YAPAY GERÇEKLERİN TEHLİKELİ CAZİBESİ

Herkese merhaba, bu ayki yazımızda yine yurt içi ile birlikte yurt dışı faktörleri ele alacağız ancak son 3 haftada kurlarda görülen 3% civarındaki bir yükseliş hafif de olsa bir telaşa sebep verdiği için asıl irdeleyeceğimiz konu bu olacak.

Öncelikle aylar üzerinde durduğumuz ABD – Çin ticaret gerginliği konusunda artık konuşabilecek çok da bir konumuz kalmadığını ifade etmeliyiz. Malum, 2020 son baharında ABD seçimleri olacak. Trump’ın global ekonomiyi uçurum kenarına sürükleyen yönetim olarak anılmak yerine seçimlere bir kahraman olarak girmeyi tercih edeceğini, bu nedenle de iki ülke arasındaki anlaşmanın tüm olumsuz söylemlere karşın yıl sonundan önce neticelenmesini beklediğimizi daha önce birkaç kez ifade ettik. Gelinen son nokta itibarıyla Trump geçtiğimiz hafta içerisinde Çin ile yönetimsel tüm konularda anlaşmaya varıldığını ve olayın artık yalnızca imza aşamasında olduğunu ifade etti. Bu noktadan sonra faz 2 tarafında da karşılıklı tavizler ile sürecin 2020 içerisinde de devam etmesini bekliyoruz. Doğal olarak bu gelişimler global ekonomideki ticaret hacimlerini tekrar eski seviyelerine getirecek ve ülke büyümelerini ve enflasyon beklentilerini tekrar yukarı çekecektir. Bu sebeple halihazırda son 2 aydır anlaşma haberlerinin sıklaştığı ve daha sonrasında da kesinlik kazandığı süreçte tüm global hisse senedi piyasalarında büyük ralli hareketleri gerçekleşiyor. Büyük bir aksilik çıkmadığı sürece, gelişmiş ekonomilerin getiri eğrileri ve büyüme beklentilerinin yukarı yönlü sürekli revizeleri bizlere 2020 yılında hisse senetleri tarafında genel anlamda pozitif sürecin devam edeceği mesajını veriyor.

FED tarafında güncel getiri eğrisi incelendiğinde ağırlıklı ticaret anlaşmasına bağlı olarak resesyon riskinin neredeyse tamamen ortadan kalktığından bahsedebiliriz. Bundan sonraki süreçte faiz indirimleri görmeyeceğimizi bir önceki yazıda da belirtmiştik. Tam aksine 29 Ocak 2020 tarihli FED toplantısında güncel tarih itibarıyla 4,4% oranında faiz artışı dahi fiyatlanmaya başlanmış durumda. FED tarafında asıl izlenen süreç enflasyonun 2% - 3% bandında stabil hareketinin gözlemlenmesi olduğundan her ne kadar faiz artışları zayıf şekilde fiyatlanmaya başlamış olsa da en azından Haziran 2020 tarihine kadar bu stabil enflasyon görülmediği sürece bir faiz artışı da yakın değil diyebiliriz. Ancak ABD tarafında inşaat başlangıçları, konut satışları, saatlik ücretler, işsizlik ve istihdam başta olmak üzere makroekonomik verilerin gelişimleri dikkate alındığında kaçınılmaz olarak enflasyonun istenilen patikaya gireceği ve faiz artışlarının tekrar gündeme geleceğini söylemek güç değil.

Gelelim yurt içinde son 1 aylık süreçte yaşanan gelişmelere. Bir önceki yazımızda bahsetmiş olduğumuz üzere hisse senetleri halen gözdemiz olmaya devam ediyor. Kasım 2019 ayını 106.903 puan ile kapatan endeks güncel tarih itibarıyla 113.683 seviyesinde, yani aylık bazda 6,3% primli. Bu süreç zarfında özellikle BIST 30 içerisinde sağlam bilanço ve sürdürülebilir karlılıkları sebebiyle köklü şirketlere ait hisse senetlerinde 15% civarlarına varan artışlar görüldü. Önümüzdeki günlere dikkatimizi çevireceğimiz önemli seviye 111.300 – 113.600 bandı. Haftalık bazda 27 Aralık 2020 Cuma gününü bu bant üzerinde kapattık ancak istediğimiz şekilde marjlı ve kendini ispat eden bir kapanış olduğundan bahsetmek zor. Aralık ayının son haftasında Noel tatili olması sebebiyle işlem hacimlerinin düşük olduğu ve piyasanın yatay seyir izlediği bir haftaya şahit olduk. Ancak 2 Ocak itibarıyla yabancı yatırımcının tekrar piyasaya dönüşü ile birlikte hareketlilik devam edecektir. Şahsi beklentim Ocak ayının pozitif yönde başlayacağı üzerine, tabii ki genel trend içerisinde ara düzeltme trendleri görmemiz olasılık dahilinde ancak şu noktadan itibaren tüm düşüşler alım fırsatı olarak kullanılabilir, sebeplerini ise aşağıdaki gibi ifade edebiliriz,

  • BIST/USDTRY endeksi defaten bahsettiğimiz $ 18.500 üzerinde uzun süredir kalıcı ve birkaç denemeden sonra aşağı yönlü kırılamayan seviye üstünde tutunan fiyat endeksin güçlü olduğunu ifade ediyor. Bir sonraki hedefimiz $ 20.000, güncel tarih itibarıyla $ 19.126 seviyesindeyiz, yani 4,6% bir yükseliş potansiyelimiz söz konusu.
  • ABD borsalarında ADR (American Depository Receipt) adı ile işlem gören hisse senetlerimiz ABD ile varılan Suriye anlaşması sonrasında halen yüksek hacimli alımlar görüyor.
  • TCMB tarafından yapılan sert faiz indirimleri sabit getirili enstrümanların cazibesini ortandan kaldırdığı için yatırımcılar geçtiğimiz yıla göre risk/getiri rasyosu oldukça yükselmiş olan hisse senetlerine doğru varlık ağırlıklarını kaydırıyor.
  • CDS primleri sıklıkla bahsetmiş olduğumuz 300 seviyesinin altına inmiş durumda ve son 3 haftadır döviz kurlarında 3% civarında bir yükseliş yaşanmasına karşın düşüşünü sürdürdü. (Kurlar ile CDS arasındaki ilişkiye yazının ilerleyen kısımlarında değineceğiz.) Güncel tarih itibarıyla 278 seviyesindeyiz ve artık 300 altında kalıcı olacağı mesajını bu süreçte verdi diyebiliriz.
  • CDS primlerinin 300 altına sarkmış olması yabancı yatırımcının yurt içerisine sokacağı sermaye için daha düşük tutarlı sigorta primi ödeyeceği anlamı taşıyor, bu da sermaye akışının hızlanacağı anlamını taşıyor.
  • Hepsinden bağımsız düşünürsek özellike BIST 30 içerisindeki ülkenin köklü firmalarına bir bilanço analizi yapılırsa bu şirketlerin 2019 yılı için hisse başına yaratacakları karlılık, varlık gelişimleri, borçlanma analizleri bizlere yabancı yatırımcıların özellikle belli hisse senetlerini neden tercih ettikleri için birçok done sağlıyor.
  • 105.300 seviyesi kırıldıktan sonra 26 Kasım ve takip eden 1 aylık süreçte Borsa yabancı payı 63,57% seviyesinden 22 Aralık 2019 tarihinde 58,96% seviyesine kadar düşmüş durumda. Haklı olarak bu nasıl iyi bir şey diye düşünebilirsiniz. Açıklamasını şöyle yapabiliriz, 83.500 seviyesinden itibaren alımlarını büyük oranda tamamlamış olan yabancı yatırımcı şu anda yalnızca arkasına yaslanarak para kazanma aşamasına geçti. 105.300 sonrasında bu seviyenin aşağı yönlü denenip kırılamadığı tarih olan 26 Kasım 2019 ve sonrasında yerli sermayenin yoğun şekilde hisse senedi piyasasına girmesi sebebiyle yabancı payında düşüş görülüyor. Bunu bu şartlar altında borsadan yabancı çıkışı gibi yorumlamak büyük hata olur.
  • BIST 30 içerisindeki hisse senetlerinin Fiyat / Kar oranları 83.500 seviyesinin görüldüğü 22 Mayıs 2019 tarihinde 5,5 seviyesine kadar düşmüştü, güncel tarih itibarıyla 8,05 seviyesindeyiz. F/K oranının aynı endeks için 2015 yılında 13,40 ve 2017 yılında ise 10,80 olduğunu hatırlatmakta fayda var. Bu oran bizlere bir şirketin hisse başına dağıtılan temettü düşükdükten sonra hisse piyasa değerine oranla ne kadar kar elde edeceğini ifade ediyor. Güncel tarih 8,05% bile ortalamada 12,5% civarında bir hisse fiyatı başına karlılığa işaret ediyor. Hisse özelinde baktığımızda ise aynı endeks içerisinde F/K oranı 3,30 civarında seyreden hisseler söz konusu, yani hisse fiyatına göre 30% kar beklentisini yansıtıyor. Mevcut faaliyetlerinden bu kadar yüksek kar beklentisi olan bir şirketin hisse senedi fiyatının önümüzdeki dönem için faizlerinde bu kadar düştüğü ve taşıma maliyetlerinin azaldığı bir ortamda fazlaca prim yapmasını beklemek çok da hayali olmayacaktır.

Hisse senetlerindeki pozitif beklentimizi maddeler halinde destekledikten sonra gelelim döviz kurları tarafına. Yukarıda CDS primlerinin döviz kurları yükselirken düşüşünü sürdürdüğünü ifade etmiştik. Bu done bize tek başına kurlardaki yükselişin kalıcı olmaktan uzak olduğu mesajını verebilir. Bunu haricinde bir ülkenin para birimi değerinde etkisi olan diğer önemli unsur ise emisyon değeri, yani sirkülasyonda dolaşan banknot miktarı. Kur yükselişine konu süreçteki emisyon değişimi incelendiğinde TL emisyon hacmindeki artışın kur artışı ile orantısız şekilde düşük kaldığını ifade edebiliriz. Yine cari işlemler dengesi, uluslararası net yatırım pozisyonu, enflasyon gelişimi gibi yabancı yatırımcının yatırım kararları verirken önem verdiği makroekonomik veriler dikkate alındığında halen bir kötüleşme olmadığını söyleyebiliriz. Aslına bakılırsa bunu şöyle yorumlamakta fayda var, yabancı sermaye akışı ile borç döngüsü sağlayan bir ekonomi olduğumuz malesef bir gerçek. CDS primleri düşerken daha düşük maliyetler ile yurt içine borç sağlayacak yabancı yatırımcı zaten ülkenin daha düşük maliyetler ile borçlanacağını biliyor. Bu noktada empati kurmak gerekiyor. Siz yabancı yatırımcı yerinde olsaydınız, sigorta maliyetlerinin düşmesi sebebiyle yurt içine artış gösterecek dolar bazlı sermaye akışlarını biliyorsunuz, arz/talep dengesinin zaten halen makroekonomik veriler ışığında (geçtiğimiz yıl yaşanan devaluasyona bağlı) arzdan yana olacağını biliyorsunuz, bu şartlar altında içeri sermaye getirecekseniz bunu 5,76 – 5,80 gibi bir kurdan mı yaparsınız, yoksa piyasayı biraz yukarı yönlü hareketlendirip yerli yatırımcıyı telaş ile dövize itip sonra yükselen kur ile 5,95 – 6,00 civarından mı yaparsınız? Cevabını kendiniz verebilirsiniz. Ayrıca TR tahvilleri için getiri eğrisi incelendiğinde uzun ve kısa vade arasındaki makasın halen 1,2% civarında olduğunu görebilirisiniz. Bunun verdiği mesaj ise piyasanın halen mevcut şartlarda TR için büyümenin aşırı hızlı bir patika izleyeceğini düşünmüyor olduğu, bu da bize borçlanmanın kısa vadede aşırı artış göstermeyeceğini ve kurlar üstünde geçtiğimiz yıla benzer şekilde baskı oluşturmayacağını söylüyor.

Mevcut şartlar altında telaşa kapılmadan metanet ve sakinlik ile hareket etmek en faydalı durum. Donelerimiz bile dövizdeki yükseliş halen geçici bir yükseliş olduğunu, kurların önümüzdeki dönemde, hem de yakın sayılabilecek bir dönemde tekrar düşüşe başlayacağını, hisse senetlerinin hem yurt içi hem de yurt dışı destekleyici MB politikaları sebebiyle halen pozitif yönde olduğunu ifade ediyor. Uzun vadeler için kur ya da bir enstrümanın fiyat tahminini yapmayı her zaman dayanaksız bulmuşumdur ancak birçok verinin analizini yaptığımda hepsinin örtüştüğü bir nokta var, 2020 içerisinde BIST endeksinde 130.000 – 135.000 bandının görülme olasığı, siyasi konjonktürde büyük dalgalanmalar olmadığı sürece yüksek olasılık dahilinde.

Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere.