GEÇMİŞ VİRAL HASTALIKLAR VE SERMAYE PİYASALARINA ETKİLERİ

Yazımıza ilk olarak geçtiğimiz ay ile güncel durumu kıyaslayacağımız bir paragraf ile başlamakta fayda var. Dövizden uzak ve hisse senetlerini tutmamız gereken bir süreçte olduğumuzu belirtmiştik. Risk primleri 300 altına sarkmış ve 278 seviyelerine gelmişken bugün itibarıyla CDS primleri 238 seviyesine kadar sarkmış durumda ve beklentilerimizi halen destekler nitelikte. Borsa tarafında TL bazda 113.683 seviyesini gördüğümüz günlerde 113.600 üstünde kaldığımız sürece hedefimizin yukarı yönlü olduğunu belirtmiştik. Geçtiğimiz hafta itibarıyla 124.800 seviyesine kadar geldik, 28.01.2019 itibarıyla ise 119.802 ile kapanış yaptık. Hedefimizin yıl içerisinde halen 135.000 seviyelerinin olduğunu hatırlatmak isterim. Döviz tarafında 1 ay öncesine göre halen aynı seviyedeyiz, aylık 1% civarında bir taşıma maliyetinin olduğunu varsayarsak TL tarafta düşen faizler ile bile kalmış olmamız kur aynı seviyede kaldığı için bizleri avantajlı kılmış durumda.

Her yazımızda olduğu üzere yine piyasaları en çok etkileyen güncel konuya değineceğiz, bu sefer için Çin’de görülen Coronavirus salgını. Geçtiğimiz haftadan beri virüs salgınının daha da artış göstermesinin beklentilere yansıması neticesinde global hisse senedi piyasalarında genele yaygın bir satış söz konusu, biz de geçtiğimiz birkaç aydır fazlaca pozitif ayrışan bir piyasa olarak ister kar satışı, ister panik satışı, adını ne dersek diyelim bu satış dalgasından payımıza düşeni yaşıyoruz. Ancak satış kaynağı dünya çapında bir panik sebebiyle olduğundan ve ülke bazlı olmadığından bu noktada beklentimin halen bu panik satış süreci bittiğinde hisse senetlerinin kaldığı yerden yükseliş sürecine devam edeceği yönünde. Bu satış dalgasını bir fırsat olarak görüp özellikle kuvvetli bilanço ve kar rakamları yaratabilen şirketlere ait hisse senetlerinin iskontolu olarak değerlendirilip satın alınmasının faydalı olacağını düşünüyorum. Bu konuyla ilgili yaptığım bir araştırmada gördüğüm bir grafiği paylaşmak isterim. Grafik HIV virüsü ile başlayan ve o günden bu yana başgösteren tüm viral hastalık süreçleri sonrasında (virüsün kontrol altına alınması sonrası) 6 ay ve 12 aylık periyotlarda ABD S&P 500 endeksinin verdiği tepkileri gösteriyor.

Coronavirüs salgınının yaygınlık bakımından SARS ile kıyaslandığını ifade etmeliyiz. Şubat ayı başı itibarıyla virüs sebebiyle 134 kişi hayatını kaybetti ve potansiyel taşıyıcı olarak müşayede altına alınan kişi sayısı ise 4600 civarında. SARS virüsü sırasında hayatını kaybedenlerin sayısı ise 774 kişi olarak belirtilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü güncel tarih itibarıyla salgın için global alarm ilan edilecek bir durum olmadığı ifade etmiştir. Aynı zamanda grip hastalığı sebebiyle haber değeri taşımadığı için bilmesek de yılda ortalama 35.000 kişinin hayatını kaybettiği ifade edilmiştir. Tüm bu verilere bakıldığında güncel durumda ana akım medyanın da etkisiyle salgının global bir korku faktörü yaratmasına izin verildiği de malesef aşikar. Şahsi fikrim ise Çin – ABD ticaret anlaşması sonrası 2020 yılında büyüme verilerinin de pozitifleşmesi neticesinde fazlasıyla satın alınmış riskli varlıklar içerisindeki zayıf alımların sistem dışına çıkarılması için medyanın da salgını sürekli gündemde tutması durumundan bahsedebiliriz, aşağıdaki grafikte görmüş olduğunuz tüm salgınlar sırasında da geçmişte olduğu gibi. Özellikle ABD piyasaları detaylı incelendiğinde son birkaç gündür görülen düşüşlerin gün içi toplanma süreçlerinde işlem hacimlerinin düşüşlere göre çok daha fazla olduğunu görebiliyoruz, yani birileri aslında bu dipleri satın alıyor. Büyük parayı takip etmemiz gerekirse şu durumda halen hisse senetlerimizi elden çıkarmak için geçerli bir sebebimiz yok. Özellikle 10 yıllık tahvillerin 10% sınırına dayandığı ve sabit getirili yatırım araçlarının sağladığı gelirlerin düşük seyir izlediği dönemde yatırımcıların göreceli risk primleri halen oldukça düşük olan hisse senetlerinden kalıcı şekilde uzaklaşması için bir sebep görünmüyor. 6 aylık CDS primlerinin geçtiğimiz günlerde 16 seviyesine kadar düştükten sonra güncel tarih itibarıyla da 24 civarında seyir izlediği durum da yine bizlere yabancı yatırımcıların önümüzdeki kısa/orta vadeli süreçte ülke için minimum risk öngördüğü mesajını veriyor. Dolar bazlı borsa endeksi $ 20.940 seviyesini gördükten sonra salgın haberleri neticesinde $ 20.140 seviyesine kadar gerilemiş durumda ancak $ 20.000 seviyesinin geçmiş dönemli yazılarımızda da ne kadar önemli olduğunu vurgulamış olduğumuzu hatırlatmak isterim. Bu seviye üstünde fiyatların tutunmasını ve tekrar dolar bazlı endeksin yükselişini sürdürmesini bekliyoruz. TL bazlı hedefimizin yıl içerisinde 135.000 civarı olmasını ve dolar bazlı hedefimizin ise kurdaki gelişime bağlı olarak $ 24.000 - $ 26.000 arası olmasını bekliyoruz. 29 Ocak 2020 itibarıyla Garanti Bankası ile başlayan 2019 4. Çeyrek kar rakamlarının açıklanması sürecinde şirket karlılıklarını da bir önceki yılın aynı dönemine göre pozitif bekliyoruz. Fiyat/Kar endeksinde aylık bazda geçtiğimiz yazımızda da bahsettiğimiz üzere 8,20 seviyesi kırıldıktan sonra 8,86 görüldü, güncel tarih itibarıyla 8,42 seviyesindeyiz. F/K oranının 8,20 altına sarkmasına düşük olasılık veriyorum, bu sebeple tahminlerden yüksek açıklanacak karlılık rakamlarının hisse senetlerinin piyasa fiyatlarına pozitif olarak yansıması da yine beklentilerimiz arasında. Bu da Şubat ayı başından itibaren Mart ayının ortasına kadar büyük bir terslik olmadığı sürece özellikle köklü ve sürdürülebilir karlılık/büyüme gösteren şirketlerin hisse senetlerinde değer kazancı göreceğimiz anlamı taşıyor.

Altın tarafında ise Ocak ayı kapanışında ONS bazında $ 1.560 seviyesi yakın takibimizde olmalı. Bu seviye 2008 ABD krizi sonrasında parasal genişlemenin aylık bazda en hacimli olduğu ve daha sonrasında ise sonlandırıldığı sürecin bir ayrım seviyesi. O döneme kıyasla global risk daha fazla değil ve makroekonomik göstergeler tüm yaşanan belirsizliklere karşın çok daha iyi durumda. Güvenli limanların en başında yer alsa da altının dolar bazında bu noktada $ 1.560 üzerinde kalıcı olmasının zor olduğuna inanıyorum. Yurt içerisinde ise altın fiyatının diğer bir çarpanı olan USDTRY kuru da etkili, ancak burada da yine kur üstündeki arz fazlalığı olan bir dönemden geçmemiz sebebiyle baskının sürmesini beklediğimiz için TL bazında da altının kısa vadede getiri sağlaması beklentisiyle alınmaması gerektiğini düşünüyorum.

Enflasyonun yılın ilk çeyreğinde geçtiğimiz yılın negatif baz etkisi altında göreceli bir miktar beklenti üzerinde seyir izleyeceğini düşünürsek TCMB tarafında fazla ve iddialı adımlar atılabilmesi için geniş bir alan bulunmuyor. 2020 yılı içerisinde tahmini toplam 200 baz puana varabilecek bir faiz indirimi beklenirken beklentinin gerçeğe ağırlıklı dönüşeceğini beklediğimiz zaman dilimi yılın 2. yarısı ve sonrasında olacaktır. Halihazırda negatife dönen reel faizin enflasyonun tahminlerden yüksek seyretmesini beklediğimiz ilk çeyrekte daha da iddialı faiz indirimleri ile yatırımcıyı uzaklaştırabilecek nitelikte zorlanmasından kaçınılması gerektiğini düşünüyor ve bekliyoruz.