Toprak İçin Tarihi Buluşma: Ankara’dan Dünyaya Güçlü Mesaj
“Araziyi Korumak, Geleceği Korumaktır”
İklim krizi, kuraklık, çölleşme ve gıda güvenliği dünyanın en büyük tehditleri arasında yer alırken, bu küresel sorunlara karşı dikkat çeken bir buluşma Ankara’da gerçekleştirildi. 25 Temmuz 2026 tarihinde Akar Hotel’de düzenlenen RE-LDN (Regional Engagement for Land Degradation Neutrality – Arazi Tahribatının Dengelenmesi İçin Bölgesel Katılım) Çalıştayı, yalnızca bir toplantı olmanın ötesine geçerek Türkiye’nin sürdürülebilir arazi yönetiminde yeni bir dönemin kapısını araladı.
Kamu kurumları, akademisyenler, ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları ile alanında uzman isimleri aynı masa etrafında buluşturan çalıştayda, Türkiye’nin toprak politikalarına yön verebilecek nitelikte 15 stratejik karar ve iş birliği alanı üzerinde ortak mutabakat sağlandı.
Toprak, İklim ve Gelecek Aynı Denklemin Parçası
Çalıştayın en güçlü mesajı ise oldukça netti:
“Toprak yalnızca üzerinde yaşadığımız bir zemin değil; iklimin, suyun, biyolojik çeşitliliğin ve gıda güvenliğinin ortak paydasıdır.”
Katılımcılar, arazi tahribatının artık yalnızca çevresel bir sorun olmadığını; ekonomik kalkınmayı, kırsal yaşamı, göçü, sosyal refahı ve ulusal güvenliği doğrudan etkileyen küresel bir kriz hâline geldiğini vurguladı.
Bu kapsamda tüm projelerin Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile uyumlu yürütülmesi, doğa temelli çözümler, agroekoloji ve permakültür yaklaşımlarının yaygınlaştırılması konusunda ortak irade ortaya konuldu.
Türkiye’de Arazi Yönetiminde Yeni Dönem
Çalıştayda dikkat çeken en önemli değerlendirmelerden biri de Türkiye’nin arazi yönetiminde tarihsel bir dönüşüm sürecine girdiği yönündeydi.
Selçuklu’nun ikta sistemi, Osmanlı’nın tımar teşkilatı ve Cumhuriyet döneminin kadastro ile arazi reformları sonrasında bugün artık yeni bir paradigma konuşuluyor:
Entegre Arazi Yönetimi.
Bu yeni yaklaşım;
- dijital dönüşüm,
- iklim değişikliğine uyum,
- karbon yönetimi,
- doğa temelli çözümler
- ve katılımcı yönetişim
başlıklarını aynı çatı altında buluşturarak sürdürülebilir kalkınmanın temel yapı taşlarından biri olarak değerlendiriliyor.
Türkiye’nin Gözü COP17 ve COP31 Süreçlerinde
Çalıştayın en önemli gündem maddelerinden biri de 2026 yılında gerçekleştirilecek üç büyük Rio Sözleşmesi Konferansı oldu.
Moğolistan’da yapılacak UNCCD COP17, Ermenistan’daki CBD COP17 ve Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek UNFCCC COP31 süreçlerine sivil toplumun güçlü ve organize biçimde katılması konusunda ortak karar alındı.
Özellikle Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’in Türkiye açısından yalnızca bir uluslararası toplantı değil, aynı zamanda küresel iklim diplomasisinde tarihi bir fırsat olduğu ifade edildi.
Katılımcılar, Türkiye’nin bu süreçte politika üreten, proje geliştiren ve uluslararası iş birliklerini güçlendiren öncü ülkelerden biri olabileceğine dikkat çekti.
Sivil Toplum Daha Güçlü Rol Üstlenecek
Çalıştayda oluşturulan çalışma gruplarının faaliyetlerini sürdürmesi, yeni proje çağrılarının hazırlanması ve uluslararası fonlara yönelik ortak girişimlerin başlatılması kararlaştırıldı.
UNCCD’ye akredite sivil toplum kuruluşlarının daha etkin rol üstlenmesi, COP31 kapsamında yan etkinlikler düzenlemesi, politika notları hazırlaması ve uluslararası ağlarla iş birliğini geliştirmesi hedefleniyor.
Bu doğrultuda sekiz farklı sivil toplum kuruluşu COP31 yan etkinlikleri için eşleştirilirken, üç ayrı uluslararası etkinlik taslağı da hazırlandı.
Toprak İçin Ortaklık Çağrısı
Çalıştayın en dikkat çekici kararlarından biri ise “Toprak ve Arazi İçin İş Birliği” yaklaşımının benimsenmesi oldu.
Katılımcılar, arazi tahribatı ile mücadelenin yalnızca kamu kurumlarının değil; üniversitelerin, özel sektörün, yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının ortak sorumluluğu olduğunun altını çizdi.
Bu nedenle iletişim, görünürlük, bilgi paylaşımı ve ortak proje kültürünün güçlendirilmesi yönünde önemli adımlar atılması kararlaştırıldı.
Ankara’dan Dünyaya Verilen Mesaj
RE-LDN Çalıştayı, yalnızca alınan kararlarla değil, ortaya koyduğu vizyonla da dikkat çekti.
Toprağın korunmasının iklim krizine karşı mücadeleden gıda güvenliğine, biyolojik çeşitliliğin korunmasından ekonomik kalkınmaya kadar birçok alanı doğrudan etkilediği gerçeği bir kez daha güçlü şekilde ortaya konuldu.
Uzmanlara göre bundan sonraki süreçte başarı; alınan kararların sahaya ne ölçüde yansıtılacağı, kurumlar arası iş birliğinin nasıl geliştirileceği ve Türkiye’nin uluslararası platformlarda ne kadar etkin rol üstleneceğiyle belirlenecek.
Ankara’da gerçekleştirilen RE-LDN Çalıştayı, sadece bugünün değil, gelecek nesillerin yaşam hakkını ilgilendiren kritik bir gerçeği yeniden gündeme taşıdı:
Toprağını kaybeden toplumlar yalnızca üretim gücünü değil; su kaynaklarını, biyolojik çeşitliliğini, ekonomik direncini ve geleceğe dair umutlarını da kaybeder.
Türkiye, bu kritik süreçte toprağı merkeze alan yeni bir kalkınma vizyonu oluşturabilir mi?
Bu sorunun cevabı, çalıştay salonlarında alınan kararların ne ölçüde hayata geçirileceğiyle şekillenecek.






