TEKNOLOJİ TRANSFER OFİSLERİ İLK MEZUNLARINI VERDİ

Teknoloji Transfer Ofisleri bu yıl 10. yılını tamamladı. 1513 Teknoloji Transfer Ofisi (TTO) desteği alan ilk teknopark ve üniversitemiz destek yıllarının sonuna geldi.

İlk desteği alan bir ofisimizin destek ödemesinin durdurulduğu bilgisini aldık. Peki 10 yıllık bu süreçte TÜBİTAK tarafından mali olarak desteklenen Teknoloji Transfer Ofislerinin durumu ne olacak?

Kaç TTO kendini çevirebilir durumda?

Mesela ülkemizin ilk teknik üniversitelerinden birisi olan ve Ortadoğu’nun en büyük iki Organize Sanayi Bölgesine sahip bir ekosistemde faaliyet gösteren TTO faaliyetlerini nasıl ilerletecek?

On yıl boyunca bu TTO ne kadarlık bir üniversite-sanayi iş birliği geliştirdi?

Herhangi bir ticarileşme gerçekleştirdi mi?

Akademisyenlerine herhangi bir danışmanlık faaliyeti sözleşmesi imzalattı mı?

TTO’ların kuruluş amacı üniversitedeki bilgi birikimi sanayiye aktarmak, sanayinin ihtiyaç duyduğu akademik bilgi birikim sonucunda gerek projeler gerekse de patent, faydalı model vb. çalışmalar ile gelir oluşturarak, TÜBİTAK destek süreci tamamlandık sonra da kendisini idame ettirecek yapıların ortaya çıkmasını sağlamaktı.

Geldiğimiz noktada bu hedeflere ve kuruluş amacına yaklaşılamadığını görüyoruz. Şimdi ne yapacağız peki?

Denedik olmadı mı diyeceğiz?

Yoksa neden olmadığını mı tartışacağız.

Denedik olmadı demek kolay. Çünkü heba olan kamunun kaynakları. Çünkü kamu kaynaklarını sırf koltuklarınızı ve kolladıklarınızı fonlamak için kullandınız.

Neden olmadığına gelirsek tek tek sıralayacağım:

  1. Kalifiye personeller ile çalışmadınız.
  2. Kurumsal hafızanın oluşmasını önemsemediniz.
  3. Sahaya çıkmadınız.
  4. Sahadan gelen talepleri göz ardı ettiniz.
  5. Koltuklarınızdan kalkmadığınız gibi kolladıklarınızı da koltuklardan kaldırmadınız.
  6. Mali bir yapı ortaya koymadınız.
  7. Akademisyenlerin döner sermayeye mahkûm ettiniz.
  8. Kalifiye personeller ile çalışmadığınız gibi kendi bütçenizden karşılamanız gereken personel giderlerini de TTO desteğinin içerisine koyarak şark kurnazlığı yaptınız.
  9. Kurumlar arası iş birliğini sadece işiniz düştüğünde hatırladınız.
  10. Network oluşturamadınız.
  11. Mezunlarınızı takip etmediniz.
  12. Bu on yıl hiç bitmeyecek sandınız.
  13. Hep sizden öncekileri eleştirip, karşılığında bir çözüm önerisi getirmediniz.

Sıralamanın devamı muhakkak var tabi ama çözüm önerimiz de var.

Öncelikle ben ne yapıyorum, açıklamak isterim:

Feridun Portakal olarak, bir proje danışmanı olarak belirlenen bu amaçlar doğrultusunda araştırmalarımı yapıyorum. Sahadan gelen talepleri, oluşturduğum network ile harmanlayarak, ihtiyaçlara karşılayacak akademisyenlere ulaşıp, hedeflenen çıktıya yönelik proje dosyası hazırlayıp, kamu kaynaklarına sanayicilerimiz adına başvuruyorum. Akademisyenlerimize verecekleri hizmetler dolayısı ile bir bütçe belirleyip, her iki tarafı da ortak bir payda da buluşturuyorum. Ayrıca sözleşmelere, ürüne yönelik bir patent ve/veya faydalı model ortaya çıkması durumunda royalty tanımlayarak, ticarileşme süresince kazan kazan formülünü uyguluyorum. Girişimci olmak isteyen gençlerin fikirlerini dinleyerek, teknokentlere yönlendirip, iş fikirlerini değere dönüştürmeye çabalıyorum.

Peki siz koltuklarınız ve kolladıklarınız ile şu saydıklarımdan kaç tanesini hayata geçiriyorsunuz?

Ortaya çıkan duruma bakılırsa pek de bir şey yapmıyorsunuz. Çünkü takke düştü…

Şimdi konu benim yaptıklarım ya da desteği kesilenlerin yapmadıkları değil. Asıl konumuza gelelim…

Her ne kadar ilk olarak Japonya ve Amerika örnekleri incelenerek oluşturulmuş olsa da bu yapılar, ülkemizin sosyo-ekonomik yapısına uygun bir metodolojinin belirlenmesi gerekiyor. Her TTO konusunu ele aldığımda, ülkemizde bu konuyu kendisine dert edinmiş birçok yöneticiden mesajlar ve yorumlar alıyorum.

Artık bu konuları dert edinenler ile bir araya gelerek, bu işin bir yönergesini, uygulama yönetmeliğini, şartlar ne olursa olsun değişmez bir stratejisini oluşturmamız gerekiyor.

Keyfi uygulamaların olmaması, kamu kaynaklarının doğru alanlarda, belirlenen hedeflere göre harcanması ve her kim yönetici olursa olsun, oluşturulan strateji doğrultusunda hareket etmesinin sağlanması gerekiyor.

Buradan açık çağrımızı yapmak istiyorum.

Teknoloji Transfer Ofislerinde yöneticilik yapan ve kendilerine bu alanı dert edinmiş bütün paydaşlar ile bir araya gelelim. Hala destek almaya devam edenler için yarın çok geç olabilir.

Koltuklarınız ve kolladıklarınız ile başlamışken, İstanbul 20’nci Asliye Ticaret Mahkemesi’nin İTÜ ARI Teknokent davasında, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nı haklı bularak, ARI Teknokente Kayyum atanmasına karar verdiği basına yansıdı.

"……İstanbul 20’nci Asliye Ticaret Mahkemesi, bakanlığı haklı bularak, Arı Teknokent’in yönetimine kayyum atanmasına ve şirket yönetiminin feshine karar verdi. Davanın İstinaf Mahkemesi’nde temyiz hakkı var. Oradan da benzer sonuç gelip Yargıtay’dan da onama çıkarsa Türkiye tarihinde ilk kez bir teknokentin yönetimi el çektirilecek..."

Yaklaşık bir buçuk yıldır zaten bakanlık ile İTÜ ARI Teknokent arasındaki dava için çok şeyler söylendi, çok dedikodular çıktı. Bakanlık denetimin ardından İTÜ ARI Teknokent’le ilgili iddialar yargıya taşındı.

Ben işin imar tarafından çok muhtevası belirlenemeyen harcamalar tarafından bakıyorum.

Her zaman söylüyorum. Hiç kimse hesabını veremeyeceği, hukuk önünde savunamayacağı işlere kalkışmamalı.

Ortada koskoca bir 4691 sayılı TGB kanunu var iken ve siz yöneticiler bu kanunlar çerçevesinde iş ve işlemlerinizi gerçekleştirmeniz gerekirken, ben ülkenin en büyük teknokentiyim edasıyla usulsüz işlemler yapmaya kalkarsanız, gün gelir yargıya hesap vermek zorunda kalırsınız.

Peki İTÜ ARI Teknokentte durum böyle iken diğer teknoparklarımızda durum nasıl.

Üniversitelere ilişkin Sayıştay raporlarında, bağlı teknokentlerle ilgili de birçok usulsüzlükler de raporlarda yer alıyor.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı eğer Sayıştay raporlarını inceler ise en azından ülkemizin geleceği olarak gördüğümüz teknokentleri kanunlara aykırı olarak yöneten, kamunun kaynaklarını, babasından miras kalmışçasına har vurup harman savuran, bu sorun yumağından temizlenmesini sağlayabilirler.

Bu kayyum atanması gereken teknokent için rektör ile kavga ederek, örtbas etmeye benzemez. Şimdi akademik statüsünün arkasına dayanıp usulsüzlük yapan Profesörler düşünsün.