TÜBİTAK’DAN DEVRİMCİ BİR PROGRAM: “SİPARİŞE DAYALI AR-GE PROJELERİ”

TÜBİTAK, son zamanlarda desteklediği projelerin ticari getirilerini yükseltmek için geliştirdiği programlara bir yenisini ekledi. Bu program, ilk amacı gibi görünen ticarileşmeyi artırmanın yanında, teknoloji ekosisteminde bazı önemli eksikleri de doldurma potansiyelini taşıyor.

Öncelikle ticarileşme potansiyelinden bahsedelim: bu program, ArGe yetkinliği olan bir “Tedarikçi Kuruluş” ile, ticari yetkinliği olan bir “Müşteri Kuruluş”u eşleştirmeyi hedefliyor. (Programda aslında bir B2B2B ya da B2B2C modeli hedeflendiği için ortadaki firmanın “Müşteri Kuruluş” olarak adlandırılmasını yanlış algılayanlar olabilir; bu firmanın da aslında satış yapması bekleniyor). Araştırmalara göre ArGe destekleri alan firmalarımızın önemli bir kısmının satış bölümü olmadığı düşünülürse, bu birlikteliğin satış potansiyelinin bu firmaların tek başına erişeceğinden çok yüksek olduğu açık. Bunun dışında, ArGe yetkinliği yüksek birçok firmamızın ticarileşmedeki problemlerinin başında eforlarını müşteri isteklerinden çok teknolojik olarak rahat hissetmeleri. Bu programda projenin gerçek müşteriye daha yakın bir kuruluştan gelmesi eforların ticarileşme ve ürünleşme potansiyelini artıracaktır.

Yüzeye yakın bu faydalarının yanında, bu program her iki “Kuruluş” ve ülkedeki girişimcilik ekosistemi için önemli kazanımlar sağlayacaktır:

Öncelikle, potansiyel “Müşteri Kuruluş”ların pek çoğu, geleneksel yöntemlerle senelerdir geliştirdikleri ürünlerini günümüzün hızla gelişen teknolojik gelişmeleriyle uyumlu hale getirmekte zorlanıyorlar. Geçmişte bir ya da iki alanda uzmanlık rekabetçi olmak için yeterli olurken, artık sayısız yeni gelişmeyi (AI, Blockchain, AR/VR, Apps, APIs, Microservices, vb.) takip etmek, yetkinlik geliştirmek ve daha da zor olanı, bugünkü gelirlerin önemli bir kısmını sağlayan “geleneksel yapıda” ürünlerde uzmanlaşmış ekipleri bu yeniliklere ayak uydurtmaya çalışırken “daldaki kuş için eldeki kuşu risk etme” durumunda kalmak. “Kurumsal İnovasyon Paralizi” diye de tanımlanacak bu zorluklar, gelişmiş ülkelerde bu tür firmaların küçük firmalarla çalışma kültürü geliştirmesi ile çözülürken, Türkiye’de maalesef firmalarımız tek başına değirmenlerle savaşmak durumunda kalıyor. Bu da zamanla “Jack of all trades, master of none” – ya da “hiçbirinde uzman olmadan her şeyden anlayan”, rekabetçi niteliğini yavaş yavaş kaybeden kurumlara dönüşmelerine yol açıyor.

Bu program, bu çeşit firmaların ürünlerinde uzman olmadıkları özellikleri uzman firmalarca günün ihtiyaçlarına uygun hale getirebileceği gibi, uzun vadede ortak çalışma alanları stratejik öneme ulaştığında bu küçük firmaları satın alma ya da yatırım yapma potansiyelini de artıracaktır ki, bu da girişimcilik ekosistemimizde yaşanan en büyük eksikliktir. Uluslararası girişimcilik ortamlarının en önemli “exit” aracı, “Stratejik Satınalma” denilen, üretici firmalar arası yatırımlardır. Ülkemizde zaten sığ olan yatırım potansiyeli “Finansal Yatırımcılarla” limitlidir ve bunlar da hem yatırım hacmi hem de ilgi spektrumu olarak çok dardır. Bu programın kulelerine hapsolmuş orta ve büyük sanayi firmalarına yeni alternatifler getirip yatırım ortamını hareketlendireceği kesindir.

Bu programın son, ama en önemli faydası ise, küçük firmalara kazandıracağını tecrübeyle çok iyi bildiğim “quantum zıplaması” olacaktır. Küçük firmaların en büyük avantajları aynı zamanda en büyük eksiklikleridir: Kurumsallaşmış firmalarda onlarca departman ve kişiyle sürdürülebilen süreçleri bazen tek kişiyle sürdürebilirler. Pazarlama, Ürün Yönetimi, Geliştirme, ArGe, Test, Satış Öncesi, Proje Yönetimi gibi her birinin farklı yetkinlikleri olan bölümlerin sayısız toplantılarla eriştikleri sonuçlara, nitelik olarak onlar kadar ideal olmasa da birer oturuşta varabilir bir ya da birkaç girişimci. Bu özellik firmanın ilk zamanlarında çok önemli avantaj sağlasa da bu adımlarda verilen pek çok karar, firmanın büyümesi aşamasında ayağına takılabilecektir. Bu aşamada kurulmasının fizibilitesi olmayan bu bölümlerin aslında ne işe yaradığını bilmek, sonradan çıkacak pek çok probleme hazırlıklı olmayı sağlar.

Bu problemleri aşmanın bir yolu, kurucuların kurumsal yapılarda zaman harcamış olması. Başarılı girişimcilerin girişimlerini ortalama 40 yaşlarında kurmuş oldukları istatistiği boşuna değil. Diğer bir yolu ise, bu programın sağlayacağı gibi, daha kurumsal bir ortakla yakın çalışarak, onlardan bu süreçleri erkenden, uygulayarak öğrenmek.

Benim kendi yaşadıklarım, bu iki yolu da tecrübe etmemi sağladı. İki ortağımla birlikte ilk girişimimizi kurduğumuzda 30 yaşındaydım, ArGe ve ürün geliştirme konusunda önemli tecrübelerimiz vardı. Bir ürünümüzü son çalıştığımız dev firma da bizden satın almış, eski patronumuz kendi takımının 1/20si zamanda, 1/20 bütçeyle geliştirdiğimizi söylemişti.

Ancak, ürünlerimizi pazara çıkartma zamanı geldiğinde “cutting the corners” diye de bilinen atlamış olduğumuz adımlar, satış ve sonrasında karşımıza çeşitli zorluklar çıkarttı. Bunları aşmamızda en büyük yardımı ilk iki müşterimizden aldık. İkisi de alanlarında global liderlerden olan bu firmalar, dünyada sadece bizde olan teknolojiyi pazarın istediği hızda sistemlerine entegre etmek için bize birçok süreci öğretmek durumunda kaldılar, eminim birçok adımda vazgeçmeye ramak kalarak:

  • “Sizin kodlarınızda 1000 satırda kaç hata çıkar? Kaçını modül testinde, kaçını sistem testinde, kaçını sahada yakalarsınız?”
  • “Bizde hata çıkmıyor”.
  • “Modül tasarım dokümanlarınızı görebilir miyiz?”
  • “Modül tasarımı yapmıyoruz”.

Bu soruları sorduklarında henüz sadece bir tane (ben) full time elemanımız olduğunu bilmiyorlardı; biz de ürün yönetimi, proje yönetimi, satış öncesi, ürün geliştirme elemanlarından farklı birer kurulum ve destek ekibi, birbirinden temel farkları olan pazarlama, kullanıcı, hata bulma ve eğitim dokümanları, mühendis olmayan dokümantasyoncu ve eğitimci gerekeceğini…

Bazıları ürünün kalitesini belirleyen, bazıları ise satış sırasında şart olan bu materyal, süreç ve ekiplerin bizim boyumuza uygun birer kopyasını bu “Müşteri Kuruluş”larla yaptığımız ilk teslimatlar sonunda geliştirmiştik.

Sonunda kendi satışımızı yapmaya başladığımızda gerekecek son kullanıcıya yönelik ürün yönetimi, pazarlama, satış, doküman, eğitim, destek ekibi ve süreçleri de ayrı bir hikâyeye kalsın…

Bu programın bu aşamada bir pilot olarak başlatıldığını tahmin ediyorum – 30 Milyon TL toplam bütçeyle herhalde 30-40 proje desteklenebilir. Umarım bu projelerin başarısıyla zenginleşecek bu program, mühendislik kalitesi olarak dünya pazarına hazır olan teknoloji sektörümüz için beklenen ticarileşme ivmesini sağlar.