Bu sayıda da tekrarlayacağım, “Sözüm kimseye değildir”. Ama kulağıma küpe konularısadece alt alta yazıyorum.
Yerlileşelim. 100% hem fikirim. Ama peşinden kocaman bir FAKAT’ım var. Yerlilik konsepti bir üründe hangi alanlarda olabilir. İlk olarak ürünün Araştırması’nda (!), ikinci Ürün Geliştirmesi’nde (!), son olarak da Üretimi’nde.
Sondan başa doğru gidersek, Üretim başlığını ele aldığımızda; üretimde kullanılacak devre elemanlarının yüzde kaçı Türkiye’de üretiliyor. Hemen hemen hiçbirisi. Peki dünyada üretim yapanlar bu konuyu nasıl hallediyor? Mesela Çinli firmalar, hiç fikriniz var mı? Ürünlerinde üretim amaçlı kullandıkları devre elemanlarının en az %60 oranında ABD kuruluşlu firmalar var. Peki Çinliler’in yerli milli ürünleri var mı? Var. Hem de ana teknoloji (Core technology)’leri var. Ne mi yapıyorlar. Kendi işlemcilerini geliştirip, kendi ekipmanlarında kullanıyorlar. Olmazsa olmaz mı? Olur, ama yerli olacaktık hani? Burada rahmetli dedemin kızdığında çocuklarına, torunlarına söylediği bir atasözünü (değilde) iletmek istiyorum. “Sokma akıllı” derdi. En ağır küfürü buydu. Eğer işlemciniz sizin değilse sizin de ürünleriniz tabiri caizse sokma akıllı olur. İşlemci üreticisi ne kadar akıl kullanmana izin verirse o kadar gelişmiş ve rekabetçi ürünün olur. İstediği zaman satar, istediği zaman satmaz. İşine geldiğinde rakibine özel çözümler geliştirir verir, sana standart çözümü verir. Olay sürdürülebilir olmaktan çıkar.
Bir fizikçi olarak olması gereken başlangıcımı burada yapmak istiyorum. “I assume that...” yani problemi çözmeden önceki kabullenmem; ülkemizde işlemci yok, devre elemanı yok, hepsini ithal ediyoruz. Acı reçete gibi... Bu noktada da alım yapılan devre elemanlarının alım maliyetleri ortaya çıkıyor. Az alıyorsanız fiyat pahalı, çok alıyorsanız daha ucuz. Çözüm konsolidasyonda. Kabullenmeme geri dönüyorum. Kullanılacak devre elemanlarında yokları yaşıyorsanız, demek ki yazılım tarafına yoğunlaşmanız gerekiyor. Yazılımda da platformu yönlendiren en büyük tema 5G. Aklınıza ne geliyorsa artık her şey 5G. Yazılım dendiğinde Endüstri 4.0 masaya tam ortadan giriş yapıyor. Hemen devamında IoT telaffuz edilmeye başlanıyor. Ama bizim gibi ülkeler için durum tıpkı işlemcide olduğu gibi sınırları çizilmiş geliştirme modülleri önümüze gelmeye başlıyor. Hemen bu noktada IoT konusuna azıcık değinmek istiyorum.
IoT konusuna girince, biraz bu konuda oyalanmak istiyorum. IoT, aslında uç birim üretimi, yazılımı, güvenliği başlı başına bir konu. Bu uç birimlerin kendinden kontrollü arabalarda, üretim alanlarının akıllandırılmasında, sağlıkta, enerjide ve benzeri dikey sektörlerde çok ama çok küçük gecikmelerle uç birimleri yönetiyor veya uç birimlerinden veri almasını sağlaması gerekiyor. Ötesinde ara yazılım katmanı, iletim katmanı gibi bölümlerden oluşuyor. Yazılım katmanı aslında yapay zekanın konumlandığı ve otomasyon ile IoT hizmetlerinin “Akıllı” sistemler olarak ayrışmasını sağlayan bölümdür. Veriyi topla, işle, değerlendir ve bir yargıya var. Bu yargıyı sistemde uygula. Ancak bu silsile ile akıllı tanımı kurulan genel ya da özel amaçlı şebekeleri ayrıştırır.
Kabullenmelerimin ışığında, araştırma (sorunu tanımla, fikri mülkiyeti geliştir ve resmi tanımlamasını oluşturma); geliştirme (oluşan fikri mülkiyetin artık ete kemiğe bürünmesi olarak tanımlanabilir) bu iki cümlede açıklamaya çalıştığım mevzu aslında on yıllar mertebesinde bir birikimin oluşmasını gerektirir. Akademik dünyanın desteklenmesi, akademi sanayi iş birliğinin ürüne dönüşebilen yapılar olması; kamunun da üretilen ürünlerin kullanımında öncülük etmesi ciddi bir dönüşümün yolunu açacaktır.
Son söz; BTK liderliğinde oluşturulan HTK (Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesi’ni çok önemli bir inisiyatif olarak görmekteyim. Bir sonraki yazıya “Millileşme’den” ne anlıyorum onu yazmak istiyorum.
Sürçi lisan ettim ise af ola. Saygılarımla