Devlet, ICT alımlarının toplu gücünü kullanmamanın, sektörün oluşumunda, yerel ICT oyuncularının oluşumunda ne kadar büyük bir eksiklik olduğunun anlaşılması için ne yapmak gerekir? Kestiremiyorum. Ben ki, Çinli firmada çalışırken “Çinli’nin çayına para vermeyle ilgili sıkıntım yok; ama teknolojisine para vermek ağrıma gidiyor.” demiş bir kişi olarak bunları yazıyorum. Geçtiğimiz üç sayı boyunca kamu alım gücünün disipline edilerek ülke faydası sağlanması için aklımın erdiği konuları yazdım. Şimdi bir de, teknolojisi olmayan ama iyi bir teknoloji uygulayıcısı olan sektörümüze yönelik bir konu eklemek istiyorum: Entegratörlerimiz.
Ülkemizdeki entegratör firmalar aralarında rekabet eder. Kamu ihalelerine girerek “açık eksiltme” bile yaparlar. Peki neden bölgeselde olsa güçlü bir iki entegratörümüz olmaz? Belli bir büyüklüğü geçince neden iflas ederler?
Var olan kamu alımlarının oluşumunda etkili olduğunu düşündüğüm IT üreticileri, kendilerine ülkemizde sadece irtibat ve/veya sadece fiyatlandırma yapan lokal ofisler kurarlar. Devamında da kanal veya bayii gibi kelimelerle tanımladıkları altyapıları kurarlar. İhtiyaç makamına bu yapılar işi yapar, satar, teslim eder. Ama kamu alımlarının mümkün olduğu kadar küçük parçalarla projelendirilmesi ise ayrı bir ilahi elin işi olarak ortaya çıkar. Devletimiz yıllık ortalama 3 milyar dolarlar seviyesinde sadece donanım ve yazılım paraları öder. Tabii bunların bir de servis/mühendislik tarafları var. Bunlar ülkemiz için kazanım olan alanlar aslında. Ama bu noktada bir tuzak var. Enregratör firmalarımız üreticiden aldıkları ürünleri mühendislik kalemini de ekleyerek kamuya satışını yaparken; ihale aşamasındaki açık eksiltme aşamasında fiyatları nereden indirirler? Üreticinin minimum fiyatı bellidir ve çok özel şartlarda pazarlığa tabidir. Doğal olarak indirimler ürün tarafından olmaz. Mühendislik tarafından fiyat iner. İşte burası tuzağın dibidir. Bıçak sırtı fiyatlarla diyeceğim ama ürün için değil, satıcı firmanın mühendislik fiyatları için olan bıçak sırtı fiyatı ile Türk yüklenici satışı yapar. Peki, tuzak burada ömrünü tamamlar mı? Hayır. Çünkü yüklenici Türk firma belli şartlar ile ürünlerin alımını önce kendisi yapar. Yani ürünlerin finansal yükleri de Türk yüklenicilerin sırtındadır. Kabul aşamasında olacak ilk aksilik de kurbanın (tuzağa düşen anlamında) soluğu kesilir ve entegratörlük müssesesinin hatıraları kısmında yerini alır. Ruhuna El Ffatiha….
Eeee nerede duracak, kim bu konuda iç pazarın entegratörlükle ilgili düzenlenmesini sağlayacak. Mahalle arasında elektrik/elektronik tamircilerinin bile yeri geldiğinde “entegratör” olarak ortaya çıkmasını engelleyecek. Kimsenin önünü kesme, ekmeğine mani olmak gibi bir düşünceyle YAZMIYORUM bunları. Fakat sektörün servis /mühendislik kısmı acilen düzenlenmezse üç vakte kadar bu alanda yabancı mühendisler (mühendis olduklarını iddaa ediyorlar) tarafından işgal edilecektir. Bu noktada ek bir sorum daha var. Türkiye’de yabancı mühendislere çalışma izni veren kurumlar neden bu arkadaşların diplomalarının denklik işlemlerini yapıp denk olup olmadığını sormaz?
Ben söyleyeyim:
Bu işleri yapan kurumlar doldurdukları formların “occupation/meslek” bölümüne proje uzmanı yazınca istenmiyor. Mühendis yazınca isteniyor. Mühendislik Türkiye’de koruma altında olan bir meslek ama proje uzmanlığı değil. Ben Fizikçiyim. Buradan sadece mühendislere mesleğinize sahip çıkın diyerek bu ayın konusuna geri dönüyorum.
Servis alanı Türk mühendislerin yıllardır hem ülke içinde hem de ülke dışında yetkin olduğu alandır. Mühendislik kalitemiz iyidir. Ama sayımız azdır. Hintliler, Lübnanlılar ve son dönemde Çinliler bu alanda dominant olmaya başlamışlardır. Hatta ülke içerisinde de sektördeki/pazardaki monopoli görünümü (gidişatı) İnsan Kaynakları alanında da sıkıntılar yaratmaktadır. Teknolojiyi geliştirmeye ve bunun sürdürebilir olmasına çalışıyoruz. İhtiyaç analizi yapıldığında ilk eksiklik İnsan Kaynağı olarak ortaya çıkıyor.