ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşlarının gün geçtikçe gerildiği bir gerçek. Konuyu her geçen gün daha da ileri taşıma potansiyeline sahip ABD başkanı Donald Trump tarafından durumu yorumlamak gerekir. Her ne kadar ana başlık Çin tarafından Yuan devalüasyonu yapılarak ticaret dengesinin Çin lehine kasıtlı bozulduğu olsa da şahsi fikrim bu durumun amacının ötesine saptırıldığı şeklinde. Kökende doğru olan sebep biraz fazla sündürülmüş bir hal aldı. 3 Kasım 2020 tarihinde malumunuz ABD başkanlık seçimleri var ve Donald Trump bu seçimlerde de aday olacağını ve hatta kesinlikle kazanacağını her fırsatta dile getiriyor. Ancak ABD ve dolaylı şekilde tüm dünya ekonomilerinin girdiği olumsuz büyüme süreci tabii ki bu savaşı en çok tetikleyen kişi olan Donald Trump ile bağdaştırılıyor. Günün sonunda başkan tüm dünyanın ve kendi milletinin gözünde dünyayı ekonomik bir felakete sürükleyen kişi olarak anılmak istemeyecek ve bunun oldukça farkında. Her fırsatta kendi döneminde atılan adımlar sayesinde ABD hisse senedi piyasalarının ne kadar çok ralli yaptığını ve diğer başkanların bunu başaramadığını ısrarla dile getiren başkan seçimlere 14 ay gibi bir sürenin kaldığı durumda büyük ihtimalle seçim anketlerinin başlayacağı döneme yakın, önümüzdeki birkaç ay içerisinde en fazla olmak üzere, Çin ile ticaret müzakerelerinde anlaşmaya varıldığı açıklamasını yapacaktır. Peki bunun olası sonucu ne olabilir? ABD merkez bankası FED tüm dünyada bağımsızlığını kesin şekilde koruyan baş merkez bankalarından birisi olarak bilinmektedir.Bu süreçte bozulmaya başlayan makroekonomik verilerin desteklenmesi sebebiyle Temmuz ayında beklentimiz dahilinde 25 baz puanlık bir politika faiz indirimine gidilmişti. Önümüzde bu yıl içerisinde 18 Eylül, 30 Ekim ve 10 Aralık olmak üzere 3 toplantı daha var. ABD tahvil oyuncularının 29 Ağustos 2019 itibarıyla beklentileri 18 Eylül tarihinde 25 baz puanlık indirim, 30 Ekim tarihinde sabit seyir ve 10 Aralık tarihinde de yine 25 baz puan olmak üzere bu yıl içerisinde ek 50 baz puanlık bir politika faiz indirimi olacağı yönünde. FED tarafından atılacak bu adımlar ister istemez diğer büyük merkez bankalarının da parasal genişlemeye girmesi ile global likidite seviyelerinde tekrardan fazlaca bir artışa sebebiyet verecek. Bu sırada yatırımcılar güvenli limanlara geçiş yaparken hisse senedi piyasaları ile beklentiye karşın hiç de aşırı olumsuz tepkiler vermemekte. Bir de bunun üzerine ticaret savaşlarında sağlanabilecek bir anlaşma haberi gelirse olası şekilde güvenli limanlardan tekrar risk algısının arttığı piyasa şartlarına geçiş ile birlikte başta ABD endeksleri S&P 500, Dow Jones ve NASDAQ olmak üzere tüm hisse senedi piyasalarında büyük bir ralli başlangıcına şahit olabileceğiz. Tabii hemen ardından Başkan Donald Trump tarafından bunun kendisi sayesinde olduğunun vurgulandığı aralıksız seçim propagandalarını da görebileceğiz. Güncel dönemi 2008 mortgage krizi ile karşılaştıran birçok yorumcu görüyorum. Ancak global konjonktür o döneme göre çok daha farklı. Her şeyin başında bankacılık sektörü tüm dünyada o günden bu yana çok adımlar kaydetti, regülasyonlar çok daha fazla risk yönetimi üzerinde durmak adına gerçekleştirildi ve bankacılık sisteminin taşıdığı risklerin çok daha stabil ve yönetilebilir olması sağlandı, yani kırılganlık çok daha aza indirilmiş oldu. İçinde bulunduğumuz dönemde ise o döneme kıyasla risklerin çok daha minimal ve yönetilebilir seviyede olduğundan bahsetmek mümkün, tarih tekerrürden ibaret olsa da farklı değişkenler altında aynı sonucu ummak bizi yanıltacaktır. Yani büyük bir kriz ve resesyon olasılığından şu noktada bahsetmek biraz güç.
Bunun yanında başlıklar altında yurt içindeki gelişmelerden de bahsetmek gerekirse;
Enflasyon geçtiğimiz Temmuz ayında 2018 yılının baz etkisi ile yükselmişken Ağustos ayında akaryakıta yapılan büyük indirimin bu ay açıklanacak enflasyon üzerinde kesinlikle baskılayıcı etkisi olacaktır. 0% ile 1% arasında açıklanacak bir enflasyon rakamı yıllık enflasyonu 14,5% altına indirecek ve 12 Eylül tarihli TCMB toplantısında 250 – 300 baz puanlık bir faiz indiriminin daha önü açılmış olacaktır. Aynı şekilde geçtiğimiz yıl Eylül ayı tüketici enflasyonu 6,3% olduğundan bu merkezi yönetimin eline bu yıl için büyük bir oyun alanı sunmakta. İçinde bulunduğumuz Ağustos ayının sonuna doğru birçok zam haberi alıyoruz, yani bu zamların etkisini Eylül ayı içerisinde hissedeceğiz. Ancak bahsettiğimiz aynı mantıkla geçtiğimiz yıl Eylül ayında tüketici enflasyonu 6,3% olduğundan bu yılın aynı ayında aylık enflasyon 4% bile çıksa yıllık enflasyon yine de 2% üzerinde düşmüş olacak, bütün zamlara karşın. Yani yönetim tarafından zamlar yapılarak hem merkezi bütçe açıklarını kapatmak hem de buna karşın yıllık enflasyonun düşmesi için güzel bir fırsat ayı denilebilir.
Getiri eğrisinden sıklıkla bahsediyoruz. Güncel tarih itibarıyla faiz indirimlerinin gerçekleşen ve beklentisel etkileri ile de 2 yıldan 10 yıla kadar tahvil getirilerimiz neredeyse düz bir çizgi halini almış durumda, ancak 1 yıllık bono halen uzun vadelerin yaklaşık 0,8% puan ortalama üzerinde. Önümüzdeki yakın dönemde, belki yıl sonuna kadarki süreçte getiri eğrisinin normalleşerek kısa vadeli faizlerin daha da düşmesini ve uzun vadeli faizlerin artışa geçmesini bekliyoruz. Bununla birlikte ekonomimizdeki normalleşme süreci tamamlanmış olacak ve tekrar büyüme ile birlikte ısınma fazına girmiş olacağız. Burada önemli olan şey ise yüklü dolar borcu ile büyümeye çalışan ve bunun her defasında cezasını sert devalüasyonlar ile görmüş bir ülke olarak bir müddet gereğinden hızlı bir büyümedense ılımlı ve yönetilebilir bir borç döngüsü ile daha risksiz büyümeyi tercih etmemiz gerektiği. Bu durumda para birimimizdeki stabilite çok daha uzun vadeli korunabilir diye düşünüyorum.
Kurlarda her ne kadar son 3 haftadır ticaret savaşlarının riskten kaçış etkisi ile tetiklenmiş bir artış görülse de TCMB verilerine bakıldığında neredeyse her yılın Ağustos – Eylül döneminde tatilcilerin nakit para ihtiyaçları, dağıtılan memur ve işçi ikramiyeleri, okulların açılması gibi sebeplerden iç pazarda TL emisyon değerinde yaşanan artışa bağlı bir yükseliş olduğunu görebilmek mümkün. Şartların bu kadar aleyhte geliştiği bir ortamda para birimimizdeki değersizleşmenin geçici ve beklenti dahilinde bir durum olduğunu ve halen TL varlıklar tarafında kalınmasının faydalı olacağı kanaatindeyim. Sebepleri maddeler halinde saymak gerekirse;
Olarak ifade edilebilir.
Yazımızı Ağustos 2019 tarihli yazımızın son paragrafından bir alıntı yaparak tamamlamak istiyorum,
“Mayıs ayındaki yazımızda dolar bazlı borsa endeksinin 20.000 $ seviyesinden düşüşe başladıktan sonra 2018 Ağustos ayında gördüğümüz 13.300 $ seviyesine yaklaştıkça tekrar alım için uygun yerlere gelmiş olabileceğinden bahsetmiştik. Güncel tarih itibarıyla geldiğimiz seviye 18.171 $, önümüzde 2 kritik seviye bulunuyor, 18.500 $ ve yine 20.000 $ seviyeleri. Bu seviyelerde hafif düzeltme beklentisi gündeme gelebilir ancak unutulmamalı ki yukarıda belirmiş olduğumuz sebepler altında orta vadede, göstergeler aksini iddia edene kadar, halen TL pozitif görüşümüz devam ettiğinden TL varlıklarda her geri çekilme TL pozisyon alımları için fırsat olarak görülmelidir. Hisselerin bu süreçte oldukça pozitif performans sergileyeceğini sıklıkla dile getirdik, 22 Mayıs 2019 tarihinde dip seviye olarak 83.550 test edildikten sonra şu anda 102.840 seviyesindeyiz. 102.800 – 103.600 haftalık kapanışlar bazında oldukça önemli bir bant, eğer haftalık kapanışta bu bant üzerinde kapatılabilirse yükselişin devamını görebileceğiz, aksi takdirde bu seviye aşılamaz ve bir düzeltme çekilmesi görülür ise bahsettiğim üzere ek hisse alımları yapabilmek ve dövizden TL tarafa geçmek için bir şans daha sunacaktır.”
Dolar bazlı borsada tam 18.550 $ seviyesinden (104.100 TL bazlı görülen maksimum seviye) ve 5.45 USDTRY kur seviyesinden tepki geldikten sonra geçmiş dönemde de önemli destek/direnç görevi gören 16.500 $ seviyesinde tutunma çabalarını gözlemleyebiliyoruz. (Borsa 94.000 TL kritik seviyesini gördü ve buradan alıcılı, bu seviye aynı zamanda 83.550 – 104.100 rallisinin tam 50% düzeltme seviyesi) Buradan tekrar yukarı yönlü dönüş beklentimiz ile birlikte ilk seviye 20.000 $ olacaktır. Bu seviyenin kırılması trendin teyidi olacak olup sonrasında yukarıda bahsettiğimiz 24.000 $ - 26.000 $ seviyesine doğru rallinin devamı gelecektir. Kurdaki bu beklenti dahilindeki düzeltmeye paralel görülen hafif yükselişin elinde döviz bulunduranlar için TL tarafa geçmek adına güzel bir şans olduğuna ve halen TL tarafta kalmak gerektiğine inanıyorum.
Bir sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle.