeli sıkılaşma politikaları izlenmiş olmasına bağlı bir yavaşlama ve bu yavaşlamanın mevcut şartların devamı halinde sürmesinin beklenmesi fikri hâkim durumda. ABD tarafında güncel politika faizi 2,25% - 2,50% bandında olsa da 31 Temmuz 2019 tarihli FED kurul toplantısında kurumsal tahvil yatırımcıları bugün itibarıyla 73,9% oranında politika faizlerinin 2,00% - 2,25% bandına çekileceğini fiyatlıyor. 18 Eylül 2019 tarihli FED kurul toplantısında ise 60,3% oranında 1,75% - 2,00% ve 18,6% oranında 1,50% - 1,75% bandı fiyatlanıyor. Yalnızca 21,0% yatırımcı politika faizlerinin 18 Eylül tarihinde 2,00% - 2,25% aralığında kalacağını ön görüyor. Bu veri yorumlanırken baz alınan rakam 65% denilebilir, yani bir toplantıdaki politika faizi ön görüsünde yatırımcıların 65% ve üstünde bir kısmının ön gördüğü faiz aralığı çok yüksek ihtimal ile FED kararının gerçeğe dönmüş hali oluyor. Buradan çıkarılabilecek sonuç FED tarafından önümüzdeki 2 kurul toplantısında kademeli olarak, her toplantıda 0,25% olmak üzere politika faizi indirimi yapılarak bandı 1,75% - 2,00% aralığına getirmesi bekleniyor. Ayrıca geçmiş dönemde aylık düzenli 50 milyar USD piyasadan nakit para çekilerek imha edilmesi süreci de yine 2019 Ekim ayında sonlandırılıyor, ihtiyaç duyulması halinde de ek varlık alımları ile piyasalara likidite desteği verilebileceği ifade ediliyor. Bu kararın alınmasındaki dayanak göstergeler ABD tarafında enflasyon verisinin FED hedefi olan 2% bandından aşağı yönde önemli derecede sapma göstermiş olması ve 1 yıldan 10 yıla kadar borçlanma senetleri faizlerinin terse dönmüş olması olarak ifade edilebilir. Elbette verilerin bu denli bozulmasında likidite sorunları ile birlikte büyük ekonomiler arasında son aylarda yaşanan global ticaret savaşları da etkili oluyor. Aşağıda her iki verinin de güncel hallerini görebilirsiniz.
ABD Getiri Eğrisi
ABD Enflasyon Verisi
ABD tarafında parasal genişleme yönteminde faiz indirme de enstrümanlar arasında yer alırken Avrupa tarafında ise politika faizi halihazırda 0% olduğu için eldeki tek enstrüman piyasa verilebilecek ek likidite desteği olarak kalıyor. Ancak Avrupa Merkez Bankası bunu farklı bir yöntem ile yapıyor, varlık alımı olarak değil, direkt bankalara 4 yıla kadar vadeli sağlanan uygun şartlı finansman yöntemleri ile reel sektöre sağlanan kredi şartlarının yumuşamasını hedefleniyor. Bu sistemin adına TLTRO (Targeted Longer-Term Refinancing Operations) deniyor. İlk olarak 5 Haziran 2014 tarihinde başlayan TLTRO daha sonra 10 Mart 2016 tarihinde ikinci fazına geçmiştir. Ancak önümüzdeki yakın dönemde programın genişletilerek daha destekleyici yeni bir fazına geçilmesi hedefleniyor.
Bu iki merkez bankası haricinde diğer büyük merkez bankaları olan İngiltere, Japonya ve Çin varlık alımlarını kendilerine has yöntemler ile koruyarak piyasaları destekleyici olmaya devam ediyorlar. Bütün bunları neden önemsiyoruz tarafına gelirsek, gelişmiş ülkelerin merkez bankalarının attıkları adımlar bizler gibi gelişmekte olan ülkeleri fazlaca ilgilendiriyor. Çünkü bu ülkelerin politika faizleri oldukça düşükken gelişmekte olan ülkelerde, özellikle Türkiye için, politika faizinin cazip derecede yüksek oluyor olması herhangi bir global likidite fazlalığı durumunda nakit akışlarında söz konusu likiditenin kazanç oranı yüksekliği sebebi ile bizim gibi ülkelere kanalize olmasında etkili oluyor. Yani güncel global konjonktür bizler için önümüzdeki, en azından birkaç ay süre ile destekleyici olmaya devam edecek.
Yurt içi taraftan da bakmak gerekirse, özellikle yıllık bazda enflasyonun düşüşünün hızlanabileceği aylara geliyoruz. Bu yıl Ağustos, Eylül ve Ekim aylarında açıklanacak Enflasyon verileri eğer geçtiğimiz yıl bu aylarda açıklanan enflasyondan düşük geldiği sürece yıllık enflasyonda sert düşüşe şahit olmamız olasılık dahilinde. TÜİK tarafından sağlanan gerçek rakamlar üzerinden küçük bir projeksiyon yapacağız,
Önümüzdeki dönemde Haziran 2019 dahil Ekim ayına kadar enflasyonun aylık bazda her ay 1,25% artış gösterdiği durumda dahi, geçtiğimiz yıl bu aylarda enflasyon rakamları kurlardaki sert yükseliş sebebi ile daha yüksek açıklandığı için, özellikle Eylül ayında 2018 yılında enflasyon aylık 6,30% olduğundan, yıllık bazdaki enflasyonun Ekim 2019 itibarıyla belirtilen projeksiyon şartlarında 9,66% seviyesine kadar düşebileceği mümkündür. Kötümser senaryoda her ay enflasyon 2% açıklansa dahi Ekim ayında yıllık enflasyon 13,78% olarak gerçekleşecektir. Bu durum ister istemez TCMB tarafında faiz indirimi konusunda beklentiyi artırmaktadır. Jeopolitik ilişkilerdeki herhangi bir normalleşmenin de verebileceği destek ile CDS oranlarında da düşüş hızlandığı takdirde yurt içine yabancı yatırımcıların girişi hızlanacak ve yurt dışı yukarıda belirtmiş olduğumuz konjonktürün desteğini daha da fazla olumlu şekilde hissedebilir hale gelebileceğiz.
Aşağıdaki tabloda 1 yıldan 10 yıla kadar Türkiye bono/tahvillerinin güncel faiz oranları görülmektedir.
Her ne kadar 2019 ilk çeyrek için büyüme rakamı açıklandığında basın kaynaklarında teknik resesyondan çıktığımız konusunda sıkça açıklamalar yapılmış olsa da maalesef bu açıklamalar gerçeği yansıtmamaktadır, lakin yukarıda görülen tabloda faiz oranlarının ileri vadelerde kademeli düşüyor olması, yani getiri eğrisinin tam terste olması halen bir resesyon içerisinde olduğumu göstermektedir. Bu tablonun önce yataylaşması, daha sonra da tam tersine dönüyor olduğunu gördüğümüz durumda resesyondan çıkıyor olduğumuz yorumu yapmak daha yerinde olacaktır. (Yani önce bütün vadelerde faiz oranları yakın seviyelere gelecek, daha sonra ise kısa vadelerde düşük, orta uzun vadelerde her vadede daha yüksek faiz oranlarının olduğu bir tablo beklentimiz olmalı.) Bu durumun oluşması için gerekli şartlar da yukarıda bahsettiğimiz gibi enflasyon ve CDS oranlarının düşüyor olması, TCMB tarafından politika faizi indirimleri gelmesi ve daha sonrasında iyileşen likidite şartlarına bağlı reel sektör kredileri şartlarının hafiflemesi, fiyat dengelerinin tekrar aşağı gelmesi gibi sonuçlar bekliyor olmalıyız.
Geçtiğimiz yıl kurlardaki sert yükselişe bağlı yaşanan borçlanma faizlerindeki artışın merkezi yönetim bütçe açığını tarihi seviyelere çıkartması, petrol fiyatlarında merkez bankalarının alacağı genişlemeci kararların etkisindeki yükselişler gibi etkenler altında yurt içi son tüketici ürünlerine gelecek fiyat artışları enflasyon düşüş beklentisinde beklenilen düşüşün etkisini kısıtlayacak etkenler olsa da tüm bu değerlendirmelerimiz ışığında önümüzdeki dönemde ülke ekonomisi için yapılan uç olumsuz senaryoları en azından şimdilik rafa kaldırabiliriz diye düşünüyorum. Nisan ve Mayıs aylarındaki yazılarımızda bahsetmiş olduğumuz hem dolar hem de TL bazlı borsa dip seviyeleri 2% bir sapma ile görüldü ve teknik olarak da bu seviyelerde pozitif yönlü hareketler görmeye başladık. Hem ülkemiz içerisinde hem de müttefiklerimiz olarak adlandırılan ülkeler ile büyük gerginlikler yaşanmadığı sürece TL varlıklarda pozitif yönlü hareketlerin devamını birkaç ay daha bekleyebiliriz.
Önümüzdeki ay görüşmek üzere.